Doktor Moreau’nun Adası

·
Okunma
·
Beğeni
·
18,1bin
Gösterim
Adı:
Doktor Moreau’nun Adası
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052951125
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Island of Doctor Moreau
Çeviri:
Celâl Üster
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Wells’in öncü niteliğindeki bilimkurgu klasiği Doktor Moreau’nun Adası yayımlandığı günden beri “sarsıcı” etkisinden hiçbir şey yitirmedi. Bilimsel yöntemlerinin doğuracağı sonuçlar konusunda hiçbir sorumluluk hissetmeyen çılgın bilim insanının hikâyesi, unutulmaz filmlere ilham vermiştir. Acı, zulüm, ahlaki sorumluluk, insanın doğaya müdahalesi gibi felsefi temalarıyla dikkat çeken yapıtında, Wells daha sonra genetik
alanındaki çalışmaların gündeme getireceği etik meseleleri öngörmüştür.
Bir deniz kazasından kurtulan Edward Prendick, mahsur kaldığı adada garip yaratıklar ve karanlık sırlarla karşılaşır. Bu ada, insanı ve yazgısını kollayacak bir Tanrı’nın bulunmadığı, bütünüyle ahlaktan yoksun bir evrenin mikrokozmosudur adeta. Doktor Moreau’nun Adası bilimin kontrolden çıktığı zaman barındırabileceği potansiyel tehlikelere karşı bir uyarı niteliği taşır.

HERBERT GEORGE WELLS (1866-1946): İngiliz yazar, gazeteci, sosyolog ve tarihçi Wells, en çok The Time Machine (1895; Zaman Makinesi), The Island of Doctor Moreau (1896; Doktor Moreau’nun Adası), The Invisible
Man (1897; Görünmez Adam) ve The War of the Worlds (1898; Dünyalar Savaşı) adlı bilimkurgu romanlarıyla tanınır.

Ancak edebiyatın yanı sıra tarih ve politika alanlarında da kalem oynatmış verimli bir yazardır.1930’ların başlarında mizaha yönelen Wells, Love and Mr. Levisham (1900; Aşk ve Bay Levisham), Kipps: The Story of a Simple Soul (1905; Kipps: Basit Bir Kişinin Öyküsü) ve The History of Mr. Polly (1910; Bay Polly’nin Tarihi) adlı romanlarında alt-orta sınıftan kişilerin beklentilerini ve düş kırıklıklarını işledi. Diğer önemli yapıtları arasında The Outline of History (1920; Tarihin Ana Çizgileri), The Work, Wealth and Happiness of Mankind (1932; İnsanlığın Emeği, Refahı ve Mutluluğu ) ve The Shape of Things to Come (1933; Olayların Alacağı Biçim) sayılab
176 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
(Tüm incelemerimde belirttiğim gibi içerik-konuya dair bir bilgi vermeyeceğim)

Bana düşündürdükleri ve hissettirdikleri ile kelimenin tam anlamıyla olağanüstü bir kitap. Şahsen, insanların düşünmeye bile cesaret edemediği noktaları kaleme alan her yazar, benim gözümde Martin Luther ya da Jean Calvin' dir. Bu yönüyle yazarımız Wells, ciddi bir saygıyı hak ediyor.

İnsan bir problem durumuyla karşılaşır ve o problemi düşündükçe gelişir (problemi deneyimleyerek de gelişebilir denebilir; yürümeden önce defalarca yere düşüp ayağa kalkmak gibi...)

Bana göre Sayın Wells bu kitapta düşünce deneyi yapmış. Tezini sunmuş ve sizlerden antitez ile birlikte bir sentez yaratmanız için kitabın sonuna üç nokta koymuş. Artık meşrebinize göre.

Bir bakıma kitabımız başlı başına bir problem ve siz düşündükçe ufkunuzun açıldığını hissedeceksiniz.

Tanrı - Din - Hayvan (insan dahil) Bayılırım bu üçlüye. Kitabı okumak gibi bir niyetiniz varsa sizlerden ricam kitabın hemen bitiminde bu üçlü üzerine düşünmeniz. Korkmayın, henüz düşünce suçu ya da cezası yok. Ama tabi ki biraz da cesaret isteyen bir durum, o da meşrebinize göre...

Kitapta bulunan özellikler: kurgu, bilim-kurgu, psikoloji, ağır sosyoloji, birazcık da distopya. Daha ne olsun değil mi? Hikayenin girişi çok çok çok hafif karmaşık gelebilir, aldırmayınız.

Diğer güzel bir özellik şu ki dünya tarihinin ilk bilim-kurgu kitabı, yazarı olarak kabul ediliyor. (: Yani o hastası olduğumuz milyon dolarlık filmlerin esin kaynağıdır.

Benden bu kadar...

~~Kitapla kalınız~~
176 syf.
·7/10 puan
Merhabalar Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları Modern Klasiklerinin 100.kitabı olan Doktor Moreau’nun Adası 121 yıl önce yaptığı deneyi konu almaktadır.Kitap 1977 ve 1996 yıllarında sinemaya uyarlanmış ancak beklediği ilgiyi görememiştir.Kitap filmine göre daha çok beğenilmiştir.Konu olarak Edward Prendick’in bakış açısından anlatılmaktadır.Edward Prendick bir gemi kazası sonucu kendini adada bulur.Hayatını kurtaran montgomery toplum tarafından dışlanmış çılgın bir bilim insanı ve Moreau İçin çalışarak adayı tuhaf yaratıklardan kurtarmak isterler.Genel olarak söylecek olursam kitap “Genetik”üzerinde durmaktadır.Günümüzde de tartışılmakta olan konular üzerinde durmuş ve sağlam kanıtlarla desteklemiştir.Kitapta uzun uzun betimlemelere yer verilmiş belirli bir süreden sonra çok ayrıntılı bir şekilde betimlemeler yapıldığı İçin sıkıcı olabiliyor.
Keyifli Okumalar Dilerim
197 syf.
·2 günde·9/10 puan
İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 23. kitap oldu. H.G. Wells’in daha önce iki kitabını daha okumuştum ve ikisinde de beni kendisine hayran bırakmayı başarmıştı. Bu kitabında da tıpkı önceki iki kitabında olduğu gibi oldukça etkileyici fikirler ve bakış açıları mevcut.

Avrupa’da canlı hayvanlar üzerinde veya insanlar üzerinde deney yapılmalı mı yapılmamalı mı tartışmalarının yaşandığı zamanlarda Wells, kendi düşüncesini bu bilimkurgu romanı aracılığı ile ortaya koymuş. Her şeyden önce kitabın 1896 yılında yazıldığını düşünürsek H.G. Wells’in hakkını bir kez daha kendisine saygıyla teslim etmek gerekiyor.

Kitap, Edward Prendick isimli bir adamın başından geçen olayları anlatıyor. Bütün kitap boyunca Prendick’in adeta anı defterini okuyor gibi hissediyorsunuz. Prendick, nereye gittiği veya nereden geldiği belli olmayan bir gemide yolculuk yaparken gemi kaza yapıyor ve kendisi kazadan sağ çıkan tek insan oluyor. Daha sonra başka bir gemi tarafından kurtarılıyor ve Doktor Moreau’nun Adası'na getiriliyor. Burada Moreau ile tanışıyor ve zamanla onun canlı hayvanlar ile çeşitli deneyler yaptığını görüyor. Moreau, güncel tanımıyla, plastik cerrahiye hayatını adamış birisi ve yaptığı deneylerle adasındaki hayvanlardan insan üretmek istiyor. Edward Prendick de bilimle ilgilenen biri olduğu için ilk başta Doktor Moreau’ya karşı çıkıyor ve onu engellemek istiyor.

Bu noktada biraz konuyu dağıtmakta fayda var. Bilindiği üzere, insanoğlu var olduğu andan itibaren biyolojik çevresindeki ve kendi vücudundaki olayların nasıl meydana geldiğini hep merak etmiştir.Bunun için birçok deney yapılmıştır, halen de yapılmaya devam etmektedir. Deneysel araştırmalarda işin tabiatı gereği denek kullanmak bir zorunluluktur; bu anlamda deney hayvanları kaçınılmaz olarak insan deneklere en önemli alternatif olmuştur. Peki hayvanlar da bizim gibi canlılar olduğuna göre onları deneylerde kullanmak ne kadar etiktir? Birçok hayvansever arkadaşımın hayvanların kullanıldığı deneylere karşı çıktığını biliyorum. Bu konuda aranızdan farklı görüşten insanların çıkacağına da eminim. O yüzden bu noktada bir soru sorarak konuyu etrafından dolaşmayı tercih ediyorum: Eğer ki ölmek üzere hastaneye kaldırılsaydınız, hayvanlar üzerinde yapılan testler sonucunda geliştirilmiş ve bu sayede güvenebileceğimiz bir ilacı almayı reddeder miydiniz?

Hayvanların kullanılarak deney yapılması konusunda ortak bir karara varmak, dolayısıyla yukarıdaki soruma aynı cevapları vermek ne yazık ki mümkün değil. Dediğim gibi eminim birçok kişi bu konuda farklı düşüncelere sahiptir. Ancak bu konuya fazla duygusal yaklaşmanın da insanlar için olumsuz sonuçlar doğuracağı kanaatindeyim. Bilimsel çalışmalar ve deneyler durdurulamaz. Zira bilim, doğada var olanı anlama sanatıdır. Bizim de yegane amacımız doğada var olanı anlamak veya anlamlandırmak olmalıdır. Tabii bu demek değildir ki, deney adı altında hayvanlar işkence görsün...

Doktor Moreau da kitapta “dirikesim” olarak adlandırılan bir işlemi hayvanlar üzerinde uyguluyor. Dirikesim,hayvanlar başta olmak üzere, canlıların bilimsel amaçlar için cerrahi tekniklerle parçalarına ayrılma işlemi olarak tanımlanıyor ve Moreau bu sayede birçok “yarı insan” üretmeyi başarıyor. Ancak Moreau bir Frankenstien olmadığı gibi Dr. Jekyll ile Mr. Hyde da değil. Karakter olarak tamamen onlardan farklı. Wells burada “tanrımsı” bir karakter kurgulamış ve Moreau’yu adeta bir yaratıcı gibi önümüze sunmuş. Ancak Moreau kesinlikle bir deli değil, sadece hayvanları bilim için canlı canlı kesmeye meraklıdır ve hiçbir şeyi ele geçirmek gibi bir niyeti yoktur. Tek amacı merakını gidermektir, yani bilimdir. Zaten sorulan bir soruya da şöyle cevap veriyor: "Bugüne dek konunun etik yönüyle hiç ilgilenmedim. Doğa çalışmaları insanı en az doğa kadar acımasız yapıyor." Yani Moreau'nun benim yukarıda değindiğim etik konusuyla ilgili hiçbir tereddüdü yoktur. Onun tek amacı gerçeğe ulaşmaktır.

Kitabın alt metninde Doktor Moreau'nun Tanrı'yı, yarattığı ucubelerin(yarı insanların) ise insanı temsil ettiğini düşünüyorum. Doktor Moreau tarafından belirlenen ve ucubelerden uyulması istenen kanunlar ise kutsal kitapları temsil ediyor olmalı. Kitapta Moreau iyi bir tanrı motifi çiziyor ama belirlediği kanunlar anlamsız maddeler içeriyor. Bu noktada Wells, Deizm'i de övmüş olabilir, bilemiyorum. Fakat yazdıklarıyla bir semavi din eleştirisi mi yaptığını yoksa bir semavi din övgüsü mü yaptığını bir türlü anlayamadım. Zaten kitabı güzel ve değerli yapan da okurken aklınıza onlarca fikrin gelmesi.

Bilimkurgu ile tanışmak isteyenler için Wells'i öncelikli olarak öneriyorum. Bu kitabı da önceki okuduğum kitapları gibi tam bir bilimkurgu baş yapıtı. Herkese tavsiye ederim.
176 syf.
·2 günde·8/10 puan
1800lü yılların sonunda böyle bir eserin kaleme alınması... Bence olağanüstü bir kitaptı. Macera soluksuz devam ediyor. Yazar beni her eserinde kendine hayran bırakmayı başarıyor.
Moreau'nun Adası öyle bildiğiniz adalardan değil! Çılgın fikirleri için - o dönem için evet - insanlıktan dışlanan bir bilim adamı. Ve bu ismi bile olamayan gemilerin rotasında bulunmayan adada çok çılgın şeyler dönmekte!
İnsan-tanrı-hayvan üçlemesine hoş geldiniz! İçerik aslında oldukça derin mesajlar barındırmakta. Okurken oldukça etkilendim, dilerim siz de seversiniz bu sefer böyle bir inceleme olsun sıfır spoiler ile bitirmek istiyorum çünkü
Ve son olarak söylemek isterim ki, böyle bir adada birkaç ay geçireceğime kendimi köpek balıklarına akşam yemeği ederim daha iyi
176 syf.
·Puan vermedi
Öncelikle okuyanların ya da okuyacakların şunu bilmesi gerekiyor ki, bu kitap H.G.Wells tarafından 1800’lü yılların sonunda kaleme alınmıştır. 2020 de böyle bir bilim-kurgu fikri biraz demode gelebilir ama o dönem için olağanüstü denebilecek kadar iyi bir kitap.
Aslında kitapta yer alan “yasa koyuculuk “ anlatımını da düşünürsek, hala olağanüstü sayılabilecek bir kitap diyebilirim. En azından beni etkileyen bir kitap oldu bu anlamda.
Kitapta hayvanlara koyulan yasalardan söz ediliyor, bu yasaları koyan Dr.Moreau adeta tanrılaştırılıyor hatta bir bölümde (BURADA DEĞİL AMA BİZİ GÖKYÜZÜNDEN İZLİYOR) şeklinde bahsediliyor, yasayı koruyanlar var, ve yasalara uyulmadığında itaat edilmediğinde sonucunda ceza olarak acı evi var.
Bu anlatılanlar bana Tanrı-Peygamber-Cehennem gibi terimlere gönderme yapıldığını düşündürdü ve aynı yerleri defalarca okumama sebep oldu.
Peki gelelim şu konuya; Dr. moreau (Tanrı) ,adada (Evren’de)bir düzen oluşturmak için yasalar koydu.Bunlara uymayanlar (günah işleyenler) cezalandırıldı. Cezalarından dolayı canları yakıldı(Cehennem). Peki hayvanları kendi doğalarından uzaklaştırmadı mı tüm bu yasalar?
Üzerine yazılacak, söylenecek, sohbet edilecek çok fazla şeyin olduğu bir kitap, özellikle de o yıllara göre düşünürsek.
Her kitapsevere tavsiye ederim.
176 syf.
Normalde SPOILER içerikli inceleme pek yapmam, ama hem kitabın bilinirliğine güvenerek hem de böyle bir kitabı SPOILER vermeden inceleyemeyeceğime kanaat getirerek aklımdan ne geçiyorsa aktarmayı seçiyorum. SPOILER!!! demiş miydim? Demiştim sanırım, sonra kimse bana kızmasın...
Prendick, amma ballı adammışsın bir kere bunu dile getirelim. Sen kalk, kurtuldu sanılan dört kişiden biri ol, bu dört kişiden biri tahlisiye sandalına hiç çıkamasın, diğer ikisi kavgaya tutuşup sandaldan düşsün, sen yine kurtul ve sandalda tek kal, ölmeye ramak kala Montgomery yardım elini uzatsın, o da yetmezmiş gibi tam ölmeyi düşünürken teknenin biri kıyıya vursun, ayağına kadar gelsin. Yok artık dedim yani :)
Bir başka konuya gelecek olursak, viviseksiyon ve diğer işlemlerin anlatımı sanki havada kalmış gibiydi. Tamam, detaylı bir anlatım ve derinlemesine bilimsel bilgi beklemiyoruz ama sürekli bu işlemler, kapalı kapılar ardında, oldu bittiyle hallolmuş şeyler gibi aksettirilmiş. Fakat genel hatlarıyla bu durum çok da sırıtmadı hikaye içerisinde. Şahsi kanaatim bu yönde. Anlatılan işlemlerin benzerlerinin günümüzde, hayvanlar arasında, bitkiler arasında ve bunların birbirleri arasında da uygulanıyor olduklarını bilince, yazarın kurduğu dünyayı tam bir ileri görüşlülük örneği olarak kabul edebiliriz.
Moreau'nun çalışmaları, kendi bakış açısına göre kendini bilime adamak olsa dahi bir kere etik kavramına sığacak şeyler değil. İnsanlığa faydası dokunacak bir iş yapmış olsa, çalışmalarını kabullenelim diyeceğim, o da yok. Hastalıklı zekasını, hayvanlar üzerinde kullanan ve onlardan, kendi kurallarına tapınan bir insansı ırk meydana getirmeye çalışan, tanrı olmaya çalışan bir dangalak yani. Bu arada, bu yaratıkların hayvanlaştırılmış insanlar mı yoksa insanlaştırılmış hayvanlar mı oldukları konusu, bir süre kafamı kurcaladı fakat ilerleyen sayfalarda bu durum açığa kavuştu. Tanrı olma çabasına değinecek olursak, bunu da, psikoloji bilgim olmasa dahi, içinde bulunduğu toplumda kabul görmeyen, dışlanan, fakat olması gereken yerin zirve olduğunu düşünen hastalıklı zihinlerin, kendilerine tapınacak birilerini bulma çabalarının acınası bir tezahürü olarak yorumlayabilirim. Bu hastalıklı zihinler, gerektiğinde kendilerine müritler toplarlar, toplayamadıkları yerde de böyle, müritlerini, kullarını kendileri yaratırlar. Moreau da kendince dinimsi bir yapı kurmuş. Kendini yaratıcı olarak kabul ettirmiş ve insansı yaratıklarının içinde, kendi kurallarını dikte edecek hatipler belirlemiş.
Kitapta Nietzsche'nin etkilerini hisseden bir ben miyim bilemiyorum. İnsansı yaratıkların gülememesi, Nietzsche'nin, "İnsanoğlu hayatta o kadar acı çeker ki, canlılar arasında yalnız o, gülmeyi icat etmek zorunda kalmıştır." sözünü destekler gibiydi. Acı kavramının gereksiz olduğu kısmı ise, acıyı ötelediğimizde üstün bir insan olacağımızı savunur nitelikteydi. Lakin ben, acının insanı insan yaptığı kanaatindeyim. Acıdan arınmak kavramı oldukça ütopik bence. Ve o meşhur, "Tanrı öldü" kısmı... Nietzsche'nin bu kavramına, sadece başlık seviyesinde aşinayım ama burada da tanrı ölüyor ve bu durum, kulları, bağlı oldukları kurallardan sıyrılmaya, kuralları da tanrıyla beraber öldürmeye götürüyor. Konudan konuya atlamış gibi olacağım ama şuna da değinmeden geçemeyeceğim. Moreau, Montgomery ve Prendick'in, insansı yaratıkları bir araya toplamak için çıktıkları yolculuk esnasında bir detay gözünüze çarptı mı? Çarpmıştır kesin. Moreau bir boruyu üfler ve sesi duyan insansı yaratıklar bir meydana toplanırlar. Sur ikinci kez üflendiğinde, mahşer yerinde toplanacağımız anın nasıl da güzel bir temsiliydi o. Etkileyici bir detaydı bence.
Gelelim kurallara... Kurallar içinde, et yememe kısmına değinmek istiyorum özellikle. Burada biraz vejetaryenlik övgüsü hissiyatına kapıldım. Tamam, belki yaradılışları gereği bu yaratıklar, et yediklerinde özlerinde bulunan hayvansı yan uyanacak ve içgüdüleri ön plana çıkacaktı. Peki o zaman, et yiyen insanı da hayvan kategorisine koymalı mıyız? Et yemeyen insan, üst insan mıdır? Kürdanımla dişimi karıştırırken dahi bu savı reddederim Wells, kusura bakma :)
Yeniden "Tanrı öldü" kısmına dönecek olursak, burada biraz, dinlere övgü ya da dinlerin olumlu yanlarının bir örneğini gördük sanki. İnsansı yaratıklar, kendilerine buyrulan kurallar çerçevesinde yaşarlarken, içlerinden birkaç sapkının yaptıkları haricinde gayet de huzur ve sükunet içinde yaşıyorlardı. Fakat tanrılarının ölümü ve gözlerinin önünde acziyetinin sergilenmesi, onların gözünde, tanrının koyduğu kuralları da hiçe sayma yetkisini doğurdu. Bu da kaosu beraberinde getirdi. Prendick bu aşamada, kamçıyı ve revolveri doğru şekilde kullanıp, bu yetkiyi devralabilir miydi? Belki... Hatta ben olsam, bu yetkiyi ele alacak olduktan sonra, kaçış için gerekli ekipmanı dahi bu yaratıklara yaptırırdım (şeytani planlarımı çok da açık etmeyeyim). Bir Nuh Tufanı örneği sok kullarının aklına, sonra büyükçe bir sandal yaptır onlara, ve daha sonra... Bir sabah ansızın kaçar gidersin adadan. (bu kadar şeytani plan yeter!)
Ooo epey şeyden bahsetmişiz. Son olarak şunu söyleyelim, kitabı okumanızı öneririm. Bende bu tip fikirler uyandırdı, zaten genel olarak da zihin açıcı bir kitaptı. Sizde nasıl izlenimler meydana gelir, okumadan bilemezsiniz.
166 syf.
·2 günde·Puan vermedi
H.G.Wells'in edebiyatta bilimkurgu türüne öncülük etmiş romanlarından biridir.Bilim kurgunun doğuşu ise,ancak çağdaş bilimin gelişmesiyle,özellikle de astronomi ve fizik alanlarındaki devrim niteliğinde gelişmelerle gündeme gelebilmiş.Gerçek anlamda bilimkurgu ise ancak 19.yüzyılın sonlarına doğru,Jules Verne'in bilimsel serüven romanları ve H.G. Wells'in bilimsel yaklaşımlı toplumsal eleştirileri ile vermiş ürünlerini.

Doktor Moreau'nun Adası ; Doktor Moreau'nun bilinmeyen bir adada insan ve hayvan doğasına egemen olmak için kalkıştığı tüyleri ürpertici serüveni,baş döndürücü gelişmeleri yalnızca yakından değil,aynı zamanda eleştirisel bir gözle izlemesine borçluyuzdur.Toplumcu bir dünya görüşünü benimseyen,insanlığın geleceğini dert edinmekten vazgeçmeyen Selle,bir gerilim romanı biçiminde gelişen Doktor Moreau'nun Adası'nda,dönemin toplumsal ve bilimsel yaşamında da gündemde olan fiziksel acı ve acımasızlık,ahlaksal sorumluluk ve insanın doğaya müdahalesi gibi pek çok felsefi izleği sorgular.
176 syf.
·2 günde·10/10 puan
Okuduğum ilk Wells kitabıydı. Fantastik ve sürükleyici. Sonuna kadar büyük bir merakla okudum.

Doğa verdiğini geri alır derler ya. Onu anlatan bir kitap. Ayrıca hayvan insanlar başlarda bana normal insanlardan daha insan geldi.

Hayvan insanlardan bahsedecek olursak çok şekilsiz çirkin ve biçimsizler. Kahramanımızın deyişiyle iblise benziyorlar . Kendilerinin insan olduğuna inanıyorlar ancak içlerinde hep bir hayvansılık var. Yine de insanlığa ait bazı duyguları içeriyorlar . Özellikle de merak. ( gerçi merak kedide de var :) ) Bu hayvan insanların yasaları var . Dört ayak üstünde yürümeyecekler, suyu dilleriyle içine çekip içmeyecekler, et de balık da yemeyecekler, ağaçların kabuklarına pençe atmayacaklar ve diğer insanları kovalamayacaklar. Çünkü bunlar insan olmanın yasalarıdır. Ve yasayı çiğneyen cezalandırılır. Bu yasalar kendilerini yapan bilim adamının koyduğu yasalar. Et yerlerse tekrar hayvana dönmelerinden korkuyor bu yüzden onları kandan uzak tutmaya çalışıyor. Hayvanları kesip biçip insan yapmaya çalışıyor ama şunu unutuyor ki içlerinde bir yerlerde bir hayvansılık ne olursa olsun kalacak . Onları eğitiyor , konuşmayı ve insanlara ait bazı şeyleri öğretiyor ama azıcık ihmal edilsinler her şey en başa dönüyor.
Bana yinede insanlardan daha zararsız geldiler. En azından arkalarından iş çevirmiyorlar . Ne yapacaklarsa direk yapıyorlar. Plan yapmıyorlar . Duygularını maskelerinin ardına gizlemiyorlar .

Doğanın kuralları var ve ne yaparsak yapalım doğayı yenemeyeceğiz. Hayvanlara eziyet de etsek , evler de yapsak ya da denizi doldurup şehirlerimizi de büyütsek , ortalığı da pisletip yaşanacak halini bile bırakmasak da doğa bir yolunu bulur ve ondan zorla aldıklarımızı bizden bir anda geri alıverir. Ve biz kocaman doğanın ve evrenin içinde nokta kadarcık insancıklarız.

Çok güzeldi. Okuduğum en iyi fantastık yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum. Ve tavsiye ediyorum. Sürükleyiciydi
176 syf.
·7/10 puan
Merhaba, ilk incelememi yazıyorum. Size hitap etmez veyahut hatalarda bulunursam affola.

Öncelikle bu kitabı "Orphan Black" dizisinden önce bilmiyordum. Diziyi izleyenler de bilecektir ki adından oldukça söz edilen bir kitaptı. Hatta dizideki bir adayı Doktor Moreau'nun Adasına benzetmişlerdi. Sevdiğim bir bilim-kurgu dizisinde adının bunca yerde geçmesi okumam için heveslenmeye sebep oldu.

Kitapta bilimin yanlış yönde kullanıldığında diğer bir söyleyişle çığrından çıktığında doğurabileceği sonuçlar ele alınmış. Yapılan bir deneyi ve bu deneyin sonuçlarından bahsediyor kısaca. Konu açısından oldukça güzel ve zamanına göre oldukça ufuk açıcı bir kitap olduğunu düşünüyorum. Bazı yerlerde zaman zaman terimler geçse de kolay okunma konusunda sizi rahatsız edecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Daha çok genetik üzerine bir kitap olduğu ve benim de bu konuya ilgimin olması da etkilemiş olabilir tabii zorlanmamamı. Bazı yerlerde uzun uzun ayrıntılı yazılmıs betimlemeler de vardı beni sıkmadı fakat sizi sıkabilir. Kitabın konusunu güzel işlediğini düşünüyorum. Bu kitabı okuyup "Hayatım değişti, bilime başka yönde bakıyorum artık." diyemezsiniz zaten konusu da buna pek müsait değil, fakat bilimin zamanla belki bizim yaşadığımız yüzyılların birinde ne hâle gelebileceğini görebilmek açısından güzel bir kitaptı.

Kitabın konusunu ilginizi çekmişse, Orphan Black dizisini sevmişseniz bu kitabı da okuyup beğeneceğinizi düşünüyorum. Ancak çok büyük beklentileriniz varsa karşılamayabilir.

KİTAPLARLA KALIN :).
176 syf.
·4 günde·10/10 puan
Kitap kazaya uğrayan gemisinden kurtulmayı başaran, önce başka bir gemiye, sonra bir adaya sığınmak zorunda kalan kahramanımızın dilinden anlatılıyor. O adada yaşadığı süre boyunca başından geçenleri anlatıyor.
Bir bilim kurgu hikayesi. Bu türün öncülerinden sayılan H.G.Wells'in kaleme aldığı, içinde toplum, din, insan psikolojisi eleştirileri bulunan güzel bir kitap.
Wells'in ne kadar değerli bir yazar olduğunu Atatürk'ün ondan Nutuk'ta bahsetmesinden da anlayabiliyoruz.
Bu arada bundan 100 sene önce döneminin yazarlarını takip eden, eserlerini çevirttiren, onlardan alıntılar yapan Ata'ya da selam olsun...
Kitaba 9 puan vermiştim gaza geldim onu 10 yapıyorum :)
İnsanlardan kaçamıyordum; sesleri pencerelerden içeri doluyordu; kilitli kapılar bile yeterli bir güvenlik önlemi sayılmazdı.
Kendimi şehirlerin ve kalabalıkların kargaşasının dışına attım; günlerimi bilgece yazılmış kitaplar arasında, insanların ışık saçan ruhlarıyla aydınlanan hayatlarımızın o ışıl ışıl pencereleri arasında geçiriyorum...
"Hayatta her şey kısmetse olur '...' bu yıldızlı gecede adamın dilini çözen bir şey var. '...' Hem, insanın sırrını saklaması daha iyidir. Ben sırrına sadık kalırsam, içini dökmüş olmakla kalırsın. Sadık kalmazsam, artık ne bileyim."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Doktor Moreau’nun Adası
Baskı tarihi:
2017
Sayfa sayısı:
176
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786052951125
Kitabın türü:
Orijinal adı:
The Island of Doctor Moreau
Çeviri:
Celâl Üster
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Wells’in öncü niteliğindeki bilimkurgu klasiği Doktor Moreau’nun Adası yayımlandığı günden beri “sarsıcı” etkisinden hiçbir şey yitirmedi. Bilimsel yöntemlerinin doğuracağı sonuçlar konusunda hiçbir sorumluluk hissetmeyen çılgın bilim insanının hikâyesi, unutulmaz filmlere ilham vermiştir. Acı, zulüm, ahlaki sorumluluk, insanın doğaya müdahalesi gibi felsefi temalarıyla dikkat çeken yapıtında, Wells daha sonra genetik
alanındaki çalışmaların gündeme getireceği etik meseleleri öngörmüştür.
Bir deniz kazasından kurtulan Edward Prendick, mahsur kaldığı adada garip yaratıklar ve karanlık sırlarla karşılaşır. Bu ada, insanı ve yazgısını kollayacak bir Tanrı’nın bulunmadığı, bütünüyle ahlaktan yoksun bir evrenin mikrokozmosudur adeta. Doktor Moreau’nun Adası bilimin kontrolden çıktığı zaman barındırabileceği potansiyel tehlikelere karşı bir uyarı niteliği taşır.

HERBERT GEORGE WELLS (1866-1946): İngiliz yazar, gazeteci, sosyolog ve tarihçi Wells, en çok The Time Machine (1895; Zaman Makinesi), The Island of Doctor Moreau (1896; Doktor Moreau’nun Adası), The Invisible
Man (1897; Görünmez Adam) ve The War of the Worlds (1898; Dünyalar Savaşı) adlı bilimkurgu romanlarıyla tanınır.

Ancak edebiyatın yanı sıra tarih ve politika alanlarında da kalem oynatmış verimli bir yazardır.1930’ların başlarında mizaha yönelen Wells, Love and Mr. Levisham (1900; Aşk ve Bay Levisham), Kipps: The Story of a Simple Soul (1905; Kipps: Basit Bir Kişinin Öyküsü) ve The History of Mr. Polly (1910; Bay Polly’nin Tarihi) adlı romanlarında alt-orta sınıftan kişilerin beklentilerini ve düş kırıklıklarını işledi. Diğer önemli yapıtları arasında The Outline of History (1920; Tarihin Ana Çizgileri), The Work, Wealth and Happiness of Mankind (1932; İnsanlığın Emeği, Refahı ve Mutluluğu ) ve The Shape of Things to Come (1933; Olayların Alacağı Biçim) sayılab

Kitabı okuyanlar 3.087 okur

  • Fatma     in dubio pro reo
  • Mete özyüksel
  • Rafet Çetin
  • Serkan Koç
  • Saffet Türkoğlu
  • BLACK JACK
  • EmreKaya
  • Sevgi
  • Milsanin Kitapları
  • Ayşe

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%7.4
13-17 Yaş
%7.4
18-24 Yaş
%27.7
25-34 Yaş
%28.7
35-44 Yaş
%22.3
45-54 Yaş
%4.3
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51
Erkek
%49

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%11.2 (143)
9
%13.7 (175)
8
%20.5 (263)
7
%12.2 (157)
6
%4.7 (60)
5
%1.1 (14)
4
%0.5 (6)
3
%0.3 (4)
2
%0.1 (1)
1
%0.3 (4)

Kitabın sıralamaları