Uzun zaman önce denizsiz topraklardan gelenler, gidenlerin boşalttığı evlere, onların terk ettiği bahçelere yerleşmişlerdi. Suyun koloy kolay durulmadığı bir Ege kasabası. Adile bu kasabada bir balıkçı teknesinde dünyaya gelmişti. Annesinin onu doğurduktan sonra sırra kadem basması ile başlamıştı küçük kızın makus talihi. Bu kötü talih sadece Adile'yi değil ondan doğacak ahraz oğlu İsrafil'i de etkileyecekti.
Geceler ağırdı, masuma uyku, sarhoşa cesaret veriyordu. Adile, babası ve gece arasında gizli bir anlaşma vardı. Sabahlarda hiç sözü edilmeyen, güne bulaşmayan. Yalnız, sahipsiz küçük Adile, insanlardan her türlü kötülüğü gören, itilip kakılan, küçük yaşta babasız bir oğlan dünyaya getiren Adile. Oğlu İsrafil'in Ahraz olduğunu anladığında naçar kalan Adile.
Zor bir hayata, bir de kulaklarını bu dünyaya sonsuza dek kapatarak doğmuştu İsrafil. Duymayan kulakları onun dilini de bağlamış onu tümden sessizliğe mahkum etmişti
Tüm ahrazlığına rağmen hayatı sevdi İsrafil, gök rengi bir köpek olan Mavi, kasabada ağaç ustalığı yapan Yusuf Usta, sonralarda karşı adadan kaçak gelen Marika İsrafil'in belki de bu dünyaya tutunma nedenleri oldu, haa bir de yaptığı resimler.
Çok güzel bir kitaptı Ahraz. Deniz Gezgin'den okuduğum ilk kitaptı.Yine yeni bir yazarla tanışmanın ve harika bir kitap okumuş olmanın mutluğu ile kapadım kitabın kapağını. Ben diyeyim masalsı, siz deyin destansı dili, anlatımı, kurgusu ile harika bir hikayeydi Ahraz.
Kitabı okurken Adile'nin çaresizliğine içim yanarken, İsrafil'in her şeye rağmen hayata tutunma çabası ile umutlandım, Yusuf Usta'nın yalnızlığına ve Marika'nın gidişine üzülürken, kasaba halkının kendinden farklı olanı şeytanlaştırıp,onlara yaşam hakkı tanımaması ise beni çileden çıkardı.Ahraz suda başladı suda sona erdi.
Bu kitabı ben