Antabus, okurken insanı rahatsız eden ama bir yandan da gerçekliği yüzünden etkileyen bir kitap. Seray Şahiner burada süslü bir hikâye anlatmıyor; aksine, özellikle kadınların hayatında normalleşmiş baskıları, yorgunluğu ve görünmez sıkışmışlıkları çok çıplak bir şekilde gösteriyor.
Romanın en güçlü yanı anlatım dili bence. Oldukça doğal, sert ve filtresiz. Karakter konuşurken gerçekten yaşayan birini dinliyormuş gibi hissediyorsun. Bu doğallık kitabı daha vurucu yapıyor çünkü anlatılan şeyler kurgu gibi değil, fazlasıyla gerçek geliyor.
Kitap boyunca beni en çok etkileyen şey, kadın karakterin hayatındaki çaresizlik hissi oldu. Ama bu çaresizlik sessiz bir kabulleniş değil; içinde öfke, yorgunluk ve bastırılmış bir isyan var. Özellikle toplumun kadınlardan sürekli “idare etmesini” bekleyen tavrı çok net hissediliyor.
Antabus sadece bireysel bir hikâye değil aslında. Evlilik, aile baskısı, ekonomik sıkışmışlık ve bağımlılık gibi meseleler üzerinden daha büyük bir toplumsal tablo çiziyor. Ve bunu yaparken kimseyi romantize etmiyor. Karakterler kırık, öfkeli ve bazen yorucu insanlar. Bu da hikâyeyi gerçekçi kılıyor.
Kitabı okurken bazı yerlerde bunaldığımı hissettim çünkü atmosfer oldukça ağır. Ama bence kitabın etkisi de tam burada. Rahatsız ederek düşündürüyor. Özellikle kadınların gündelik hayatta taşıdığı görünmez yükleri çok iyi yansıtıyor.
Antabus, bana insanların bazen yaşamakla katlanmak arasında çok ince bir yerde durduğunu düşündürdü. Kolay okunan ama kolay unutulmayan bir kitap.