Bu kitaptan sonra ben de artık Barış Bıçakçı için, çok sevdiğim yazarlardan biri, diyebilirim.
Gözlerim dolmadan bitiremedim kitabı, oysa yazar özellikle de bunun olmaması için uğraşmış gibi de sanki. Yine de mümkün olmadı, son sayfalarda bıraktım biraz kendimi. Çünkü annem çok yaşlı, ben de genç değilim ve biz de uzak olmadığını biliyoruz artık o günlerin. Dodi öleli 9 sene oldu çoktan ve şimdi yeni bir evde, eskisine kıyasla çok daha yalnız, alışmaya çalışıyoruz yeni hayata. Annemin unutkanlıkları, çok yıpranmış vücudu, ve artık teslim olmuş bütün o halleri bana hayatım boyunca korktuğum şeyi yaşamaya daha yakın olduğumu düşündürüyor. Kitabı okurken keyfi sürülen ve mutluluğu yaşanan her ânın geçmeye, bitmeye yazgılı olduğunu tekrar tekrar düşündüm. "Hiç bir şey göründüğü, hatta yaşandığı gibi değil! Her şey hatırlandığı gibi" derken yazarın ne anlatmak istediğini çok iyi biliyorum. Çünkü ben de böyle düşünerek yaşıyorum. Zihnim, eğip büktüğüm değiştirdiğim binlerce hatırayla yüklü. Herkesin öyledir. Geri kalan zamanımız az ya da çok bilmiyorum, ama onun yanında olmalıyım, daha çok durmalıyım yanında. Kaprislerine, söylenmelerine bütün bir ömrün vefasıyla sarılmalıyım. Heba etmemeliyim zamanımı. Eve gitmek istiyorum.