Aylak Adam

8,3/10  (1.663 Oy) · 
4.817 okunma  · 
1.508 beğeni  · 
21.280 gösterim
Düşünüyordu: “Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış. Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı umulur. Ama beş-on dakikada ölüyor.

Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ı, yayınlandığı günden bu yana edebiyatımızın en sevilen, üzerinde en çok tartışılan romanlarından biri oldu. Roman, 60’lı yılların başında bizimle birlikte tüm dünyada da konuşulmaya başlanan kentli aylak aydın bireyi konu alıyordu. Bugün artık çağdaş klasiklerimiz arasında yer alan Aylak Adam’ın dikkat çektiği entelektüel sorunlar güncelliğini koruyor. Yeni kuşaklar için, yeni baskısıyla Can Yayınları’nda.
  • Baskı Tarihi:
    Eylül 2017
  • Sayfa Sayısı:
    192
  • ISBN:
    9789750735646
  • Yayınevi:
    Can Yayınları
  • Kitabın Türü:
Hesna 
02 Tem 2017 · Kitabı okudu · 7 günde

Hep bir umutla bekleriz, değil mi? Ha şimdi oldu, ha şimdi olacak... Tam yakaladık hayatı bir yerlerinden derken, gidişini izleriz. Nanik yaparak gider hem de...
Tamam bak az kaldı, bak şu da olsun düzelecek, ama bak bu işi de kotaralım oldu olacak, hadi az daha dayan, tüh yine olmadı, neyse olmadıysa vardır bir hayır, belki daha iyisi olacak, üzmeyelim tatlı canımızı, pes etmeyelim, bak bir umut daha var... Diye diye arayışlar içinde yolun sonuna gelmiyor muyuz?

Boşa koysak dolmuyor, doluya koysak almıyor. Hangi işin ucundan tutsak elimize bulaşıyor. Suya gidip susuz dönüyoruz. Şemsiyesiz çıktığımız güneşli bir günde, yağmurdan sırılsıklam oluyoruz. Bekliyoruz; tam kavuştuk derken, el sallıyoruz. Gitmelere alıştırmışken ruhumuzu, dar sokaklarda U dönüşü yapıyoruz.
Nereye gitsek, kime el uzatsak tutunamıyoruz. Bizi sahiplenmeyen bir ülke gibi... Evladına yüz çeviren bir baba gibi... Uyuşmayan puzzle parçaları gibi...Eğreti duruyoruz hayata...
En acısı da farkında olmak. Tutunamayacağımızın... Nereye gidersek gidelim, gitmek istediğimiz yere ulaşamayacağımızın. Kimselerin bizi anlayamayacak olmasının, farkında olmaktır acı veren. Bir tutamak olgusudur. Belki de kader...

Öyleyse, nasıl bir kaderdir bu? Kim bastı "play" tuşumuza? Kim sonlandıracak?
Kitapta da geçtiği gibi, oyuncağı mıydık yoksa alaycı bir varlığın? Hayatta gittiğimiz yolları bozan ya da tam varmışken silen bir çizgiroman yazarının eline mi düşmüştük? Bu kadar acımasız olmamalıydı. Biz bu kadar ararken, bu kadar beklerken, bu kadar isterken çöldeki bir serap gibi hayalden ibaret olmamalıydı.

Her birimiz içimizde birer aylak adama can veriyoruz aslında. Her ne kadar para kazanma mücadelemiz, yorgun iş dönüşlerimiz olsa da... Bedenimiz çalışıyor ama beynimiz aylak!
Kafamızda daha büyük problemlerle cebelleşiyor olsak da... Beynimiz çalışıyor ama ruhumuz aylak!Öyle ki paçalarımızdan aylaklık akıyor. Ne yapsak vazgeçemiyoruz.

Aylak bir dönemde sindire sindire okuduğum kitabı bitirince, otobüsün arkasından bakakalan Bay C. gibi bakakaldım hayata...
Ve Can Dündar'ın şiiri geldi aklıma... Hani biraz dokunan.. Hani biraz saplantılı...
"Özenle yarına sakladığınız
Bir sarı lira gibi ömrünüz,
Vakti gelip de sandıktan çıkarttığınızda,
Birde bakıyorsunuz ki
Tedavülden kalkmış..."