Ali Kaftan

Ali Kaftan

Çevirmen
8.0/10
369 Kişi
·
677
Okunma
·
0
Beğeni
·
44
Gösterim
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
247 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 27. kitap oldu. H.G.Wells'in ise daha önce üç kitabını okumuştum ve hepsini ayrı ayrı çok beğenmiştim. Bu kitap da diğerleri gibi muhteşemdi. Açıkçası hangi kitabını daha çok beğendin diye sorsanız, ne cevap veririm bilemiyorum. Benim için çok zor bir soru olur. En iyisi siz hepsini okuyup kendi kararınızı verin. Ayrıca sonda söyleyeceğimi bu kez başta söyleyeyim, H.G. Wells artık en sevdiğim yazarlardan birisi. Okuduğum dört kitabıyla bunu rahatlıkla söyleyebiliyorum artık.

Ayrıca bu yazıyı sitemizdeki son zamanların suskun ismi, Murat Ç'ye armağan ediyorum. Çünkü Dünyalar Savaşı'nı ben daha okumadan önce bana çok değerli bilgiler vermişti. Dünyalar Savaşı ile H.G. Wells'in, Mustafa Kemal Atatürk'ün Nutuk adlı eserinde geçen tek yabancı kitap ve tek yabancı yazar olduğunu ifade etmişti. Kendisi Mustafa Kemal Atatürk ile ilgili engin bir bilgiye sahip olduğu için daha fazla susmamasını ve aldığı karardan dönerek aramıza tekrardan katılmasını istiyorum.

Kitaba geçecek olursak, Mustafa Kemal Atatürk Nutuk'ta bu kitabı değerlendirmiş olup muhteşem bir global bakış açısıyla kitabı yorumlamış. İşte kitapla ilgili Nutuk'ta geçen o ifadeler:

“Millete şunu da hatırlattım ki, kendimizi dünyanın hâkimi zannetmek gafleti, artık devam etmemelidir. Dünyanın durumunu ve dünyadaki gerçek yerimizi tanımamaktaki gafletle, gafillere uymakla milletimizi sürüklediğimiz felâketler yetişir! Bile bile aynı faciayı devam ettiremeyiz. Efendiler, İngiliz tarihçilerinden Wells, iki yıl önce yayınlanan bir tarih yazdı. Eserinin son sayfaları ‘Dünya tarihinin gelecekteki safhası’ başlığı altında bazı düşünce ve görüşleri içine almaktadır. Bu görüşlerin yönelmiş olduğu hedef ‘Un gouvernement fédéral mondial’ yani ‘birleşik bir dünya devleti’dir. Wells, bu bölümde, birleşik bir dünya devletinin nasıl kurulabileceğini ve böyle bir devletin önemli ayırıcı özellikleri ile ilgili tasavvurlarını belirtiyor; adaletin ve tek bir kanunun hâkimiyeti altında dünyamızın ne durumda bulunacağını tahayyül ediyor. Wells, ‘bütün hâkimiyetler tek bir hâkimiyet içinde eritilmezse, milliyetlerin üstünde bir kuvvet meydana çıkmazsa, dünya mahvolacaktır’ diyor ve ‘gerçek devlet, çağdaş hayat şartlarının bir zaruret haline getirdiği birleşik dünya devletinden başka bir şey olamaz’; ‘hiç şüphe yoktur ki, insanlar kendi icatları altında ezilmek istemezlerse er geç birleşmeye mecbur olacaklardır’ görüşünü ileri sürüyor. ‘İnsanlığın dayanışması ile ilgili büyük hayallerin sonunda gerçekleşmesi için ne yapmak ve neyin önüne geçmek gerekeceğinin doğru olarak bilinmediği’ ve ‘saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceği’ de bildiriliyor. Wells’in ‘Avrupa ve Asya’nın felâketleri ve ortak ihtiyaçları, belki dünyanın bu iki parçasındaki milletlerin bir dereceye kadar birleşmesine yardım edecektir’, ‘olabilir ki, dünya ölçüsünde bir birleşmeye gidilmeden önce, bir sıra bölgesel birleşmeler yapılabilir’ şeklindeki düşüncelerini de kaydedeyim. Efendiler, bütün insanlığın görgü, bilgi ve düşüncede yükselip olgunlaşması, Hıristiyanlığı, Müslümanlığı, Budizmi bir yana bırakarak basitleştirilmiş ve herkes için anlaşılacak duruma getirilmiş saf ve lekesiz bir dünya dininin kurulması ve insanların, şimdiye kadar kavgalar, çirkeflikler, kaba istek ve iştahlar arasında bir sefalethanede yaşamakta olduklarını kabul ederek, bütün vücutları ve zekâları zehirleyen zararlı tohumları yok etmeye karar vermesi gibi şartların gerçekleşmesini gerektiren ‘birleşik bir dünya devleti’ kurma hayalinin tatlı olduğunu inkâr edecek değiliz.”

Sadece Atatürk'ün bu paragrafını layıkıyla anlamak bile insana önemli bir kazançtır bana göre. Atatürk'ün yazdıklarında özellikle dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var ki, o da yorumunun asla sadece Türkiye sınırları içerisinde ulusal bir siyasi yorum olmadığıdır. Tamamen global ve uluslarüstü bir yorum yaparak Wells'in kurguladığı birleşik dünya devleti hayalinin "tatlı" olduğunu ifade etmiştir. İşte benim siyasette aradığım düşünce tam olarak budur. Benim önüme geçerli ve bilimsel bir dünya görüşü sunamayan hiçbir siyasi düşünce veya siyasi parti oyumu almayı hak etmemektedir. Sadece ülke sınırlarıyla bağlı olan, geleceğe yönelik bir vizyonu olmayan, halkın safiyane duygularıyla sürekli oynayan, nefret politikası güderek oy kazancı sağlayan, iç siyasette koltuğunu sağlamlaştırıp dış siyasette kabadayılıkla hareket eden hiçbir siyasi örgütlenme biz insanlar tarafından desteklenmemelidir.

Atatürk'ün tırnak işareti içerisine aldığı gibi, "saldırgan bir dış siyaset geleneğine sahip olan devletlerin, birleşik bir dünya devleti tarafından güçlükle temsil edilebileceği" ve saldırgan tutumunun devam etmesi halinde diğer devletler tarafından yaptırımlarla karşılaşacağı unutulmamalıdır. Sıcak savaşın artık rafa kalktığı, soğuk savaşların akla gelebilecek her alanda görülmeye başlandığı 21. yüzyılda dış siyasette saldırgan bir tutum sergilemek son derece anlamsızdır.

Son dönemde özellikle Türkiye siyasetinde gördüğüm saldırgan ve kabadayıca bir dış siyaset politikası Kemal Sunal'ın 100 Numaralı Adam filmindeki "Sen Sadece Bağırıyorsun" sahnesini aklıma getirmektedir. (Bkz: https://www.youtube.com/watch?v=A2i3WpT68ck)

Şayet bu şekilde siyasi politika izlemeye devam edersek H.G. Wells'in Dünyalar Savaşı'ndaki gibi hem ülkece hem de dünya olarak yok olmanın eşiğine gelebiliriz. Oysaki biz insanların yapması gereken en önemli siyaset, "insanlığı" ve "bilimi" hayatımızın merkezine koyarak global bir dünya görüşüne sahip olmaktır. İşte ancak o zaman dünya olarak daha ileriye gidebilir ve daha güzel günlere yelken açabiliriz.
218 syf.
·5 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 18. kitap oldu. Bu kitap, görünmezlik fikrinin ilk defa ortaya atıldığı ve işlendiği kitap olarak bilimkurgu alanında son derece önemli bir yere sahip. Zaten kitabın yazım tarihi 1897. Sadece bu iki bilgi bile yazara ve kitaba ciddi bir saygı duymamızı gerektiriyor.

H.G. Wells, önceki okuduğum Zaman Makinesi adlı kitabında zamanda yolculuk kavramını işlemiş ve zamanda yolculuk yapılabileceği fikrini ilk defa ortaya atmış olan yazardır. Bu kitabında da görünmezlik fikrini ilk defa ortaya atması ve bilimsel açıklamalarla görünmezlik fikrini desteklemesi H.G. Wells'i gözümde bambaşka bir noktaya çıkardı. Gerçekten de anlatımına ve zekasına bir kez daha hayran oldum. Sanırım kendisinin bir bilimkurgu üstadı olduğunu söylemeye gerek yok.

Yazarımız ile ilgili bir paragraf daha açmak istiyorum. Bunun sebebi ise, diğer bilimkurgu yazarlarına göre farklı olduğunu düşündüğüm bir yönünü sizlerle paylaşmak... Wells, kitaplarında yarattığı karakterlerinin psikolojik tahlillerini son derece başarılı bir şekilde yapabilen bir yazar. Hatta bir ara Stefan Zweig okuyormuş gibi hissettiğimi de ifade etmek isterim. İlk okuduğum kitabı olan Zaman Makinesi'nde "zaman yolcusu" adını verdiği karakterinin psikolojik tahlillerini de bu kitabındaki Görünmez Adam Griffin'in psikolojik tahlillerini de son derece güzel bir şekilde okurun önüne sunmayı başarmış. Bu yönüyle bir takdiri hak ettiğini söylemek gerekiyor.

Kitap, bir pansiyona gelen ve yazarın "tuhaf adam" diye nitelendirdiği garip bir yabancının karşımıza çıkması ile başlıyor. Bu garip adam tabii ki Görünmez Adam Griffin'in ta kendisi. Ve Görünmez Adam kolaylıkla tahmin edeceğiniz üzere, görünmezlik iksirini bulmuş olan bir bilim adamı. Yalnız, biraz psikopat bir karakter. Mesela babasının intiharına sebep oluyor ve buna dair bir üzüntü duymuyor yahut gözünü kırpmadan hırsızlık yapabiliyor veya insanları terör estireceğine dair korkutabiliyor. Anlayacağınız, tavırları oldukça kaba ve antipatik. Fakat bence Wells'in ana karakterini sempatik göstermek gibi bir amacı da yok. Onun yapmaya çalıştığı tek şey, görünmezlik kavramının olumlu ve olumsuz yönlerini okuyucunun önüne sermek ve bu konu üzerine okuyucunun düşünmesini sağlamak.

Görünmez Adam, bir bilim kurgu kitabı olması nedeniyle görünmezliği ispatlama amacı güdüyormuş gibi görünse de bence gerçek öyle değil. Zira görünmezliği, ışığın kırılması gibi bir takım bilimsel gerekçelere dayandırsa da, aslında yazar görünmezliğin icat edilebileceğini ispatlamaya çalışmıyor. Onun yapmaya çalıştığı tek şey, görünmezlik tutkusuyla yanıp tutuşan bir bilim adamının, Griffin'in, görünmezliği keşfettikten sonra başına gelenleri, hissettiklerini, sonu gelmez bir çaresizliğe ve trajik bir maceraya sürüklenişini anlatmak.

Zira, görünmezliğin birçok olumsuz yönleri de var. Şöyle ki; Görünmez Adam'ımız üzerine bir şey giyerse hemen şekil alıyor ve doğal olarak görünür hale geliyor; soğuk havalarda bile üstüne bir şey giyemiyor ve dışarıda çıplak dolaşmak zorunda kalıyor; çamurlu yollardan yürüyemiyor, çünkü ayak izleri hemen belli oluyor; yemek yiyemiyor, çünkü yedikleri dışarıdan bakanlar tarafından midesinde hemen görülüyor... İşte görünmezliğin de böyle olumsuz yönlerini ortaya koyuyor yazar... Ayrıca Görünmez Adam, kitabın başından beri kime güvendiyse hep güveni boşa çıkarılan ve adeta sırtından bıçaklanan biri. Böyle olunca da kitabın sonlarına doğru, öfke dolu ve intikam dürtüsüyle yanıp tutuşan, hissiz bir yaratığa dönüşüyor.

Görünmez Adam, H.G. Wells'in okuduğum ikinci kitabıydı ve Zaman Makinesi'nde olduğu gibi yine beni kendisine hayran bırakmayı başardı. Son derece beğendiğim ve tavsiye ettiğim bir eser oldu. Görünmezlik fikri üzerine bir kere daha düşünmemi sağladı. Daha fazla ilginizi çekmesi için düşündüren bir soruyla yazımı sonlandıracağım. Çünkü görünmezlik üzerine biraz düşünmenizi istedim...

Görünmez bir insan olsaydınız ilk yapacağınız şey ne olurdu ve bunu yaptığınızda vicdanen rahatsız olur muydunuz?
197 syf.
·2 günde·9/10
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 23. kitap oldu. H.G. Wells’in daha önce iki kitabını daha okumuştum ve ikisinde de beni kendisine hayran bırakmayı başarmıştı. Bu kitabında da tıpkı önceki iki kitabında olduğu gibi oldukça etkileyici fikirler ve bakış açıları mevcut.

Avrupa’da canlı hayvanlar üzerinde veya insanlar üzerinde deney yapılmalı mı yapılmamalı mı tartışmalarının yaşandığı zamanlarda Wells, kendi düşüncesini bu bilimkurgu romanı aracılığı ile ortaya koymuş. Her şeyden önce kitabın 1896 yılında yazıldığını düşünürsek H.G. Wells’in hakkını bir kez daha kendisine saygıyla teslim etmek gerekiyor.

Kitap, Edward Prendick isimli bir adamın başından geçen olayları anlatıyor. Bütün kitap boyunca Prendick’in adeta anı defterini okuyor gibi hissediyorsunuz. Prendick, nereye gittiği veya nereden geldiği belli olmayan bir gemide yolculuk yaparken gemi kaza yapıyor ve kendisi kazadan sağ çıkan tek insan oluyor. Daha sonra başka bir gemi tarafından kurtarılıyor ve Doktor Moreau’nun Adası'na getiriliyor. Burada Moreau ile tanışıyor ve zamanla onun canlı hayvanlar ile çeşitli deneyler yaptığını görüyor. Moreau, güncel tanımıyla, plastik cerrahiye hayatını adamış birisi ve yaptığı deneylerle adasındaki hayvanlardan insan üretmek istiyor. Edward Prendick de bilimle ilgilenen biri olduğu için ilk başta Doktor Moreau’ya karşı çıkıyor ve onu engellemek istiyor.

Bu noktada biraz konuyu dağıtmakta fayda var. Bilindiği üzere, insanoğlu var olduğu andan itibaren biyolojik çevresindeki ve kendi vücudundaki olayların nasıl meydana geldiğini hep merak etmiştir.Bunun için birçok deney yapılmıştır, halen de yapılmaya devam etmektedir. Deneysel araştırmalarda işin tabiatı gereği denek kullanmak bir zorunluluktur; bu anlamda deney hayvanları kaçınılmaz olarak insan deneklere en önemli alternatif olmuştur. Peki hayvanlar da bizim gibi canlılar olduğuna göre onları deneylerde kullanmak ne kadar etiktir? Birçok hayvansever arkadaşımın hayvanların kullanıldığı deneylere karşı çıktığını biliyorum. Bu konuda aranızdan farklı görüşten insanların çıkacağına da eminim. O yüzden bu noktada bir soru sorarak konuyu etrafından dolaşmayı tercih ediyorum: Eğer ki ölmek üzere hastaneye kaldırılsaydınız, hayvanlar üzerinde yapılan testler sonucunda geliştirilmiş ve bu sayede güvenebileceğimiz bir ilacı almayı reddeder miydiniz?

Hayvanların kullanılarak deney yapılması konusunda ortak bir karara varmak, dolayısıyla yukarıdaki soruma aynı cevapları vermek ne yazık ki mümkün değil. Dediğim gibi eminim birçok kişi bu konuda farklı düşüncelere sahiptir. Ancak bu konuya fazla duygusal yaklaşmanın da insanlar için olumsuz sonuçlar doğuracağı kanaatindeyim. Bilimsel çalışmalar ve deneyler durdurulamaz. Zira bilim, doğada var olanı anlama sanatıdır. Bizim de yegane amacımız doğada var olanı anlamak veya anlamlandırmak olmalıdır. Tabii bu demek değildir ki, deney adı altında hayvanlar işkence görsün...

Doktor Moreau da kitapta “dirikesim” olarak adlandırılan bir işlemi hayvanlar üzerinde uyguluyor. Dirikesim,hayvanlar başta olmak üzere, canlıların bilimsel amaçlar için cerrahi tekniklerle parçalarına ayrılma işlemi olarak tanımlanıyor ve Moreau bu sayede birçok “yarı insan” üretmeyi başarıyor. Ancak Moreau bir Frankenstien olmadığı gibi Dr. Jekyll ile Mr. Hyde da değil. Karakter olarak tamamen onlardan farklı. Wells burada “tanrımsı” bir karakter kurgulamış ve Moreau’yu adeta bir yaratıcı gibi önümüze sunmuş. Ancak Moreau kesinlikle bir deli değil, sadece hayvanları bilim için canlı canlı kesmeye meraklıdır ve hiçbir şeyi ele geçirmek gibi bir niyeti yoktur. Tek amacı merakını gidermektir, yani bilimdir. Zaten sorulan bir soruya da şöyle cevap veriyor: "Bugüne dek konunun etik yönüyle hiç ilgilenmedim. Doğa çalışmaları insanı en az doğa kadar acımasız yapıyor." Yani Moreau'nun benim yukarıda değindiğim etik konusuyla ilgili hiçbir tereddüdü yoktur. Onun tek amacı gerçeğe ulaşmaktır.

Kitabın alt metninde Doktor Moreau'nun Tanrı'yı, yarattığı ucubelerin(yarı insanların) ise insanı temsil ettiğini düşünüyorum. Doktor Moreau tarafından belirlenen ve ucubelerden uyulması istenen kanunlar ise kutsal kitapları temsil ediyor olmalı. Kitapta Moreau iyi bir tanrı motifi çiziyor ama belirlediği kanunlar anlamsız maddeler içeriyor. Bu noktada Wells, Deizm'i de övmüş olabilir, bilemiyorum. Fakat yazdıklarıyla bir semavi din eleştirisi mi yaptığını yoksa bir semavi din övgüsü mü yaptığını bir türlü anlayamadım. Zaten kitabı güzel ve değerli yapan da okurken aklınıza onlarca fikrin gelmesi.

Bilimkurgu ile tanışmak isteyenler için Wells'i öncelikli olarak öneriyorum. Bu kitabı da önceki okuduğum kitapları gibi tam bir bilimkurgu baş yapıtı. Herkese tavsiye ederim.
197 syf.
Adada gerilim soluksuz...
Adada macera sonuna kadar...
Adada dram iliklerinize kadar işleyecek...
Adada dostluk, arkadaşlık hepsi yalan...

Dr. Moreau'nun Adası'na hoş geldiniz...

Adaya ulaşmadan önce macera başlıyor, en sevdiğim kitaplardan biri oldu. Çünkü benim için bir kitap en baştan böyle başlıyorsa o kitap muhteşem oluyor.

Edward Prendick ve iki kişi ile salda denizde ilerlerken... bir yandan açlık bir yandan susuzluk yani her şey üst üste geliyor ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Akıllarına bir şeyler geliyor ama Prendick bundan çok rahatsız oluyor. Fakat onu dinlemeyecekler. Kader onu Montgomery ile karşılaştıracak. Bu karşılaşma kurtuluşu mu olacak yoksa ölümü mü olacak?

Montgomery ise Doktor'un sağ koludur. Bütün işlerini yapan birisidir. Edward bir sebeple adaya mecbur çıkmak zorunda kalacak. Adaya çıkmadan önce gördükleri aklını alacak neredeyse, bunlar nasıl insanlar böyle ucube ucube yürürler. Gözlerini kırpmadan ona bakmaları içini içini ürpertecek ve kaçış yolu yok bunun farkında...

Doktor ile ilk defa karşılaştıklarında dehşet başlamıştı bile...
Ona yatak verdiler, oda verdiler fakat adadaki çığlıklar Edward için zulümdü ve neler olduğunu çözmeye çalışacaktı. Fakat aksine Doktor çok iyi niyetle yaklaşıyor sürekli onla ilgileniyordu ama Edward bir türlü güvenemiyordu doktora. Ve kaçış başladı artık...

İşte burada gerilim başladı. Sanki Stephen King'in en iyi gerilim kitaplarından birini okuyordum. O kadar güzel anlatmış ki sayfaları nasıl çeviriyordum nasıl hızlı hızlı heyecanla okuyordum. (Müthişti, bayıldım)
Kaçtığında kimlerle karşılaşacak? Başına neler neler gelecek? Dr. Moreau aslında iyi biri mi? Kaçması gerekiyor muydu?
Hepsi bu gizemli adada...

Bilim kurgu, gerilim ve macera kitabı sizleri bekliyor. Dramda var kitapta. Muhteşem bir kitap, 500 sayfa bile olsa soluksuz okunurdu. H.G. Wells okumaya devam.
218 syf.
H.G. Wells kitabında insanın toplum içindeki yerini ve kimliğini aramasını anlatan bir eseridir.

"Ama kafam iyice karıştı. Peki şeyi sorabilir miyim... Nasıl oluyor? Ne tür bir yardıma ihtiyacın olabilir ki?... Görünmezken!" " Giyecek bir şeyler bulmama yardım etmeni istiyorum... Ve barınacak bir yer...ve sonra da, başka şeyler. Yeterince dışarıda kaldım. Eğer yapmazsan... Peki! Ama yaparsın... Yapmalısın!" Bana bak," dedi. " Yeterince şaşırdım kaldım zaten.

H.G. Wells, bir çok kez yaptığı bilim kurgu önderliğine, Görünmez Adam’da devam ediyor. Zaman Makinesi’nde zamanda yolculuk, Görünmez Adam’da ise görünmezliği bulan Griffin ile bizlere her daim ilkleri sunuyor.


Kitap bir pansiyona gelen garip bir yabancının, tuhaf davranışları ile başlıyor. Sonrasında yabancının daha da tuhaflaşan davranışları yüzünden gerilen, değişik düşüncelere kapılan insanlar, suçlamalara ve neden böyle olduğu ile ilgili bazı kanılara varmaya başlıyorlar ama bu kanıların hepsi önyargı. Göremediğimiz zaman o şeyin düşman olduğunu sanıyoruz. Göremesek bile saldırıyoruz. Neyin ne olduğunu anlamadan ya da sorgulamadan.

Beyaz perdeye uyarlanan Wells eserleri, kendisine izleyici bulabildiği gibi, okuyucu da bulabiliyor.

Wells'in kitaplarını okuyacaklara tavsiyem, bana göre ilk Görünmez Adam'dan başlamaları, çünkü diğer kitabı olan Zaman Makinesi, bol betimleme ve tartışma içeren, üzerinde düşünmeyi gerektiren bir türe benziyor. Kitabı zamana yayarak okumak daha doğru olur
218 syf.
Görünmez olmayı kafaya koyan bir adam düşünün. Bu hedefine yönelik şöyle bir düşünceden hareket eder ilkin: Görmeyi sağlayan ışıktır, ışığın çarptığı cismin üzerine kırılması, emilmesi veya yansıması sonucu farklı dalga boylarında, renklerde ve şiddette görüntüler ilişir gözümüze. Peki bir sıvı enjekte edip, kendi bedenimizi ışığın yansıtamayacağı, soğuramayacağı yahut farklı yüzeylerde farklı şekillerde kıramayacağı bir hale getirebilirsek ne olurdu? Kahramanımıza göre yanıt açıktır: Görünmezlik.

Ana karakter, nam-ı diğer "Görünmez Adam", insanlar tarafından görünmemekle ne denli avantajlı olacağını, kitabı okuyan herkes gibi hissedip harekete geçer. Ancak başarılı geçen onca kimyasal işlemden sonra elde edilen bu durum, giydiği kıyafetler görünür olduklarından, dondurucu havalarda kahramanımızın görünmek istemiyorsa çıplak dolaşmasını, yahut görünür bir şekilde toplum tarafından kabul görmek istiyorsa, giydikleriyle gözlerden, ağızdan kol ve bacaklara kadar, bir mumya gibi sarılıp sarmalanmaya razı olmasını gerekli kılacaktır (Söz gelimi, bir kapıyı açmak için bile, kapı kolunu ve ona uzanan elimizi görmemiz gerekir; görünmeyen bir el ile bir ortamın ne derece rahat değiştirilebilir olduğu, tökezleyip düşmemek için ayakların görünür olmasına ne derece ihtiyaç duyulacağı açık).

Görünmezliğin toplumdaki etik boyutu, insanların ilk şaşkınlıklarını attıkları andan itibaren, durumu nasıl da sıradanlaştırıp, kahramanımızı bir suçluyu kovalar gibi kovaladıklarını, hatta bir hayvanı avlar gibi avlamaya uğraştıklarını anlatmak, kitap hakkında fazla ipucu olur, burada kesmeliyim.

Yine bir Wells romanı, yine insanın başına bela olacak bilimsel buluşlar, sıradışı deneyler, yine hayatını bilime adamış pırıl pırıl bir zekanın yokoluşu..
218 syf.
·7 günde·9/10
Görünmez Adam'ın macerası, bir bilim insanı olup görünmezlik iksirini bulmasıyla başlıyor.

Evet günlük yaşantımızda hangimiz bu fantastik düşünceyi hayal etmedik ki? Görünmez olsam şunu bunu yaparım her yeri gezerim gibi gibi... Yazarımız da bunu çok güzel bir şekilde ele alıp kurgulamış ve 'neden görünmez olmamalıyız' adlı antitez fikrini ortaya koymuş.
Aslında düşününce çok haklı yerleri var çünkü fantastik bir varlık yok karşımızda. Karakterimiz her şeyden önce bir insan ve tüm insani ihtiyaçlara gereksinimi var.. Kıyafet, Uyku, Barınma, ve en önemlisi Yemek gibi.
Gorunmez olup, her şeyini yakıp kendini hür sanınca işler sarpa sarıyor, yaşadığı yeri terk ediyor ve kasaba değiştiriyor. Çok geç olmadan fişleniyor tabii. Insanlar 'Gorunmez Adam' fikrine aşina olmadıkları için korkuyorlar ve istemiyorlar. Iyi bir insan olmasına karşın koşullar onu kötü etkiliyor. Havanın soğukluğuna karşı soyunmak, yediği yemeğin sindirilmesi için beklemek gibi.. çünkü bu gibi unsurlar onu görünür kılıyor ve bu ihtiyaçlarından vazgeçmek zorunda kalıyor. Günlerdir sefil hayatı yaşayıp perişan olunca bir iki insandan zoraki yardım talep ediyor. Geri dönüşler olumlu değil ve Görünen Adam için yine hüsran vakti.
Koşullar karşısında zorlanınca elindeki tek kozu gorunmezligi kullanarak Terör Dönemi başlatacağını söylüyor buna karşın polisler geniş kapsamlı harekatlar başlatıyor. Evet sonunda da bu macera Görünmez Adam'in yakalanmasi ile bitiyor.

Okurken ordan oraya sürükleyen ve aşırı eğlenceli bir kitap olarak okunmayi hak ediyor bence.
((He Onur Ünlü'nün ironiyle karışık absürt olan kısa metraj dizisi Görünen Adam'da izlenmeli derim:))
 Iyi okumalar.
218 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Görünmez Adam, daha çok Zaman Makinesi ve Dünyaların Savaşı kitaplarıyla tanınan (Doktor Moreau'nun Adasını da unutmamak lazım) Herbert George Wells'in, bilinen adıyla H.G. Wells'in; Bilimkurgu, kendi deyimiyle birazda 'Fantastik' edebiyatın temellerini atan önemli kitaplarından biridir.

Temel atma meselesini biraz açmamız lazım. H.G. Wells Görünmez adamı 1897 yılında yani günümüzden tam 120 yıl önce yazmıştır. Bu yılın bir başka özelliği de Thomas Edison'un ampülü icat ettiği yıldır. Yani Televizyon, bilgisayar, internet gibi günümüz teknolojinin yüzde birinin bile olmadığı bir dönem. Hatta "Bilimkurgu" kavramı bile bu kitap yazıldıktan 30 yıl sonra ortaya çıkmış. O dönemde bu tür kitaplara "Bilimsel Romans" deniyormuş. Okumayı düşünen arkadaşlar burada yazdıklarımı dikkate alarak okumaya başlarsa kitabı daha doğru değerlendirecektir.

Kısaca konuya değinecek olursak sunuş kısmında ABD'li Bilimkurgu yazarı Gregory Benford'un da bahsettiği gibi, görünmez olmayı hayal etmeyenimiz yoktur herhalde istediğimiz her şeyi yapabiliriz. Ama bir de aynanın diğer yüzü var işte Wells'de kitapta tam da bu noktaya parmak basıyor. Görünmez adam olmak bir lütuf mu, yoksa bir lanet mi? Görünmez olma yeteneği insanı ne kadar yozlaştırabilir? sorularına cevap arıyor.

Okumayı düşünenlere önemli bir uyarı daha yapmak istiyorum. 2000 yılında Kevin Bacon'un oynadığı başarısız bir Görünmez Adam filmi var (http://www.imdb.com/title/tt0164052/) Bu filmin kitabımızla tek ortak yanı ikisinde de bir tane görünmez adam var bunun dışında konu tamamen farklı. Bu filme göre değerlendirme yapmamak lazım. Asıl film 1933'teki Görünmeyen adam filmidir (http://www.imdb.com/title/tt0024184/)

Baskısı güzel, dili gayet akıcı, bir iki günde rahatlıkla okuyabileceğiniz bir kitap. Ben kendi adıma keyif alarak okudum.
218 syf.
·3 günde·9/10
Görünmez Adam, alıştığımız bir roman tipinde yazılmamış. Yazarın söylemeye çalıştığı bir şeyler olduğunu ilk andan itibaren anlıyorsunuz. Burada yalnızca kitaptaki karakterlerin birbirine olan yaklaşımından bahsetmiyoruz, yazarın da olan bitene tepkisini, karakterlere yaklaşımını net bir şekilde görebiliyoruz. Karakterimizin yaradılış şekli, kaba ve kendini beğenmiş davranışları, aslında olacaklar hakkında ipucu vermekte.

Bilimsel yönü ağır bassa da, bu açıklamalar ışığında bize asıl açıklanmak istenen görünmezlik mümkün müdür ya da nasıl elde edilir sorularının cevapları değil. Aldığımız cevap; elde ettikten sonra ne gibi durumlarla karşılaşılabileceği. Sonuçta; görünmezlik, uçabilmek ve bunun gibi süper güç hayalleri her insanın kafasında en az bir kez olsun belirmiştir. H.G. Wells'in burada yaptığı kafamızdaki bu toz pembe hayallerinin şöyle bir silkeleyip duruma gerçeklik kazandırmak. Görünmezliğin beraberinde getirdiği sorumlulukları ve sefaleti işlerken bizi ürkütüyor ve peşinde sürüklüyor adeta Görünmez Adam.

İnsanoğlu anlam veremediği şeyden korkmuştur hep. Korktuğu duruma da yakınlık gösteremediğinden dolayı anlamlandırmak daha da zor oluyor. Bu şekilde içine girdiğimiz kısır döngü sonucu, anlam veremediğimiz her şey bize zarar vermeye başlıyor. H.G. Wells'in Görünmez Adam'ı kaleme aldığı zamandan bu zamana bu durumun birçok örneği ile karşılaştık, insanoğlu varlığını sürdürdükçe de bu gibi durumlar yaşanacak.

Wells'in kalemi muazzam bir karakter yaratmış. Görünmez Adam'a bir o kadar uzak bir o kadar da yakın hissediyorsunuz. O'nu tanımanızı veya onunla empati kurmanızı istemiyor Wells. Bizlere bizi anlatırken bir o kadar da bizi bize yabancılaştırıyor. Böylelikle olaya iki taraftan da bakıp gerekli olan çıkarımları yapabiliyoruz.

Yazarın biyografisi

Yazar istatistikleri

  • 677 okur okudu.
  • 31 okur okuyor.
  • 588 okur okuyacak.
  • 11 okur yarım bıraktı.