Adı:
Serenad
Baskı tarihi:
Ocak 2013
Sayfa sayısı:
484
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050900286
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Roman okumak istiyorsanız...

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
(Tanıtım Bülteninden)
Kaç kitap oldu bilmiyorum ana karakterinin kadın olduğu bir roman okumayalı. Yazar Zülfü Livaneli olunca, romanın geçtiği yer Türkiye, kadın da dul olunca birçok gerçeklere, birçok olmaması gereken ama olan konulara da değinmiş yazar. Evlilikten, giyime, iş hayatından aile hayatına kadar birçok konuya değinmiş ve mesajlarını da vermiş Livaneli. Gerçi kitap baştan sona mesajlarla dolu, Kırım Türklerinden, ülkemizde yaşayan ve zorluklar çekmiş olan Ermeni ve Kürt vatandaşlara, Almanya faşizminden kaçan - kaçamayan Yahudilere kadar birçok konularda mesajını vermiş ve görüşlerini belirtmiş. Tarihimizin ayıplarını dile getirmiş, ayıplar olduğu için de hiç dile getirilmeyen ayıpları olması da işin boyutunu daha da büyütmüş. Hiçbir hükümetin, devletin masum olmadığının en güzel örneklerinden biri. Hiçbir iktidarın başındaki kişi eline silah alıp birini öldürmemiş olsa da verdiği kararlarla, izlediği yollarla birilerinin ölümüne, birilerinin üzülmesine sebep olmuşlar hatta hâlâ da olmaktalar. Kitabı okuyunca, bu tarihimizdeki bilinmeyen öldürmeleri görünce (bilinen öldürmeleri de tarih derslerinde övünerek ders diye işleriz) insanın duygulanmaması, duygulanırken de öfkelenmemesi elde değil. Maya’nın da dediği gibi, birilerinin saçma iktidar mücadelesi yüzünden, insanlar birbirine kavuşamamış ve acılar yaşanmış. İnsanların mutluluğu, iktidar oyunları arasında ne kadar da zavallı bir konu haline gelmiş.

Serenad, bu iktidar oyunlarının altında kalan, acılar yaşayan, kavuşamayan hatta ayrı düşen, isim değiştirmek zorunda kalan, yetmezmiş gibi din ve milliyet değiştirmek zorunda da kalan insanların anlatıldığı, gerçek konulara dayanan son derece duygu yüklü bir roman. Tarihin, tarihimizin görünen yüzünün olduğu kadar görünmeyen yüzünün de anlatıldığı bir roman. İngiltere’nin, Rusya’nın, Almanya’nın ve ne yazık ki Türkiye’nin ayıplarının anlatıldığı, dile getirilmeyen, dile getirilmekten kaçınılan olayların yazıldığı, yazıldıktan sonra da büyük bir farkındalık yaratarak da 73. Yıl sonra en azından bu ayıba karşılık bir anma törenine de vesile olabilmiş bir roman. İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin çektiklerini anlatırken Livaneli ara ara ülkemizdeki benzer olaylara da göndermeler yapıyor, belki de topraklarımızın gördüğü en büyük utanç kaynağı olan 6-7 Eylül olaylarına göndermeler yapıyor. Tarihimize baktığımda, oğlunu öldürten, kardeşlerini boğdurtan, kendilerine haremler kuran padişahlarımızı bir ayıp olarak görürdüm, 6 – 7 Eylül olaylarını da en büyük utanç kaynağımız olarak görürken yanında da Madımak’ı, Maraş’ı ve Çorum’u bilirdim ama bizzat devlet tarafından olan daha birçok utanç kaynaklarımız da varmış, bilmiyordum hiçbirini, duymamıştım çünkü. Devletin ayıbı olunca demek çok güzel bir şekilde saklanabiliyormuş.

“Demek ki biz fark etmeden sürekli bir kabuk değiştirme içindeydik. Bizans’tan kurtul, Osmanlı’dan kurtul, Arap kültüründen kurtul... Şimdi de yeni moda: “Kemalizm’den kurtul!” Mavi Alay’ı sakla, Struma’yı sakla, Ermeni olayını sakla.”


Zülfü Livaneli’ni tanımayan yoktur zaten, filmleri uzun uzun konuşulur, müzikleri keyifle dinlenir ve artık biliyorum ki yazarlığı da bir o kadar iyiymiş. Konuşma Türkçesi ile yazıldığı için okunması gayet kolay ve anlaşılır bir dil ile yazılmış. Roman içinde farklı teknikler kullanmış ama kitabın akıcılığından hiçbir şey kaybettirmeden yapmış bunları, senaryo yazarı olmasının da bu durumda büyük bir etkisi var diye düşünüyorum. Keyifle okunacak, okurken duygulanma yaşayacağınız, yer yer belki de bir bütün olarak sinirleneceğiniz kişilerin, kurumların olduğu güzel, okunması gereken bir eser.

Kitabı okurken sürekli aklıma Roberto Benigni’nin yazıp yönettiği ve oynamış olduğu, belki de 100 yılın en iyi filmlerinden biri olan “Life is Beautiful” aklıma gelmişti, kitabın sonlarına doğru da yazarın bu filme gönderme yapması çok hoştu.


https://www.youtube.com/watch?v=ZpA0l2WB86E
Hitler'in Nazi Almanya'sından kaçıp Türkiye'ye gelen ve İstanbul'da hocalık yapmış bir hukuk profesörü olan Maximillian Wagner'in, yeniden Türkiye'ye gelmesini ve onunla ilgilenmesi için İstanbul Üniversitesi tarafından görevlendirilmiş Maya Duran isimli bir kadının başından geçen olayların anlatıldığı, sürükleyici bir Zülfü Livaneli romanı...

Yazarın okuduğum kitapları arasında beni en çok etkileyen kitabı olup yakın tarihimizle ilgili verdiği çarpıcı bilgiler karşısında insanı düşünmeye iten; konunun merkezine ''insan''ın konulduğu, ''insan''ca yaşamanın vurgulandığı ve iktidarların ''insan''lık dışı kararlarının anlatıldığı bir romandır. İleride bir gün tekrar okuyacağım kitaplar listesine girmeyi başaran nadir eserlerden biri olduğunu da yazımın başında sizlere belirtmeliyim.

Profesör Wagner İstanbul'a gelince ilk iş olarak Maya'dan onu Şile'ye götürmesini ister. Gittiklerinde ise yanında getirdiği eski bir kemanla tek başına sahile giden profesör eski bir serenadı yapmaya başlar. Bu yolculuk okuru 60 yıllık bir yolculuğa çıkarır ve tarihin acımasız olayları arasında masum insanların ve aşıkların başından geçenler karşısında okuru hayrete düşürür.

Profesörün yıllar sonra İstanbul'a geri gelmesiyle birlikte peşine MİT, Fransız ve Alman istihbarat servisleri takılır. Profesörün tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş ve tehlikeli bilgileri ortaya çıkarmasından korkarlar. Maya ise son derece yaşlı olan profesörün üzerindeki bu ilgiyi bir türlü anlamlandıramaz ve bir gün profesöre sormaya başlar. Sorulara yanıtlar veren profesör okura hayal dahi edemeyeceği bir hikaye anlatır ve yürekleri adeta parçalar.

Roman dolu dolu bir aşk hikayesini anlatmasının yanı sıra Yahudi Soykırımı, Struma ve Mavi Alay konularına da göndermeler içermektedir.

Romandaki karakterler sağlam karakterler olmanın yanında; romanın konusu öylesine yoğun ve etkileyicidir ki, konunun sağlamlığı karakterler hakkında yorum yapmayı gereksiz hale getiriyor. Yani bazı kitaplar vardır, karakterler öyle sağlamdır ki yorum yaparken karakterler üzerinden yorum yaparsın ve bu yeterli olur; oysaki Serenad'da konunun yoğunluğu karakter tahlilinden çok daha önde ve önemlidir.

Zülfü Livaneli'nin en güzel eseri olduğunu düşündüğüm bu kitap herkes tarafından okunmalı diye düşünüyorum.
  • Bin Muhteşem Güneş
    8.9/10 (5.098 Oy)5.654 beğeni17.165 okunma1.156 alıntı80.467 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (5.330 Oy)5.777 beğeni18.642 okunma1.221 alıntı65.208 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (10.150 Oy)11.935 beğeni30.162 okunma1.727 alıntı156.623 gösterim
  • Aşk
    7.7/10 (5.110 Oy)5.777 beğeni19.399 okunma1.005 alıntı96.298 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (6.402 Oy)6.772 beğeni18.039 okunma3.226 alıntı91.734 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (6.013 Oy)6.127 beğeni21.066 okunma963 alıntı109.272 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (8.079 Oy)9.606 beğeni27.159 okunma1.829 alıntı138.818 gösterim
  • Olasılıksız
    8.6/10 (6.459 Oy)7.192 beğeni21.177 okunma812 alıntı118.290 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.932 Oy)8.541 beğeni24.525 okunma949 alıntı97.745 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (8.405 Oy)9.398 beğeni28.151 okunma2.984 alıntı123.612 gösterim
Bir profesörün aradan 59 yıl geçtikten sonra İstanbul'a gelmesi ve Maya ile tanışması ile başlıyoruz. Nadia ile profesörün aşkı ve bu olayların Mayanın anneannesi ve babaannesi ile bağdaştırması ile heyecanlar artıyor. :) Mükemmel bir kitap.
"Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk adet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ilk ak düşünce mi? Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini."
Öyle ya, büyümüyorum ben, büyümeyeceğim. Birçok hatıra ekleyeceğim hayatıma, bazısı benim, bazısı değil. Kitabı okuduğum şu 7 günde birçok kişi oldum. Ben de Maya oldum, ben de Nadia oldum, hatta ben Max oldum, Ouitz ailesi mensubu oldum.
Okuduğum kitapların çoğunda "iyi ki" deyip kitaba sarılı kaldım ama bu farklı, gerçekten çok farklı.
Şimdi biraz öznellikten çıkmaya çalışıp nesnel yazacağım. Sonra öznele dönerim tekrar. Umarım boğucu olmam, çünkü içimden gelen çok şey var.
Kitabın dili oldukça akıcı, sıkmayan hatta çok merakta bırakan olaylarla devam ediyor. Gerek ülkemiz, gerekse başka ülkeler hakkında tarihsel bilgiler içeriyor. Okurken bir yandan araştırmaya yapmaya başladım. Birkaç olayı, ismi not ettim biraz üzerilerine düşmeyi istiyorum.
Aşkın hep kutsal olduğunu düşünmüşümdür, insan sadece bir kez yaşar ve öylece kalır. Kitap aşk konusunu öyle güzel işlemiş ki! Hani durup kendi kendine düşünüyorsun "Ne aşklar var be, aşk insana neler yaptırıyor!" diye.
Nazi dönemi Almanya, yahudilerin yaşadığı zorluklar, Türklerin yaşadığı zorluklar kaleme alınmış genel olarak. İnsanlığın ne kadar acımasız olduğu tekrar tekrar göz önüne seriliyor. Bu konuda çok şey yazabilirim ama "Hiçbir iktidar masum değildir. Bütün iktidarlar öyle ya da böyle, birinin katilidir…" diyerek geçmek istiyorum.
En çok etkilendiğim olayı da aktarıp sonlandırayım yazımı. "Mezar taşlarına mutlu oldukları gün sayısını yazdıran insanlar" Yine kendimi sorgulatıp kaç gün yazardı benim taşımda diye düşündüğüm sayfalar... Daha küçüğüm, bir elin parmak sayısını geçmiyor ama bu yaşta böyle tam anlamıyla "mutluyum" diyebildiğim gün olması mutluluk verici. Umarım hepimizin "gerçekten mutlu" olduğu anlar olur, belki biz 52'yi geçeriz. Neden olmasın?
Uzun zamandır okumak istediğim için beklentilerim yüksekti ve kitabın bu beklentileri büyük ölçüde karşıladığını düşünüyorum. Fakat dilinin basitliği bende olumsuz bir etki yarattı. Bu kadar akıcı bir kitap, böylesine güzel bir aşk hikayesi biraz olsun edebi bir dil, biraz şiirsellik gerektirmeli bence. Bu konudaki eleştirileri de okuyup hak verdim açıkçası. Kitabın en sevdiğim yönü, tarihte yaşanan birçok olayın kurgulanmış hikaye ve karakterlerle birleştirilmiş olmasıydı. Struma faciasını, bir aşk hikayesiyle daha çarpıcı bir hale getirmiş Livaneli. Her zamanki gibi Livaneli kitapta onlarca konuya değinmiş. Aslında hepsi çok önemli olan bu konulara az da olsa değinerek farkındalık yaratabilmiş. Kitap herkes gibi beni de araştırmaya sevk etti. Defalarca Google'da bir şeyler ararken buldum kendimi. Okuyucuya bir şeyler katabilen, tarihten birçok kesit sunan hüzünlü bir eser olmuş. Tavsiye ederim
Sürükleyici güzel bir kitap. Anlatım ve kurgu çok iyi.Mutlaka okunacak kitaplar listesine alınması gereken bir kitap. Zülfü Livaneli'nin yazmaya devam etmesini diliyorum.
Muhteşem bir romanın daha sonuna geldim. Zülfü Livaneli'nin kalemiyle tanıştığım ilk kitap ve asla son olmayacak.Diğer kitaplarını da kesinlikle okuyacagim. Kitap bende çok büyük etkiler bıraktı. Bu kitap sayesinde araştırmacı bir kimliğe büründüm .
Kitapta anlatılan hikâyeleri tekrar araştırıp daha geniş bilgiye sahip olmayı planlıyorum.
Nazi Almanyası hakkında en ufak bir bilgiye sahip degildim ,kitabi daha iyi anlamak için biraz araştırdım ve dahada araştıracagım. Kitapta çok guzel hikayelere de yer verilmiş. Onlarında not aldım onlara da bakacağım. Dedim ya bu kitap beni araştırmacı kimliğine bürüdü. Devlet meseleleri ,politika gibi konular beni pek sarmazdı ve araştırma gereği duymazdim açıkçası taki bu kitabi okuyana dek.
Birde Albert Einstein 'in Atatürk'e mektup yazdığını da bu kitap sayesinde öğrendim ve çok şaşırdım:)
Kitap çok güzel bil dille anlatılmış . Sıkılmadan okudum, uzunca kitabı hep bir merak duygusuyla okuyup bitirdim. Kitapta çokca yabancı isimler ,şehir isimleri ,mekan isimleri vardı ama bu beni rahatsız etmedi. Max ve Nadia ' nin öyküsü benide çok üzdü. Maya'nın abisiyle olan diyalogları da çok güzeldi. Kısacası çok güzel bir kitaptı çok beğendim.
Kitapta geçen struma vakası gerçekte yaşanmış olup livanelinin aşkı kusursuz şekilde bu olaya uyarlamasıyla ortaya çıkan nadide eserlerdendir.Gerçekten hayatınızı daha çok anlamlandırabilecek özellik taşıdığı için eser sizleri ayrı bir dünyaya sürüklüyor
Serenade für Nadia...
Okuduğum ilk Zülfü Livaneli kitabı ve gerçekten çok beğendim. Müthiş bir dram-aşk hikayesi. Birbirinden farklı 3 kadının benzer hikayesi insanı derinden etkiliyor. Kalın bir kitap olmasına rağmen bir kere bile sıkılmadım. Hatta bittiğinde bitti diye üzüldüm bile diyebilirim. Maya ile birlikte bir yolculuğa çıktım sanki.. Onunla bende araştırdım, ağladım, sevindim.. Kitap gerçekten çok başarılı herkese içten bir şekilde okumasını tavsiye ederim..
Struma gemisi, nazi zulmü, mavi alay, almanya'dan kaçıp türkiye'ye gelen bilim adamları ve paha biçilmez katkıları, sadece aşk romanı olarak sınıflandırılabilecek eserde öğretilen "resmi olmayan" tarih.
Hayal kuralım, hani olur da ilerde devlet resmi tarih yazımından vazgeçerse, eğitimciler "tarih" dersini okullardan kaldırsın ve "tarih edebiyatı" diye bir ders koysun. romanlardan öğrenelim tarihi. ne bileyim, amin maalouf anlatsın, sunay akın anlatsın, nazan bekiroğlu, iskender pala, zülfü livaneli, ahmet ümit, ve daha sayamayacağımız edebi şahsiyetlerden öğrensin gelecek nesiller tarihi. Hoş olmaz mı?
Uzun süredir rafımda bekleyen bir eseri daha bitirdim. Zülfü Livaneli müziğinden tanıyıp, romanlarına geçtiğim bir yazar. Son Ada kitabını çok beğenmiştim. Hele Kardeşimin Hikayesi ile yazara karşı sempatim artmıştı. Bu kitaba gelince ise gerçekten çok dolu bir kitap yazmış Livaneli. Neler yok ki kitapta ! Önce not aldıklarımı sayayım sonra kitap ve yazar konusunda tekrar bir şeyler yazayım.
- Maya adlı bayan etrafında geçtiği için çok aşırı kadınsı ve ilk bölümler kadınlarla ilgili genellikle... Şiddet, eziyet.
- Başörtüsü ( Türban )
- İstanbul ve trafiği ( emniyet şeridi kullanımı )
- Türkiye'nin sosyal problemleri ( Dayak, Boşanma,Doğuda namus cinayetleri vb. )
- Nafaka ödeme sorunları
- Gençlerin bilgisayar oyunlarına merakı, boş zamanlarında hep PC Oyunları.
- İnternet ortamının çok açık ve kötü yönlerinin kullanılması ( Porno, kumar, şiddet içerikli oyunlar ) Gençliği kötü durumu
- Şehrin yozlaşması ( Sokakların değişmesi, esnafların değişmesi ve modernlik adı altında kültürünü unutması )
- Doğu Batı çarpışması , Cehalet ve Hümanizm sorunları.
- Siyaset konusunda zaten hepsi maşallah ( Üniversitelerde siyaset )
- Ajanlık ve istihbarat konuları
- Türkçülük, ırkçılık, milliyetçilik.
- Askeriye ve askerlerin şehrin merkezindeki en iyi yerleri kapmaları, ucuza ve çok aşırı itibarla yaşamaları. Eşitsizlik daha doğrusu.
- Kırım eziyeti ve soykırımı ( Mavi Alay )
-Yoksul ve zengin ayrımı. Bu makasın çok fazla açılması.
- 2. Dünya savaşı sonrası bilimadamlarının Türkiye'ye sığınması.
- Nasıl iktidar olunur?
- Tarih, Osmanlı, Venedik, Haçlılar
- Borsacılık, krizler.
- Klasik müzik
- Nazi zamanında Saf Ari bir Alman ile Yahudi kızının evlenmesi.
- Gemi, uçak, keman, Schubert, Einstein, İftira, Basının önemi, Hukuk sistemi, Naziler, Toplama kampları, Bodrum ilçemiz....

Tekrar kitabın içine girersek; Maya adlı üniversite görevlisinin ABD'den gelen tarihçiyi karşılaması ( bilimadamı ) ile başlıyor. Sonra işin için istihbarat görevlileri giriyor. İngiliz ve Ruslar. Kitabın asıl konusu Nazi dönemindeki aşk. Yahudi ile Saf Alman'ın evlenmesi ve o dönemki eziyetleri anlatılmış. Tarih severler bu kitabı okumalı. Buram buram tarih kokuyor. Kitap uçakta yazılıyor. :) Uçaktaki enstantaneleri koyması da güzeldi yazarın. Betimleme ise beni şaşırttı. İstanbul ve Çeşme sokaklarında buram buram gezdik. Çok yoğun bir kitap... Çok daha fazla şey yazılabilir. Okumanızı tavsiye ederim. Sürükleyici ve doyurucu bir eser.

Bu arada Schubert - Serenade dinlemeden geçmeyin. Kitaba ismini veren eser...

https://www.youtube.com/watch?v=JtA9Js-22ko
Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler yürüten Maya Duran'nın, ABD'den gelen Alman asıllı profesör Maxmilian wagner'i karşılamasıyla başlar.

1939'lu yıllara İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan 60 yıllık dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmkla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Livaneli'nin okuduğum 3.kitabı oldu "Serenad" Okuduğum diğer kitaplarını da beğendim elbette. Ama Serenad, hayatımda inanılmaz bir yer kapladı. O kadar çok etkilendiğim yerler oldu ki...
Yakın tarihinin bazı unutulan ya da unutturulan gerçeklerini tüm çıplaklığıyla gözlerimizin önüne seren, siyasetin insanları değersizleştiren, okuyucuyu kimlik ideolojisinden çok insan olmanın değerli olduğunu hatırlatan bir kitap. Hikâye çok iyi kurgulanmış.
Kitap bittiğinde düş ile gerçek arasında gidip geldim..
Uzun zaman etkisinde kalacağım kitaplardan bir tanesi diye düşünüyorum.
Kesinlikle kitaplığınızda bulunması gereken ve hiç düşünmeden okumanız gereken ender bir kitap. Okuyun pişman olmazsınız. Emin olun. Şiddetle tavsiye ediyor, Şimdiden keyifli okumalar diliyorum..
"Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun!"

"Peki, sen ne görüyorsun bakalım?"

"İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."
Uçakların icadı Zweig'ın neslini çok heyecanlandırmış, dünyada savaşların sonunun geldiğine inandırmıştı. Uçaklar havadan uçtuğuna göre sınır falan tanımazdı ki. Dolayısıyla sınırlar yok olacak, barış gelecekti.
Ama o nesil birkaç yıl sonra uçakların gökten bomba yağdırarak Avrupa'yı yıktığını görmenin şokunu yaşamıştı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Serenad
Baskı tarihi:
Ocak 2013
Sayfa sayısı:
484
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050900286
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Roman okumak istiyorsanız...

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 16.656 okur

  • AdaDoğa
  • Nurgül Yanak
  • Melike Birlik
  • Begüm Boztaş
  • Melike Çakmak
  • Muhammed Yusuf Bayrak
  • Ezgi Kabakolak
  • Azize Gözde Atakoğlu
  • İpek Su Aras
  • Gizem Stc

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%36.3
14-17 Yaş
%8.7
18-24 Yaş
%12.7
25-34 Yaş
%15
35-44 Yaş
%15.2
45-54 Yaş
%9.2
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.3
Erkek
%25.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%49.9 (2.777)
9
%24.3 (1.353)
8
%14.3 (799)
7
%6.2 (347)
6
%2.4 (132)
5
%1.4 (80)
4
%0.6 (36)
3
%0.3 (16)
2
%0.2 (9)
1
%0.3 (19)

Kitabın sıralamaları