Şubattan beri kitaplığımda olan ama elimi her attığımda, biraz beklesin dediğim, okuduğum zaman ise neden bu kadar beklemişim diye hayıflandığım bir kitap #k:3230.
Ne kadar ilginç bir ismi var değil mi? CANİSTAN. İsmi üzerinde çok düşündüm, acaba ne anlama geliyor diye? Okumadan önce hiçbir anlam veremedim ama okuduktan sonra CANDAN ÖTE diye düşündüm. Tabii bu benim düşündüğüm, herkes kendine göre bir anlam verebilir.
Yusuf Atılgan diyince aklımıza Aylak Adam ve Anayurt Oteli gelir. Ama bence Canistan ikisinin de önünde olması gereken bir kitap. İkisini de okudun mu ki bunu diyorsun, diyebilirsiniz. AYLAK ADAMI okudum, ANAYURT OTELİ'ni okumadım ama otel katibi Zebercet'i bilmeyen yoktur. Kitabını okumadıysam da izlediğim filmden, okuduğum incelemelerden okumuş kadar oldum.
Canistan, Yusuf Atılgan'ın ölmeden önce yazmaya başladığı ama tamamlayamadığı son kitabıymış. (Not: Bu bilgiyi kitabı bitirene kadar bilmiyordum.) Yarım kitap nasıl güzel olabilir diyebilirsiniz ama okuyunca aslında yarım kalmadığını çok rahat anlayabilirsiniz. Kitabı dört bölüm olarak düşünüp ancak üç bölümünü tamamlayabilmiş. Aslında bu üç bölüm kitap için yeterli bence. Kimbilir belki yaşasaydı, üçüncü bölümden sonrasını çıkarırdı. Çünkü kitap üç bölümde tamamlanmış. Ya da, son bölümde kitap Selim'in çocukluk arkadaşı Ali'nin gözünden anlatılacaktı. Ama bu kadarı bile herşeyi anlamamıza yetiyor. Yarım kalmışlık hissi kesinlikle uyandırmıyor.
Kitabı okuyunca mutlaka bir şeyler yazmalıyım diye düşündüm. Yazmasam kitaba haksızlık etmiş olacaktım. Şimdi diyeceksiniz ki, yazmadığın kitapları tavsiye etmiyor musun? Asla! Keşke zamanım olsa da yazabilsem. (Özellikle Hasan İzzettin Dinamo'nun kitaplarını) Yaz geldi tatil başladı, daha nasıl zamandan bahsediyorum değil mi? Ama bazen yaz tatilleri çalışma zamanlarından daha yoğun
Yusuf Atılgan Türk edebiyatının en üretken yazarı olmamasına rağmen modern eserler düşünüldüğünde edebiyatımızın en önemli isimlerinden biridir Anayurt Oteli ve Aylak Adam sonra tamamlanmayan Canistan son romanıdır. Hem de ölümünden 14 sene sonra basılan bir roman. Yusuf Atılgan modernist teknikleri kullanan bir yazar ama Canistan’da Yaşar Kemal’in toplumcu gerçekçi çizgisine yakın, duru ve akıcı bir dil kullanmış.
Manisa civarındaki köylerde geçen Canistan; tarım ve hayvancılık ile ilgili kavramlarla dolu, buradaki insanların hayatı ile ilgili bir eserdir. Pek çok açıdan, edebiyatımızın meşhur köy romanlarındandır.
Canistan’ı okurken, tamamlanmamış bir roman okuduğunuzun bilincinde olmak ve bir romanın bitirilmemiş olmasının tam olarak ne anlama gelebileceğini hayalinizde canlandırmak faydalı olabilir.Bitmemiş bir roman okuma fikri, belli okuyucular için itici bir fikir olabilir. Özellikle romanın sonunda ne olduğunun tam olarak bilinememesi, pek çok okur için rahatsız edici bir düşünce oluşturabilir. Ancak, en meşhur romanlardan bazılarının da tamamlanmamış eserler olduğu unutulmamalıdır.
Canistan – Yusuf Atılgan
Canistan, Yusuf Atılgan’ın diğer kitaplarına göre daha farklı bir yerde duruyor. Aylak Adam ve Anayurt Oteli’ndeki o bireysel yalnızlık hissi burada yerini daha sert, daha dışa dönük bir dünyaya bırakmış gibi. Ama yine de insanın içindeki karanlık hâl, bu romanda da kendini hissettiriyor.
Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, insanın doğayla ve diğer insanlarla kurduğu ilişkinin ne kadar sert ve çıkar temelli olabildiği oldu. Karakterler çok “iyi” ya da “kötü” diye ayrılmıyor. Daha çok hayatta kalmaya çalışan, bazen acımasızlaşan insanlar var. Bu da hikâyeyi daha gerçekçi ama aynı zamanda daha rahatsız edici yapıyor.
Yusuf Atılgan’ın dili burada da sade ama etkisi güçlü. Olaylar çok süslü anlatılmıyor ama altındaki duygu oldukça yoğun. Özellikle şiddet ve güç ilişkileri, kitap boyunca hissedilen bir gerilim yaratıyor. Bu yüzden okuması kolay değil; insanı yer yer huzursuz ediyor.
Canistan, bana insanın doğasının düşündüğümüz kadar “iyi” olmayabileceğini hissettirdi. Uygun koşullar oluştuğunda herkesin farklı bir yüzü ortaya çıkabiliyor gibi. Bu da kitabı sadece bir hikâye olmaktan çıkarıp daha derin bir sorgulamaya dönüştürüyor.
Bitirdiğimde içimde net bir duygu değil, daha çok bir ağırlık kaldı. Çok akıcı ya da sürükleyici bir kitap değil belki ama düşündürdüğü şeyler uzun süre zihinde kalıyor.
CanistanYusuf Atılgan · Can Yayınları · 20245,2bin okunma
Canistan, insan ruhunun evi anlamında kullanılmıştır. Köyde geçen gündelik olaylar basitçe anlatılıyormuş gibi görünse de insan psikolojisi ve davranışların kök nedenleri üzerine sorular sorduran ve varoluşsal sancılar barındıran güzel bir romandı. Dolaysız, sürükleyici anlatımı ve yerel deyişleri içeren duru dili ile akıp gitti kitap. Keyifli okumalar, kitapla kalın. Allah dert verdiyse, dermanını da vermiştir bilene....
CanistanYusuf Atılgan · Can Yayınları · 20245,2bin okunma
1921’de Hacırahmanlı Köyü yakınlarındaki bir bağda dinlenen Tokuç Ali, bu bölgedeki çetelerin saldırısına uğrar. Yanına geldiğinde çete liderinin kendisiyle birlikte büyüyen Selim olduğunu görür ve çok mutludur. Ancak Tokuç Ali’ye saldıran ve onu bağlayan Selim’in kendisidir. Büyüdüğü ve köyü terk ettiği arkadaşının davranışları üzerine seçilen Selim, Yunan ordusuna karşı savaşmak için altın toplama bahanesiyle arkadaşından intikam almaya kararlıdır. Bir süre kendisine işkence ettikten sonra, “başka bir işi var” diyerek çete arkadaşlarından ayrılır.
Roman bundan böyle Selim’in gençliğine döner. Tokuç Ali’nin babası Osman’la birlikte yaşayan Selim, ailesinden daha zengin olan Ali’nin kardeşi gibidir. Ancak bir gün meydana gelen ve önemsiz görünen bir olay, Selim’in Ali’nin kendisini de üstün gördüğünü düşünmesine neden olur ve bunu gururuyla besleyemeyen Selim köyü terk eder. Nispeten yakın bir bağ içinde iş bulan Selim, çalışkanlığı ve becerisiyle herkesin gözüne girmeyi başarır. Ancak ziyarete gelen bağ sahibinin kızı Nebile ile konuşmaya ve yaklaşmaya başlayınca Nebile’nin ağabeyi tarafından uyarılır ve ona yumruk attığı için bağdan ayrılır.
Bundan sonra Esma adında bir dul kadınla başka bir bağda çalışmaya başlayan Selim, daha sonra Esma ile evlenir. Bu yıllarda mutlu bir hayat yaşayan, okuma yazma öğrenen ve toplumda kendine yer bulmaya başlayan Selim, hamile kalan Esma’nın ölümü ile büyük bir değişim yaşar. Meyhanelerde içmeye ve dolaşmaya başlayan Selim, daha sonra askere alınmış ancak ordudan kaçarak savaş yıllarını saklanarak geçirmiştir. Bu arada tanıştığı Kadir ile yakın dostluk kuran Selim, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından başlayan Yunan işgalinde savaşmaktan çekinmez. Halit Paşa komutasında bir çeteye katılan ve Yunan ordusu ile çatışan Selim, acımasız
CanistanYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 20175,2bin okunma
“Yusuf Atılgan’dan mı okudum, Yaşar Kemal’den mi bilmiyorum… Aynı taşra yalnızlığı, aynı derin hissiyat, aynı insan kokusu, aynı aylaklık satırlara işlemiş…’’
CanistanYusuf Atılgan · Yapı Kredi Yayınları · 20175,2bin okunma
Selim ile Tokuç Ali, iki çocukluk arkadaşı, iki can dostu. Dışarıdan görünen böyle, ya görünmeyenler; insanın içinde yaşattıkları, kimseye göstermediği duygular, düşünceler...
Hikayemizde Selim küçükken babasız kalır ve annesiyle birlikte ağanın yanına yanaşma olarak alınır. Fakat köyün ağası, o bildiğimiz, filmlerde bize anlatılan kötülerden değildir. İyi, yufka yürekli bir insandır ve Selim'i onla yaşıt Ali'yle bir tutar, ayırmaz. Selim bu aileden her türlü iyiliği görür. Ali'nin çocukluk, gençlik arkadaşıdır ve yedikleri içtikleri hep bir gider ama ta ki...
Ta ki, bir gün gelir Selim içindeki kabaran gururun esiri olur ve 16 yaşındayken hem ağanın yanından ayrılır hem de annesini yalnız bırakıp köyü terk eder. Böyle yazınca çok büyük bir neden bekliyor insan ama kitapta Selim'in ayrılış nedeni o kadar basit bir olaya dayanıyor ki, asıl konunun onun içinde biriken "aşağılık" duygusunun bir yansıması olduğunu çabucak anlıyorsunuz.
Onun köyden ayrılışına kimse bir anlam veremez. Haber vermeden çekip gitmesine rağmen Ali, yaşamının geri kalan kısmında Selim'e karşı içinde sevgisini, can arkadaşlığını büyütürken, Selim ise içinde yalnızca ona karşı duyduğu nefreti, düşmanlığı büyütür. Bu nefret öyle bir hal alır ki gözü pekliği sayesinde savaş döneminde çete başı olan Selim, bir gün köye gidip Tokuç Ali'nin evini basar ve ona duyduğu nefreti işkence yoluyla kusar. Ali bu nefretin nedenini baştan anlamaz ama sonrasında amacın yalnızca onu "aşağılamak" olduğunu fark eder ve buna izin vermez. Sonuç bu iki can arkadaşın nefret-sevgi düzleminde farklı şekillerde yok oluşudur.
Peki gerçekte bu nefretin kaynağı nedir bilinmez. Kendini Ali'den daha zeki, daha güçlü görüp ağa oğlu olmaya daha mı yakıştırıyordu, yoksa babasız olmanın getirdiği fiziksel olarak güçlülüğüne
Yusuf Atılgan’dan bir roman daha “Canistan”
Köy hayatının, köylü sorunlarının anlatıldığı yerler Yaşar Kemal’i anımsattı bana. Ustaca yazılmış betimlemeler vardı. Bir olay yüzünden arkadaşına kin güden Selim’in hikâyesi anlatılıyor. Selim yaptıklarında haklı mı? Haklı belki ama ben onun gibi bir intikam almazdım. Affederdim. Romanda Kadir’in de dediği gibi. Sizi sıkmayacak, anlatılan olayı yaşıyormuşsunuz gibi hissettirecek bir roman. Yazar dört bölümden oluşturmak istemiş ama ömrü yetmemiş maalesef. Ama bu haliyle bile o kadar güzel olmuş ki! Tatmin etti yani beni, sonu. Yusuf Atılgan okumaya başlamak için iyi bir seçim olduğunu düşünüyorum. Kitapla kalın.
CanistanYusuf Atılgan · Can Yayınları · 20245,2bin okunma
Yusuf Atılgan 'ın tamamlamadan bıraktığı üçüncü romanıdır Canistan ve ilk kez 2000 yılında yayımlanır.Yalnız okuyunca hiç de öyle bir izlenim bırakmadı bende. Üç bölümden oluşmuş bu kısa eserde olaylar Manisa' da geçer, kahramanımız ağanın yanında yanaşma olarak çalışan Selim'dir ve Selim üzerinden Anadolu'nun işgalini, direniş çetelerinin kurulmasını, köylülerin bu zorluklar karşısında verdiği mücadeleyi anlatır Yusuf Atılgan.
Ben öğrencilerime tavsiye ederim düşüncesiyle almıştım kitabı ; öğrenciler için tavsiye edilecek bir kitap olmamakla birlikte yetişkinlerin zevkle okuyacağını düşünüyorum.Keyifli okumalar dostlar.
CanistanYusuf Atılgan · Can Yayınları · 20245,2bin okunma
Yusuf Atılgan'ın okuduğum ilk kitabıydı. Konu Osmanlı'nın son dönemindeki köy hayatı olarak belirlenmiş olsa da içerisinde insan ve toplum psikolojisine dair ayrıntılarına yer verilmiş. Akıcı ve merak uyandıran bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Karakterlerin tanıtılması ve betimlemeler harika işlenmiş. Sizi hikayenin içine çeken bir şeyler kesinlikle buluyorsunuz. 3 bölüm halinde, anlatılmak isteneni en doğru şekilde aktardığını düşünüyorum. Düşmanlık, insanların vurdumduymazlığı, toplumun geneline aykırı davranışlar, bencillik, vatan sevgisi ve daha birçok şeyi anlatmış Yusuf Atılgan. Okumanızı kesinlikle tavsiye ediyorum. Yusuf AtılganCanistan
Yusuf Atılgan (d. 27 Haziran 1921, Manisa - ö. 9 Ekim 1989, İstanbul) Türk roman ve öykü yazarı.
1936 yılında Manisa Ortaokulu'nu, 1939 yılında ise Balıkesir Lisesi'ni ve ikinci sınıftan sonra askeri öğrenci olarak devam ettiği İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi. Nihat Tarlan'ın yönetiminde hazırladığı bitirme tezinin konusu Tokatlı Kani: Sanat, şahsiyet ve psikoloji idi. Aynı dönemde Akşehir'de Maltepe Askeri Lisesi'nde bir yıl edebiyat öğretmenliği yaptı. Üniversite öğrenciliği sırasında Türkiye Komünist Partisi'ne katılarak faaliyette bulunduğu iddiasıyla sıkıyönetim mahkemesince tutuklanarak ceza kanunu'nun 141. maddesi uyarınca hapse mahkûm edildi. altı ay Sansaryan Han'da, dört ay da Tophane Cezaevi'nde olmak üzere on ay hapis yattı.
26 Ocak 1946'da serbest kalmış, öğretmenliği elinden alınmıştır. 1946 yılında Manisa'nın Hacırahmanlı Köyü'ne yerleşerek çiftçilik yaptı. 1976'da İstanbul'a döndü danışmanlık, çevirmenlik ve redaktörlük yaptı. Yazımı devam eden "Canistan" adlı romanını tamamlayamadan 9 Ekim 1989'de kalp krizi nedeni ile İstanbul, Moda'da öldü.
Aylak Adam ve Anayurt Oteli adlı romanlarında psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını başarıyla işleyen bir yazar olarak tanındı ve modern Türk edebiyatının önde gelen ustaları arasında yer aldı. 1987'de Anayurt Oteli romanı, Ömer Kavur tarafından aynı adlı sinema filmi olarak çekildi.