Rogojin profil resmi
Öğretmen
Lisans
Istanbul
Üsküdar, 4 Eylül 1971
1164 okur puanı
15 May 2014 tarihinde katıldı.
  • %39 (62/160)
  • Faruk Duman'ın son eseri, yazarın baş yapıtı. Cem Kalender'in söyleyişiyle, "büyük, çok büyük bir roman yazmış" Faruk Duman. Yazmamış mı?

    Faruk Duman gerçekten de bütün eserlerini Sus Barbatus!'u yazmak için bir ön çalışma gibi kullanmış sanki. Çünkü benim gibi yazarın eserlerinin tamamını okuyanlar-İncir Tarihi adlı romanını okumadım- artık yazarın hem sade bir dil kurduğunu, hem de İncir Tarihi'ne çok güzel bir inceleme yazan Sinan Tütüncüler'in söylediği gibi, kendi dilbilgisi kuralları ve yazım kılavuzunu oluşturarak, bu kuralları en güzel zamanlarda, en doğru yerlerde ve en güzel şekilde kullanarak yarattığı kendine özgü anlatım dilinin de zirvesi olduğunu görebilir. Sus Barbatus! bir ünlem; kar, kurt ve insan dolu ovalarda, ormanlarda biz doğayız diye sesleyen bir masal gibi.

    Faruk Duman'ın eserlerindeki gerçek mekânımız yani orman, yani doğa, burada da bizi bekliyor: neredeyse 600 sayfa boyunca bitmek bilmeyen, esen rüzgârıyla, aç kurtlarıyla, ruhu insanların içine giren sus barbatus domuzuyla, her yeri ama her yeri kaplamış örtmüş soğuğuyla, karıyla orman, doğa bizi bırakmıyor ve dil, bu sefer dil, mekânı kendi yapmak için ormanı ya da doğayı, hayvanları kullanmıyor, dil de doğa da birbirinin aynı olmuşlar, yazarın sadelikle iç içe geçirdiği kendine özgü üslûbunu kullanış biçimi bir ayna gibi kullanarak hem doğa hem dil birbirini yansıtıyor , ve bu anlamda da yazarın kaleminde bir zirveye ulaşmış olmasını sağlıyor.

    Sus Barbatus!'ta Duman'ın diğer eserlerinde görmediğimiz kadar karakter görüyoruz; bu karakterler doğanın, mekânın verdiği etkiyle bir yandan masalsı bir yandan çok gerçek bir hisle hayat buluyorlar. Aysel, Faruk, Kenan, Aynur, Atalay ve Sus Barbatus hem masallar hem de gerçekler. Okur Sinan Tütüncüler'in deyişiyle Faruk Duman'ın "anlatı coğrafyası"nda karakterler hiç bir kadar net, bu kadar etkileyici olmamıştı. Yazar onu çok seven bir okuru olarak beni gerçekten çok şaşırttı.

    Kitapta bir diğer şaşırtıcı nokta ise yazarın 80 darbesinin hemen öncesinde 79 yılında geçen olayları anlatırken kalemini ilk kez bu kadar politik meselelere yöneltmesi. Politik meseleler daha önce de vardı-mesela Kırk adlı eseri- ama bu kadar net, bu kadar doğrudan..?hayır.

    Sus Barbatus!'tan geriye kitabın güzel kapağındaki mavi beyaz karışımı kar rengi kaldı: kar, kar rengi, her yeri ama her yeri kaplayan, örten kar; uğuldayan rüzgâr, aç kurtlar ve doymak isteyen kurtlar, vicdanlı avcılar- bir roman karakteri olarak evet, ama gerçeği, hayır- öldüğü yerden göğe yükselen ruhuyla ormanda dolaşmak isteyen Sus Barbatus, Ç. gölünün soğuğuna, buzlarına düşen o at, ve Aysel ve Faruk, bütün ümitleri, ve iyilikleri insanların, ve kötülükleri. Doğada, yani gerçek yuvamızda, bu soğukta, yani kar ve buzda, insanlar da hayvanlar da ölüyorlar ve bir masal oluyorlar.

    Faruk Duman, geçen yıl çıkardığı edebiyat denemelerini içeren kitabı Yazmalı Defter'de "okuyanlar, okumayanlara oranla daha güzel ölürler" diyordu, çünkü ölürken insanın zihninden geçen bütün o imgelerde, hayallerde raskolnikovlar, anna kareninalar, ince memedler uçuşup durur. İşte bu yüzden Sus Barbatus! güzel ölebilmek için edebiyat seven herkesin zihnine, hatıralarına ekleyeceği ışık ışık bir edebiyat güzelliği, dilimizde okuyor olabilmenin insana gurur vereceği muazzam güzellikte ve incelikte bir eser.

    Mutlaka öneriyorum.
  • %100 (568/568)
  • Rogojin tekrar paylaştı.
    Kitap Ağacı okuma grubunda, "600 Günde Devr-i Alem" isimli yeni bir okuma serisi ve sanal tartışma ortamı oluşturuldu. 20 aylık bu seride, Türkiye'den başlayarak, gün ışığının ilerlediği yönde, her ay bir ülke edebiyatına misafir olmayı hedefleyen bir macera bu. İlk kitap Türkiye'den Faruk Duman'ın "İncir Ağacı" kitabıydı. Açıkçası önceden bildiğim bir yazar ve kitap değildi. Bu tip kitap gruplarının en büyük faydası, insanı alıştığı okuma alışkanlığı çerçevesinden çıkarmak, yeni edebiyat güzergâhları keşfetmesini sağlamak oluyor.

    Bu anlamı ile "İncir Tarihi", son dönemdeki okuma rotama bir yenilik kattı. Oldukça uzun bir süredir masal tadında bir edebiyat ürünü okumuyordum. İncir Tarihi oldukça akışkan, keşfettirici ve zihne yeni pencereler açabilen bir eser. Aslında akışkanlığı bir nebze tartışma konusu olabilir. Çünkü yazar, hikayenin genel seyrinin aralarına, romanın bazı detaylarına dair kısa hikayeler veya anlatılar eklemiş. Örneğin romanda aşk meselinin geçtiği bir noktada, insanlara aşık olan ve onları kaçıran hayvanların hikayeleri ile araya giriş yapmış. Ya da bir adada geçen bölümün arasına, balinaların nasıl olup da kara parçasına ve adalara dönüştüğüne dair bir anlatı girmiş. Bu nedenle zaman zaman ana hikâyeden kopmanız mümkün ama bunu bir soluklanma ve çerçeve genişletme fırsatı olarak da değerlendirebilirsiniz.

    Son dönemde birden fazla bilim-kurgu eseri okumaktan mıdır bilemem, kitabı okurken, bilim-kurgu türünün önüne açan şeyin, teknolojik gelişmeler kadar, masallar da olduğunu düşündüm. Hatta kitabı okurken aklıma şu soru geldi; Uçan halısı ve sihirli lambası olan Alaaddin edebi tür olarak masal mıdır, bilim kurgu mu? “İncir Tarihi”nde de masal havasında ama bilim-kurgu hissi uyandıran öğeler var; Kendi hedefini arayan hançer, kopan ve tekrar monte olabilen kol gibi.

    “İncir Tarihi”nde hikâyenin geçtiği tarihten, karakterlerin kendisine kadar hikâyenin içinde geçişkenlik göstermesi en ilgimi çeken özellik oldu. Hazreti Süleyman tarafından fethedilen İstanbul, İstanbul fethedildikten sonra hala Anadolu'da var olan bir Hristiyan krallığı gibi zaman motifleri, romanı gerçek zaman akışının dışına taşımış ve masal formatını daha da güçlendirmiş. Karakterlerde de kitap içinde geçişkenlikler yaşanıyor. Örneğin romanın başında sıska bir çocuk olan Ümmik karakteri bir süre sonra bir cüceye dönüşüyor. Başkarakter Zeyrek ise hikâyenin başında 13-14 yaşında bir çocuk iken, hikâyenin sonlarına doğru Zeyrek Efendi’ye dönüşmüştü.

    Dil konusu ise başlı başına bir masal unsuru olmuş. Çünkü eser çok fazla kendine has bir yazım kılavuzu, dilbilgisi kuralı oluşturmuş. İlk bir kaç sayfa çok fazla tasih gereken bir kitapla mı karşı karşıyayım diye düşünürken bir süre sonra ayrı bir anlatı coğrafyasına girdiğimi anladım. Okuma esnasında bunun yerel bir lehçe mi, yoksa yazar tarafından oluşturulmuş özel bir anlatı mı olduğunu merak ettim.

    Diğer bir merak konusu kitabın ismi oldu. Açıkçası kitap boyunca İncir Ağacını esere renk verecek bir ağırlıkta hissetmedim. Suriye'deki ormanda rastlanan bal meyveli incir ağaçlarını kitaba ismini verecek kadar etkili hissetmedim. Sanki üzerinde Zeyrek'in hayaller kurduğu sedir ağacı esere daha çok renk katmış gibi geldi bana. Son merak ettiğim şey ise kitabın yazılım süreci oldu. Okuma süresi boyunca, yazarın kitaba başlarken eserin tüm detaylarını en baştan kurgulamadığını, sanki gidişata, yazım süreci boyunca eserin kahramanları ile zihninde yürüttüğü sohbetlerle karar verdiğini hissettim. Bu kadar genç bir karakterin öyle bir hikayede evli bir kadın ve Suriye köylerinde bir dilberi kendine aşık edebilecek şansa sahip olması, yazarın romanın karakterine iltimas geçmesi ile açıklanabilir ancak.

    Genel itibari ile, yazarın hayal gücünün ve hayal gücünü besleyen anlam dünyasının geniş olduğunu söyleyebilirim. Ama bu durum iyi bir kurgu ile birleşmeyince ne yazık ki bazı noktalarda hayal kırıklığı yaşayabiliyorsunuz. Zeyrek’in, arkadaşı Ümmik’in ve onun sincabı Tas’ın hikâyesinin daha iyi bir kurgu ve çözümleme eşliğinde neticelenmesi romanı birkaç basamak daha yükseltecekti muhtemelen. Romanda yer alan birçok detay, anlamlı bir bütüne ulaşmayınca okur açısından bir boşluk oluştuğu bir gerçek. Ama belki de yazar okura geniş bir alan bırakmak istedi ve kitabı okurun kendi hayal gücü ile beslemesini hedefledi. Romanın arasına yerleştirilen küçük hikâye ve anlatıların, okur için bu yolu açık bıraktığını düşünüyorum.
Öğretmen
Lisans
Istanbul
Üsküdar, 4 Eylül 1971
1164 okur puanı
15 May 2014 tarihinde katıldı.

Şu anda okudukları 9 kitap

  • Kızıl Yükseliş
  • Tom Sawyer'in Kitap Okuduğu Kulübe
  • Kur'an-ı Kerim Meali
  • Dini Anlama Kılavuzu
  • Hayvanlara Niçin Bakarız?
  • Elantris
  • Türkçenin Gücü
  • Kader Ve Zorunluluk
  • Yaşamın Amacı Kendini Bilmek

Okuduğu kitaplar 635 kitap

  • Elveda Oblomov Bir Aşk Yürüyüşü
  • Çıkar Sokak
  • Hiç, Yoktan İyidir
  • Yaşlı Adamın Savaşı
  • Simyacı
  • Ötealeme Geçerken Gördüklerimiz
  • Asl-ı Saadet
  • Kertenkele Çukuru
  • Medeniyetin Arka Sokakları
  • Camide Dans Var

Okuyacağı kitaplar 137 kitap

  • İşte İnsan
  • Yaşamın Gizemi Su ve Tuz
  • Satılık Hastalıklar
  • Ötekiler
  • 4. Boyut
  • Ateşler
  • Bilmezsiniz Aşk Nedir
  • Katedral
  • Lütfen Sessiz Olur Musun Lütfen?
  • Altı Öykü

Kütüphanesindekiler 521 kitap

  • Kızıl Yükseliş
  • Ötealeme Geçerken Gördüklerimiz
  • Mektuplar
  • Türkiye'de 1958 Öncesi Alınan Ruhsal Tebliğler
  • Cüce Prens
  • Dünyanın Bütün Kedileri
  • Kur'an-ı Kerim Meali
  • Büyülü Parmak
  • Yaşamın Amacı Kendini Bilmek
  • Emanet

Beğendiği kitaplar 126 kitap

  • Sus Barbatus
  • Lucas Diye Biri
  • Sevda Şiirleri - Zeytin Ağacı
  • Öteki Rüzgar
  • Anne, Baba ve Diğer Ölümcül Şeyler
  • Avare Yıllar
  • Doktor Uyku
  • Baba Evi
  • Türkçenin Çağdaş Sorunları
  • O

Beğendiği yazarlar 41 kitap

  • Tevfik Uyar
  • Nermin Yıldırım
  • Ali Ayçil
  • Antoine De Saint-Exupéry
  • Sait Faik Abasıyanık
  • J. M. Coetzee
  • William Faulkner
  • Ahmet Büke
  • Herman Melville
  • John Steinbeck