·
Okunma
·
Beğeni
·
10143
Gösterim
Adı:
Ahraz
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
157
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755705774
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Ahraz
Ahraz
İnsan, başlı başına bir mitolojidir...

"Ahraz" olan da, bu mitolojinin kaotik kahramanıdır. Tozlu hayalleriyle balıklara dokunur, onları sever, onlardan nefret eder ya da kaldırımda bir sonraki günün erzağını toplamaya çalışırken, kederin hasadını yapmaya zorlarken bulur kendisini.

Su Mitosları'nda tarihi bir yolculuğa çıkaran Deniz Gezgin, bu kez de "Su"dan taşarak gelen bir hikayeye dokunmaya davet ediyor okuru. Kitabı elinde tutanları alışılmadık bir sahil kasabasına, farklı bir kadın profili olarak Adile'nin hüznünü paylaşmaya ve hayallerinden misket yapıp onları denize teslim eden İsrafil'in ufku belirsiz maceralarına kulaklarını yaslamaya çağırıyor ve ardından, büyük bir soru ile baş başa bırakıyor:

Şeytan yükümüzü sırtlanan günah keçisi değilse nedir?
157 syf.
Ahraz bu yıl içinde okuduklarim arasinda beni en çok şaşırtan kitap oldu. Güzel bir kitap oldugunu duymuştum fakat bu denli sevecegimi hiç tahmin etmemiştim.

Kağıt toplayıcılığı yaparak hayatta kalan (bakın yaşamak demiyorum) bir kız çocuğu ile başlıyor kurgu. Olaylar hızlı fakat derinlemesine anlatılarak ilerliyor. Yani az cümle ile çok iş yapmış Deniz Gezgin.

Bir kız çocuğu düşünün, çocuk yaşta yetişkin olmak zorunda bırakılıyor.
Bir anne düşünün yaşarken ölü..
Bir beden düşünün her yeri kabuk bağlamış, kimse dokunmuyor, dokunulsa da hissetmiyor.
Ve bir çocuk düşünün hayatta fakat kimse görmüyor.

Mitletle, masalsı anlatımla süslenmiş kesinlikle edebi olarak çok zengin bir kitap. Deniz Gezgin nerede uzun anlatım yapacağını, nerede kısa tutacağını çok iyi ayarlamış o yüzden hiç ama hiç sıkılmadım okurken, tek bir sayfada bile.

Toplumun kendinden olmayanı nasıl ötekileştirdiğini, günah keçisi ilan ettigini ve iki yüzlülüğünü gözler önüne seriyor bu kitap. Ötekilere ait bir şeyler okumak isterseniz bu kitap harika bir seçim.

Ahraz'dan detaylı olarak bahsettiğim videomu izlemek isterseniz link: https://youtu.be/8-CbEQVmD1s
157 syf.
·Beğendi·9/10
Sevgili canikolar , sayın ve pek saygıdeğer kankitsular ,kahvaltı sofralarına çöreklenen, çay içip salçalı "eppek" kemiren minnoş Ümit Ustalar .. Herkeşlere selam .. Bu incelemem öyle çok "İşsizlik" ihtiva etmeyecektir .. Yer yer güherçile ve sülfür kokuları çalınacak burnunuza .. Ona göre al biletini .. Çıkalım seninle bir seyahate ..ÖTEKİLER DİYARINA...

Efenim , yaş 38 .. Kendimizce az buz birşeyler gördük geçirdik .. Sıtkımızı sıyırıp, bir zamanlar kötü olanları tanımazdan önce iyilerle seyahat ediyoruz diyerekten bir otobüse binmiştik .. Dıştan çok cancanlı , çok albenili ve güzel bir otobüstü bu .. Sonra yolculardan ter kokusu alır olduk güneş göğe yükselip hararet tavan yapınca ... Ziyanı yok dedik , attık elimizi çantamıza abandık deodoranta .. Sonra bu otobüsteki yolcular sağa sola salça olmaya başladılar .. İşimiz olmaz dedik .. İşimize gücümüze bakam .. Rahat huzur vermediler .. Olurdu , olmazdı derkeeen , dedik ki şu otobüsün kullanım talimnamesine bir bakalım ..ÖYLE YA! NE VAR NE YOK? BİR DE BİZ GÖRELİM KARDEŞİM! Acaba ne yazıyor .. Bir okuduk ki , zor attık kendimizi otobüsten .. Dedik ki ,biz kendimiz gideceğimiz yere tabanvay da gideriz ..Yol uzun ama illa ki varırız gideceğimiz yere .. Zaten serde Meksikalılık da var .. Güneş müneş vız gelir bize .. Lakabımız Nordavind !! Ayaz da işlemez bizim kalbe ... Bugüne bugün "KARAYEL" ,yani Nordavind diye anılmışız .. O gün bugündür yürüyoruz ..Yollardayız .. Havuzbaşı partilerine de denk geldik, sefalete de .. Sıkıntı yok .. Çeşit çeşit insan tanıdık .. Okuyup yazan , okur yazar oldum sananlarla da oturduk kalktık , sokaklarda sinyal çeken şarap içenlerle de .. Ki o şarap içenlerden pekçoğu sistemin elediği cidden okur yazarlığı olan ama "TANIDIĞI" olmayanlardı .. Ki o okur yazar olanların da pekçoğu ,ne oldum budalası ve gösteriş meraklısı etiket severlerden ibaretti .. Sonuç ne oldu dersen yürümeye devam ediyoruz .. Ama birşeyi çok net öğrendim bu yolculuk esnasında.. O da şu : Görünüş ve bu görünüşe yapılan yorumlar sizi aldatmasın ! Herkesin eleği farklı .. Kendi ununu, KENDİ ELEĞİNDEN GEÇİR DE MAYALA EKMEĞİ .. Başkasından alırsan o unu , taş katarlar içine de , dökersin dişlerini eline .. İmplant çok para kardeeeeeşşş !!!Gel beni dinle yanarsın! Gel , gel diiyoruz o kadar .. O yüzden gel sana bir olay anlatayım bu bahse konu doğrularla ilgili ...

Yeni yeni çoğalan özel tvlerle beraber , rant ve reklam endüstrisinin iyiden iyiye çığrından ve insanlıktan çıktığı dönemlerde ,90 ların ortalarında oldu bu anlatacaklarım .. Yaşı 20 li olanların bu olaydan sanmıyorum ki haberi olsun .. Reality Show adıyla mekan mekan gezen , gördüklerini aktaran , ortamın kokusunu , aurasını ekrana taşıyan programların türediği sıralarda oldu bu olay .. Gecenin bir yarısı .. Bir bara girdiler .. İzliyoruz .. Bir barmenle konuşmaya başladılar .. Çok da samimi bir havada gelişiyor sohbet .. Hoşgeldin beş gittin falan fistan derken , dediler ki bir dövmenizin olduğu söylendi bize , görebilir miyiz ? Adam gayet güler yüzlü ve sevecen bir şekilde sırtını açtı ve gösterdi dövmesini .. Arapça bir yazı .. Allah yazıyormuş meğer sırtında.. Sonra program bitti yattık uyuduk .. Ertesi günlerde bu adam için bir dezenformasyon ve karalama kampanyası başlatıldı ki anlatılır gibi değil .. Ne imansızlığı kaldı ,ne kafirliği, küffarlığı !!! Adamın sesi çıkmıyor ama .. Tam bir "AHRAZ" ! Çıkarmıyorlar ki ekrana da konuşa, kendisini anlata ! En sonunda ÖTEKİLEŞTİRDİKLERİ , bir kez olsun konuşma hakkı vermedikleri , TÜ KAKA ilan ettikleri ve ismini ağzıma alırken dahi midemin bulandığı bir gazetenin gazlaması ve hedef göstermesi sonucunda bir gün bir baktık ki adamı öldürmüşler .. Sonra ne mi oldu ? Okumaya devam .. Sonrasında efenim , yine bu program sahipleri , koku ve iz süren kameramanlar ve spikerler adamın evine gittiler ..Yine izliyoruz.. Bir baktılar ki adamın evinde Kur'an- ı Kerim .. Bir dolu dini kitap ! Bu kez ne oldu dersen ,cevabım şudur sayın cevizkabukları : YEDİLER MUZU , OLDULAR KUZU !! Sanki bunca karalama kampanyası yapan , sanki gözleri gören adamı KÖR ilan edenler onlar değilmiş gibi ve "ezelden beri BADEM GÖZLERİN hastasıyız biz "dermişcesine bu kez bir güzelleme kampanyası başladı .. "Lokmalar" falan dökülecek göklerden diye bir korku mu sardı dersin , Fıstık olduk biz o irmik helvalarının içine , aman da o ölmeyeydi de Allah benim canımı alaydı diyenler mi dersin ? Ne dersen dersin ...

Şimdi diyeceksin ki haklı olarak," EEEEEEYYY Meksika'nın gavuru, ifrit Tuco !!!" Bize bunları ne diye anlattın bre nursuz adam !!
Niye mi?
İşbu kitapta da anlatılanlar , ÖTEKİLEŞTİRİLENLER , safi dış görünüşünden dolayı taşlananlar , TOPLUMDAN DIŞLANANLAR...Aynı tayfa yani sayın caniko !! Taşları yerken kendilerine el verenler, ırk-din-mezhep ve dış görünüş ayrımı yapmaksızın yardım edenler kim bilesin , okuyup da anlayasın diye yazdım...Kısaca tanımla bari diyorsan , Adile isimli çöp toplayarak KENDİ KABUĞU (cidden cildi kabuğa evrilmiş kadının !) içinde yaşayan bir kadın , İsrafil isimli AHRAZ oğlu , onun can yoldaşı MAVİ bir köpek ve bir "MARANGOZ" (JESUS CHRIST!!! )ustasının başına GETİRİLENLER ..

Gelelim kitabın yazım diline diyeceksin .. Arkadaşım hep söylüyorum yine söyleyeyim .. Ben edebiyattan anlamıyorum .. Yani akım makım bilmem .. Bana ne düşündürdüyse onları yazıyorum .. Kara düzen bizimkisi MAYKIL!! Yazdıklarım da inceleme falan değil esasen..Her ne kadar ben yazdıklarıma inceleme diyorsam da .. Ondan kelli incelemelerin altına gelip DAVULCU OSURUĞU kıvamında yorumlar yazma , "ama kitabın dilinden, onundan bunundan bahsedilmemiş!" diye.. Yine de isteriz biz der iseniz, gözüme çarpan olguları ve noktaları kısaca aktarayım size.. Sevgili cimcimeler ,herşeyden önce bu kitabın yazarı dinler tarihine gayet hakim bir şahıs .. Zaten fuarda Sel Yayınları standında vakit gecirirken MİTOSlarla alakalı 2 3 kitabını da gördüm ...Bu bağlam da kitapta Yusuf isimli MARANGOZ ustası vasıtasıyla İsa'ya , İsrafil isimli Ahraz karakter ile yenilenecek düzen ve nizama, nihai sona çok anlamlı göndermeler yapılmış.. NUH DİYİP PEYGAMBER DEMEYEN insanoğlu da unutulmamış .. Kulaklar çınlatılmış ..Pek tabii başka başka göndermeler de vardır .. Benim kafam buna bastı şekerim! =)) Dile gelecek olursak , anlatamayacağım bir garip dili var bu kadının .. İlk sayfalarda anasını kaybetmiş eşek sıpaları moduna sokuyor okuyanı lakin sonrasında alışınca ingiliz atları gibi şaha kaldırıyor .. Benzetmeler möhteş bu arada .. Neyse cicim çok uzattım .. Tüm vicdansızlara ve vicdanının yolunu terk edenlere okutulmalı..Sonrasında "Yedim MUZU , Oldum KUZU!!" dememek içün...

Bir başka incelemede buluşmak üzere .. Güle güle şekerpareler !!

Esen kalınız , İŞSİZ kalınız !!
  • Muhtelif Evhamlar Kitabı
    8.4/10 (314 Oy)259 beğeni713 okunma508 alıntı5.527 gösterim
  • Kabuk
    8.5/10 (387 Oy)359 beğeni905 okunma714 alıntı9.261 gösterim
  • Yaşamak
    8.7/10 (520 Oy)458 beğeni1.214 okunma330 alıntı13.968 gösterim
  • Dokunmadan
    8.6/10 (268 Oy)268 beğeni605 okunma602 alıntı7.135 gösterim
  • Aziz Bey Hadisesi
    8.5/10 (355 Oy)308 beğeni826 okunma602 alıntı6.244 gösterim
  • Bazen Bahar
    8.5/10 (259 Oy)188 beğeni608 okunma383 alıntı5.458 gösterim
  • Hacı Aga
    8.5/10 (244 Oy)210 beğeni586 okunma934 alıntı5.825 gösterim
  • Nohut Oda
    8.0/10 (379 Oy)297 beğeni995 okunma532 alıntı7.857 gösterim
  • Usta ve Margarita
    8.4/10 (407 Oy)344 beğeni927 okunma818 alıntı13.078 gösterim
  • Kirpinin Zarafeti
    8.5/10 (287 Oy)295 beğeni683 okunma1.296 alıntı10.831 gösterim
157 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
YAPTIK AMA BİR SOR NİYE YAPTIK!!
Suda başlayıp suda biten bir hikaye. Oysa bizim hikayelerimiz toprakta başlayıp toprakta biter.

Kimliksiz, gölgesiz, dilsiz, derisi kabuk bağlamış Adile. Hiçbir şey istemeyen, beklemeyen, ucube bir yaratık, ifrit Adile.

Oysa biz insanız. İçimizden kaçan yılandan kusarak kurtulabileceğimizi sanmak gibi bir yanılgımız var.

Biz iyiyiz, biz onurluyuz, biz mükemmeliz.
Yalan da söylüyoruz belki.
Cinayet bile işliyoruz hatta.
Kul hakkı yiyoruz, hırsızlık yapıyoruz. Ama hâlâ günahsızız, kusursuzuz.
Çünkü YAPTIK AMA BİR SORUN NİYE YAPTIK!!
Hep o şeytan yüzünden..

Hoş, günah keçisi olmak onun hoşuna gider muhakkak ama bizi kusursuz, bizi günahsız, bizi mükemmel yapmaz.

İsrafil..
Duymanın anlamak olmadığını öğretiyor. Ve hissetmenin çok başka yollarının da olduğunu. Koku almanın ya da dokunmanın bazen kulak yerine de geçebileceğini öğretiyor.
Melek gibi de olsan, bir lanetin ortasında yanıp tutuşmanın ne demek olduğunu öğretiyor.

Nasıl susarak, hiçbir şey yapmadan günah işlenebileceğini, gözümüzü kapatmanın çare olmadığını, sonsuz bir ön yargıyla görmezden geldiğimiz zaman, temiz kalamayacağımızı öğretiyor.

Hayal bile edemeyeceğim kadar dipte buldum kendimi. Hatta bazı kısımlar, korku filminden farksızdı okurken.

Vicdan nedir?
Vicdansızlık nedir?
Kapılar insanın yüzüne nasıl kapanır?
İçeride kalanlar, daha mı üstün dışarıdakilerden?

Efsanelerle örülü, çok farklı bir anlatımla, yazar, bütün bu soruları zihnime çakıp gitti.

Kapıları kapattık.
İçimizdeki fesatlık tohumunu yeşerttik.
Birileri mutlu olunca, yüreğimizi kemirdi çekememezlik.
Yardım etmedik.
Anlamaya çalışmadık.
YAPTIK AMA BİR SORUN NİYE YAPTIK!!
Hep o şeytan yüzünden..

Yazarın anlatımı o kadar güçlü ki ; İsrafil 'in paslı bir çiviyle duvara çizdiği resimlerden, öldürdüğü için kahrolduğu balığın kokusuna kadar her ayrıntıyı bire bir hissettim.

Karakterler o kadar ayrıntılı anlatılmış ki okurken seslerini bile duyabilirsiniz. Tabi İsrafil' in sesi hariç..

Hem fantastik, hem mitolojik, hem gerçekçi. Nuh 'un gemisinden, çarmıha gerilmiş İsa' ya, Nemrut 'un yaptırdığı Babil kulesine kadar, her anlatılan bir hortum gibi etrafınızı sarıyor.

Babaannemden duyduğum bir hikayeyi hatırladım okurken.
Bir adam, bir gece, karşısına çıkan ilk kişiye sadaka vermek niyetiyle evinden çıkıyor. Ve sadakasını verip dönüyor.
Sabah bütün halkın ;" Bu gece bir hırsıza sadaka vermişler!" diye konuştuğunu duyunca yaptığı iyilik yerini bulmadı diye üzülüyor.
Ertesi gece tekrar çıkıyor, rastladığı ilk kişiye, bir kadına sadakasını verip dönüyor.
Sabah, işine giderken, yine benzer konuşmalar çalınıyor kulağına ;" Bu gece de bir fahişeye sadaka verilmiş, olacak şey mi?!" Daha beter üzülüyor, bu sefer de olmadı diye.
Ve üçüncü gece, tekrar çıkıp sadakasını verip dönüyor. Ama sabahında daha büyük bir sürprizle karşılaşıyor. "Biri bu gece bir zengine sadaka vermiş, pes artık!!" diyorlar.
Çok üzülen adam bir rüya görüyor, sadakanın, yani yaptığı iyiliğin, kimde ne şekilde yankı bulacağını bazen veren kişinin dahi bilemeyeceğine dair.

Hırsız ve fahişe, yaptıkları kötülüğe ve günaha hiç bakılmadan, kendilerine iyilik yapıldığı için vazgeçiyorlar hatalarından.
Sadaka verilen zengin kişi de aslında bunu kendisinin de yapması gerektiğini anlayıp o da insanlara yardım etmeye başlıyor.
Şimdi kim diyebilir ki bu adam yanlış kişilere iyilikte bulundu diye..

İyiliğin rengi yoktur, sınırları yoktur. Ön yargısı yoktur. Belki de tüm bunlardan öte bir hassasiyet taşır içinde.

Ve unutmamak lazım ;

"Tanrı bizim kusur sandıklarımızı seçtiklerine dağıtmıştır ; taşıyabileceklere, kendi çarmıhını sırtlanan Mesih gibi.. "


Keyifli okumalar.. :)
157 syf.
·1 günde·Puan vermedi
Sonunda tanıştık meşhur Ahraz ve yazarı Deniz Gezgin ile. Epeydir listemdeydi ya, bu aralar kitap siparişi vermek istemiyorum. Ankara Kitap Fuarı derdime çare oldu. Sel Yayıncılık’tan bir son dakika kararı ile Deniz Gezgin’in "Ahraz" ve Zeynep Kaçar’ın "Kabuk" kitaplarını edindim.

Yazarın farklı bir tarzının olduğunu yapılan incelemelerden biliyordum. Yazarın önceki kitaplarından da az çok tahmin edebiliyorum "Ahraz" ın içeriğini. Hayvan Mitosları, Su Mitosları, Bitki Mitosları. Elbette bu kitapta da mitlerden bahsedecekti, bu kaçınılmaz. Okurlar sever mitosları ve kadim hikayeleri. Farklı bir çekiciliği vardır gizemli unsurların.

Kitabın ismi de gayet çekici, kısa ve akılda kalıcı. Ahraz. Sözlük anlamı; sağır ve dilsiz. Bir kitap için çok iyi bir tercih. Bir okur sadece ismine bakarak bile tercih edebilir.

Kitabın girişinde etkili bir giriş cümlesi ve mistik bir hikaye. Vaaaay.. Okurun beklentisini bir anda tavan yaptırıyor. Daha sonraki 10 sayfayı en az 3 kere okumuşumdur. Böyle bir 10 sayfa daha olsa kitabı bırakırdım. Hikayenin geçeceği mekan tanıtılıyor. Aslında söylenmek istenen birkaç paragraf. Arka arkaya yapılan benzetmelerin hepsi aynı anlamı veriyor. Tabi kullanılan kelimelerde pek aşina olmadığımız kelimeler olunca, yazar da kullandığı dil ve cümle yapısı ile okurun işini iyice zorlaştırınca iş içinden çıkılmaz bir hal alıyor.

Romanlarda mekan tanıtımları önemlidir, en nihayetinde olaylar bu mekanda geçecek. Okurun mekana ısınması gerekir. Çok uzun betimlemeler olan gayet kuvvetli romanlarda vardır ama mekanın detaylarına girmeden sadece genel unsurlar üzerinden bunu ilerletirseniz okurun beklentisini kırarsınız. Çok karmaşık cümleleriniz olabilir, okurun tekrar tekrar okumasını, bir emek vermesini de bekleyebilirsiniz ama bu emeğin karşılığını vermeniz gerekir. Okur cümlelerinizi çözdükten sonra “vaay be” demezse yandığınızın kanıtıdır.

Neyse ilk kısmı geçtik. Sonraları dil sadeleşiyor. Demek ki sade bir şekilde, okuru boğmadan da etkili bir anlatım yapılabiliyor. Ben bu ilk kısmı eserin kadim hikaye olmasına verdim. Nitekim eserde belirli bir bölümde masalımsı mitolojik bir anlatımla ilerledi. Sonra sonra zaman günümüze yakın bir döneme kaymaya başladı. Kaymayı bırakalım komple yerleşti. Bir yandan da mitler ilerliyor. Bir eser ya masalsı bir havada ilerler yada gerçek düzlem de. İkisi beraber olmaz mı olur. Ama bir tarafın ağırlık da olması gerekir. Elbette bunları yaparken dilinde anlaşılır olması gerekir. Aksi halde eser içinden çıkılamaz bir hal alır.

Yazarın hakkını da verelim. Hikayesi çok iyi bir hikaye. Evrensel mesajlar içeriyor. Yazar da çok iyi niyetli. Okura ekstra bir okuma deneyimi sunmak istemiş. Ama eserdeki mitler, metaforlar, yazarın bazı noktalardaki süslü anlatımı eseri çok boğmuş. Her şey birbirine girmiş. Belki çok daha fazla sayfada anlatılacak bir hikaye dar kalıplara sığdırılmış. Yazarın mitler konusundaki derin bilgisinin de kendine zarar verdiğini düşünüyorum. Bir uzmana çok basit gelen bir şey, bu konuda çok da bilgisi olmayan insanlara ağır, anlaşılmaz gelebilir.

Ben çok güzel bir hikayenin heba olduğunu düşünüyorum. Bu hikaye çok daha sakin bir dille çok daha etkili anlatılabilirdi. Dramatize olmaya çok müsait bir konuydu ama yazarın bunu başarabileceğini düşünüyorum. Süslü anlatıma girmese, sade olarak anlattığı bölümlerde gayet dil kullanımı yerindeydi. Psikolojik ve sosyolojik analizleri çok iyiydi. Adile’nin, Yusuf’un özellikle İsrafil’in iç dünyalarını, kişiliklerinin ve yaşadıklarının bu iç dünyaya yansımalarını çok güzel anlatmış.

Neyse incelememi burada noktalıyorum. Tabiki bunlar benim kitap hakkındaki ilk okumama ilişkin düşüncelerim. Kitap ikinci bir okumaya ihtiyaç duyuyor olabilir yada farklı okurlarda farklı izlenimler yaratabilir.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
157 syf.
·Beğendi·9/10
"Senin anlaşmak dediğin nedir ki, her bizi duyan anlıyor mu dediğimizi" cümlesiyle hafızama kazındı Ahraz. Sıradan bir kitapçı gezim sırasında "cildi parlak kağıt kaplı pahalı kitaplar "( Cem Karaca dinlemenin vermiş olduğu etki) arasında görmüştüm. Ait olmadığı yerde durduğu o kadar belliydi ki. Her ne kadar o an almak istemiş olsam da ucuzcu yanım ağır bastı ve kitap fuarına kadar bekledim kitaba sahip olmak için. İyi mi yaptım, kesinlikle hayır.

Adile ve İsrafil. Kalabalık içinde yalnızlığa terk edilmiş, görmezden gelinmiş kenara itilmiş, ezilmiş ve bunlara neden maruz kaldığını bilmeyen anne ve oğul. En muhtaç anında Adile' nin suratına kapıların kapanmasıya İsrafil'in sonsuz bir sessizliğe gömülmesi. Çaresiz bir annenin gökyüzüne bıraktığı sessiz çığlık ki içi lanet ve beddua dolu. Bu bedduaya maruz kalmış, kendi ektiğini biçmiş, nefretten gözleri görmez olmuş kasaba halkı. Zamanla bu nefrete dahil olan Yusuf, Vasil, Marika ve Zehra.

Deniz Gezgin'in büyüleyici bir kalemi var. İlk sayfadan itibaren başlayan etkileyicilik sizi sarıp sarmalıyor. Yazarın muhteşem üslubu sayesinden kitaptan alacağınız zevk kat be kat artıyor. O kadar güzel cümleler kurmuş ki yazar bütün kitabı alıntı yapabilirdim. Kurgunun birazcık daha güçlü olması kitabı kusursuz yapabilirdi ama genç bir yazar için bunu kusur olarak görmüyorum. Bol miktarda mit kullanmış yazar ve bu da kitabı masal tadına ulaştırmış. Gökyüzü renkli köpeğin bu masalsı hikaye içinde en çok aklımda kalan unsur olduğunu da söylemeliyim. Kasaba halkının yersiz kötülüğü, halden anlamaz merhametsiz tavrı öfke ve nefret duygusunu en yükseklerde yaşayan bana bile kendimi sorgulattı bu açıdan kitap gerçek anlamda hayatımda ayrı bir yer edindi.Böyle güçlü, geleceği parlak yazarları keşfetmek, okumak beni çok mutlu ediyor. Deniz Gezgin ile tanışmayan varsa bence çok geç kalmamalı ve Ahraz kesinlikle okunmalı.
157 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Yavas okuyanlardanim... Yazarak,altini cizerek kelimelerin,notlar alarak...Iki oturusta bitivericek bi kitap oysa,ama lezzetlendirmeyi seviyorum okumalarimi.Demli bi kacak cayin damağimda biraktigi acimtraklik gibi, derler ya hani damağina değecek diye..Tam da oyle iste...Ömrume dokunan cumlelerde nefes almayi,dönüp bir kez daha okumayi,tebessum ettiren duraklarda mola vermeyi,kapayip kapagini dokunmayi,parmak uclarimdan icime cekmeyi her bir cumleyi,seviyorum...Deniz Gezgin'in Sel Yayinciliktan cikmis 157 sayfalik kapagindaki yesili dingin,yesiline gece damlamis ilk kitabi...Uzun cumlelerle karsilayacak yazar sizi.Bana Puslu Kitalar'I animsatti biraz,Agridağı Efsanesi'ni okurken ki kolayliği.Dili kolay,akici,benzetmelerin fazlaliğı gozume carpsa da kurgusunda az daha mahirlik istese de yazar anlatmaya ben okumaya doymadim. O anlatirken Nemrut'u goreceksiniz kasabalinin kötülügunde,Nuh'un Gemi'si sekillenecek Yusuf 'un ellerinde,Kabil Habil'i öldüreli bir Adile ki,kaybolacak kendi ömrunden.Sonra Zehra,Vasili ve Marikayı seveceksiniz topragı kendine katik etmis turkulerinde.Kasabali bunca korkunç,urkutücüyken bunca,öldürmekten korkmayan,insan yakan bir çamurken...Ahraz neydi o zaman? Kimdi?... Ahraz ki bir kara oğlan.Elleri ayaklari günes yaniğı yüzü melek bir oğlan. Sahi kimdi bu Ahraz? Ahraz,kalbi dunyaya değmemiş Ahraz:Dirilis Meleği.
157 syf.
·11 günde·Beğendi·9/10
"Elbet her canlı düşecekti kendi kuyusuna."
..
İnsan önce düşer kuyu sandığı anne rahminin karanlığına. Tüm cenin pozisyonları da sığınma evleri kadar karartılı bir perdedir aslında...

Neyi nasıl nereye bağlayacağımı bilmeden anne ile çocuk arasındaki göbek bağına düğümlüyorum kelimelerimi .. Belki hiçliğine, yokluğu severcesine..

Yok olmak.. bir kadının anneliğine el uzatarak dilini çengelli yılanın kancasına saplamak..

"Bu acı geçiyor mu?"diye sayıklayan İsmail Abi'min (L&M) kuyusundan taşları toplamak...
..
Ne de olsa dinimizce şeytan taşlamak vaciptir insanın belleğinde. Oysa aldığı taşı yüreklerde kabuklaştırmak nedir diye sormaz kendine..
Sonra kapılar çalınır bir bebek kundakta.. açlıktan kulaklarına inen ateşin yangını kurumakta.. ..(İnsan) ya ne de olsa yardımsever bir varlıktır..
..
İfrit diye yüreğine kabuk bağlayan Azize'nin memelerinden süt akmamakta. Kabuğu derinlerde bir yerde acımakta.. Ve bir kadın, bir anne bir insan ne dersen de Alma mazlumun ahını alırsın sen de anandan emdiğin sütün tadını..
..
İsrafil minik bedenin içindeki gizem.. Kulaklarına inmeyen ayet, gözlerindeki pandomim.. ve onunla konuşan tek insan Yusuf..

Ne de olsa bir şiirdir Yusuf.. ("Kuyu diyorum Yusuf çıkıyor, elma deyince..) ben de armut diyorum ve tüm insanlığı kendi kabininde soyunmalarına davet ediyorum. Ne de olsa herkesin çıplak bedeni kendine kusurludur belki de bundan aynaların karşısında kıyafetle kendimizi somutlaştırmamız.. Belki de günah keçisi diye diye kendi elbiselerimizden asılmalarımız..
..
"Bazı sözcükler vardır ilaç gibi örter yarayı, sızıyı dindirir bir an için. İşte o sihirli sözcüğü arıyordu fakat.." Fakat bazı sözcüklerin zehrine takıldı yaratılanlar.. Yaratandan ötürü sevmedi kimse kimseyi saf çocuk gibi çıkar uğruna koştu dört nala gider gibi..
İlaç olanlar da oldu elbet bu Ahraz'ın sesine.. ve en çok da kalpine.. Papaz derki; Tanrı İsrafil'i önce cehenneme bakmakla görevlendirmiş ama olmamış yapamamış İsrafil, oradakilerin haline öyle çok gözyaşı dökmüş ki Tanrı onu oradan almış ve eline bir boru vermiş diriliş günü herkesi uyandırsın diye.." Bende derim ki İsrafil çoktan indi yeryüzüne bir çocuğun kulaklarından silinen sesin kimsesizliğinde. Eğer sesi olsaydı kelimelerin dayanamazdı İsrafil yeryüzünde..
..
"Aşk'ın süt deryası her düşeni önce boğup sonra doğuruyordu yeniden." İsrafil yeniden doğuyordu bir kadının izdüşümünde.. ve hep düş'ler'in'de.. Onu da aldılar elinden bir balığın gözüne batan iğnenin körlüğünde..
..
Halen neye şaşıyorum biliyor musun seni yıkmalarına rağmen yıkılmamana. Bir taşın arasına sıkıştırdığın annenin penceresindeki ayazına.. Ve bir annenin Zehra oluşuna.
"Yere düşerler ve onları hep Zehra toplar." Muhsin Ünlü boşuna dökmemiş Zehra'yı dizelerine. İsrafil'in son analık sütüyse Zehra'nın ruhunu çevreleyen iltihabında..

"Kötülüğü tükürmenin de elbet bir kılıfı vardı." Ve insanlık kendi kılıfının içinde bir kadının kabuk bağlayan gözlerinde ve şeytana yüklediği günahın çemberinde kül oldu..

Sağlık olsun ..
..
"Hepimiz kendi içimizdeki kötülüğü gömüyoruz aslında."
Ölüler bahanelerimiz.
..
157 syf.
·8 günde·8/10
"Korkma çocuk, biz o cennete hiç alınmadık."

1981 doğumlu, Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi bölümünü bitirmiş, bu romanından önce Bitki Mitosları, Hayvan Mitosları ve Su Mitosları kitaplarını yayımlamış, kısacası Mitoloji dünyasına hakim olan ve bu dünyadan bazı parçaları bir romanla yansıtmak isteyen bir yazar Deniz Gezgin.

Kitaba da Mitoloji'de ve dinlerde yer tutmuş şeytanın, şeytan olma hikayesiyle ve şu cümleyle başlıyor: "Şeytan yükümüzü sırtlanan günah keçisi değilse nedir?" Sabahattin Ali'nin İçimizdeki Şeytan kitabında şöyle der ana karakter: "İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerinin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimizdeki şeytan diyordum..." Bir kasaba düşünün, buradaki insanlar her olumsuz şeyde içlerindeki şeytana dönüp bakmıyorlar, o şeytanı dışarıda arıyorlar. Aslında çok da yabancı gelmedi değil mi? Bu insanlardan etrafımızda da var, hatta yeri geliyor, bir bakmışız biz de bir şeytan buluvermişiz. Şeytan demeseler bile birçok sıfat kullanırlar insanlar: Mesela cinlerin en güçlüsü ve korkuncu anlamına gelen "İfrit". Kitabın başlarında kasabadan bir kesit seyrettiriyor bize Gezgin. Kesitin içinde de kasabayı ve kasabalıyı biraz tanıdıktan hemen sonra uğursuz bir misafir misali geliyor Adile, İfrit Adile. Adile'den sonra da oğlu geliyor: İsrafil. İşte bizim 'Ahraz'ımız.

Kitabın gerisine ve de geneline spoiler da vermeden kitapta önemli gördüğüm birkaç şeyden bahsederek göz atmaya çalışacağım:

1) Toplumdan Dışlananlar:
Kitabın girişinde boşuna günahlarımızı yüklediğimiz şeytan ifadesi yazmıyor. Bir toplumda kötü ya da suçlu birileri olmak zorunda mıdır? Değildir ama bir toplumda kötü birileri olmasa bile o toplumun kötüsü muhakkak aranır bulunur. Bu kişiler de genelde o topluma ayak uydurmayanlar veya farklı olanlardır. (Rizeli Deli Şevki'nin dediği gibi, "Kimseye boyun bükmeyip, kimseye zarar vermeyen adama deli derler," burada da deli değil şeytan, İfrit diyorlar.) Adile bir hüviyeti bile olmayan, vücudunda kabuklara (deniz kabuklusu) sahip, farklı bir insan. İsrafil de onun oğlu, üstelik "Ahraz", yani sağır ve dilsiz. E bu hurafesi, batıl inancı bol bol olan kasaba insanı bu kişileri dışlamasın ne yapsın.

2) Kullanılan Mitler ve İsimler:
Mitolojiye hakim biri değilim. (Zaten genç bir insanım, çoğu konuya hakim olacak kadar da okuyamadım henüz.) Muhtemelen bu sebeple yazarın kitaba yedirdiği çoğu mitolojik unsuru da fark edemedim ancak girişte şeytan hikayesi, denizden ve ağaçtan(topraktan) gelme, Yusuf'un anlattığı hikayeler vesaire, bunları fark edebildim ve bu konuda en tatminkar olduğum durum da isimlerin seçimi oldu: Adile, İsrafil, Yusuf, Marika. Kİtapta da bu isimlerin neden seçildiği - özellikle de İsrafil'in ismi - güzel bir şekilde metne yedirilerek açıklanıyor.

3) Yazarın Dili:
Kitap gerçekten farklı bir anlatıma sahip. Bazı bölümlerde okumayı yavaşlatacak şiirsel denebilecek bir dil kullanılsa da kitabın genelindeki dil gayet akıcı, okuyucu kendine çeken ve hikayede tutan bir dil. Bu yönden bu kitap bir ilk roman olmasına rağmen, yazarı tebrik etmek gerek.

4) Sürü Psikolojisi:
Kitapta toplumun nasıl hareket ettiğini gösteren olaylar iyi aktarılmış. Bir suçlu ya da şeytan - ne derseniz deyin - bulunduğunda yahut herhangi bir toplumsal olayda kıvılcım nasıl oluşur, olay nasıl büyütülür ve çarpıtılır ve sürü haline nasıl gelinir, kitapta bunu kavrayabiliyoruz. Bu aklıma, adını hatırlayamadığım bir deneyi getirdi: Deneyde, denek olan kişi sayısı bir. Bu kişiye 6 kişiyle beraber zeka sorularının sorulduğu basit ve kısa olan bir teste sokulacağı söyleniyor, ancak bu denek dışındaki kişiler önceden ayarlanmış kişiler. Deney şöyle gerçekleştiriliyor: Bu yedi kişi biraraya getiriliyor ve bu kişilere hepsinin göreceği şekilde, üzerinde belirli uzunlukta ve birbirine paralel çizgilerin bulunduğu bir kağıt gösteriliyor. Başta duran bir çizgi var, farklı uzunluktaki diğer üç çizgiden hangisinin bu çizgi ile aynı uzunlukta olduğu soruluyor. Tabii burada ayarlanmış kişilerin yanlış cevap vermesi ve birbirleri için uyum göstermeleri isteniyor. Sırayla herkesin cevabı sesli bir şekilde söylemesi gerekli. Bu arada deneğimiz ortada oturuyor, yani kendisinden önce ve sonra cevap verenler var. Denek diğerlerinin yanlış cevaplarına rağmen 1. ve 2. soruda doğru cevap veriyor. Ancak üçüncü soruya gelinince o da diğerlerine uyup doğru cevabı bilmesine rağmen yanlış cevabı söylüyor. Bu deneyi birçok kez farklı kişilerle denemelerine rağmen hep aynı sonucu almışlar: Sürü psikolojisi kazanır. Kitapta da bu durum çok iyi yansıtılıyor. Tabii burada etkili olan şeylerden biri de halkın hurafelere ve batıl inançlara sıkı sıkıya bağlı olması.

5) Aşk. Bir Ahraz'ın Sevdası:
Kitabın ortalarından sonra kitaba çok güzel iki karakter katılıyor ve onlarla beraber çok güzel bir olay da giriyor. Deniz Gezgin bize hayatın her yönüyle bir hayat olduğunu aktarıyor. Ahraz'ımız, hem Ahraz hem de en temiz duygularıyla bir âşık. Hem de ona özlemini çekemeyecek kadar âşık.

Romanda komşu ülke ilişkilerine, bununla beraber birarada yaşamış ama birbirine yabancı kılınmış topluluklara, insanların yabancı algısına, paraya, duyguların en hareketlisi merak duygusuna da vurgular yapılmış.

Eksi Yönleri:
Maalesef kitap çok güzel ilerlemesine rağmen sanki sonu çabuk getirilmiş. Finalinin daha uzun ve etkili olacileceği inancındayım. Bunun yanısıra Adile'nin iç dünyasına biraz uzak kaldım, bu karakterin biraz daha anlatılması gerekirdi.

Ahraz... Bende güzel olarak yer eden bir roman oldu, okunması gereken kitaplardan birisi.
157 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Deniz Gezgin'in ilk romanı, bu kitabı bana öneren sevgili Zafer Korkmaz'ın da söylediği gibi, yüksek bir edebiyat tadı, lezzeti barındırıyor. Yazarın ilk romanında bu kıvamı, bu lezzeti yakalayabilmiş olması kesinlikle takdiri hak ediyor. En son Sema Kaygusuz'un hikâyelerini okumaya başladığımda ilk kez okuduğum bir yazardan böylesine etkilenmiştim. Deniz Gezgin de son derece maharetli bir kalemle, müthiş bir üslûpla, edebiyatın tadını vere vere anlatıyor hikâyesini. Öyle ki; bazı yerlerde bugüne dek hiç karşılaşmadığım, beni şaşırtan imgelerle karşılaştım ve huyum olmamasına rağmen cümleleri tekrar tekrar okudum. Kötülüğü, güzelliği böyle bir edebiyatla anlatabilmek, ilk romanını yazmış bir yazar için ne büyük bir başarı...onun okurları bizler için de hiç ama hiç hafife alınmaması gereken bir yazar olduğunu ispatlayan muazzam bir edebiyat şöleni Ahraz. Herkese öneriyorum.
157 syf.
·9 günde·Beğendi·8/10
Derin bir nefes alın ve o çektiğiniz nefeste denizden gelen tuzlu su kokusunu hissedin.

Beni Deniz Gezgin'le tanıştıran 1K Ankara Okuma Grubu 'na teşekkürü borç bilirim. Zirâ uzun zamandır kitap okumamış olmama rağmen bu kitap öylesine iyi geldi ki. Edebi açıdan hem doyurucu hem de oldukça okunabilir. Usul usul işleniyor içinize zaman, mekan ve duygular.

İçerik olarak bugünkü toplantıdaki konuşmalarla daha derin ayrıntılara inilince kafamda oturaklı bir hâl alsa da, her insanın içinde bir burukluk bırakacağına inanıyorum.
Çevremizde her gün görüp fakat görmezden geldiklerimizin hikayesi. Yahut bazen de kendini o topluma ait hissedemeyiş. Ailesizlik kavramı çok güzel işlenmiş. Her bir karakterin ortak noktaları olduğu kadar başka başka derinlikleri var. Hani yolda yürürken içimizden geçiririz ya acaba diğerlerinin hayatları nasıl, kimler neler yaşıyor, ne acılar çekiyor, neler düşünüyor. İşte bu kitap o hayatların bir kaçının içine çekiyor bizi de. Onlarla birlikte hüzünleniyor, düşünüyoruz.

Kitapta metaforlar yoğun bir şekilde işlenmişti ama ne yalan söyleyim ben onlara pek kafa yormayıp kitabın bende bıraktığa ize baktım. Bana kalırsa o iz hoştu. Yine de daha az metaforlar olsa hafifleyebilirdi.

Okumaya değer bir kitaptı. Tavsiye ederim :)
157 syf.
·7 günde·Beğendi·9/10
“KORKMA ÇOCUK, BİZ O CENNETE HİÇ ALINMADIK.”

**https://youtu.be/1G4isv_Fylg


Şeytanın cennetten kovuluş hikayesiyle başlarken, insanoğlunun Tanrı'nın yüzünü kara çıkaracağını bile bile devam etmekten kendimi alıkoyamayacağım bir hale dönüştü bu roman.

“Yelken geren rüzgarlı yer” anlamına gelen Gerence rüzgarının hakim olduğu bir kasabada yine aynı isimde bir teknede varlığı herkes tarafından yok sayılmış, görmezden gelinmiş, görülse de tüm nefretleri üzerine çekmiş bunun sebebini sorgulayıp duran Adile. Ve nefretin üzerine çullanmasıyla dayanıklılığını daha fazla koruyamayan Adile'nin kendisi de dahil kasabanın tüm kötülüğünün günahını üstlendiğini düşündüğü ahraz oğlu İsrafil… İsrafil'in ahraz olması, şeytan olduğundan kuşku duyulmayan Adile'nin oğlu olarak nitelendirilmesine rağmen kötülüklerin içinde üç maymun misali durabildiği için bir melek olarak kalmasına sebepti aslında, bunu kimse bilmiyor. Tıpkı ana oğlun yaşamlarını sürdürdükleri çöp toplayıcılık görevinin tam olarak ne anlama geldiğini bilmedikleri gibi… Adile daha fazla yara almamak için kabuk bağlayıp iyice küçülmeye başlarken, İsrafil ise nefretin eksilmediği kasaba halkının içinde ying yang sembolünü hatırlatan bir beyazlıkta ortaya çıkan ağaç ustası Yusuf ile birlikte kökleniyor yavaş yavaş. Vasil ve Marika, İsrafil'in can dostu Mavi ve tabii ki Zehra, tüm karakterler yeryüzünde iyiliğin bir parçasına tutunma arayışıyla birbirlerini nemli gözlerinden tanıyor, acılarını konuşmadan paylaşabiliyor, puzzle parçaları gibi birleşip sımsıkı bir vücut haline geliyorlar, belki de hiçliğe karşı bir zırh…

Hayal gücünün sınırları yoktur denir. Evet yoktur, olmamalıdır da zaten ama algıların çokluğu hislerin bir noktada birleşmekte zorlanması her seferinde bu yoldan uzaklaştırır bizi. Belki de bu yüzden bir veya birkaç duyusunu kaybetmiş insanların hayal gücü sınırsıza çok daha fazla yakınlaşır. Çok örneği vardır bunun, Aşık Veysel gözleri görmezken en güzel notalara basmış, en içli şarkıları söylememiş midir? Müziğin filozofu olarak bilinen Beethoven duyamadığı notalarla alkışları birleştirip bize bir şölen sunmamış mıdır? Aynı şekilde Ray Charles jazz müziğin doruğunu yaşatmamış mıdır hayalindeki piyano tuşları ve vazgeçmediği umutlarıyla? Onlarca örnek var bilmediğimiz, bilip de atladığımız, görmeyen, duymayan, ressam, müzisyen, yazar veya şair, sanatın çeşitli kollarında kendini göstermiş onlarca insan... İşte, İsrafil de işitmemenin şanssızlık olarak düşünüldüğü bu yerde, dünyanın sınırlarını genişletip daraltma kabiliyetini keşfederek sınırları olmayan bir dünya kuruyor kendine. Onun ahrazlığı, kulakları tıkayıp duygulara, hislere kulak vermeye iyiliğin görülmez izini sürmeye, hayal gücü girdabına işaret eden bir yönlendirme. Sevdayı isyanla karıştıran, her hayırdan bir şer, her esenliği bir habaset olarak algılayanlara inat yepyeni bir bahçe yaratıyor kendine. Hurafeler, insanların inandığı temelsiz batıl inançlar belki de içlerindeki kötülüğe bir taş daha koyarken o hayallerini inşa ediyor kaybolmaktan, kaybetmekten korkmayarak.. Yine aynı şekilde hislerin ve sevginin en saf halini taşıyan bir hayvanın -köpek dostu Mavi'nin- ve ağaçlardan başka dostu olmayan Yusuf'un hayatında yerini almış olması hiçte tesadüf olmuyor bu durumda.

Sinestezik algılar cumhuriyetini ilan etmiş, hakimiyet sürüyor bu kitapta. Görüntüler kokulara, kokular renklere, renkler hislere karışıyor. Karanlığın, gün aydınlığının kokusu, deniz ve rüzgarla beraber yayılıp geliyor. An'lar ve görüntüler ile iç içe geçiyor. Kendi ismine olan aşkını hissettirerek okuru tuzlu ve maviliklerle dolu bir yolculuğa çıkartırken mesleğinin getirdiği birikimle birlikte mitolojik hikayelerden oluşan bir doyuma ulaştırmış, ilk romanını hakkını fazlasıyla vermiş Deniz Gezgin. Benim iyi ki okumuşum dediğim bu kitabın içinde hikayenin en tatlı karşılığını bulduğu bir müzik kutusu** saklıydı, ben zihnimde onun çarkını çevirip dururken siz de bu kitabı okunması gerekenlerin arasına eklemelisiniz mutlaka.

Kimimiz cennet ağacı hayalinde, kimimiz memleket özlemi içinde, kimimiz de rüyalarının tatlı düşlerindeyken, yaşamın bizi alıp götürdüğü, kaybolmak üzere hissettiğimiz bir noktada bile olsak gönül gözümüzün kapanmaması dileğiyle.

Keyifli okumalar.
...senin anlaşmak dediğin nedir ki, her bizi duyan anlıyormu ki dediğimizi...
Deniz Gezgin
Sayfa 90 - Sel Yayınları
"Hepsi boş bu işlerin...seni bana yabanci yapan ne varsa boşa,kuleler dikiyorlar boyuna,askerler diziyorlar karşilikli,neymiş sizin taraf bizim taraf...O kulelerin arkasinda herkes birbirini yiyor,set de çeksen,araya derya deniz de sigdirsan fark etmez çiğ süt emmisiz hepimiz hicbir şey bulamasak kendi kendimizi yeriz."
Deniz Gezgin
Sayfa 83 - Sel
Tepemizdeki rüzgar niye bu kadar deli sanıyorsun, başka yerde böyle mi? Kokumuzu dağıtmak için. Çürüyoruz burada, tıkılmış kalmışız.
Hepimiz kendi içimizdeki kötülüğü gömüyoruz aslında...
Ölüler bahanemiz...
Deniz Gezgin
Sayfa 147 - Sel
Her şey değişiyordu, toprak, rüzgâr, tuzlu ve tatlı sular, binalar ve insanların yüzleri, her şey hızla dönüşüyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ahraz
Baskı tarihi:
2012
Sayfa sayısı:
157
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755705774
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Sel Yayıncılık
Baskılar:
Ahraz
Ahraz
İnsan, başlı başına bir mitolojidir...

"Ahraz" olan da, bu mitolojinin kaotik kahramanıdır. Tozlu hayalleriyle balıklara dokunur, onları sever, onlardan nefret eder ya da kaldırımda bir sonraki günün erzağını toplamaya çalışırken, kederin hasadını yapmaya zorlarken bulur kendisini.

Su Mitosları'nda tarihi bir yolculuğa çıkaran Deniz Gezgin, bu kez de "Su"dan taşarak gelen bir hikayeye dokunmaya davet ediyor okuru. Kitabı elinde tutanları alışılmadık bir sahil kasabasına, farklı bir kadın profili olarak Adile'nin hüznünü paylaşmaya ve hayallerinden misket yapıp onları denize teslim eden İsrafil'in ufku belirsiz maceralarına kulaklarını yaslamaya çağırıyor ve ardından, büyük bir soru ile baş başa bırakıyor:

Şeytan yükümüzü sırtlanan günah keçisi değilse nedir?

Kitabı okuyanlar 745 okur

  • Nuhun Salyangozu
  • Aylala aylala
  • Aysun
  • Gamze
  • Ilyas Cuce
  • Esra Nur Pınar
  • Sibel öztürk
  • Zehra Taş
  • Zehra
  • Neşivan tuğba bozkurt

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%4
18-24 Yaş
%20
25-34 Yaş
%40
35-44 Yaş
%32
45-54 Yaş
%4
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.9
Erkek
%34.1

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.2 (87)
9
%26.8 (89)
8
%18.1 (60)
7
%7.5 (25)
6
%3.3 (11)
5
%1.8 (6)
4
%0.3 (1)
3
%0.3 (1)
2
%0.3 (1)
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları