Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar.
Evet, ama bazen bir şey söylemeye gerek kalmaz. Tıpkı Ahraz gibi, Adile gibi..
Adile'nin varlığı korkuttu ahaliyi ve dışladı hepsi.
Lakin Ahraz'ın doğumuyla daha da pekişti kinleri.
Kendine yapılanı çekti sineye ama evladına yapılanı sindiremedi.
ve lanet okudu Adile tüm kasaba sakinlerine...
Sessizliğin, dışlanmışlığın, her şeye rağmen yaşamaya çalışmanın hikayesi Ahraz.
Sessizliği onu oyunun dışına itecek zannederken, İsrafil kendi oyununu kuracak kadar sağlam çıkmıştı.
İnsanın gözlerinden ve yüzünden ne demek istediğini anlayan, yaptığı resimlerle iç dünyasını resmeden ama bunu herkesten gizleyen İsrafil.
..senin anlaşmak dediğin nedir ki, her bizi duyan anlıyor mu ki ne dediğimizi...
Kendi kurduğu dünyada sakince yaşayan, renklerin ve seslerin ötesine geçen İsrafil'in Yusuf'la kurduğu dostluk. Bir anda karşılaştığı iki yabancı ve sonrasında yaşananlar.
..her şeyi hissedecek kadar büyük, baş edemeyecek kadar da küçüktü o zamanlar.
Aşk, umut, mücadele, ayrılık, yalnızlık gibi birçok duyguyu barındıran bir hikaye.
..bir ilkbaharda kırlangıçlarla gelmemiş miydi, işte yine birlikte çıkıyorlardı yola, onun ballı kokusunun, yaşamı müjdeleyen çiçeklerinin peşinden gidiyordu göçmen kuşlar da.
Ve Zehra, kötülüğü engellemeye çalışma ve erkek egemen topluma bir isyan..
Hepimiz kendi içimizdeki kötülüğü gömüyoruz aslında... Ölüler bahanemiz...
Ahraz, sadece bir hikaye değil; suskunların çığlığı dışlananların isyanı, inadına var olmanın adı.