Adı:
Serenad
Baskı tarihi:
Ocak 2013
Sayfa sayısı:
484
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050900286
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Roman okumak istiyorsanız...

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
(Tanıtım Bülteninden)
Kaç kitap oldu bilmiyorum ana karakterinin kadın olduğu bir roman okumayalı. Yazar Zülfü Livaneli olunca, romanın geçtiği yer Türkiye, kadın da dul olunca birçok gerçeklere, birçok olmaması gereken ama olan konulara da değinmiş yazar. Evlilikten, giyime, iş hayatından aile hayatına kadar birçok konuya değinmiş ve mesajlarını da vermiş Livaneli. Gerçi kitap baştan sona mesajlarla dolu, Kırım Türklerinden, ülkemizde yaşayan ve zorluklar çekmiş olan Ermeni ve Kürt vatandaşlara, Almanya faşizminden kaçan - kaçamayan Yahudilere kadar birçok konularda mesajını vermiş ve görüşlerini belirtmiş. Tarihimizin ayıplarını dile getirmiş, ayıplar olduğu için de hiç dile getirilmeyen ayıpları olması da işin boyutunu daha da büyütmüş. Hiçbir hükümetin, devletin masum olmadığının en güzel örneklerinden biri. Hiçbir iktidarın başındaki kişi eline silah alıp birini öldürmemiş olsa da verdiği kararlarla, izlediği yollarla birilerinin ölümüne, birilerinin üzülmesine sebep olmuşlar hatta hâlâ da olmaktalar. Kitabı okuyunca, bu tarihimizdeki bilinmeyen öldürmeleri görünce (bilinen öldürmeleri de tarih derslerinde övünerek ders diye işleriz) insanın duygulanmaması, duygulanırken de öfkelenmemesi elde değil. Maya’nın da dediği gibi, birilerinin saçma iktidar mücadelesi yüzünden, insanlar birbirine kavuşamamış ve acılar yaşanmış. İnsanların mutluluğu, iktidar oyunları arasında ne kadar da zavallı bir konu haline gelmiş.

Serenad, bu iktidar oyunlarının altında kalan, acılar yaşayan, kavuşamayan hatta ayrı düşen, isim değiştirmek zorunda kalan, yetmezmiş gibi din ve milliyet değiştirmek zorunda da kalan insanların anlatıldığı, gerçek konulara dayanan son derece duygu yüklü bir roman. Tarihin, tarihimizin görünen yüzünün olduğu kadar görünmeyen yüzünün de anlatıldığı bir roman. İngiltere’nin, Rusya’nın, Almanya’nın ve ne yazık ki Türkiye’nin ayıplarının anlatıldığı, dile getirilmeyen, dile getirilmekten kaçınılan olayların yazıldığı, yazıldıktan sonra da büyük bir farkındalık yaratarak da 73. Yıl sonra en azından bu ayıba karşılık bir anma törenine de vesile olabilmiş bir roman. İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin çektiklerini anlatırken Livaneli ara ara ülkemizdeki benzer olaylara da göndermeler yapıyor, belki de topraklarımızın gördüğü en büyük utanç kaynağı olan 6-7 Eylül olaylarına göndermeler yapıyor. Tarihimize baktığımda, oğlunu öldürten, kardeşlerini boğdurtan, kendilerine haremler kuran padişahlarımızı bir ayıp olarak görürdüm, 6 – 7 Eylül olaylarını da en büyük utanç kaynağımız olarak görürken yanında da Madımak’ı, Maraş’ı ve Çorum’u bilirdim ama bizzat devlet tarafından olan daha birçok utanç kaynaklarımız da varmış, bilmiyordum hiçbirini, duymamıştım çünkü. Devletin ayıbı olunca demek çok güzel bir şekilde saklanabiliyormuş.

“Demek ki biz fark etmeden sürekli bir kabuk değiştirme içindeydik. Bizans’tan kurtul, Osmanlı’dan kurtul, Arap kültüründen kurtul... Şimdi de yeni moda: “Kemalizm’den kurtul!” Mavi Alay’ı sakla, Struma’yı sakla, Ermeni olayını sakla.”


Zülfü Livaneli’ni tanımayan yoktur zaten, filmleri uzun uzun konuşulur, müzikleri keyifle dinlenir ve artık biliyorum ki yazarlığı da bir o kadar iyiymiş. Konuşma Türkçesi ile yazıldığı için okunması gayet kolay ve anlaşılır bir dil ile yazılmış. Roman içinde farklı teknikler kullanmış ama kitabın akıcılığından hiçbir şey kaybettirmeden yapmış bunları, senaryo yazarı olmasının da bu durumda büyük bir etkisi var diye düşünüyorum. Keyifle okunacak, okurken duygulanma yaşayacağınız, yer yer belki de bir bütün olarak sinirleneceğiniz kişilerin, kurumların olduğu güzel, okunması gereken bir eser.

Kitabı okurken sürekli aklıma Roberto Benigni’nin yazıp yönettiği ve oynamış olduğu, belki de 100 yılın en iyi filmlerinden biri olan “Life is Beautiful” aklıma gelmişti, kitabın sonlarına doğru da yazarın bu filme gönderme yapması çok hoştu.


https://www.youtube.com/watch?v=ZpA0l2WB86E
Bir profesörün aradan 59 yıl geçtikten sonra İstanbul'a gelmesi ve Maya ile tanışması ile başlıyoruz. Nadia ile profesörün aşkı ve bu olayların Mayanın anneannesi ve babaannesi ile bağdaştırması ile heyecanlar artıyor. :) Mükemmel bir kitap.
  • Bin Muhteşem Güneş
    8.9/10 (4.309 Oy)4.839 beğeni14.119 okunma646 alıntı69.770 gösterim
  • Aşk
    7.8/10 (4.536 Oy)5.255 beğeni16.730 okunma640 alıntı89.307 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.277 Oy)4.612 beğeni14.552 okunma611 alıntı50.407 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.097 Oy)5.349 beğeni13.913 okunma1.509 alıntı72.419 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (8.672 Oy)10.283 beğeni24.962 okunma1.170 alıntı133.403 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (4.870 Oy)5.027 beğeni16.917 okunma562 alıntı83.771 gösterim
  • Sefiller
    9.1/10 (3.899 Oy)4.555 beğeni15.224 okunma2.134 alıntı97.469 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (6.690 Oy)7.574 beğeni22.199 okunma1.183 alıntı94.518 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (6.498 Oy)7.834 beğeni21.604 okunma953 alıntı104.928 gösterim
  • Olasılıksız
    8.5/10 (5.610 Oy)6.263 beğeni17.921 okunma530 alıntı102.784 gösterim
1930'lu yıllarda Nazi Almanya'sından kaçıp Türkiye'ye gelen ve İstanbul'da hocalık yapmış bir hukuk profesörü olan Maximillian Wagner'in, yıllar sonra Amerika'dan tekrar Türkiye'ye gelmesini ve onunla ilgilenmesi için İstanbul Üniversitesi tarafından görevlendirilmiş Maya Duran isimli bir kadının başından geçen olayların anlatıldığı, damağınızda müthiş bir tat bırakan ve okurken sonlara doğru keman sesi eşliğinde okuyormuş gibi bir his uyandıran, soluksuz ve sürükleyici bir Zülfü Livaneli romanıdır.

Yazarın okuduğum kitapları arasında beni en çok etkileyen kitabı olup yakın tarihimizle ilgili verdiği çarpıcı bilgiler karşısında insanı düşünmeye iten; konunun merkezine ''insan''ın konulduğu, ''insan''ca yaşamanın vurgulandığı ve iktidarların ''insan''lık dışı kararlarının anlatıldığı bir romandır. İleride bir gün tekrar okuyacağım kitaplar listesine girmeyi başaran nadir eserlerden biri olduğunu da yazımın başında sizlere belirtmeliyim.

Profesör Wagner İstanbul'a gelince ilk iş olarak Maya'dan onu Şile'ye götürmesini ister. Gittiklerinde ise yanında getirdiği eski bir kemanla tek başına sahile giden profesör eski bir serenadı yapmaya başlar. Bu yolculuk okuru 60 yıllık bir yolculuğa çıkarır ve tarihin acımasız olayları arasında masum insanların ve aşıkların başından geçenler karşısında okuru hayrete düşürür.

Profesörün yıllar sonra İstanbul'a geri gelmesiyle birlikte peşine MİT, Fransız ve Alman istihbarat servisleri takılır. Profesörün tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş ve tehlikeli bilgileri ortaya çıkarmasından korkarlar. Maya ise son derece yaşlı olan profesörün üzerindeki bu ilgiyi bir türlü anlamlandıramaz ve bir gün profesöre sormaya başlar. Sorulara yanıtlar veren profesör okura hayal dahi edemeyeceği bir hikaye anlatır ve yürekleri adeta parçalar.

Roman dolu dolu bir aşk hikayesini anlatmasının yanı sıra Yahudi Soykırımı, Struma ve Mavi Alay konularına da göndermeler içermektedir.

Romandaki karakterler sağlam karakterler olmanın yanında; romanın konusu öylesine yoğun ve etkileyicidir ki, konunun sağlamlığı karakterler hakkında yorum yapmayı gereksiz hale getiriyor. Yani bazı kitaplar vardır, karakterler öyle sağlamdır ki yorum yaparken karakterler üzerinden yorum yaparsın ve bu yeterli olur; oysaki Serenad'da konunun yoğunluğu karakter tahlilinden çok daha önde ve önemlidir.

Zülfü Livaneli'nin en güzel eseri olduğunu düşündüğüm bu kitap herkes tarafından okunmalı diye düşünüyorum.
"Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk adet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ilk ak düşünce mi? Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini."
Öyle ya, büyümüyorum ben, büyümeyeceğim. Birçok hatıra ekleyeceğim hayatıma, bazısı benim, bazısı değil. Kitabı okuduğum şu 7 günde birçok kişi oldum. Ben de Maya oldum, ben de Nadia oldum, hatta ben Max oldum, Ouitz ailesi mensubu oldum.
Okuduğum kitapların çoğunda "iyi ki" deyip kitaba sarılı kaldım ama bu farklı, gerçekten çok farklı.
Şimdi biraz öznellikten çıkmaya çalışıp nesnel yazacağım. Sonra öznele dönerim tekrar. Umarım boğucu olmam, çünkü içimden gelen çok şey var.
Kitabın dili oldukça akıcı, sıkmayan hatta çok merakta bırakan olaylarla devam ediyor. Gerek ülkemiz, gerekse başka ülkeler hakkında tarihsel bilgiler içeriyor. Okurken bir yandan araştırmaya yapmaya başladım. Birkaç olayı, ismi not ettim biraz üzerilerine düşmeyi istiyorum.
Aşkın hep kutsal olduğunu düşünmüşümdür, insan sadece bir kez yaşar ve öylece kalır. Kitap aşk konusunu öyle güzel işlemiş ki! Hani durup kendi kendine düşünüyorsun "Ne aşklar var be, aşk insana neler yaptırıyor!" diye.
Nazi dönemi Almanya, yahudilerin yaşadığı zorluklar, Türklerin yaşadığı zorluklar kaleme alınmış genel olarak. İnsanlığın ne kadar acımasız olduğu tekrar tekrar göz önüne seriliyor. Bu konuda çok şey yazabilirim ama "Hiçbir iktidar masum değildir. Bütün iktidarlar öyle ya da böyle, birinin katilidir…" diyerek geçmek istiyorum.
En çok etkilendiğim olayı da aktarıp sonlandırayım yazımı. "Mezar taşlarına mutlu oldukları gün sayısını yazdıran insanlar" Yine kendimi sorgulatıp kaç gün yazardı benim taşımda diye düşündüğüm sayfalar... Daha küçüğüm, bir elin parmak sayısını geçmiyor ama bu yaşta böyle tam anlamıyla "mutluyum" diyebildiğim gün olması mutluluk verici. Umarım hepimizin "gerçekten mutlu" olduğu anlar olur, belki biz 52'yi geçeriz. Neden olmasın?
Sürükleyici güzel bir kitap. Anlatım ve kurgu çok iyi.Mutlaka okunacak kitaplar listesine alınması gereken bir kitap. Zülfü Livaneli'nin yazmaya devam etmesini diliyorum.
Muhteşem bir romanın daha sonuna geldim. Zülfü Livaneli'nin kalemiyle tanıştığım ilk kitap ve asla son olmayacak.Diğer kitaplarını da kesinlikle okuyacagim. Kitap bende çok büyük etkiler bıraktı. Bu kitap sayesinde araştırmacı bir kimliğe büründüm .
Kitapta anlatılan hikâyeleri tekrar araştırıp daha geniş bilgiye sahip olmayı planlıyorum.
Nazi Almanyası hakkında en ufak bir bilgiye sahip degildim ,kitabi daha iyi anlamak için biraz araştırdım ve dahada araştıracagım. Kitapta çok guzel hikayelere de yer verilmiş. Onlarında not aldım onlara da bakacağım. Dedim ya bu kitap beni araştırmacı kimliğine bürüdü. Devlet meseleleri ,politika gibi konular beni pek sarmazdı ve araştırma gereği duymazdim açıkçası taki bu kitabi okuyana dek.
Birde Albert Einstein 'in Atatürk'e mektup yazdığını da bu kitap sayesinde öğrendim ve çok şaşırdım:)
Kitap çok güzel bil dille anlatılmış . Sıkılmadan okudum, uzunca kitabı hep bir merak duygusuyla okuyup bitirdim. Kitapta çokca yabancı isimler ,şehir isimleri ,mekan isimleri vardı ama bu beni rahatsız etmedi. Max ve Nadia ' nin öyküsü benide çok üzdü. Maya'nın abisiyle olan diyalogları da çok güzeldi. Kısacası çok güzel bir kitaptı çok beğendim.
Kitap bana Matematik hocamın önerisi ve çok kısa bir süre sonra da hediyesi oldu. İyiki de okumuşum. Hem olaylar etkiledi hem de hocamın altını çizdiği yerleri görmek de ayrı etkiledi. Kitapta hangi karakterin yaşadıkları beni daha çok etkiledi derseniz buna karar vermek çok zor. Hepsi ayrı ayrı zorluklardan geçen insanlar tek bir kişinin etrafında toplandı ve muhteşem bir olay örgüsüyle birlikte gerçeklere dayanarak Livaneli'nin kaleminden bize ulaştı. Sanırım en çok Struma faciasından etkilendim. Bu faciayı anlatan bir sürü kitap buldum ve hepsini de araştırıp okumaya karar verdim. Bu olay beni çok etkiledi çünkü. Zaten benim için iyi bir kitap başka kitapları da merak ettiren, bitirdikten sonra araştırma yaptırandır.
Keyifli okumalar, tavsiyemdir.
Uzun süredir rafımda bekleyen bir eseri daha bitirdim. Zülfü Livaneli müziğinden tanıyıp, romanlarına geçtiğim bir yazar. Son Ada kitabını çok beğenmiştim. Hele Kardeşimin Hikayesi ile yazara karşı sempatim artmıştı. Bu kitaba gelince ise gerçekten çok dolu bir kitap yazmış Livaneli. Neler yok ki kitapta ! Önce not aldıklarımı sayayım sonra kitap ve yazar konusunda tekrar bir şeyler yazayım.
- Maya adlı bayan etrafında geçtiği için çok aşırı kadınsı ve ilk bölümler kadınlarla ilgili genellikle... Şiddet, eziyet.
- Başörtüsü ( Türban )
- İstanbul ve trafiği ( emniyet şeridi kullanımı )
- Türkiye'nin sosyal problemleri ( Dayak, Boşanma,Doğuda namus cinayetleri vb. )
- Nafaka ödeme sorunları
- Gençlerin bilgisayar oyunlarına merakı, boş zamanlarında hep PC Oyunları.
- İnternet ortamının çok açık ve kötü yönlerinin kullanılması ( Porno, kumar, şiddet içerikli oyunlar ) Gençliği kötü durumu
- Şehrin yozlaşması ( Sokakların değişmesi, esnafların değişmesi ve modernlik adı altında kültürünü unutması )
- Doğu Batı çarpışması , Cehalet ve Hümanizm sorunları.
- Siyaset konusunda zaten hepsi maşallah ( Üniversitelerde siyaset )
- Ajanlık ve istihbarat konuları
- Türkçülük, ırkçılık, milliyetçilik.
- Askeriye ve askerlerin şehrin merkezindeki en iyi yerleri kapmaları, ucuza ve çok aşırı itibarla yaşamaları. Eşitsizlik daha doğrusu.
- Kırım eziyeti ve soykırımı ( Mavi Alay )
-Yoksul ve zengin ayrımı. Bu makasın çok fazla açılması.
- 2. Dünya savaşı sonrası bilimadamlarının Türkiye'ye sığınması.
- Nasıl iktidar olunur?
- Tarih, Osmanlı, Venedik, Haçlılar
- Borsacılık, krizler.
- Klasik müzik
- Nazi zamanında Saf Ari bir Alman ile Yahudi kızının evlenmesi.
- Gemi, uçak, keman, Schubert, Einstein, İftira, Basının önemi, Hukuk sistemi, Naziler, Toplama kampları, Bodrum ilçemiz....

Tekrar kitabın içine girersek; Maya adlı üniversite görevlisinin ABD'den gelen tarihçiyi karşılaması ( bilimadamı ) ile başlıyor. Sonra işin için istihbarat görevlileri giriyor. İngiliz ve Ruslar. Kitabın asıl konusu Nazi dönemindeki aşk. Yahudi ile Saf Alman'ın evlenmesi ve o dönemki eziyetleri anlatılmış. Tarih severler bu kitabı okumalı. Buram buram tarih kokuyor. Kitap uçakta yazılıyor. :) Uçaktaki enstantaneleri koyması da güzeldi yazarın. Betimleme ise beni şaşırttı. İstanbul ve Çeşme sokaklarında buram buram gezdik. Çok yoğun bir kitap... Çok daha fazla şey yazılabilir. Okumanızı tavsiye ederim. Sürükleyici ve doyurucu bir eser.

Bu arada Schubert - Serenade dinlemeden geçmeyin. Kitaba ismini veren eser...

https://www.youtube.com/watch?v=JtA9Js-22ko
Struma gemisi, nazi zulmü, mavi alay, almanya'dan kaçıp türkiye'ye gelen bilim adamları ve paha biçilmez katkıları, sadece aşk romanı olarak sınıflandırılabilecek eserde öğretilen "resmi olmayan" tarih.
Hayal kuralım, hani olur da ilerde devlet resmi tarih yazımından vazgeçerse, eğitimciler "tarih" dersini okullardan kaldırsın ve "tarih edebiyatı" diye bir ders koysun. romanlardan öğrenelim tarihi. ne bileyim, amin maalouf anlatsın, sunay akın anlatsın, nazan bekiroğlu, iskender pala, zülfü livaneli, ahmet ümit, ve daha sayamayacağımız edebi şahsiyetlerden öğrensin gelecek nesiller tarihi. Hoş olmaz mı?
Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler yürüten Maya Duran'nın, ABD'den gelen Alman asıllı profesör Maxmilian wagner'i karşılamasıyla başlar.

1939'lu yıllara İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan 60 yıllık dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmkla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Livaneli'nin okuduğum 3.kitabı oldu "Serenad" Okuduğum diğer kitaplarını da beğendim elbette. Ama Serenad, hayatımda inanılmaz bir yer kapladı. O kadar çok etkilendiğim yerler oldu ki...
Yakın tarihinin bazı unutulan ya da unutturulan gerçeklerini tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önüne seren, siyasetin insanları değersizleştiren, okuyucuyu kimlik ideolojisinden çok insan olmanın değerli olduğunu hatırlatan bir kitap. Hikâye çok iyi kurgulanmış.
Kitap bittiğinde düş ile gerçek arasında gidip geldim..
Uzun zaman etkisinde kalacağım kitaplardan bir tanesi diye düşünüyorum.
Kesinlikle kitaplığınızda bulunması gereken ve hiç düşünmeden okumanız gereken ender bir kitap. Okuyun pişman olmazsınız. Emin olun. Şiddetle tavsiye ediyor, Şimdiden keyifli okumalar diliyorum..
Gereksiz yere, anlamsız ve çok uzun bir yorum olacak. Kendim için bir not niteliği olacak. O yüzden bundan sonraki tek bir kelimeyi okuyarak zaman kaybetmeyin. Sadece kitabı bitirdim ve içimdeki anlatamayacağıma emin olduğum duyguyu (bittikten sonra kitabi dakikalarca göğsüme bastırarak düşünüp titrememe, sonra amaçsızca evdeki odalara girip çıkmama en sonunda asla aktaramayacağım bir şeyi anlatmama sebep olan bu duyguyu) eksik ve yarım yamalak bir şekilde buraya bırakacağım.

Daha kitabın başlarında "hiç bir şey savaş yılları kadar acı verici olamaz" cümlesiyle aklıma direkt zaten büyük bir korku, nefret ve öfkeyle karışık merakla her gün hakkında yeni bir şeyler ogrendiğim 2.dünya savaşı geldi. Savaştan sonra "ne yazık ki" sağ kalabilmiş olan insanların; özellikle, cesetlerin tepeler oluşturduğunu, insan hayatının hiçliğini gören askerlerin hayatları. Zihinleri. Anıları. Uyku ve rüyaları. 'İntiharları'... Gözümün önünde bir hiçmişçesine onlarca, yüzlerce insan, bir evi, hayatı, oğlu, sevgilisi, kızı, anne ve babası olan onca insan; kimi 20, kimi 30, kimi 50 yıl, tek bir kurşunla, bazılarının fikir ve ideolojileri adına, devriliyordu. Bu korkunçtu. Saniyeler önce yaşayan bedenlerin uzuvları üzerimize yağıyordu. Az önce yaşayan onca anı toprağa gömülüyordu... Hem de insan insana yapıyordu bunu. Ve suçlu-suçsuz 50 milyon insan.. Rakamlar her şeyi basitleştiriyor. Bir şarkıda duymuştum "inan köpek yese kudururdu, insanın etini" diye. Belki bu bazı şeyleri anlatır...

Bir salona itiliyoruz. Uzunca bir salon biraz kirli gibi. Tavanda tesisat boruları görülüyor. Biz kaç yüz kişi o borulara bakıyor, suyun akmasını bekliyoruz. Ve bir anda iğrenç bir koku. Duvarlara ve birbirimize koşuyoruz. Bir çukurdaymış gibi gelen yüzlerce çığlık. Saçını yolanlar. Bebek çığlıkları. Bağıra bağıra beynimi kemiren, vücuduma işkence eden bu gazdan kurtulmaya calışıyorum. Duvarları kazıyan tırnaklarımın izleri kalıncaya dek çiziyorum ama hala pis koku var. Kafama sıkmalıyım. Yere yığılıp kurtulanlar var. Keşke bende yığılıp ölsem. Tırnaklarım parçalanmış. Duvarda derin cizikler. Kafamı duvarlara vuruyorum. Son bir çığlık. Yaşayan 5 milyar insana son bir çığlık...

Ben bunu size nasıl anlatayım?.. Sadece "insan olduğum için utanıyorum".

Yazarken terliyorum. Rakamlar ve sözcükler ne kadar basite indirgiyor her şeyi. Bü yüzden inceleme yapmayı sevmiyorum. Sanki bir şeylere sınır koymuşum gibi geliyor.

Nadia. Sırf "herhangi bir özelliğinden" dolayı, "normal" bir insanin hayatını bir cehenneme dönüştürdüğü onca insandan sadece biri. Yaşadığı yerden kovuluyor. Anne babası öldürülüyor. Asılıyor(idam degil. Bir elbiseyi askıya asar gibi...). Yakılıyor.
Onun gibi 769 insan daha 200 kişilik eski püskü bir gemide. Romanyadan yola çıkıyor. Ölümden kaçıyorlar. Tıkış tıkış. 770 kişiye 1 tuvalet. Delirenler. Bebekler. Açlık. Hastalıklar. Soğuk. Istanbul'a varış. Günlerce bekletiliş ve reddedilme. Koskoca denizin ortasında. 45 metre genişlikte ve 60-70 yıllık bozuk ve sahipsiz bir gemide. Hiç bir yere ait olmadan 770 insan. Sadece bekliyorlar. Sonra bir patlama ve 770 can. 770 insan...
(Anlatılamaz. Böyle bir vahşet zihnimde gerçekliğiyle hayat bulmuş korkuyla tekrar tekrar yaşıyorum. Ama tek kelime bile yetmez bunu anlatmaya.)

Aşık olmayı, aşkı bir türlü anlayamayan bu halimle (aşık olup olmadığımı kavrayamayacak kadar anlayamıyorum. Hiç bir şeye sığmıyor.) orada sevdiğim kadının anlamsız ve insan hayatına değmeyecek saçmalıklar yüzünden acı çekerek son anlarını yaşadığını görüp öldüğünü görseydim... Bilmiyorum. Delirirdim. Sinirden. Nefretten. Öfkeden. Kaybetmiş olmaktan delirirdim. Ama 60 yıl daha bu anılarla, 'öleni özlemek'le yaşamak...


Tüm bu kelimeleri sırf bu kitabı hep hatırlamak adına sadece kendime yazıyorum. Sadece 'kendime' çünkü ben bunları yazarken sanki kendi hayatımı izliyor, biri bams yaşadığım her şeyi izletiyorken ben de heyecanla yazmaya çalışıyorum ama başımı yazmak için her indirdiğimde bir şey kaçırdığımı farkedip izlemeye devam ediyordum. Sonra izledigim kısmı yazmaya kalkışıp, tekrar farkedip izlemeye devam. Bü yüzden hep bir eksik kalıyordu yazarken. Bir şeyleri kaçırıp tam yansıtamıyordum kağıda. Max'in kemanını hiç gitmediğim şişli sahilinde soğuk alacakaranlıkta dalgaların sesiyle birlikte dinlediğimi anlatamadım. O 60 yıldı. Gözümün önünde ölen Nadia idi. Savaştı. Zulümdü. Anıydı. Aşktı. 'Serenade für Nadia'ydı. O anımı hep hatırlayıp asla anlatamayacağım.

'Hayat güzeldir' filmini önermekle beraber, orada burada yasaklanan "Night and Fog (gece ve sis)" adlı belgeseli de hatırladım şimdi. 45-50 dakikalıktı. Ama 10 yıllık acıydı...
Serenade für Nadia...
Okuduğum ilk Zülfü Livaneli kitabı ve gerçekten çok beğendim. Müthiş bir dram-aşk hikayesi. Birbirinden farklı 3 kadının benzer hikayesi insanı derinden etkiliyor. Kalın bir kitap olmasına rağmen bir kere bile sıkılmadım. Hatta bittiğinde bitti diye üzüldüm bile diyebilirim. Maya ile birlikte bir yolculuğa çıktım sanki.. Onunla bende araştırdım, ağladım, sevindim.. Kitap gerçekten çok başarılı herkese içten bir şekilde okumasını tavsiye ederim..
Haklı olanı güçlü kılamadığımız için güçlü olanı haklı kılıyoruz...
"Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun!"

"Peki, sen ne görüyorsun bakalım?"

"İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."
"Hiçbir iktidar masum değildir. Bütün iktidarlar öyle ya da böyle, birinin katilidir…"
Uçakların icadı Zweig'ın neslini çok heyecanlandırmış, dünyada savaşların sonunun geldiğine inandırmıştı. Uçaklar havadan uçtuğuna göre sınır falan tanımazdı ki. Dolayısıyla sınırlar yok olacak, barış gelecekti.
Ama o nesil birkaç yıl sonra uçakların gökten bomba yağdırarak Avrupa'yı yıktığını görmenin şokunu yaşamıştı.
Giriş kapısında niye polis var?' diye sordu. 'Onlar uzun yıllardır üniversiteleri, üniversitelilerden koruyorlar.' "

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Serenad
Baskı tarihi:
Ocak 2013
Sayfa sayısı:
484
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050900286
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Roman okumak istiyorsanız...

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 13.189 okur

  • SULE SARPKAYA
  • Behiye Matpan
  • SELEN TUNÇ
  • Humanist
  • Aylin Atmaca
  • Aliye
  • Sinan Yıldırım
  • Buket Arslan
  • Gizem BOLAT
  • Murat Çamlı

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%34.9
14-17 Yaş
%13.8
18-24 Yaş
%10.9
25-34 Yaş
%14.4
35-44 Yaş
%15.1
45-54 Yaş
%7.7
55-64 Yaş
%0.9
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.6
Erkek
%25.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%49.1 (2.217)
9
%24.3 (1.098)
8
%14.4 (652)
7
%6.7 (301)
6
%2.4 (110)
5
%1.4 (61)
4
%0.7 (32)
3
%0.4 (17)
2
%0.2 (8)
1
%0.4 (17)

Kitabın sıralamaları