Herkese merhabalar,bu kez Seray Şahiner’in Hep Yek romanıyla yine burdayım.
Hep Yek modern kent hayatının içinden yükselen yalnızlıklarındile getirmekle birlikte,kadın olmanın görünmez yüklerini ve gündelik hayatın küçük gibi görünen ama aslında derin yaralar açan ayrıntılarını ele alıyor ve aslında hepimizde olan yaraları gözümüze gözümüze sokarak biraz kanırtıyor açıkcası.
Şahiner, yine kendine has keskin diliyle, sokaktan,apartman boşluğundan,kahvehane dedikodularından beslenen bir anlatı kurarak bunu bi gıybet kahvesinde buluşulmuşcasına o kadar kolay ve akıcı anlatıyor ki, 'eeeee,sonra n'olmuş de bi kere?' deme ihtiyacı hissediyorsunuz.
Kitap, hayatı “bir bütün” yani “hep yek” yaşamak isteyen ama parçalanmışlıklarla boğuşan insanların hikâyesi gibi gelse de,kadınların gündelik hayatta sıkıştıkları rolleri,ekonomik ve sosyal baskılar, ilişkilerdeki tutarsızlıkları ; ironik ama bir o kadar da sarsıcı bir üslupla aktarmış. Yazar, karakterlerini kahramanlaştırmadan, süsleyip yüceltmeden, olduğu gibi -çoğu zaman da hırpalanmış halleriyle- önümüze koyuyor.Bu yüzden de okur,hem gülümseyerek hem yutkunarak,hem de kendini okuyormuşcasına sayfaları çevirmenize yol açıyor.
Hep Yek,sıradan görünen hayatların aslında hiç de sıradan olmadığını,her birimizin kendi sessiz çığlıklarımızı taşıdığımızı hatırlatıyor.Bir apartman dairesinde, bir otobüs durağında, bir televizyon ekranında başlayan hikâyeler; toplumsal baskının,cinsiyet eşitsizliğinin ve bireysel çıkmazların kesişiminde büyüyor.
Kısacası, Seray Şahiner yine çok tanıdık ama aynı zamanda rahatsız edici derecede çarpıcı bir gerçekliği görünür kılıyor.Kitabı bitirdiğinizde,“ben de bu hikâyenin bir yerinden tanıdık geliyorum” duygusunu yaşamanız kaçınılmaz hale geliyor.Çünkü bu hikâye yalnızca onların değil, hepimizin