1000Kitap Logosu
Resim
CemCBG
TAKİP ET
CemCBG
@Rogojin
Öğretmen
Lisans
Istanbul
Üsküdar, 4 Eylül
2107 okur puanı
15 May 2014 tarihinde katıldı
Tanıdığın kimse takip etmiyor
Ortak okuduğunuz kitap bulunmuyor
CemCBG
yorumladı.
300 syf.
·
7 günde
·
Beğendi
·
9/10 puan
Drizzt'i eşsiz yapan ayrıntılardan biri de kitap içindeki içsel sohbetler. Bu sohbetlerden birinde Drizzt'in tanrı inancı ile yüzleşmesi, bu inancın sözler ve hareketler dışında kalbin hissettikleri ile olan ilintisini anlatması muazzam. Çeşitli kaynaklarda karanlık elfler defalarca kez karşıma çıktı. Hiçbirinden Drizzt'e ait derinliğin, yüce gönüllülüğün, açık bir ruhun ince detayları karşıma çıkmadı. Hangi kitabı okursam okuyayım zihnen, kara elfin yanında olma dürtüsüne engel olamadım. Şakaları ile güldüm, kayıpları ile kederlendim. Dokuzuncu kitap işte bu olumlu duygular için bir bağlantı noktası oluşturuyor. Menzoberrenzan'dan yola çıkan binlerce drow ve drowların güttüğü binlerce insansı karanlık altı yaratığı kadim cüce yurdunu ele geçirmek için yola çıkıyor. Tek başlarına ne kadar kudretli ve kuvvetli olursa olsun cüceler yakınlarında bulunan müttefiklerden yardım çağırıyor. Bu çağrı bazı inatlaşmalara ve gururlu diklenmelere sebep olsa da sonuçta "Zaman Çarkı" serisinin son kitabında Mat'in yönettiği orduların karanlığı perişan ettiği savaşa benzer bir savaş ortaya çıkarıyor. Çokça keyif aldığım ve iyi ki devamı var diye sevindiğim "Karanlığın Kuşatması" sonraki kitaplar için verdiği ipuçları ile son buluyor. Özellikle Wulfgar'ın dönmesine yönelik ayak izleri bir okur olarak beni fazlasıyla mutlu ediyor. Okuduğunuz için teşekkürler.
Okuyacaklarıma Ekle
Genelde ilk üçlemesi dışında herkes hayal kırıklığı yaşıyor gibi. O derinlik yok deniyor.. Ben de devam edememiştim.. Ama bu inceleme umut var diyor
Yanıtla
108 syf.
·
1 günde
·
6/10 puan
2010 yılında basılan bu kitapta Murathan Mungan hem çok kısa hem de kısanın bir tık üstünde öyküler veya düşünceler anlatıyor. Kitabın son sayfalarında öykü ile ilgili fikirlerini de dile getiriyor. Kendi adıma gereksiz, öylesine bir kitap olarak gördüm Kibrit Çöpleri'ni. Bir çok öyküde ya da yazıda yazarda beni rahatsız eden aforizma tarzında sözler, gözlemler yer alıyor; bunlar sanki okuması keyifli, dikkat çekici, a ne kadar ilginç denebilecek sözler, cümleler, ve belki instagram gibi yerlerde ilgi çekebilecek tarzda yazılmışlar gibi geliyor. Sanki yazar sadece kendisinin bildiği bir yerde bulunarak oradan hayata bakıyor ve onun tecrübe ettiği şeyde itiraz kabul etmeyen ama dışarıdan bakıldığında son derece mütevazı görünen, bir tür yazar instagramı gibi, yani bu havalı cümlelerle cilâsıyla dikkat çekip şaşırtıyor, bana öyle geliyor bir şekilde. İnsan hayatta çok şey hakkında bu kadar gözlemde bulunabilir mi bilmiyorum. Yanlış bir şeyler söylüyor olmam da büyük bir olasılık. Sözün özü:hayır, bu kitabı sevmedim.
Kibrit Çöpleri
7.9/10 · 897 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
Eskiden kitabın dolaşımda olması için listelerde yer bulması yeterliydi; günümüzde ise kitabı her ortamda 'alıntı' dolandırıyor. Yazdıklarınızdan anlaşılan o ki Mungan, değişen şartlara uyumlanmak adına bir iş çıkarmış..
1 Beğeni
Yanıtla
Bana hitap etmediği için belki gereğinden fazla laf söylemiş de olabilirim:)
1 Beğeni
365 syf.
·
23 günde
·
Puan vermedi
Aylardır William Faulkner kitaplarını okumaya çalışıyorum. Bu sene benim için Faulkner senesi. Üniversitede ne düşünüp de bize Abşalom, Abşalom!u okutmaya çalıştılar bilmiyorum, zaten okumamıştık, okuyamamıştık. O uzun paragrafları gördüğümüzde hocamızın itirazlarımıza boyun eğişini hatırlıyorum, kimbilir neler düşünmüştü kadıncağız, laf olsun diye, başka bir yere giremediği için edebiyat okuyan bir sürü genç...ne zaman? 25 sene önce. Abşalom'un yerine ne okuduğumuzu hatırlamıyorum, ama bu kitap hep aklımda kalmıştır, merak etmişimdir. Bu sene Faulkner senesi benim için.Türkçeye çevrilmiş bütün eserlerini, ilk çeviriler de dahil bulup okumaya çalıştım, çalışıyorum. Okuma sıramı da iyi oluşturduğumu düşünüyorum. Ancak okumak için çoğu zaman yanlış zaman ve mekân seçtiğimi düşünmeden edemiyorum. Bu sıkıntıyı Köy kitabından daha fazla yaşadığım bir örnek olmadı sanırım. Çünkü kitabın kırk elli sayfasını okumadığım gibi, okusam da anlamadığım yığınlar arasında kaybolmuş durumdayım. Bu kitap muhakkak ki kısa süreli ve yoğun bir dikkatle okuma gerektiriyor, çünkü Faulkner'ın gevşek, neredeyse belirsiz bağları, ilişki çizgileri karakterleri sayfalar boyunca okurken ancak çok odaklanmış, çok dikkatli bir okurun takip edebileceği rotalar çiziyor ki bu okur ben değilim, zira okuduğum şeyden aldığım tadın güzelliğini takdir etmekle beraber kitabın bütünü içerisinde nerede durduğunu, nereye eklendiğini anlayamıyorum, yazardan beklediğim şey bana bu anlamda yol göstermesi, ancak Faulkner büyük bir keyifle sadece oraya bizi bırakarak küçük ipuçları, mırıldanır tarzda rehberliklerle yollarda, sayfalarda sürüklüyor insanı ve sonuçta, kitabın son bölümünde yapayalnız ve hiç bir şey anlamamış bir halde kalakalmış durumdayım. Benden buraya kadar. En kötüsü ise Abşalom Abşalom!u okuyup anlayabilme şansım kalmadı gibi, zira yazarın edebi yetkinliğinin zirve noktası olan bu eser muhakkak ki Köy'den çok daha kapsamlı, karmaşık, içiçe geçmiş ağlarla örülmüş bir eser. Oralara girmem zor. En azından kendi yerimi, tarzımı, çizgimi öğrenmiş olmayı da kâr saymam gerek, çünkü benden iyi bir Faulkner okuru olmaz, ama bir okur olma sevdalısı olabilir,çünkü okuduğum bütün eserlerinde bende kalan şey çevirilerle kaybolup giden Güney dünyası, ABD güneyinde aristokrasinin çöküşü, sosyal çalkantıların ve güneylilerin yenilgilerinin kuşaklara ödettiği bedeller ya da ırkçılığın irdelenmesi değil, benim gördüğüm ve beni çok etkileyen şey zamanın yıkıcılığı, bütün karakterlerde gördüğüm gibi insanın yaşamaya yazgılı oluşu ve yaşamanın mutluluk getirmemesi, insanın yazgısının diğer insanların ve insanın içindeki kendi kötülüğüyle ilmik ilmiş dokunmuş olması ve nereye gidersek gidelim her yerde ve her mekânda zamanın en büyük efendi olduğu: var olan herşey yıkılacak ve kötüler, art niyetliler ve şeytandan yana olanlar bütün yerlilikleriyle, bütün kendine özgülükleriyle eskinin kaybolup gitmesi ve yeninin hükümdarlığının bedelini ödetiyorlar. Bütün mutsuzluklar, bütün kötülükler herkesin hep yanlış yerde, yanlış mekânda yaşamasından...aranan bir kutsal sığınak var evet, ama aradıklarından değil, arasalar da bulamayacaklarını bilen joe christmas gibi lanetlenmiş karakterler ya da popeye gibiler bütün o kendini salmışlıklarıyla bize kötümserliklerinin içinde tebessüm ediyor. İşte bu beni etkiliyor. Aynı şeyin Köy kitabında da olduğunu söylemek mümkün: arzu eden, isteyen, suç işleyen insanlar taşıdıkları lanetle mahkûm edilmişler, ve onlar Çılgın Palmiyeler'de benim için bütün Faulkner romanlarının en güzel sembolü olan o selle coşup taşmış nehrin önüne gelen her şeyi ağır ağır yıkıp yok edişi, ve sonra sanki hiç birşey olmamış gibi kendi yatağına usulca dönüşü gibiler; bu lanetin önünde yuvarlanıp tökezleyen, düşen, arzu edip isteyen, bu uğurda öldüren, öldürülen karakterler kötülüğün, istismarcılığın, yeni değerlerin kendi yatağından taşıp önüne gelen her şeyi yıkması gibi, efendisi zamana boyun eğmiş bir ur gibi, yayıldıkça yayılan hastalığın temsilcileriler. Faulkner, Köy'ü 1940'da yazmış. Kitabın orijinal adı Hamlet aslında 20-30 haneden oluşan ama içinde kilise bulunmayan yerleşim birimlerine verilen admış. Kilisenin olmaması kitapta Snopes ailesiyle temsil edilen yeni değerlerin, yani menfaat ve kötülüğün yaygınlaşmasına uygun düşmüş olmalı. Bu kitap aslında bir üçleme. Faulkner 2. kitabı "Kasaba"yı 1957'de, son kitap "Köşk" ya da "Konak"ı ise 1959'da yazıyor. Üç kitap da neredeyse yazarın bütün kitaplarının ana mekânı olan Yoknapatawpha'da geçiyor. Böyle bir yer gerçekte yok, yazarın "Sartoris" kitabıyla (3. kitabı) hayâl edip yazmaya başladığı bir yer burası. Neredeyse bütün Faulkner kitaplarında diğer kitaplarda gördüğümüz karakterlere rastlıyoruz. Snopes ailesi de az ya da çok diğer Faulkner kitaplarında var. "Köy", 4 bölümden oluşuyor: 1-Flem, 2-Eula, 3- O Uzun Yaz ve son olarak 4- Köylüler. Kitabın tamamı Snopes ailesinin Frenchman's Bend denen yere yerleşmesini anlatıyor. Bu aile yavaş yavaş bu mekânı ele geçirecek ve zenginleşecek, gücü ele alacaktır. Tabii böyle yazınca sanki okuduğumuz buymuş gibi düşünüyoruz, ancak böyle değil. Faulkner için olayların kendisi değil, onların zihne bıraktığı izler, bir yere işaret etmeyen bütün işaretlerle dolu bir mekânda, zamanda yani salınarak akması önemli görünüyor. Bu yüzden bütün bu izleri, işaretleri okumak, kavramak için sağlam bir okuma yapmak şart. İlk bölümde ne olup bittiğini anlamak kolay diyemem. Eula bölümü en rahat okunan bölüm kesinlikle, çünkü klasik anlatı yapısına benzeyen tek bölüm neredeyse burası. Ben kendi adıma kitaba baktığımda olaylar değil, ama çok etkileyici karakterler ve ruhsal dünyalar görüyorum: Eula'ya tutulan öğretmen Labove; soğuk ve kurnaz Eula; herhalde başka hiç bir kitapta böylesine uzun, böylesine şiirsel bir dille okuyamayacağımız aşkıyla zekâ geriliğinden muzdarip Ike Snopes'un Houston'ın ineğine duyduğu hakiki, gerçek aşk; kitabın en etkileyici hikâyesi olan Houston karakterleri Faulkner'ın kaleminin tadını almamızı sağlıyor. Kitapla ilgili bir çok yorum, inceleme okudum, ama kitabın önsözünde çevirmen Deniz Ilgaz'ın yazdıklarının çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Yazısının son kısmında şöyle söylüyor Ilgaz: "... Büyük bir ailenin yaygın ve çeşitli yorumlara açık yaşam öyküsünü dile getiren üç romanlık üçlemede ise Faulkner'ın çok ilginç bulduğu, insana özgü bir tutku ile iyiden iyiye uğraştığı görülür. Bu tutku, okuyucunun okuduğu şeyde hep bir öykü, bir anlam, bir değer yargısı bulma çabasıdır. Faulkner, zaman zaman alaya alacak kadar ilginç bulduğu bu tutku yoluyla ulaşılan hazzın, yalnızca asıl bilgiyi gizlemek ya da geciktirmekle tattırılamayacağını, bu eksik bilginin verilmediği bilincini sürekli ve etkili bir biçimde okuyucuya hissettirmenin de romanda kendi başına bir etken olabileceğini keşfetmiş bir yazardı. Faulkner okuyucusunu bir maraton koşucusu gibi soluk soluğa bırakan öge, işte bu her adımda romandan sökülüp alınan gizemin tam doygunluğunu tatmışken bunun daha da huzursuz edici gizemler pahasına elde edilmiş olduğunu birdenbire anlamış olmasının sonucudur. Gerçek yaşamda olup biten her şeyi aynı anda ve bir solukta anlatabilmenin, bütün olanlardan tek bir anlam çıkarabilmenin güçlüğü gibi, Faulkner romanlarını okurken de bir hipotez kurabileceğimiz ayrıntıları seçip birbirine bağlama çabasının güçlüğü içinde buluruz kendimizi. İster istemez boşlukları kendi değer yargılarımıza göre doldururuz. Hipotezlerimizi sürekli yenileriz. Kısacası, yaşarız." William Faulkner'ın bu romanını gerçek, sağlam edebiyat okurlarına şapkamı çıkararak mutlaka öneriyorum... Şimdiden iyi okumalar.
Köy
8.0/10 · 36 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
Öneriniz çok mantıklı lakin ilk ses ve öfkeyi, ikinci olarak abşalomu, üçüncü olarak da döşeğimde ölürkeni okudum. Sartorisle başa döndüm :)) o nedenle sıra şaştı maalesef. Ömrüm yeterse ses ve öfke ile abşalomu bir daha okumak isterim o ayrı .
1 Beğeni
Yanıtla
Absalomdaki karakterler köy kitabındaki gibi başka kitaplarla onların karakterleriyle bağlantılı. Zor okumalar gerçekten. Absalomu, kurtar halkımı Musa 'yı okumak istiyorum. Suat Duman yeni bir kitaba başlarken kurtar halkımı Musa kitabını yeniden okurmuş. Ne kadar doğru bilmiyorum v ama faulkner 'ın birden çok okumayı hak ettiği ortada
168 syf.
·
2 günde
·
10/10 puan
Bu kitabıyla Murathan Mungan 95'ten sonra ilk kez bir kaç gün önce okuduğum Çador'undan sonra beni daha da etkiledi. Bu kitaptaki öyküleriyle yazarın yakalamış olduğu ya da sürdürmeyi maharetle başardığı bu tad, çıta olsa olsa edebiyatımız adına bir gurur kaynağı olabilir ancak. Elbette sadece yetenek ve kabiliyet değil, yıllar boyu kalem kullanmanın, hayâl etmenin, yaratmanın verdiği bir olgunluk, pişmişlik duygusu da var. İyi ki çok, çok uzun seneler sonra okudum bu iki kitabı. Ben de 95'teki insan değilim, bir okur olarak. Ben de piştim, olgunlaştım kendimce, ve benim de köşelerim, kenarlarım var. Bir maharet söz konusuysa bende de bu pişmişliğin işaretleri, kanıtları var. Yaşlanıyor olmanın götürdüğü şeyler var, aklıma Murathan'95 kitabındaki röportajlardan birisinde zamanı israf etmek üzerine söylediği "benim zamanım yok" sözleri geliyor, yaşlanmanın akla ilk getirdiği şeylerden birisi bu işte: olmamaya, kalmamaya başlayan bu zaman.. ve ama bir de zamansızlığa paralel giden bir pişmişlik, olmuşluk hissi. Çok iyi bir okur değilim, ama kötü bir okur da olmamayı başardım kendimce. Nice kitabın arasında iyi, kötü yürüyüp geldiğim bunca mesafenin, yolun bu noktasında Murathan Mungan bana inanılmaz bir tad veriyor ve, yine, iyi ki o zamanlar değil, şimdi okumuşum diyorum. Bahçedeki kedilerim, beş senedir öte alemlere yolcu ettiğim Dodi'm ve daha nicesi, Zeze'nin ve Kral Luis'inkinden aşağı olmayan çorak ve yer yer güllerle, çiçeklerle, belki bir ihtimal karahindibalarla dolu bahçemiz- ve elbette nice güzel, zamanında buralarda oynayp çocukluğunu yaşayan kedimin, Dodimin de yattığı bu güzel topraklar, bu incir ağacı, bu erik ağacı, yerlere dökülmüş olgun erikler ve daha adını bile bilmediğim bir çok uzun, çarpık vücutlu ağacın arasında ben de kendi zamanımı burada bitiriyorum. Faruk Duman'ın güzel ölmek dediği şeye inanıyorum, defalarca da yazdım. Ama yine yazayım: Henry Palace ve ben, hâlâ o göktaşının gökleri kızıla boyamasını bekliyoruz. Gusev ve ben denizin derinlerine beraber ve usul usul iniyoruz. Kraliçe Charlotte'un önünde biz eğiliyoruz. O atın peşine düşen Adem ve ben büyük dağların, geniş ovaların arasında ömür tüketiyoruz. Daha sayayım mı? Murathan Mungan'a da aynen başka yazarlara olduğu gibi minnet borçluyum. Bu hayatı daha katlanılabilir, daha güzel yapan bir şeyler varsa ki var, onları sizlerin eserlerinizde, cümlelerinizde buldum. Nice başka şeyin yanında sizler ve eserleriniz bu hayatı kesinlikle daha güzel yapan edebiyat güzellikleriydi benim için, ve hâlâ öyleler.. Ne mutlu edebiyatı sevenlere! 'Eldivenler, Hikâyeler'i kesinlikle, kesinlikle, kesinlikle öneririm. Hiç kimse mahrum kalmamalı bu edebiyat güzelliğinden.
Okuyacaklarıma Ekle
cem hocam, şimdiye kadar munganın sadece şiir kitaplarından bir kaçını okumuşumdur. nesirlerine ise mesafeliydim. güzel incelemenizin şevkiyle bu kitabına mı şans versem? önereceğiniz başka kitapları olursa da çok memnun olurum.
1 Beğeni
Yanıtla
Ben 95'ten sonra ilk kez okuyorum. Elimde şu an Kırk Oda kitabı var, taa o zamanlar yazardan uzaklasmama sebep olan o üslubu hatırladım. Bir şekilde değiştiğini ve benim açımdan daha güzel yazmış olduğunu düşünüyorum. Eldivenler Hikâyeler kitabı 1., 2. ve son hikâyesi için bile okunabilir bence. Çador adlı kitabı da güzeldi. Yazarın ilk hikaye kitabı Son İstanbul ise hatırladığım kadarıyla çok çok iyiydi, yeniden okuyacağım ben de. Siz de deneyebilirsiniz elbette, belki seversiniz, ya da sevmez ve başka yazarlara doğru akıp gidersiniz..ne.guzel
1 Beğeni
72 syf.
·
1 günde
·
Puan vermedi
Kitabın arkasında benim de çok sevdiğim bir sözü var Pablo Neruda'nın: "Hayatında hiç Cortazar okumamış birisi hiç şeftali yememiş gibidir, onun eserlerini okumamış olmak sinsi ve ölümcül bir hastalığa yakalanmış olmaktır". Julio Cortazar gerçekten Marquez'in söylediği gibi bütün dünyaya kendini sevdiren tek Arjantinli mi oldu bilmiyorum; ama evet, Cortazar eserleri, asla bitmeyen, durmayan, teklemesi imkânsız, ve kendini hemen ele vermemeye yeminli bir dil ve imge nehrine girip o nehirle beraber akıp gitmek; yüzmeye çalışırken, bir dip akıntısıyla ters yüz olmak, bir kayaya, ya da bir ağaç dalına tutundum dinleneyim derken nehrin daha coşkun akmasıyla yine diplere derinlere savrulup akması ve akması olabilir ancak. Ülkemizden ancak Faruk Duman'ın dil kamaşmalı ormanı, büyülü dil ormanına benzetebilirim onu, ama orman akmaz, Duman'ın eserlerindeki orman bütün orman hayvanlarıyla, ormanda iyi ve güzel insanlara yol gösteren bir parsın ayak izleriyle doludur. Cortazar'da ise içine kendimizi bıraktığımız dil nehri, asla sakin ve asla birbirini birebir takip eden yollardan , akıntılardan değil, sıçramalardan, dalgalardan, küçüklü büyüklü şelalerden aşağılara dökülmekten ibaret, bu yüzden sakin sakin anlamayı bekleyenler için sıkıcı da olabilir. Bu nehre suyun şırıltısını dinlemek ve o şırıltıyla akıp gitmek için girenlerse aynen Duman'ın ormanındaki sis ve gölgelerin yaptığı gibi, bazen o anlamı yakayabilir, dilin lezzetini anlamanın kendisiyle birleştirip nehirle beraber o yolculuğu daha da güzelleştirebilirler. Gözlemevi tek bir uzun hikâyeden ibaret: kitabın içinde bizzat yazarın çektiği fotoğraflar yer alıyor. Bunlar 18. yüzyılda Hindistan'da yaşamış Hint sultanı Cai Singh tarafından Hindistan'ın Racasthan eyaletinin başkenti Caipur'da yani Pembe Şehir'de yaptırdığı gözlemevinin siyah beyaz fotoğrafları. Cai Singh son derece çalkantılı bir dönemde sultanlık yapmış olsa da gözlerini göklere de dikmiş ve yaptırdığı gözlemeviyle gökleri öğrenmek istemiş. Cortazar çok ilginç bir şekilde Cai Singh'in gökleri, nice bilim adamının dünyanın her yerini, denizleri ve karaları ve herşeyi öğrenmek ve ölçü altına almak istemesi, varoluşu ölçülebilir ve herkes tarafından ortaklaşa anlaşılabilir bir bilgiye dönüştürmek istemesi üzerinden bizi bir yandan da yılanbalıklarının hayatı, doğumu, ve inanılmaz derecede şaşırtıcı yolculuğu ile beraber bu sayılara ve ölçülere indirgenmek istenen varoluşa başka bir şekilde bakmaya çağırıyor, ve bunu yerinde durmayan, bilgilerin netliği ve kesinliği yerine kelimelerin muğlaklığı, oynaklığı ve hayâl gücünün kışkırtıcılığı ile yapıyor. Peki yazarın anlattığı herşeyi, aynen onun anlattığı şekilde anlamak mümkün mü? Benim açımdan değildi..ama sanki Cortazar söylediği şeyi bize de yapıyor: edebiyat metnini birebir ölçerek, çözerek anladığını düşünmek yerine belki de aynen yılanbalıkları ve yılanbalığı olmak için on sekiz senelik yolculuklarıyla leptosefallerin yaptığı gibi kendimizi bu sert, yumuşak, dalgalı ve bol akıntılı nehire bırakmaya davet ediyor bizi....en azından benim hissettiklerim bunlardı o nehirde akıp giderken... Cortazar seven herkese bu kitabı öneriyorum.
Gözlemevi
7.7/10 · 73 okunma
Okuyacaklarıma Ekle
Muhteşem bir inceleme! Emeğinize sağlık 🙏🏻
1 Beğeni
Yanıtla
Teşekkür ederim, okudum şimdi ve ben de sevdim
1 Beğeni
1
2
3
4
...
299
2.989 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.