Bütün Öyküleri

·
Okunma
·
Beğeni
·
6,8bin
Gösterim
Adı:
Bütün Öyküleri
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750735660
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Bütün Öyküleri
Bütün Öyküleri
Odam uzaktı. Bir park çıktı önüme. Elmayı çıkardım. Sanki küfeden aldığım değildi bu, kırmızılı yeşilli iri bir elmaydı. Karşıdaki otların içine fırlattım. İçimde teneke borudan çıkan dumanı gördüğümdeki aynı kazıntı vardı. Yandaki kanepede oturan bir adam bana bakıyordu: beni görüyormuş, ben oradaymışım gibi.

Yusuf Atılgan, ilkgençlik yıllarında yazdığı öyküleriyle Tercüman gazetesinin açtığı yarışmada ödül kazanmış, daha sonra öykülerini edebiyat dergilerinde yayımlamıştı. Tek öykü kitabı Bodur Minareden Öte’yi 1960 yılında çıkardı. Yazarın bütün öyküleri ilk kez 1992 yılında Eylemci adıyla basıldı, Bütün Öyküleri başlığını taşıyan ve Ekmek Elden Süt Memeden’deki çocuk öykülerini de kapsayan bu kitapsa 2000’de yayımlandı. Edebiyatımızın bu büyük yazarının öyküleri okura romanlarının atmosferi ve coğrafyası hakkında ipuçları verecektir.
144 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Yusuf Atılgan çok iyi bir anlatıcı. Öykülerini ilmek ilmek örüyor ve okura oldukça mahir biçimde aktarıyor. Dolayısıyla onun kaleminden çıkan ne varsa okumak büyük bir keyif halini alıyor.
144 syf.
·2 günde·Puan vermedi
"Kümesin Ötesi" başta olmak üzere bu hikayelerden çok zevk aldım açıkçası, imgeleri detayları çok önemli Yusuf Atılgan'ın... İyi bir gözlemci olması yanı sıra aynı zamanda detayların adamı. Kümesin Ötesinde anlatımını yaptığı tavuk Franz Kafka'nın böceği gibi aslında toplumsallaştırmaya dayanıyor...
Tavuğun yaşadığı toplum bilinci, horoza karşı olan tutumu var...Masal gibi, rüya gibi. Çok güzel, çok eşsiz. Sizi sıkmadan modern ve sade diliyle son derece akıcı, bir çırpıda bir nefeste tüketilecek hafiflikte.
YÜK (Yusuf Atılgan)

Hikayeyi okuduktan sonra epeyce uzerinde tefekkür etme fırsatım oldu. Sıradan bir hikaye gibi okur geçersek basit bir çocuk hikayesinden başka birşey değil. "Peki bu adam ne anlatmak istiyor" diye bir soru sorarsak kendimize, işte gercek hikaye o zaman başlıyor.
Ve ben o soruyu sordum kendime. Once buz gibi oldum sonra aklim basima geldi. Normalde Yusuf Atılgan sevdiğim bir yazar değildir. Fakat bu hikayesini çok beğendim ve içinden bana verebileceği her seyi aldığımı düşünüyorum.
Birincisi hayatımızda var olan şeyleri kaybetmek bu kadar ağır değildir. Abartmamak lazım. Çünkü Bizim hayatımızın merkezi biziz ve rutin devam eden hayatimiz icinde yörüngemizdekiler bizim için ne kadar önemli olursa olsun veya ne kadar istersek isteyelim yörüngeden çıkabilirler. Imkanlar ölçüsünde bu telafi edilebilir.
Ikincisi toplum birlikteliğinde her zaman sorumluluk ve yüklerimiz vardır ve bunlardan kaçamayız. Bu sorumluluklarımızı ve yükümüzü kendiniz için değil toplum için taşırız.
Gelelim ana konuya. Asıl verilmek istenen ise her insanın her yönden durumu ne olursa olsun yaşadığı müddetçe kendi başına taşımak zorunda olduğu yükler vardır ki bu yükler bizi ölüme kadar götürebilir. Ve bubyukleri tasirken hic kimse bize yardim edemez. Mesela size güvenen bir arkadaşınız bir sırrını sizinle paylaşırsa bu sizin için çok büyük yüktür ve taşımanıza kimse yardım edemez. Üstelik insan yapisi itibari ile bunu tasimasi gercelten cok zordur. Kumda bogar, denize düşürür. Veya yakın çevremizden birinin bir kusurunu öğreniriz. Mesela Prenses Fiorina'nın gece dev olduğunu öğrenen eşek gibi. Söylesek bir türlü söylemesi bin türlü. Al sana tek başına taşımak zorunda olduğum bir yük daha. Üstelik yasadigin müddetçe durup dinlenmeden taşımak zorundayız.
Yani kısacık bu hikâyede derinlik çok fazla. Görememiş olanlara faydam olduysa ne mutlu. Sürç-ü lisan ettikse affola.
Uğur UKUT
124 syf.
·1 günde·Beğendi·8/10 puan
Yusuf Atılgan'ın öykülerine dair ilk kitap 1960 yılında Bodur Minareden Öte adında çıkmıştır. Daha sonra bu kitabın dışında yayınlanmış iki öykü "Ağaç" ve "Eylemci" eklenerek 1992 yılında Simavi Yayınları tarafından "Eylemci" adı altında yeniden yayınlanmıştır. Daha sonraları ise çocuk kitabı olarak yayınlanan fakat aslında yazarın deyimiyle büyüklere masallar kitabı olan "Ekmek Elden Süt Memeden" eserinin de eklenmesiyle bugünkü basılan hali olan Bütün Öyküleri kitabı oluşmuştur.

Bodur Minareden Öte kitabının içerisinde birbirinden nefis on öykü bulunmaktadır ama ben, bu kitabın dışından olan ve hem anlatımı hem de içeriği bakımından diğer Yusuf Atılgan öykülerinden ayrılan, Mart 1987 tarihli Gergedan dergisinin ilk sayısında yayınlanan "Eylemci" adlı kısa hikayeyi irdelemek istiyorum. Yalnızca altı sayfadan oluşan bu kısacık öykü, hem yazarın dünya görüşünü bize bir parça anlatmakta hem de hikayenin en başından itibaren karakterle ilgili anlatımın tok, keskin ve doğrudanlığıyla okuru sarsmaktadır.

Emin Tınoğlu, bir emekli öğretmen. Adı Emin ama kendinden başka kimseye güvenmeyen, paranoya aleminde yaşayan bağnaz bir moruk. Faşistlik zihninin tüm damarlarına işlemiş. Zamanında görevi öğretmek olan fakat tek amacı milliyetçilik kılıfı altında kendi kusmuk fikirlerini gençlere enjekte etmeye uğraşmış, kendinden olmayanın ayağını kaydırmak için her halta başvurmuş kalbi mühürlü, aklı kör bir adam.

Yaşı yetmişlerde olan ama hala kendini gençliğinde, yirmi beş yaşında zanneden bu içi geçmiş durumuyla bile sırf isimlerinden dolayı insanlara türlü kötülükler yapabilecek bir insan artığı. Dışarıdan bakıldığında yaşlı, emekli öğretmen, kendi halinde bir adam. Fakat içi kötülükle kaynıyor; zihninde yalnızca kendi bağnaz, örümcek ağlarıyla kaplı düşüncelerini barındırıyor. Her bağnaz gibi yalnızca kendinden olanlar iyi, yalnızca kendinden olanlar yaşamalı ve yalnızca kendi fikirleri ayakta kalmalı -diğerlerinin üzeri ezilmeli en acımasız şekilde.

Okul müdürüyken fikri olarak gençleri zehirlerken bugünse eylemleriyle kendi faşist düşüncelerine hizmet edecektir. Peki bu eylemler dediğimiz nedir? İsmen "kendi zihniyetinin dışında" bulduğu yerlere bomba atacaktır "tekinsiz" Emin Tınoğlu. Gençliğinde fikren insanları bombalayan Emin öğretmen, yaşlılığında ise gerçekten bombalar insanları. Sırf dükkanların adlarında "Devrim", "İleri" geçiyor diye masum insanları katletmeye, yaralamaya çalışır ve ne yazık ki bu eylemlerinde başarılı da olur. Fakat zihni çamurlaşmış bu moruğun kendi oyunları olduğu gibi hayatın da kendine ait oyunları vardır. Hanımının da dediği gibi "Su testisi su yolunda kırılır". Kırıldı da nitekim.

Bu hikayedeki Emin karakteri, tıpkı yazarın diğer kitaplarından Anayurt Oteli'nde ki Zebercet ve Canistan'da ki Selim karakterleri gibi dıştan bakıldığında sıradan, gayet normal bir kişiyken kendinden beklenmeyeni eylemsel olarak da yapabilendir. Dışarıdan asla fark edilmeyen ama kişinin ruhunda besleyip büyüttüğü bastırılmış duygularla nefreti bir nedenle ortaya çıkarabileceğini, son derece şok edici ve ağır sonuçlara vesile olabileceğini yazar, bu hikayede bizlere bir kez daha göstermiştir.

Yusuf Atılgan'ın, yarattığı karakterlerle ilgili anlatımlarında en baskın konulardan biri de aslında "cinsellik"tir. Bu öyküde de ana karakter gençliğinde öğrencileri, yaşlılığında ise otobüsteki kadınları taciz etmektedir. Belki iktidarsızlık, belki de sapık dürtüleri sebepli bu durum, kendi eylemlerinin bir tür yakıtını da oluşturmaktadır tıpkı Anayurt Oteli'nde ki Zebercet gibi.

Son olarak altı sayfalık bu öykü, çarpıcı dili, en başından başlayarak sert, kötücül karakter tasviriyle bence kitabın en vurucu hikayesidir. Fakat her ne kadar farklı anlatımı ve içeriği sebebiyle diğer öykülerden ayrılsa da yazarın öbür kitaplarında yer alan ana karakterlerle de bağdaşan birçok yan bulunmaktadır. Bundandır ki tipik bir Yusuf Atılgan öyküsüdür ve yazarın her çalışmasında olduğu gibi tekrar tekrar okunasıdır.
144 syf.
·10 günde·9/10 puan
Yusuf Atılgan benim için post modernizmin baş yazarlarından biri. Gerek Aylak Adam, gerek Anayurt Oteli haklarında ne kadar konuşulsa eksik kalacak, çokyönlü, uzantıları derin, uç kitaplardı. Onları bu "uç"a getiren neydi benim için? Elbette olayları. Günlük uzaklıklar. Yakının içindeki uzaklıklar, yaşarken dünyaya, dokunurken dokunduğuna, severken sevdiğine olan uzaklıklar. Bu bana kitaptan geçmedi. Kitabın bana aktardığı benle dönüşüme uğradı, ve Yusuf Atılgan'ın yazını öylesine özgün ki ben yaşadığım sürece zihnimin bi' kısmında yaşattığım o olaylar hep dönüşecek. Seviyorum!

Başlarken acayip heyecanlı olduğum bu kitabın ortalarında durmak istedim ısrarlıca çünkü bu öykülerin bitmesini hiç istemedim. Neredeyse her hikayeden sonra heceleyerek olağanüstü dedim. Öyleler! Hani, bazı hikayeler olur bi' parabol çizerler başlangıçları ve bitişleri alçakçadır fakat yükseldikleri bi'orta kısım vardır. Ya da bi' tür hikaye sonunda ağır bi' darbeyle noktalar olayı, sanki her şey sondaki vurgun içindir. Yusuf Atılgan çok deli dolu, rafting gibi! Onun hikayesinde asla beklendik bi' yön yok. Tarzsızca, kendi özgünlüğünü vurguluyor.

Bazı hikayeler o kadar "yok artık"tı ki benim için... Öykünün konusunun, diyaloglarının nasıl böylesine ahenkli bir arada, dalga dalga uydurulabileceğine aklım ermedi. Baş döndürücü doğru tanım olur. Hikayelerin akıcılığı, maceracı, o raftingli ruhu asla yazındaki özü görmemi engellemedi. Hikayeciliği farklı güzel Atılgan'ın. Yazar yer yer köy, yer yer şehir hayatını, yer yer hayvanların hayatını fablvari bi' şekilde ele almış öykülerinde. Bu üç ayrışımın aynı olduğu yön onların yalnızlıkları; köy ahalisine karşı deli, işsiz adama karşı akrabaları, tavuğa karşı kümes. Aşk, para, iş, korku... aslında konuya nokta koyamam çünkü Atılgan'ın noktası çok belirsiz. O hikayelerin ortasında çok güzel vurgular yapıyor ama sonlarda hiç belirli nokta göremedim ben. Bunu çok özgün buldum. O nokta konmayınca sanki hikaye hep tamamlanmaya, yorumlanmaya bi' kapı aralamış gibi hissettirdi bana.

Kısacası sevdim bu kitabı, hem de çok! Yalnızsever hallerini, içgörür diyaloglarını, göğe baktıran kurgularını sevdim. Öyküsever herkese bu özgün kalemi içtenlikle öneririm!
144 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Öykü okumayı sevmediğimi zannediyordum. Ta ki Yusuf Atılgan ile tanışana kadar.. Yapı Kredi Yayınları yazarın tüm öykülerini bir kitapta toplamış ve çok da güzel olmuş. İlk sayfayı okuduğum an anladım ne kadar güzel bi kitaba başladığımı. Hiç bitmesindi hiç... Dili o kadar güzel o kadar akıcı ki başladığınız öykünün nasıl bittiğini anlamıyorsunuz bile. Yaşadığı toplumu çok iyi gözlemleyerek uç noktalara değinmiş. Aslında hepimizin yaşadığı ya da yaşayabileceği durumları bir çırpıda okumuş oluyoruz. Her bir öyküde başka bir hayat gördüm başka bir hayat yaşadım. O hayatlara üzüldüm ya da sevindim. Okuduğum kitabın duygu silsilesi yaratması benim çok hoşuma giden bir durum. Hiç bir kelimeye takılmadan bir engelle karşılaşmadan film seyreder gibi derinliğini anlamaya çalıştım bunu yaparken de hiç yorulmadım. Cümlelerin her biri dolu dolu ve bu doluluk mütevazılık ile örülü. Kimi hikayede yalnızlık karşıladı beni. Gördüğüm bu yalnızlık çok onurlu ve kararlı ne istediğini bilen bi kadına aitti. Kimi hikayede bir adam tanıdım. Tanıdığım o adam sevdiği kadın uğruna kendi kurallarından vazgeçmişti.
Beni o kadar içine aldı ki kişilerden biri gibi oldum sanki her öyküyü bitirdiğimde. Kitabı bitirdiğimde sanki çok sevdiğim bi dostumu uzaklara uğurlar gibi hissettim...
144 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10 puan
Öykü okumayı hep sevmişimdir. Aynı kitaptaki bu öyküler sayesinde, her birinde farklı bir yolculuğa çıkmış tadı verir. Her öykü ayrı bir roman...
Yusuf Atılgan'dan ilk okuduğum Aylak Adam'dan sonra tüm kitaplarını hemen aldım. Yani kalemine o derece aşık oldum. Ama diğerleri beni Aylak Adam kadar etkilemedi ve bir parça hayal kırıklığı yaşattı. Ama bu kitabını, öykülerini sevdim.
Kitap ilk yazmaya başladığı zamandan itibaren tüm öykülerden oluşuyor. Ve genelde yıkık, ezik insan tiplemelerini işlemiş. Kimi yarım kalmış hissi uyandırsa da, hayal gücünüz devreye giriyor. Ya da o an okuduğunuz öyküye göre, olduğu gibi bırakıyorsunuz ki, tadı damakta kalsın.
Kısaca ben sevdim kitabı. Sizler de öykü okumayı seviyorsanız, yazarın kalemi ile tanışmak için güzel bir fırsat. Yok zaten biliyorsanız doya doya tadacakdınız demektir.
144 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Sevdiğim yazarlara inceleme yazarken, ayrı bir mutlu olma hali kuşanıyorum. Yusuf Atılgan, Türk Edebiyatında, herkese hitap etmeyen duruşu ve kalemiyle beni her zaman çekti, okuttu ve sevdirdi. Edebi hayatına kattığı çok az sayıdaki eserleriyle, kendine has bir dünya kurmuştu ve öyle kalmayı tercih etti. Sanırım onu okuyan ve sevenlerinde bir nevi o dünyada kalmalarını, anlamalarını istedi. Aylak Adam ile başladığım Yusuf Atılgan arşivime Bütün Öyküleri'ni de eklediğim için hoşnutum.
Öykülerinde konular yine yazarın müptelası olduğu temaları içeriyordu. Yalnızlık, yabancılaşma, iç sorgulama, bağımsızlık (en çokta bunu seviyorum) çokça rastlayacağımız anlatılardı.
Kasabadan, Köyden, Kentten, Eylemci, Ekmek Elden Süt Memeden başlıklarıyla öyküler birbirinden ayrılmış.
Kasabadan bölümündeki "Evdeki", Köyden bölümündeki bir kümes hayvanının gözünden dünyanın nasıl görüldüğünü anlatan çok hoş bir hikaye olan "Kümesin Ötesi", Eylemci bölümünden, emekli bir öğretmenin komünistleri bombalamak istemesini anlatan yine aynı adlı "Eylemci" adlı öyküyü ve Ekmek Elden Süt Memeden adlı bölümdeki, bir çocukla bir köpeğin dostluğunu masalsı bir dille anlatan "Korkut'a Masal" masalını çok beğenerek okudum.
Kitabı, tüm Yusuf Atılgan sevenlere ve yazarı okumak isteyenlere tavsiye ediyorum. Hep böyle harika yazarlar ve onların güzel kitaplarıyla kalalım.
124 syf.
·2 günde
Bazı hikayeler o kadar "yok artık"tı ki benim için... Öykünün konusunun, diyaloglarının nasıl böylesine ahenkli bir arada, dalga dalga uydurulabileceğine aklım ermedi. Baş döndürücü doğru tanım olur. Hikayelerin akıcılığı, maceracı, o raftingli ruhu asla yazındaki özü görmemi engellemedi. Hikayeciliği farklı güzel Atılgan'ın. Yazar yer yer köy, yer yer şehir hayatını, yer yer hayvanların hayatını fablvari bi' şekilde ele almış öykülerinde. Bu üç ayrışımın aynı olduğu yön onların yalnızlıkları; köy ahalisine karşı deli, işsiz adama karşı akrabaları, tavuğa karşı kümes. Aşk, para, iş, korku... aslında konuya nokta koyamam çünkü Atılgan'ın noktası çok belirsiz. O hikayelerin ortasında çok güzel vurgular yapıyor ama sonlarda hiç belirli nokta göremedim ben. Bunu çok özgün buldum. O nokta konmayınca sanki hikaye hep tamamlanmaya, yorumlanmaya bi' kapı aralamış gibi hissettirdi bana.

Kısacası sevdim bu kitabı, hem de çok! Yalnızsever hallerini, içgörür diyaloglarını, göğe baktıran kurgularını sevdim. Öyküsever herkese bu özgün kalemi içtenlikle öneririm!
144 syf.
·1 günde·Puan vermedi
İnsan kendine acır mı, ben acıyorum...
Elinize aldığınızda hemen bitirebileceğiniz bir kitap.... Yanlızlık, iletişimsizlik , umut, karamsarlık gibi duyguların hakim olduğu kısa kısa hikayeleri konu edinmiş yazar...
İyi okumalar...
Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti; ama ben düşündüğümü söylemeye kalktım.
Saatların tıkırtısıyla içinin sıkıntısı arasında bir ilgi vardır sanki. Bu durmayan tıkırtı dünyanın düzeni gibi bir şeydir. Değişmez. Dursa sıkıntısı geçecek belki. Oysa bu sıkıntıyı yaratan kendisidir. Her sabah dükkâna girdi mi ilk işi birer birer bu saatları kurmaktır. İğrene iğrene yapar bu işi. Kurmayıverse olmaz mı? Olmaz?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bütün Öyküleri
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750735660
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Bütün Öyküleri
Bütün Öyküleri
Odam uzaktı. Bir park çıktı önüme. Elmayı çıkardım. Sanki küfeden aldığım değildi bu, kırmızılı yeşilli iri bir elmaydı. Karşıdaki otların içine fırlattım. İçimde teneke borudan çıkan dumanı gördüğümdeki aynı kazıntı vardı. Yandaki kanepede oturan bir adam bana bakıyordu: beni görüyormuş, ben oradaymışım gibi.

Yusuf Atılgan, ilkgençlik yıllarında yazdığı öyküleriyle Tercüman gazetesinin açtığı yarışmada ödül kazanmış, daha sonra öykülerini edebiyat dergilerinde yayımlamıştı. Tek öykü kitabı Bodur Minareden Öte’yi 1960 yılında çıkardı. Yazarın bütün öyküleri ilk kez 1992 yılında Eylemci adıyla basıldı, Bütün Öyküleri başlığını taşıyan ve Ekmek Elden Süt Memeden’deki çocuk öykülerini de kapsayan bu kitapsa 2000’de yayımlandı. Edebiyatımızın bu büyük yazarının öyküleri okura romanlarının atmosferi ve coğrafyası hakkında ipuçları verecektir.

Kitabı okuyanlar 1.403 okur

  • Pırıl İlkiz
  • Hazniye Nas
  • Yavuz Selim SEFEROĞLU
  • Vmcmzbajfkajsk10483ajajahahaam372962ajflanxmahxnax
  • Alper Kalyoncu
  • Yasemin Çürük
  • Arzu Kelceş
  • Emrullah Ayaz
  • Züleyha Uçer
  • Alp S.

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%1.9
13-17 Yaş
%3.2
18-24 Yaş
%27.3
25-34 Yaş
%42.9
35-44 Yaş
%16.2
45-54 Yaş
%5.2
55-64 Yaş
%1.9
65+ Yaş
%1.3

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%39.7
Erkek
%60.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.5 (67)
9
%14.1 (61)
8
%16.9 (73)
7
%11.8 (51)
6
%4.9 (21)
5
%3 (13)
4
%1.2 (5)
3
%0.7 (3)
2
%0.5 (2)
1
%0.2 (1)