·
Okunma
·
Beğeni
·
269bin
Gösterim
Adı:
Serenad
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
481
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050900286
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Serenad
Serenad
Roman okumak istiyorsanız...

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
(Tanıtım Bülteninden)
484 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10 puan
Kaç kitap oldu bilmiyorum ana karakterinin kadın olduğu bir roman okumayalı. Yazar Zülfü Livaneli olunca, romanın geçtiği yer Türkiye, kadın da dul olunca birçok gerçeklere, birçok olmaması gereken ama olan konulara da değinmiş yazar. Evlilikten, giyime, iş hayatından aile hayatına kadar birçok konuya değinmiş ve mesajlarını da vermiş Livaneli. Gerçi kitap baştan sona mesajlarla dolu, Kırım Türklerinden, ülkemizde yaşayan ve zorluklar çekmiş olan Ermeni ve Kürt vatandaşlara, Almanya faşizminden kaçan - kaçamayan Yahudilere kadar birçok konularda mesajını vermiş ve görüşlerini belirtmiş. Tarihimizin ayıplarını dile getirmiş, ayıplar olduğu için de hiç dile getirilmeyen ayıpları olması da işin boyutunu daha da büyütmüş. Hiçbir hükümetin, devletin masum olmadığının en güzel örneklerinden biri. Hiçbir iktidarın başındaki kişi eline silah alıp birini öldürmemiş olsa da verdiği kararlarla, izlediği yollarla birilerinin ölümüne, birilerinin üzülmesine sebep olmuşlar hatta hâlâ da olmaktalar. Kitabı okuyunca, bu tarihimizdeki bilinmeyen öldürmeleri görünce (bilinen öldürmeleri de tarih derslerinde övünerek ders diye işleriz) insanın duygulanmaması, duygulanırken de öfkelenmemesi elde değil. Maya’nın da dediği gibi, birilerinin saçma iktidar mücadelesi yüzünden, insanlar birbirine kavuşamamış ve acılar yaşanmış. İnsanların mutluluğu, iktidar oyunları arasında ne kadar da zavallı bir konu haline gelmiş.

Serenad, bu iktidar oyunlarının altında kalan, acılar yaşayan, kavuşamayan hatta ayrı düşen, isim değiştirmek zorunda kalan, yetmezmiş gibi din ve milliyet değiştirmek zorunda da kalan insanların anlatıldığı, gerçek konulara dayanan son derece duygu yüklü bir roman. Tarihin, tarihimizin görünen yüzünün olduğu kadar görünmeyen yüzünün de anlatıldığı bir roman. İngiltere’nin, Rusya’nın, Almanya’nın ve ne yazık ki Türkiye’nin ayıplarının anlatıldığı, dile getirilmeyen, dile getirilmekten kaçınılan olayların yazıldığı, yazıldıktan sonra da büyük bir farkındalık yaratarak da 73. Yıl sonra en azından bu ayıba karşılık bir anma törenine de vesile olabilmiş bir roman. İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin çektiklerini anlatırken Livaneli ara ara ülkemizdeki benzer olaylara da göndermeler yapıyor, belki de topraklarımızın gördüğü en büyük utanç kaynağı olan 6-7 Eylül olaylarına göndermeler yapıyor. Tarihimize baktığımda, oğlunu öldürten, kardeşlerini boğdurtan, kendilerine haremler kuran padişahlarımızı bir ayıp olarak görürdüm, 6 – 7 Eylül olaylarını da en büyük utanç kaynağımız olarak görürken yanında da Madımak’ı, Maraş’ı ve Çorum’u bilirdim ama bizzat devlet tarafından olan daha birçok utanç kaynaklarımız da varmış, bilmiyordum hiçbirini, duymamıştım çünkü. Devletin ayıbı olunca demek çok güzel bir şekilde saklanabiliyormuş.

“Demek ki biz fark etmeden sürekli bir kabuk değiştirme içindeydik. Bizans’tan kurtul, Osmanlı’dan kurtul, Arap kültüründen kurtul... Şimdi de yeni moda: “Kemalizm’den kurtul!” Mavi Alay’ı sakla, Struma’yı sakla, Ermeni olayını sakla.”


Zülfü Livaneli’ni tanımayan yoktur zaten, filmleri uzun uzun konuşulur, müzikleri keyifle dinlenir ve artık biliyorum ki yazarlığı da bir o kadar iyiymiş. Konuşma Türkçesi ile yazıldığı için okunması gayet kolay ve anlaşılır bir dil ile yazılmış. Roman içinde farklı teknikler kullanmış ama kitabın akıcılığından hiçbir şey kaybettirmeden yapmış bunları, senaryo yazarı olmasının da bu durumda büyük bir etkisi var diye düşünüyorum. Keyifle okunacak, okurken duygulanma yaşayacağınız, yer yer belki de bir bütün olarak sinirleneceğiniz kişilerin, kurumların olduğu güzel, okunması gereken bir eser.

Kitabı okurken sürekli aklıma Roberto Benigni’nin yazıp yönettiği ve oynamış olduğu, belki de 100 yılın en iyi filmlerinden biri olan “Life is Beautiful” aklıma gelmişti, kitabın sonlarına doğru da yazarın bu filme gönderme yapması çok hoştu.


https://www.youtube.com/watch?v=ZpA0l2WB86E
484 syf.
·2 günde·10/10 puan
Serenad sayfa sayısı itibariyle öyle bir günde bitecek kitaplardan değildir. Ama rahat olun biraz gayretle sonunu getirebiliyorsunuz. Benim buraya inceleme yazmakta ki amacım o kadar kitap okumuslugum var roman tarzı bir eserde bu kadar bilgi ve mesajın olduğuna rastlamış değilim. Beni en çok etkileyen Hitler zulmünden kaçan Yahudi profesörlerin Atatürk'ün davetiyle universitelerimizde hocalık yapması. Daha bunun gibi birçok yakın tarih konusu bu eserde.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (24,6bin Oy)25,9bin beğeni101,6bin okunma67,4bin alıntı517,1bin gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.1/10 (36bin Oy)40,3bin beğeni132,5bin okunma97,1bin alıntı648,8bin gösterim
  • Bin Muhteşem Güneş
    9.0/10 (16,4bin Oy)18,1bin beğeni63,5bin okunma33bin alıntı209,6bin gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (29,3bin Oy)33,1bin beğeni105,7bin okunma56,8bin alıntı364bin gösterim
  • 1984
    8.9/10 (26,6bin Oy)28bin beğeni90,1bin okunma106,9bin alıntı383,3bin gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (25,4bin Oy)30,2bin beğeni91,9bin okunma140,5bin alıntı968,1bin gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (32,9bin Oy)34,3bin beğeni124,5bin okunma113,6bin alıntı395,9bin gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.7/10 (24,7bin Oy)24,4bin beğeni94bin okunma31bin alıntı367,5bin gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (36,9bin Oy)37,6bin beğeni132,2bin okunma46bin alıntı5,2milyon gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (36,6bin Oy)41,3bin beğeni143,3bin okunma87,2bin alıntı2milyon gösterim
484 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10 puan
"Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk adet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ilk ak düşünce mi? Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini."
Öyle ya, büyümüyorum ben, büyümeyeceğim. Birçok hatıra ekleyeceğim hayatıma, bazısı benim, bazısı değil. Kitabı okuduğum şu 7 günde birçok kişi oldum. Ben de Maya oldum, ben de Nadia oldum, hatta ben Max oldum, Ouitz ailesi mensubu oldum.
Okuduğum kitapların çoğunda "iyi ki" deyip kitaba sarılı kaldım ama bu farklı, gerçekten çok farklı.
Şimdi biraz öznellikten çıkmaya çalışıp nesnel yazacağım. Sonra öznele dönerim tekrar. Umarım boğucu olmam, çünkü içimden gelen çok şey var.
Kitabın dili oldukça akıcı, sıkmayan hatta çok merakta bırakan olaylarla devam ediyor. Gerek ülkemiz, gerekse başka ülkeler hakkında tarihsel bilgiler içeriyor. Okurken bir yandan araştırmaya yapmaya başladım. Birkaç olayı, ismi not ettim biraz üzerilerine düşmeyi istiyorum.
Aşkın hep kutsal olduğunu düşünmüşümdür, insan sadece bir kez yaşar ve öylece kalır. Kitap aşk konusunu öyle güzel işlemiş ki! Hani durup kendi kendine düşünüyorsun "Ne aşklar var be, aşk insana neler yaptırıyor!" diye.
Nazi dönemi Almanya, yahudilerin yaşadığı zorluklar, Türklerin yaşadığı zorluklar kaleme alınmış genel olarak. İnsanlığın ne kadar acımasız olduğu tekrar tekrar göz önüne seriliyor. Bu konuda çok şey yazabilirim ama "Hiçbir iktidar masum değildir. Bütün iktidarlar öyle ya da böyle, birinin katilidir…" diyerek geçmek istiyorum.
En çok etkilendiğim olayı da aktarıp sonlandırayım yazımı. "Mezar taşlarına mutlu oldukları gün sayısını yazdıran insanlar" Yine kendimi sorgulatıp kaç gün yazardı benim taşımda diye düşündüğüm sayfalar... Daha küçüğüm, bir elin parmak sayısını geçmiyor ama bu yaşta böyle tam anlamıyla "mutluyum" diyebildiğim gün olması mutluluk verici. Umarım hepimizin "gerçekten mutlu" olduğu anlar olur, belki biz 52'yi geçeriz. Neden olmasın?
481 syf.
öncelikle bu kitabı severek okuduğumu belirtmek isterim. ancak tahmin edebileceğiniz üzere birkaç eleştirim var, bunlar da genellikle anlatıcı ve kitabın mantık çerçevesinde. şunu söyleyebilirim ki anlatıcı kişi Maya bir kadın ve kitabı anlatırken dış dünyaya karşı birçok eleştiride bulunuyor. en basitinden aile yapısı hakkında yaptığı söylemler her ne kadar haklı olsa da kendisinin de bir farkı yok, çok avrupai bir kadın olduğunu düşünüyorum bu yüzden de eleştirdikleri ile hareketleri çelişiyor. aslında bunun sebebinin de yazarımızın erkek olması olabilir, her ne kadar geniş düşünsenizde erkek bir yazarın kadın bir anlatıcı seçmesi sallantılı durmuş. Zülfü Livaneli Serenad
481 syf.
·Puan vermedi·Ne Okusam'dan
Türk edebiyatının en duygusal yazarlarından biri olan Zülfü Livaneli tarihin acımasızın sayfalarında başrolünde yine insan olan farklı bir aşk hikayesi ile okurlarını cezbediyor.

Bir zamanlar İstanbul'da hocalık yapmış bir profesör yıllar sonra Amerika'dan Türkiye'ye gelir ve ilk iş olarak Şile'ye gitmek ister. Bu kısa yolculuk ile aslında 60 yıllık bir yolculuğa çıkıyorsunuz ve tarihin acımasız olayları arasında masum insanların ve aşkların başından geçenleri okuyorsunuz.

Serenad kitabı ile Zülfü Livaneli'nin kaleminin gücünü bir kez daha görüyorsunuz ve hayata dair yeni dersler çıkartıyorsunuz. Farklı bir aşk hikayesi okumak isteyenler için harika bir kitap.

**********

Maya, 1965 doğumlu bir çocuk anası dul bir bayandır. Yıllardır İstanbul Üniversitesi’nde Halkla İlişkiler bölümünde çalışır ve görevi yabancı konukları en iyi şekilde ağırlamaktır. Bir gün ondan Maximilian Wagner ismindeki Alman isimli fakat Amerikalı olan Profesör Doktor’u karşılaması istenir.

Maya, profesörü karşılamaya havaalanına giderken bu yaşta bir adamın neden geldiğini merak eder. Maya, elinde profesörün isminin yazılı olduğu kağıt ile beklerken, beklediğinin aksine yaşını göstermeyen gayet yakışıklı bir beyefendi kendisini beklediği kişi olarak tanıtır.

Profesör 1939-42 yılları arasında İstanbul’da yaşamıştır ve o zaman da kaldığı Pera Palas Hotel’inde kalmak ister. Maya, Profesörü kalacağı hotele yerleştirir.

Bir sonraki gün Profesör’ü almak için hotele gittiğinde Profesör’ün ayrıldığını öğrenir fakat Maya’nın dikkatini hotelin önündeki beyaz araç çeker. Aynı araç dün de oradadır ve Maya aracın kendisini takip ettiğine dair şüphelenir fakat fikir saçma geldiği için Üniversite’ye geri döner. Üniversiteye geldiğinde Rektör onunla görüşmek ister. Bu talebe çok şaşıran Maya’yı bir süpriz daha bekler. Takip ettiğini düşündüğü kişiler Rektör ile birliktedir ve Maya’dan Profesör’ün her hareketini takip etmesini isterler.

Maya tekrar hotele döndüğünde Profesör Wagner ile karşılaşır. Profesör ondan yarın sabah 5’te onu almasını ister. Maya profesörü sabah aldığında profesör Şileye gitmek istediğini söyler. Maya bu soğukta orada ne yapacaklarını pek anlamaz ama yine de profesörü istediği yere götürür. Gittiklerinde profesör sahile iner ve kemanını çıkartarak serenad yapmaya başlar. Böyle saatlerce bekler ve Maya daha fazla dayanamayarak profesörün yanına gider. Maya gördüğü karşısında şok olur. Profesörün elleri mos mor olmuştur ve donmak üzeredir. Bunun üzerine acilen profesörü arabaya taşır ama araba çalışmaz. Bunun üzerine sahildeki çalışmayan hotele götürür. Profesör “sutma, sutum, struma” diye sayıklar. Profesör donarak ölmek üzeredir ve Maya ne yapacağını bilemez. Önce profesörün sonra da kendi elbiselerini çıkartarak kendi vücut ısısı ile onu ısıtmaya çalışır ve başarılı da olur.

Profesör hastaneye kaldırılır ve bir süre hastanede tedavi görür. Bu sırada da Maya’nın peşini MİT, Fransız ve Alman istihbarat servisleri bırakmaz. Maya internet üzerinden profesör hakkında bilgiler öğrenir ve daha fazlası için profesör ile konuşmak için hastaneye gider. Hastaneye geldiğinden doktordan profesörün 6 aylık ömrü kaldığını öğrenir.

Maya profesörü hastaneden alır ve ona sayıkladığı struma’nın ne olduğunu sorar. Profesör bunun üzerine Maya’ya hikayesini anlatır.

Profesör katolik bir aileden gelir fakat yahudi birine aşık olur ve onunla evlenir. Karısı evlendikten sonra adını değiştir ve başka bir şehirde yaşamaya başlarlar. Bu sırada Hitler yahudileri öldürmeye başlar ve bunun üzerine ikili kaçacak yer arar. Arkadaşları vasıtası ile Türkiye’nin türlü mesleklere profesör kabul ettiğini öğrenir. Yola koyulduklarında Alman polisi onları yakalar ve karısı kaçırırlar. Profesör İstanbul’a yalnız gelir ve karısını kurtarabilmek için her türlü yola başvurur. Sonunda muradına erer ve karısı Filistin’e giden bir gemiye binerek İstanbul’un yolunu tutar. Fakat gemi Şile yakınlarında durdururlur ve kimsenin gemiyi terk etmesine izin verilmez. Türkiye gemiyi kabul etmez. Filistin de İngiltere’nin baskısı ile gemiyi kabullenmez. Profesör her gün Şile sahiline giderek karısına kavuşmayı hayal eder fakat bür gün büyük bir patlama duyulur ve gemi batar. Rusya bir denizaltıdan atılan füze ile gemiyi batırmıştır. Bunun üzerine profesör bir şok geçirir ve hastalanır. Tedavisi için Amerika’ya gider.

Struma olayı İngiltere, Rusya, Türkiye ve Almanya devletleri için bir kara sayfadır ve her devlet profesör olayın üzerine gider diye korkmaktadır. Bu yüzden onu takibe almışlardır fakat profesörün tek amacı karısının öldüyü yeri ziyaret ederek serenad yapmaktır.

Profesör hastaneden çıktıktan sonra Amerika’ya geri döner. Yaşananlardan sonra Maya işten kovulur. Bir gün Maya Amerika’dan bir paket alır. Paketi Profesör Wagner göndermiştir ve içinde profesörün kemanı ile birlikte çevirisini yapması için bir kitap vardır. Maya çeviri ile uğraşırken Amerika’dan bir haber daha gelir. Wagner çok hastadır ve Maya’yı görmek ister. Maya’dan ölmeden önce son bir arzusu vardır. Arzusunu belirttikten sonra da hayata gözlerini yumar. Maya profesörün son arzusunu yerine getirir ve naaşı yakılan profesörün küllerini Şile’den denize döker. Böylece serenad sona ermiştir.
484 syf.
·47 günde·10/10 puan
ESERE DAIR IPUCU ICERIR.
Simdi incelememi yazacagim yoksa duygularimi mi ifade edecegim cok emin degilim.
Ama -hic abartisiz- su zamana kadar okudugum en guzel, en etkileyici, en surukleyici... kitap olarak kutuphanemde yerini aldi.
Romanda anlatilanlarin çarpıcı gerçekliği iliklerime kadar işledi, yasanilan acilar oradaymisim gibi canimi acitti, profesore bir de ben sarilip sefkatle kucaklamak, Nadia'yi o gemiden kurtarmak istedim. Ayni zamanda kitap yakin tarihe dair daha fazla bilgi sahibi olmami sagladi. Cogu bilginin, ismin, hikayenin altini cize cize daha sonra arastirmaliyim diyerek okudum.
Zulfu Livaneli'yi bir muzisyen olarak cok severdim zaten ama yazarligina diyecek soz bulamadim.
OKUYUN, OKUTTURUN, HEDIYE EDIN, SAKLAYIN, PAYLASIN!
Hoscakal Max, Nadia, Maya, Ayse, Mari...
481 syf.
·25 günde
bu kitabı sadece bir roman olarak okumak hata olur. ziyadesiyle mesaj içeriyor o yüzden bazı kısımları romandan çok tarih kitabı havasından geçiyor. ayrıca akıcı ve sürükleyici olması da kitabın en güzel özelliklerinden.
484 syf.
·5 günde·Puan vermedi
İstanbul Üniversitesi'nde Halkla İlişkiler görevini yürüten Maya Duran (36)'ın 86 yaşındaki profesör Maximilian Wagner ile tanışmasıyla olaylar başlar.
Wagner'in 60 yıl önce yaşadığı dokunaklı bir aşk hikayesi anlatılıyor.
Maya, profesör'un hikayesini öğrenmekle kalmaz ayrıca kendi ailesi ve dünya tarihine ilişkin bir çok sırları da öğrenir.

Kitabı lisedeyken almıştım, beklentim yüksekti. İlk okumamda kitabın yarısından çoğunu okudum fakat beklentimi karşılamadığı için bırakmıştım.
Bir kaç yıl sonra tekrar okumaya karar verdim, yine beklentimi karşılamadı.
Galiba kitabın kahramanı olan Maya Duran'ı hiç sevemediğimden kaynaklanıyor. Maya'ya bir türlü ısınamadım, ayrıca romanın başı çok uzatılmış diye düşünüyorum.

Kitabın sadece sonunu sevdim, özellikle Maximilian Wagner'in hayatını... Ve bence kitabı etkileyici yapan buydu.

Okuyacaklar için keyifli okumalar :)
481 syf.
·7 günde·Puan vermedi·Ne Okusam'dan
#
Serenad, son derece popüler olan ve bu hali uzun süredir değişmeyen bir kitap. Birçok arkadaşım tarafından tavsiye edilmiş ve 1K uygulamasında dahi çok okunan kitaplar arasına girmeyi başarmış bir eser. Söz konusu Serenad olunca insanlar kitabı okuduğu gibi kitaptan alıntılar paylaşıp incelemeler yayınlamayı da hiç ihmal etmemiş.
Kitapla alakalı yapılan yorum ve değerlendirmeler bende öylesine mükemmel bir Serenad beklentisi oluşturdu ki okuduğum kitabın gerçekten sizin bahsettiğiniz ve bu incelemenin hemen ardından başlayarak sayfanın sonlarına kadar uzandıktan sonra – güzelliği yeterli ifade edilememiş olacak ki - zavallı sayfayı da yırtıp geçerek sonsuza doğru uzayıp giden diğer “Mükemmel Serenad” incelemelerinizde konu aldığınız kitapla aynı olup olmadığından şüphe ediyorum.
Konu olarak son derece ilgi çekici olmasına rağmen konuyu işleyişi kitabı çekilmez kılıyor. Hümanizm, insan sevgisi gibi birtakım değerlerin arkasından edilen laflar akıllara “Hümanist olmak bu mu?” sorusunu sık sık getiriyor.
Burada kitap üzerinde bir ameliyat yapıp birkaç yeri neşterle alarak sizlere sunacak, sağını solunu kırparak düşüncem doğrultusunda kullanacak değilim. Bunu yapmam için hiçbir sebep de yok. Zülfü LİVANELİ’yi de tanımam etmem. Lakin kitapta milli manevi değerlerimizi neden bu kadar hor gördüğünü bir türlü anlayamıyorum.
Belli dönemlerde yaşanan sıkıntılardan bahsedip Yahudi ve Ermenilerle ilgili üzüntülerini dile getiriyor olması gayet doğal. Anlamadığımız şu ki memleketlerinden gönderilenler, acı çekenler, yurtlarından sürülenler sadece onlar mı? Sırf Müslüman ve Türk oldukları için çeşitli işkenceler gören ve şansı varsa kurşuna dizilerek bir an önce öldürülen insanlarımız neden kitapta bir kez olsun geçmiyor!
Merak etmeyin sayın okuyucu. Tam da burada yazarın o kusursuz “objektif” bakış açısı giriveriyor işin içine. Elbette geçiyor! Bunları söyletmek için dar görüşlü, dogmatik ve basit bir karakter çiziyor; ardından karakteri kendisine ve kendi görüşlerine karşı olan suni bir “düşman” olarak okura sunuyor. Öyle bir “düşman” ki sözleri iktidarların pozisyonlarını kuvvetlendirmeye yarayan sahte muhalefetleri andırıyor.
O konuştukça kahramanımız “engin bilgisiyle” çürütüyor, her defasında onu ve dolaylı olarak da o görüşten olan insanları yeniyor. Yendiğini zannediyor. Karakter o kadar uçlarda çizilmiş ki o bunları söyledikçe ( söylemek denirse) biz üzülüp hak vermekten çok “Faşist herif ne kadar ırkçısın!” diyoruz. Yani yazar bir oradan vuruyor bir buradan.
Daha da tuhafı yazarın diline yapışan “Ermeni katliamı” diye bir ifade var. Bu ifadeyi kullanarak “Ermenilere yapılanlar” konulu epey mesaj veriyor. Bu “Ermeni Katliamı” ifadesi benim üzerimde çok etki yapmıyor. Sanırım diyorum yazar burada bir şeyleri bir şeylere feda etmiş…
Bir konu daha var aslında hiç girmek istemediğim. Bu da türban meselesi… Merak etmeyin böylesine Hümanist(!) bir bakış açısı bu tarz fırsatları hiç kaçırır mı? İnsana ve insana ait olan şeylere duyduğumuz tüm saygıyla çözümü kızların türban takmaMAsında buluveriyoruz. Abarttığımı düşünenler bakabilir S.48/49
Sonuç itibariyle kitap hakkındaki yorumum bu yönde. Yorumumun böyle olmasının sebebi seçilen konunun işlenişiyle ve çok fazla mesaja boğulmuş olmasıyla alakalı. Çok daha farklı şekilde işlenebilecek bir konuyu herhangi bir edebi değer taşımayan ve son derece art niyetli mesajlar yığını haline getirmek bence mantıklı olmamış.
Kitapta verilen tüm mesajlara rağmen aklıma Salihli’de bir nineyle konuşurken ettiği laflar geliyor. Ona da babası anlatmış. “Yunan kaçarken her yeri yakmış oğlum. Evden çıkamayan yaşlılar, kötürümler, bebekler hepsi yanmış.
Ahırlarda bağlı olan hayvanlar bile kömür olmuş. Bu Salihli’den yanık et kokusu nice zaman kalkmamış” demişti.
İyi okumalar 1K.
484 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
İnsanların bu kadar zalim olabilmeleri o kadar incitiyorki, insanın insana yaptığını hiç bir canlı yapmıyor malesef.. Maya (Ayşe) Nadia, Mari ( Semahat) hanımın göz yaşlarımı tutamadan okuduğum hikayesi..
481 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Kesinlikle tavsiye ederim. İnsanlara en büyük zalimliği yine insanlar yapar. Zülfü Livaneli bu gerçeği okura çok iyi ve ustaca tekrar aktarıyor. Bence sanki kitap gizli bir " Gerçek sevgi ne zaman biter " sorusuna cevap verir nitelikte. Cevap ise BİTMEZ
Yanımda olmanı istiyorum diyemediğim için bu yağmur içimi ıslatıyor dediğimi nasıl anlamaz? Düpedüz, sarıl bana dedikten sonra, sarılmanın ne anlamı kalır!

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Serenad
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
481
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050900286
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Serenad
Serenad
Roman okumak istiyorsanız...

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 80,6bin okur

  • Nupelda Gümüş
  • Cansu Hasbutcu
  • mr  teacher
  • Libra
  • Sinem Boz
  • Esengül Kılınç
  • hilal durdu
  • Büşra Kanalci
  • Safa
  • ENVER KAZAKLI

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%21.5
13-17 Yaş
%14.1
18-24 Yaş
%15.3
25-34 Yaş
%13.6
35-44 Yaş
%16.9
45-54 Yaş
%13.3
55-64 Yaş
%2.3
65+ Yaş
%3.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.7
Erkek
%27.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%46.6 (11bin)
9
%21.5 (5,1bin)
8
%12.3 (2.898)
7
%4.9 (1.168)
6
%1.7 (394)
5
%1.1 (250)
4
%0.4 (96)
3
%0.2 (56)
2
%0.1 (32)
1
%0.3 (64)

Kitabın sıralamaları