Adı:
Aylak Adam
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750735646
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Aylak Adam
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Düşünüyordu: “Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor.

Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ı, yayınlandığı günden bu yana edebiyatımızın en sevilen, üzerinde en çok tartışılan romanlarından biri oldu. Roman, 60’lı yılların başında bizimle birlikte tüm dünyada da konuşulmaya başlanan kentli aylak aydın bireyi konu alıyordu. Bugün artık çağdaş klasiklerimiz arasında yer alan Aylak Adam’ın dikkat çektiği entelektüel sorunlar güncelliğini koruyor. Yeni kuşaklar için, yeni baskısıyla Can Yayınları’nda.
Hep bir umutla bekleriz, değil mi? Ha şimdi oldu, ha şimdi olacak... Tam yakaladık hayatı bir yerlerinden derken, gidişini izleriz. Nanik yaparak gider hem de...
Tamam bak az kaldı, bak şu da olsun düzelecek, ama bak bu işi de kotaralım oldu olacak, hadi az daha dayan, tüh yine olmadı, neyse olmadıysa vardır bir hayır, belki daha iyisi olacak, üzmeyelim tatlı canımızı, pes etmeyelim, bak bir umut daha var... Diye diye arayışlar içinde yolun sonuna gelmiyor muyuz?

Boşa koysak dolmuyor, doluya koysak almıyor. Hangi işin ucundan tutsak elimize bulaşıyor. Suya gidip susuz dönüyoruz. Şemsiyesiz çıktığımız güneşli bir günde, yağmurdan sırılsıklam oluyoruz. Bekliyoruz; tam kavuştuk derken, el sallıyoruz. Gitmelere alıştırmışken ruhumuzu, dar sokaklarda U dönüşü yapıyoruz.
Nereye gitsek, kime el uzatsak tutunamıyoruz. Bizi sahiplenmeyen bir ülke gibi... Evladına yüz çeviren bir baba gibi... Uyuşmayan puzzle parçaları gibi...Eğreti duruyoruz hayata...
En acısı da farkında olmak. Tutunamayacağımızın... Nereye gidersek gidelim, gitmek istediğimiz yere ulaşamayacağımızın. Kimselerin bizi anlayamayacak olmasının, farkında olmaktır acı veren. Bir tutamak olgusudur. Belki de kader...

Öyleyse, nasıl bir kaderdir bu? Kim bastı "play" tuşumuza? Kim sonlandıracak?
Kitapta da geçtiği gibi, oyuncağı mıydık yoksa alaycı bir varlığın? Hayatta gittiğimiz yolları bozan ya da tam varmışken silen bir çizgiroman yazarının eline mi düşmüştük? Bu kadar acımasız olmamalıydı. Biz bu kadar ararken, bu kadar beklerken, bu kadar isterken çöldeki bir serap gibi hayalden ibaret olmamalıydı.

Her birimiz içimizde birer aylak adama can veriyoruz aslında. Her ne kadar para kazanma mücadelemiz, yorgun iş dönüşlerimiz olsa da... Bedenimiz çalışıyor ama beynimiz aylak!
Kafamızda daha büyük problemlerle cebelleşiyor olsak da... Beynimiz çalışıyor ama ruhumuz aylak!Öyle ki paçalarımızdan aylaklık akıyor. Ne yapsak vazgeçemiyoruz.

Aylak bir dönemde sindire sindire okuduğum kitabı bitirince, otobüsün arkasından bakakalan Bay C. gibi bakakaldım hayata...
Ve Can Dündar'ın şiiri geldi aklıma... Hani biraz dokunan.. Hani biraz saplantılı...
"Özenle yarına sakladığınız
Bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip de sandıktan çıkarttığınızda,
Birde bakıyorsunuz ki
Tedavülden kalkmış..."
Kitaba ilk başladığımda ilk cümlesinden farklı tür denediğimi anlamıştım. İlk önce kitabın anlatım diline alışmaya çalışıyorsunuz, kimin kim olduğu, ne dediği fazla anlaşılmıyor. Sonrasındaysa kitap kendine alıştırıyor.

Yusuf Atılganla ilk tanışmam.Hep böylemi yazar bilmiyorum, kitap farklı ve güzeldi. Belki ben yanılıyorumdur, ben Camusu`un "Yabancı" kiatabındakı karaktere benzettim. İkisi de toplum tarafından anlaşılmayan karakterler, kendi hallerinde yaşadıkları sanılıyor.

Aylak Adam beni insanları daha derinden araştırmaya itti, yolda yürürken her insana belki de derinde yaşadığı acısı vardır diye farklı gözle bakar oldum..

Uzun süre tadı damağımdan gitmeyecek kitaplardan oldu.
Her kese tavsiye eder miyim? Farklı türleri denemeyi seven insanlar okursa daha anlaşılır olur. Yoksa anlamazsanız okuduğunuzla kalırsınız :) Zira kitap çok dikkatli olmazsanız kağıt yığınından başka bir şey olmayacak sizin için :)
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (15.257 Oy)19.005 beğeni43.214 okunma2.982 alıntı182.258 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.519 Oy)8.802 beğeni28.589 okunma838 alıntı139.086 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.678 Oy)13.371 beğeni34.410 okunma3.377 alıntı145.511 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (9.240 Oy)9.207 beğeni25.495 okunma1.780 alıntı118.142 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.868 Oy)8.820 beğeni26.241 okunma2.646 alıntı114.200 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.424 Oy)7.996 beğeni22.686 okunma826 alıntı89.325 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.977 Oy)5.383 beğeni17.264 okunma1.005 alıntı59.927 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.542 Oy)9.049 beğeni25.256 okunma1.558 alıntı125.906 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (4.395 Oy)3.898 beğeni12.914 okunma1.181 alıntı52.680 gösterim
  • İçimizdeki Şeytan
    8.6/10 (3.976 Oy)4.296 beğeni12.600 okunma2.359 alıntı69.670 gösterim
Arka kapakta yazan "Zor bir karekter, zor bir yaşam, yalın bir roman," cümlesini doğrulayan bir eser. Fazla söze gerek yok.

Bay C.'yi anlamak için aşağıdaki makaleyi inceleyebilirsiniz:

http://kulup.sabanciuniv.edu/...f/pdf_1257030258.pdf

Keyifli okumalar.
Daha önce hiç benzerini okuduğumu hatırlamıyorum. Gerçekten bir başyapıt. Okurken, sokakta yürürken kendi kendime konuşmalarım geldi. İllâ her roman kahramanını kendime benzeteceğim ya(!) Ama bu karakter başka. Bambaşka. O toplumdan sıyrılmış. Toplumun dayattıklarına karşı. Herkes Bay C. diyor ama ben C. Efendi diyeceğim ona. Sebebi Bayan Naciye... Neyse konuyu saptırmayalım.

(Bundan sonraki kısımlar biraz spoiler içerir.)

C. Babasının davranışları sonucu doğan bir karakter. Küçüklüğünün bir yansıması. Elbette çocukken yaşadıklarımız bizde büyük izler bırakır ama burda C.'nin C. olmasına neden oluyor. Babasının paraya verdiği değer, oğluna vermediği sevgi, onu Aylak Adam yapıyor esasen. Babası ne kadar çok paraya değer veriyorsa O umarsızca harcıyor o parayı.
Ve C. arayışta. Çocukluğundaki tek sevgi kaynağı olan Zehra Teyzesi gibi bir kadın istiyor. Bunu romanın sonlarına dogru anlasak da onun derdi bir tutamak yalnızca...

Bazı cümleleri varki cidden insanı düşünmeye itiyor. Titizlikle yazılmış bir roman olduğunu anlıyorsunuz. Unutulamayacak bir roman çağının ötesinde ve ötesinde olmaya devam edecek.
Bu kitabı bana arkadaşım diyecebileceğim birisi önermişti onun sayesinde kitaba başlamış oldum. İlk başlarda kitabı okurken pek bir şey anlayamamıştım fakat ilerledikçe Sevgili C ‘ nin kuraldışı sayılabilecek toplumun tabularından uzak biraz da gerek çocukluğu ve yaşayışı bakımından kendimi gördüğüm hayatına şahit oldum diyebilirim.
Amaçsız, bomboş bir dünyaya gözlerimizi açtık. Yaşamak, var olmak için hiçbir neden yok aslında. İnsan öyle diğer canlılar gibi de değil. Amaçsızlığının farkına varıyor varmasına ama içinden gelen o anlamsız yaşama içgüdüsünü susturamıyor. Canhıraş başlıyor, bir tutamak bulmaya. Tutunuyor da. Bir kitaba, bir amaca, bir aileye, bir kadına... Farkındalık sahibi olanlar içinse bu daha zor. Çünkü onlar için toplum baştan elenmiş. Biliyor, toplumun anca onların kuralları ve ölçütleri doğrultusunda ''kendi için toplum'' olabileceğini. Aslında farklılıklardan beslenen toplumun zamanla farklılardan nefret eder hale gelip, seni de tektipleştirdiğini.

Romanın ana kahramanı da farkındalık sahibi C.. İnsanın toplumsal varlıklar olduğunun bilincinde, bundandır en ideal toplumun iki kişilik toplumlar olduğunu öne sürüyor. Bir saplantı halinde ''onu'' arıyor. Aslında C. saf sevgiyi arıyor. Hiçbir şeyin farkında olmadığı, teyzesinin kucağında gözlerini kapatıp huzur içinde yattığı o günleri... Sokaklarda yürümeyi, gözlemlemeyi seviyor. Suni amaçlardansa aylaklığı yeğliyor. Zaten parayı da oldum olası sevmemiş, babası seviyor diye. Oedipus karmaşasını atlatamamış. Baba figürü onun için nefretten başka bir şey ifade etmiyor. Onun gibi olmama savaşı veriyor kendince ama bunu yaparken de onu hayatının merkezine yerleştiriyor.

Kitabı genel olarak beğendim. Empati yapabildiğim bir karakter C.. Anlatımı okurken akıp gidiyor. Karakterin iç dünyasını ustalıkla yansıtmış Yusuf Atılgan. Bunu yaparken de okuyucuyu aptal yerine koyup, karakterin her hissettiğini yazıya dökmemiş. Yoruma açık hislere yer vermiş. Keşke diyorum, hayatına daha fazla roman sığdırsaymış...
BİZE MİSAFİRLİĞE GEL C.
Her şeye "karşı" duran,"karşı" çıkan,"karşı"olan bir adam.İsmi yok.Sadece "C." Kendime en yakın bulduğum karakter hep sen olacaksın adım gibi eminim bundan.Misafirliğe gelsen çarşafları kendi ellerimle sererim,yatağını bile ben toplarım.O kadar çok sevdim seni.
Bence yazıldığı yıllarda ve sonrasında Türk edebiyatına damgasını vuran nadine kitapların ve yazarların arasında sayılabilir. Okuyucu, bir aylağın düşünce dünyasına sansürsüz giriyor ve ismi bile verilmeyen kahramanın bir yılını okuyor-yaşıyor. İsmi verilmeyen kahramanımız "C."nin düşünce dünyasında yoruluyor bazen de kayboluyorsunuz aynı kendi düşünce dünyamızda yaşadıklarımız gibi. Velhasıl-ı kelam aylaklık zor iş!.
İlk okuduğumda hiçbir şey anlamadım. Sayfaları çevirip durdum. Ben bu kitaba para mı verdim diyordum kendi kendime. Sona doğru rastgele çevirirken bir cümle gördüm; "Bir şey var ama eksile eksile var." İşte bu cümle tekrar okumama vesile oldu. Baştan başladım tabi araya bi kitap sıkıştırdım bu boşlukta. (Dostoyevski- Ölü Evinden Anılar) Kitabın tuhaf bir dili var, öyle alelade bir kitap değil. Düzgün ve noktalama işaretlerine uygun bir biçimde belirli bir hızla okunmalı, yoksa anlaşılmaz bir hal alıyor. Kitaptan aşırı keyif aldım, ortalama beş altı sayfada bir veya iki cümlenin altını çizdim. Yusuf Atılgan'a minnettarım...
Kitabın en güzel yeri bence 43. sayfada C.'nin dilenciyle olan diyaloğuydu
Anlatmaya gerek yok, okuyunuz…

Kitapta ismi geçmeyen Bay C herkese farklı nazar ile bakan biridir. Kadınları çok iyi tanıyan, görüneni değil de astarı düşünen kişidir. Birçok yerde kendimi gördüm. En az onun kadar bende aylakım.

İlk başta zorlanıyorsunuz. Kitaba ısınamıyorsunuz bile. Zaman geçip sayfalar ilerledikçe sizi alıp götürüyor. Bir kitabın tamamını okumadan o kitabın iyi mi ya da kötü mü olduğuna asla karar veremezsiniz. Keza bu kitap onlardan bir tanesi.

Yazarın farklı bir anlatım dili var. Kitap 4 bölümden oluşuyor; Kış, İlkyaz, Yaz ve Güz. Benim kitabım Kış bölümü bana sıkıcı geldi çünkü daha ısınamamıştım kitaba. Sonra İlkyaz gelip çiçekler açıp kuşlar ötünce kitap beni acayip sardı.

Sürekli bir arayış içerisinde olan Bay C’nin hayatına giren kadınlar, onların sıradanlaşıp onlardan uzaklaşması ve kendi babası ile olan münakaşası konu edilmektedir. Yazarın ustaca kurgulamış olduğu kitabı “Aylak Adam” bence herkese hitap edebilecek bir düzeydedir. Memnuniyet ile okumanızı tavsiye ederim.

Sevgi ile kalın.
Burada "1 günde okudu" yazdığına bakmayın üç günde okudum. Sadece işaretlemeyi unuttum. Ben mi bu kitaptan çok şey bekledim yoksa kitap gerçekten beklentileri karşılamıyor mu bilemedim. Yani sayfa atlayarak da okusanız (ben atlamadım) hiç bir şey kaybetmezsiniz. Sigara ve içkiyi de çok özendiriyor bence. Onlarca kez "bir Sigara yaktı" cümlesi geçiyor. Açıkçası beğenmek gelmiyor içimden. Bu incelememe kızanlar olabilir. Bu sadece benim fikrim. Dolayısı ile de sadece beni bağlar.
"Sustu. Konuşmak gereksizdi. Bundan sonra kimseye ondan söz etmeyecekti. Biliyordu; anlamazlardı."
Yusuf Atılgan
Kitabın son cümlesi
İnsanları yalan söyledikleri zaman dinlemeyi severim. Olmak istedikleri ama olamadıkları ''kişi''yi anlatırlar .
— İnsanın bir tutamağı olmalı.

— Anlamadım.

—Tutamak sorunu dedim.

Dünyada hepimiz sallantılı, korkuluksuz bir köprüde yürür gibiyiz.
Tutunacak bir şey olmadı mı insan yuvarlanır.

Kimi zenginliğine tutunur; kimi müdürlüğüne; kimi işine.

Ben, toplumdaki değerlerin ikiyüzlülüğünü, sahteliğini gülünçlüğünü göreli beri, gülünç olmayan tek tutamağı arıyorum:

Gerçek sevgiyi!
Yusuf Atılgan
Sayfa 183 - Can Yayınları 1. Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Aylak Adam
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
192
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750735646
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Aylak Adam
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Düşünüyordu: “Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor.

Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ı, yayınlandığı günden bu yana edebiyatımızın en sevilen, üzerinde en çok tartışılan romanlarından biri oldu. Roman, 60’lı yılların başında bizimle birlikte tüm dünyada da konuşulmaya başlanan kentli aylak aydın bireyi konu alıyordu. Bugün artık çağdaş klasiklerimiz arasında yer alan Aylak Adam’ın dikkat çektiği entelektüel sorunlar güncelliğini koruyor. Yeni kuşaklar için, yeni baskısıyla Can Yayınları’nda.

Kitabı okuyanlar 6.912 okur

  • Özlem Damla Arık
  • Eda Y
  • Berlain
  • Bahar Karakaş
  • Finco
  • xxx
  • Şemsihan Çelik
  • Başak Nur Gökçam
  • Derya yıldiz
  • Muharrem ALEMDAR

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%17.3
14-17 Yaş
%8.3
18-24 Yaş
%28.3
25-34 Yaş
%26.4
35-44 Yaş
%14.2
45-54 Yaş
%3.3
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%1.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62.5
Erkek
%37.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.8 (627)
9
%21 (473)
8
%20.7 (467)
7
%12.4 (280)
6
%5.8 (131)
5
%2.5 (57)
4
%1.5 (33)
3
%0.7 (16)
2
%0.4 (10)
1
%0.5 (12)

Kitabın sıralamaları