·
Okunma
·
Beğeni
·
7893
Gösterim
Adı:
Canistan
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750735677
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Canistan
Canistan
Ocağın üstündeki rafta yanan zeytinyağı kandilinin soluk ışığında ayak ucunda duran adamın yüzü yabancı gibi değildi ama kim olduğunu çıkaramadı. Başında yerleşik bir ağrı vardı. “Çeteler. Sonunda basıldık işte. Aptal gibi fırladım dışarı; tüfeği alıp beklemeliydim. ‘Bağa çıkmayalım bu yaz; her gün gider geliriz; geceleri köyde kalalım’ deyip durduydu Fatma. Dinlemedim…”

Yusuf Atılgan’ın tamamlamadan bıraktığı üçüncü romanı Canistan, ölümünden çok sonra, ilk kez 2000 yılında yayımlandı. Romanın coğrafyası yine Manisa; ama bu kez dönem farklı. Anadolu’nun işgal edildiği, direniş çetelerinin kurulduğu yıllar, anasını bırakıp köylere, çiftliklere çalışmaya giden çalışkan, işbilir köylü çocuğu Selim… Okuyunca göreceksiniz; üç bölümden oluşan bu kısa anlatı hiç de yarım kalmış değil. Son derece güçlü bir dil ve sağlam gözlemlerle dolu, tam bir “usta” eseri…
96 syf.
·Beğendi·10/10
CANİSTAN : Can Ülkesi (Hangi sözlükte yazıyor?Ben uydurdum Yusuf Atılgan'a katkı olsun)

Bu kitap hakkında söylenip duran, "yarım kalmıştır" sözü rivayetten ibaret olup muhtemelen yalandır..

Taşra edebiyatını çok az okuyan, hatta neredeyse hiç okumayan biri olarak tamamen içgüdülerimle bir cahil cesareti örneği göstererek söze başlamak istiyorum. Bu kitap belki de binlerce sayfalık taşra edebiyatının adeta bir özeti gibidir, hap niyetine şifa niyetine okunasıdır.

Yusuf Atılgan rahmetli öldüğü sıra kitap üzerinde çalışıyormuş, belki de bitirdi nereden biliyorsunuz yani ?

Şu yeryüzünde yaşlanıp da sonra çocukluğunu yad etmek istemeyen kim vardır, hele de güzel geçtiyse veya yaralarıyla birlikte de olabilir.. İşte Atılgan da memleketi Manisa'ya ışık tutmuş, hem de çocukluğundan bile eski bir devre neredeyse. Kitabın ilk sayfasında ilk cümlede hatta bir tarih var,yazarın doğum gününe rastlıyor..Kendi çocukluğundan da pek çok iz olduğunu tahmin ediyorum.

Bir delikanlı düşünün 15 yaşlarında, hayatın bütün yükünü omuzlasın ve de daha önemlisi aşkın bütün yükünü..

Bu kitap çoktan hak ettiği saygı duruşuna acep ne gün kavuşacak ?

Utanarak söyleyebilirim, Yaşar Kemal gibi Anadolu'yu anlatan pek çok yazarımızla tanışmadım henüz lakin dediğim gibi hissediyorum ki onlardan bir parça var bu kitapta..

Anadolu mu istersin, kurtuluş savaşı önü arkası civarı mı, yoksa gencecik delikanlının ilk aşkını mı, yoksa ekmek kavgasını mı, yoksa aile dramını mı, yoksa insan olmanın kıskanç haset hallerini mi ne sayayım daha ne istersen var..

Aylak Adam elbette muazzam bir kitaptır Atılgan'ın imzasıdır lakin bu kitap bazı açılardan onun da önündedir kanaatimce.

Manisa benim için askerlik şehrim demek, yeri de ayrıdır. 70 küsür sayfalık şu kitabı imkanı olan lütfen (hatta yalvarırım) okusun, sonra pişman olana ben kitap parasını iade edeyim hiç sorun değil :)))

Aşk, sevgi,cinsellik. Arkadaşlık,dostluk,mecburi arkadaşlık kisvesi. Anadolu'nun bağrından kopan ne varsa bu kitapta var, yoksa abartıyor muyum? Bilemem tabi herkesin görüşü kendine..

Başka sözüm yok sayın okur, karar senin..
78 syf.
·Beğendi·9/10
Selim ile Tokuç Ali, iki çocukluk arkadaşı, iki can dostu. Dışarıdan görünen böyle, ya görünmeyenler; insanın içinde yaşattıkları, kimseye göstermediği duygular, düşünceler...

Hikayemizde Selim küçükken babasız kalır ve annesiyle birlikte ağanın yanına yanaşma olarak alınır. Fakat köyün ağası, o bildiğimiz, filmlerde bize anlatılan kötülerden değildir. İyi, yufka yürekli bir insandır ve Selim'i onla yaşıt Ali'yle bir tutar, ayırmaz. Selim bu aileden her türlü iyiliği görür. Ali'nin çocukluk, gençlik arkadaşıdır ve yedikleri içtikleri hep bir gider ama ta ki...

Ta ki, bir gün gelir Selim içindeki kabaran gururun esiri olur ve 16 yaşındayken hem ağanın yanından ayrılır hem de annesini yalnız bırakıp köyü terk eder. Böyle yazınca çok büyük bir neden bekliyor insan ama kitapta Selim'in ayrılış nedeni o kadar basit bir olaya dayanıyor ki, asıl konunun onun içinde biriken "aşağılık" duygusunun bir yansıması olduğunu çabucak anlıyorsunuz.

Onun köyden ayrılışına kimse bir anlam veremez. Haber vermeden çekip gitmesine rağmen Ali, yaşamının geri kalan kısmında Selim'e karşı içinde sevgisini, can arkadaşlığını büyütürken, Selim ise içinde yalnızca ona karşı duyduğu nefreti, düşmanlığı büyütür. Bu nefret öyle bir hal alır ki gözü pekliği sayesinde savaş döneminde çete başı olan Selim, bir gün köye gidip Tokuç Ali'nin evini basar ve ona duyduğu nefreti işkence yoluyla kusar. Ali bu nefretin nedenini baştan anlamaz ama sonrasında amacın yalnızca onu "aşağılamak" olduğunu fark eder ve buna izin vermez. Sonuç bu iki can arkadaşın nefret-sevgi düzleminde farklı şekillerde yok oluşudur.

Peki gerçekte bu nefretin kaynağı nedir bilinmez. Kendini Ali'den daha zeki, daha güçlü görüp ağa oğlu olmaya daha mı yakıştırıyordu, yoksa babasız olmanın getirdiği fiziksel olarak güçlülüğüne rağmen ruhsal olarak bir eziklik hali mi yaşıyordu bilinmez. Bilinen o dur ki, hem özünde hem de görünürde iyi olan bir insanın, ruhunda büyüttüğü canavarla nasıl olup da bir nefret makinesine dönüşebildiğini gösteriyor bize roman.

Yazdığım bu son cümlede "ruhunda büyüttüğü canavar" kısmı, acaba sizlere Yusuf Atılgan'ın bir başka romanını hatırlattı mı?

Ding dong. Anayurt Oteli'nin katibi Zebercet. O romanda, Zebercet sıradan, tekdüze bir hayat süren, görünürde yalnızlık haricinde herhangi bir problemi olmayan, garanti bir işi ve nispeten yeterli bir kazancı olan bir karakterdir. Fakat içinde yıllar yılı bastırdığı duygular, onu son derece basit bir olay neticesinde yavaş yavaş ele geçirir ve bir caniye dönüştürerek kendi sonunu da hazırlamasına neden olur. Zebercet, ne fiziksel ne de zeka olarak kadınların ilgisini çekebilen bir erkek değildir. Alabildiğine yalnızlık duygusu ve sevgi içerikli cinsel açlık onda "aşağılık" kompleksi yaratır ve normal görünen bir adam olan Zebercet bir anda Gebercet'e dönüşür.

Peki burası size yazarın bir başka romanından tanıdık geldi mi? "Babasız olmanın getirdiği fiziksel olarak güçlülüğüne rağmen ruhsal olarak bir eziklik hali mi yaşıyordu"

Ding dong. Bunu da bildiniz. Meşhur aylak adamımız Bay C. Çocukken kötü baba figürünün yaşattığı travmaları sebebiyle ileriki yaşamında kendi deyimiyle "tutamak" sorunu yaşayan bir karakterdir Bay C. Ruhunda yaşadığı eksikliği hiçbir zaman tamamlayamayan, fiziksel olarak çekici, kadınlardan her dönem rağbet gören ve paralı bir adam olmasına rağmen kendini asla bir kadına ait göremeyen, aile olamayan, bulunduğu topluma uyum sağlayamayan ve tüm bunlardan da özgür ruhunun, aylaklığının altına sığınmaya çalışarak kaçmaya uğraşan bir tutunamayandır. İçindeki bu "eksiklik, aşağılık" hali paraya, çekiciliğe, popülerliğe rağmen hiç gitmeyecek ve bir tamamlanmayan ruh olarak kalacaktır ömrü boyunca.

Selim, Zebercet ve Bay C. aynı yazarın çok başka hikayelerinin çok farklı karakterleri gibi görünseler de aslında birbirleriyle üstte belirttiğim konular çerçevesinde bakıldığında gayet benzer yanları bulunan roman karakterleridir. Yusuf Atılgan, romanlarında normal görünen insanların normalin dışına ne kadar da kolay çıkabildiklerini, içlerinde neleri büyüttüklerini, göze ufacık görünen durumların nasıl da suyun taşmasına vesile olduğunu mükemmel bir şekilde anlatılır.

Canistan, bilindiği şekliyle yazarın yaşamının son döneminde yazdığı ve dört bölüm olarak düşünüp ömrü yetmediği için ancak üç bölümünü bitirebildiği bir romandır. Fakat aslında eksik bir roman değildir, daha doğrusu okura eksiklik hissini pek vermez. Bunun nedeni de yazılan üç bölümün de tamamlanmış bir halde yer almasıdır. Roman, duruşma, yargıç, tanık ve sanık bölümleriyle önce tasarlanmış olup yazılmayan tek kısım son bölüm olan "sanık"tır.

Anlatım açısından kitaba baktığımızda, başlarda Selim ve Ali zihinleri üzerinden bilinç akışı bir anlatımı okuyorken daha sonraları gayet düz, diğer kitaplarından farklı bir anlatıma geçiş yapar. Yalnız kitabın bu düz diye tabir ettiğim kısımları gayet sade ve akıcıdır; okuru kesinlikle sıkmaz. Atılgan, belki de son bölümde yine ilk kısımda olduğuna benzer bir şekilde bir anlatımı tercih edecekti bilinmez ama kitap şu iki farklı anlatım şekliyle ve tamamlanmamış haliyle bile son derece başarılı bir eser.

Yusuf Atılgan'ın eserlerine giriş yapmak isteyecek okurlar için ben bu kitabı Aylak Adam ve Anayurt Oteli'nden sonra okumalarında fayda olduğunu düşünüyorum. Hem yazarın son eseri olması hem de diğer kitaplarına göre daha farklı bir yazım tarzını içermesinden ötürü okumalarda sona bırakılmasında fayda var. Fakat "tamamlanmamış roman" korkusuyla okumaktan çekinen okurlar, kesinlikle bu romanı okumaktan kaçınmamalı ve Yusuf Atılgan'ın bu güzide eserinden kendilerini mahrum bırakmamalılar.

Selim, Zebercet ve Bay C. için daha detaylı kıyas yapabilme adına şuraya Anayurt Oteli ve Aylak Adam incelemelerimi bırakıyorum.
#49277417 - #49214297

Son olarak hiç aklımda yokken bu kitabı okumama ve dolaylı olarak bu incelemenin yazılmasına vesilen olan "Canistan" sevdalısı Osman Y. 'ye de teşekkür ediyorum.
78 syf.
- İncelemede spoiler vardır. -


Okuduğum ilk Yusuf Atılgan romanıydı. Diğer kitaplarını okumadım fakat duyduklarımdan hareketle öteki romanlarına nazaran çok daha açık bir tarz kullanmış. Sade, anlaşılır ve bir okuyuşta bitirilebilecek bir roman olmuş. Bu tarz kitaplara biraz yabancı olsam da köy insanını anlatan kitaplar ve onların şiveleri ayrı bir güzel oluyor. Atılgan da bunu ustalıkla yapmış. Çok doğal ve apaçık bir şekilde köy insanını, onların olaylar karşısındaki tavrını, çiftçiliği çok güzel bir şekilde yazıya dökmüş.


Atılgan Ali ve Selim'in arkadaşlığını, daha doğrusu arkadaşlığının bozulmasını ve ondan sonraki Selim'in hayatını anlatıyor. Selim, Ali'nin babasının yanında yanaşma olarak çalışıyor, kardeş gibi büyüyorlar. Beraber ata biniyorlar, beraber ağaçlara yaslanıyorlar, beraber kızlara kurşun sıkıp kur yapıyorlar, beraber ağlıyorlar, beraber gülüyorlar. Fakat birgün bir olay oluyor, Selim çok alınıyor. Hemen köyden ayırılıyor ve hayatına başka yerlerde devam ediyor.


Gittiği yerde kendinden yaşça büyük bir kadın olan Esma'nın yanında çalışmaya başlıyor. Daha yeni bıyıkları çıkmaya başlayan gencecik Selim, kadının yıkandığı su sesinden etkileniyor. O günden sonra Esma'dan etkilenmeye başlıyor. Bir gece yatağına ilişiyor ve birlikte oluyorlar. Sonra da evleniyorlar. Burada Atılgan, Anadolu insanının- aslında ülkemizin çoğunun- ağzından cinselliği, kadın erkek ilişkilerini çok güzel anlatmış. Kadınların bazı önyargılar sonucu olan "istemek ama istemiyormuş ayağına yatmak" durumunu, yeni yetme bir delikanlının cinsel düşüncelerini, erkeklerin istekliliğini kısa olmasına rağmen iyi hissettirmiş.


Kahramanımız Selim, hazin bir olay sonucu oradan da ayrılıyor ve düşman işgallerine karşı koymak için çetelere katılıyor. Bundan sonra hayatı hep göçebe şeklinde geçiyor. Birgün arkadaşı Ali'yi buluyor, ondan öcünü alıyor. Sonra bir Yunan karakolunu basıyor. Selim'in hikâyesi burada bitiyor...


Kitap birçok tema barındırıyor. Arkadaşlık, dostluk, Kurtuluş Savaşı dönemi, çiftçilik, köy hayatı, kadın erkek ilişkileri, cinsellik... Atılgan'ın bu kitapta en sevdiğim yönlerinden biri herşeyi katıksız ve apaçık anlatışı oldu. Tiksindirici olmasını umursamayıp Selim'in gençlik rüyalarını anlatması gibi, ölümün bazıları için sadece kokan ve ortadan kaldırılması gereken bir bedenden ibaret oluşunu bir karakterin ağzından dile getirmesi gibi, çok iğrenç bir davranış olsa da amcasının eşiyle yatan Kadir'in duygularını apaçık şekilde ortaya dökmesi gibi; doğrudan, hiç çekinmeden anlatıvermiş. Bir de kitapta siyasi ortamın günlük hayatı nasıl etkile(me)diği de beni şaşırtmıştı ve çok doğru bulmuştum. Başımıza geçen "büyüklerimiz", gerçekleşen siyasi olaylar, gündeme düşen şeyler derken aslında hepimiz sadece bunlara teğet geçiyoruz. Yine ertesi sabah hayatımızı devam ettirebilmek uğruna işe okula veya başka kurumlara gidiyoruz. Bize etkisi kitaptaki gibi şeker yerine pekmez kullanmak oluyor...


Okuduğum ilk kitabı oldu ve kesinlikle sonuncusu olmayacak...
96 syf.
·9/10
Okuyalı uzun bir zaman oldu ama hâlâ aklımın bir köşesinde.Kitabı okumadan önce Sayın ATILGAN'ın kitabı bitiremeden vefat ettiğini öğrendim.Bu nedenle sonu gelmemiş bir kitaba çekinerek yaklaştım ancak hiç de öyle olmadı.Akıcı üslubunun yanı sıra ele aldığı konular ile okuru hikayeye tam manasıyla ortak ediyor.İyi okumalar dilerim.
78 syf.
·4 günde·8/10
“Can-is(tan)yan”

Anadolu’nun işgal altında olduğu dönemde Manisa civarlarındaki iki köy arkadaşını, yaşantılarını, aşklarını ve hazin kıskançlığı kaleme almış yazar. Hani candan öte arkadaşlarınız olurda kardeşim dersiniz ya işte bu da Selim’le Tokuç Ali’nin trajik arkadaşlığı. Can-isyan ettiren bir dostluk...

Yusuf Atılgan’ın yarım kalmış romanı...
“İşkence” adını koymuş önceleri ve dört bölüme ayırmış:

|.Duruşma
Bu bölümde öç alma, hesaplaşma anlatılıyor. Kitabın sonu gibi...

||.Yargıç
Hesap soran Semih’in hayatını anlatıyor.

|||.Tanık
Olaya tanık olan kişi anlatıyor.

|V.Sanık
İşte bu bölüm yok... Yazar bu bölümü yazamadan hayatını kaybetmiştir. Türk edebiyatı açısından büyük bir kayıp.

Bu bölümün eksikliğini kesinlikle hissetmiyorsunuz... Sadece hikâyenin çok kısa olduğunu ve daha da uzatsaydı yazar daha çok seveceğimi düşündüm.Bu kitap aynı zamanda yazara başlangıç kitabım oldu. Benim gibi yazara yeni başlayanlar bu kitapla güzel bir geçiş yapabilirler.
Mutlu akşamlar diliyorum.
96 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Kitaba başlarken biraz tereddüt ettim. Çünkü yazar bu kitabı bitiremeden ölmüştü, sonu gelmemiş bir kitap bende nasıl bir duygu yaratır, acaba sonunu nasıl bitirecekti sorularıyla boğuşur muyum diye. Ama gerçek şu ki yazarın okuduğum ikinci kitabı ama bence hangi kitabını okursam okuyayım bunun yeri farklı olacak diye düşünüyorum. Yazarın Aylak Adam’da da dediği gibi; Bir sanatçının en güzel eseri hiç bitmeyecek olanı değil mi?
96 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Oldukça sürükleyici bir kurgu olduğundan elinize ilk alışta bitecek kitaplardan.

Yazar bu kitabında da anlatmak istediğini yine yalın ve başarılı bir şekilde anlatmış.

Selim’in yaşadıkları yürek burkucu olmasının yanında bizi Birinci Dünya Savaşı öncesi döneminin Manisa’sına ışınlıyor. Bu sebeple de Atılgan’a bir tarihsever olarak teşekkür etmek gerekiyor.

Yazarın ölümü sebebiyle kitabın bitememiş olması da ayrıca belirtilmesi gereken bir husus. Eğer yaşasaydı kitaba 4. bölüm olarak ekleyeceği “Sanık” adlı bölümde bize neler anlatacağını hiç bilemeyecek oluşumuz da üzücü bir gerçek ki bana kalırsa “Hüküm” adlı bir de beşinci bölüm ekleyecekti...
78 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Yusuf Atılgan, önce "İşkence" adını koyduğu ve "Duruşma", "Yargıç", "Tanık", "Sanık" bölümlerinden oluşmasını tasarladığı bu romanının "Sanık" bölümünü vazamadan aramızdan ayrılmıştı. Ancak elinizdeki kitaba "yarım kalmış bir roman" demek de oldukça zor...

Yusuf Atılgan bu yapıtında da yine kalemini sivriltiyor ve insan ruhunun kötücül tohumlarını büyük bir ustalıkla deşiyor. İkinci Meşrutiyet ve Milli Mücadele yıllarında Manisa köylerinde yaşanan trajik bir dostluk ve aşk öyküsü Canistan...
96 syf.
·Puan vermedi
#canistan
Okurken acaba Yaşar Kemal’ in bir kitabını mi okuyorum hissine kapıldım bir an. Olay örgüsü Manisa nın bir köyünde gerçekleşiyor. Kurtuluş Savaşı döneminde köylülerin yaşamını anlatan, Yunan ordusuna karşı oluşturulan küçük çeteleri konu alan bir kitaptır. Yusuf Atılgan’ın Anayurt Oteli ve Aylak Adam kitabından farklı geldi bana. Yarım kalmış roman özelliği taşıyor. Yine de güzeldi :)
96 syf.
·9 günde·8/10
Yusuf Atılgan'ın okuduğum ilk kitabıydı. Konu Osmanlı'nın son dönemindeki köy hayatı olarak belirlenmiş olsa da içerisinde insan ve toplum psikolojisine dair ayrıntılarına yer verilmiş. Akıcı ve merak uyandıran bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Karakterlerin tanıtılması ve betimlemeler harika işlenmiş. Sizi hikayenin içine çeken bir şeyler kesinlikle buluyorsunuz. 3 bölüm halinde, anlatılmak isteneni en doğru şekilde aktardığını düşünüyorum. Düşmanlık, insanların vurdumduymazlığı, toplumun geneline aykırı davranışlar, bencillik, vatan sevgisi ve daha birçok şeyi anlatmış Yusuf Atılgan. Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Yusuf Atılgan Canistan
96 syf.
Canistan... Kitabın ismi bile o kadar sıcak geliyor ki insana. Çok merak ettim ben de herkes gibi anlamını. Bilen varsa rica ediyorum anlatsın ne demek Canistan. Canpare, cancağız gibi bişey mi acaba?

Yusuf Atılgan'dan okuduğum ikinci kitap. Aylak adamda olduğu gibi kapalı bir anlatımı yok. Sıcacık bir roman. Okurken gözünün önünde canlanmaması mümkün değil. Atılgan'ın kitabı tamamlayamadan öldüğü için yarım kaldığı söyleniyor ama bence bu haliyle de gayet güzel. Buna bir son yazılsaydı da daha güzeli olamazdı diye düşünüyorum.

Selim'in Tokuç Ali'ye olan kininin ne olduğunu yazar açıklayacak diye son sayfaya kadar bekledim ama nafile...
Keyifli okumalar efendim.
#OkumakNeGüzelŞey
96 syf.
·1 günde·7/10
Üç bölümden oluşan, yarım kalmış bir roman... Aslında uzun bir roman olabilecekken kısa kesilmiş uzun öykü demek daha doğru olur. Çünkü yarım kalan fazla bir şey yok, yazar konuyu ana hatlarıyla kısa ve öz olarak yazmış, yazdıklarını belki daha sonra geliştirmek, genişletmek için bir kenara bırakmış, fakat tamamlamak mümkün olmamış. Eserde çocukluktan sıkı dost olan yanaşma Selim'le Tokuç Ali'nin hikayesi anlatılıyor. Olaylar Manisa'da 1900'lü yılların başından Kurtuluş Savaşı'na kadar geçen zaman içerisinde yaşanıyor. Sultan Abdülhamid'in tahttan indirilmesi, İttihat ve Terakki, hürriyet söylemleri, Balkan Savaşı, I. Dünya Savaşı ve Ege'de önce çete olarak ortaya çıkan daha sonra milli mücadele döneminde direniş örgütüne dönüşen Efe birlikleri yazarın kısa kısa temas ettiği konular. Hikayede uzun olarak üstünde durulan olay ise bağ ve üzüm ile ilgili çiftçilik işleri. Kışları kentte, yazları ise bağ evinde geçirilen yıllar var. Bağda omca budayıp, çapa yapıp, üzüm kesip, kesilen üzümleri sergiye serip daha sonra bunları satarak geçirilen yıllar. Yusuf Atılgan ile ilgili bir konu daha var ki onu demeden olmaz. Hani bazı filmlerde, dizilerde cinsellikle ilgili bir konu olduğunda reklam arasına girerler ya da Rus edebiyatı klasiklerinde ertesi sabaha atlayıp o konuyu es geçerler. Yusuf Atılgan eserlerinde reklam arası ve es geçme durumu yok, her bir şeyi özene bezene anlatıyor mübarek, demedi demeyin.  İyi okumalar...
-Ben konuşsam, git be, Sağır karının oğluna mı kaldım ben derse kahrolurum.

-Gönlüne girersen demez.
Yusuf Atılgan
Sayfa 16 - Can Yayınları
Bir gün derste Ali’yle bir şeyler fısıldaşıp güldüklerinde Hoca “Ne var gülecek hınzırlar, Allah Kelamı ediyoruz burada” deyip ikisini de falakaya yıkmış, bir daha derse gitmemişlerdi.
Yusuf Atılgan
Sayfa 55 - Can Yayınları
Seçimlerin sonunda İttihat ve Terakki’nin iktidarı kesinleşmiş ama halkın yaşamında pek bir değişiklik olmamıştı.
Yusuf Atılgan
Sayfa 63 - Can Yayınları
-Bu akşam camiye gitmeyecek misin?
-Okumayı bile unutmuşum kız. Günah olur böyle namaz kılmak.
-Namaz surelerini ben ezberletirim sana. Ramazanda ne camiye gitmezsen gavur derler sana.
Yusuf Atılgan
Sayfa 94 - Can Yayınları
BUNDAN SONRA NE DEĞİŞECEKTİ ACABA?

Öğretmenin dediğine göre beş yılda bir mebuslar seçilip İstanbul’da toplanacaklar, halkın yararına kanun yapacaklarmış.

Oysa Selim, Esma gibilerin yaşamında NASIL BİR DEĞİŞİKLİK OLABİLİRDİ?

Bir-iki gün sonra coşkular tavsamış, zayıf asmaları sulamak gibi günlük işler başlamıştı yeniden.
Yusuf Atılgan
Sayfa 62 - Can Yayınları
“Konuşmam yetmiyormuş gibi düşünmeye de başladım. En kötüsü buydu. Çoğu insanlar gibi düşünmeden konuşsaydım kimse bir şey demeyecekti; ama ben düşündüğümü söylemeye kalktım.”

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Canistan
Baskı tarihi:
Eylül 2017
Sayfa sayısı:
96
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750735677
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Baskılar:
Canistan
Canistan
Ocağın üstündeki rafta yanan zeytinyağı kandilinin soluk ışığında ayak ucunda duran adamın yüzü yabancı gibi değildi ama kim olduğunu çıkaramadı. Başında yerleşik bir ağrı vardı. “Çeteler. Sonunda basıldık işte. Aptal gibi fırladım dışarı; tüfeği alıp beklemeliydim. ‘Bağa çıkmayalım bu yaz; her gün gider geliriz; geceleri köyde kalalım’ deyip durduydu Fatma. Dinlemedim…”

Yusuf Atılgan’ın tamamlamadan bıraktığı üçüncü romanı Canistan, ölümünden çok sonra, ilk kez 2000 yılında yayımlandı. Romanın coğrafyası yine Manisa; ama bu kez dönem farklı. Anadolu’nun işgal edildiği, direniş çetelerinin kurulduğu yıllar, anasını bırakıp köylere, çiftliklere çalışmaya giden çalışkan, işbilir köylü çocuğu Selim… Okuyunca göreceksiniz; üç bölümden oluşan bu kısa anlatı hiç de yarım kalmış değil. Son derece güçlü bir dil ve sağlam gözlemlerle dolu, tam bir “usta” eseri…

Kitabı okuyanlar 1.684 okur

  • Furkan Arat
  • Semra Yılan
  • Ugur kolay
  • Melek Eren
  • İlgi Baysan
  • Zehra
  • Oğuz Albayrak
  • İsmail Partal
  • Umut Uzun(Mnur)
  • Akasya

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.3
14-17 Yaş
%1.7
18-24 Yaş
%27.7
25-34 Yaş
%44.3
35-44 Yaş
%14.9
45-54 Yaş
%5.5
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%0.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.8
Erkek
%44.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%15.2 (73)
9
%16.1 (77)
8
%21.5 (103)
7
%13.4 (64)
6
%5 (24)
5
%3.3 (16)
4
%0.4 (2)
3
%0.2 (1)
2
%0.6 (3)
1
%0.4 (2)

Kitabın sıralamaları