8,9/10  (1.361 Oy) · 
3.958 okunma  · 
1.243 beğeni  · 
17.978 gösterim
Roman okumak istiyorsanız...

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2013
  • Sayfa Sayısı:
    484
  • ISBN:
    9786050900286
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
Meral 
17 Mar 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Bir profesörün aradan 59 yıl geçtikten sonra İstanbul'a gelmesi ve Maya ile tanışması ile başlıyoruz. Nadia ile profesörün aşkı ve bu olayların Mayanın anneannesi ve babaannesi ile bağdaştırması ile heyecanlar artıyor. :) Mükemmel bir kitap.

Fırat Çağlar MANTAŞ 
19 Kas 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Uzun zamandır okumak istediğim için beklentilerim yüksekti ve kitabın bu beklentileri büyük ölçüde karşıladığını düşünüyorum. Fakat dilinin basitliği bende olumsuz bir etki yarattı. Bu kadar akıcı bir kitap, böylesine güzel bir aşk hikayesi biraz olsun edebi bir dil, biraz şiirsellik gerektirmeli bence. Bu konudaki eleştirileri de okuyup hak verdim açıkçası. Kitabın en sevdiğim yönü, tarihte yaşanan birçok olayın kurgulanmış hikaye ve karakterlerle birleştirilmiş olmasıydı. Struma faciasını, bir aşk hikayesiyle daha çarpıcı bir hale getirmiş Livaneli. Her zamanki gibi Livaneli kitapta onlarca konuya değinmiş. Aslında hepsi çok önemli olan bu konulara az da olsa değinerek farkındalık yaratabilmiş. Kitap herkes gibi beni de araştırmaya sevk etti. Defalarca Google'da bir şeyler ararken buldum kendimi. Okuyucuya bir şeyler katabilen, tarihten birçok kesit sunan hüzünlü bir eser olmuş. Tavsiye ederim

KeMâL 
 31 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · 9/10 puan

Uzun süredir rafımda bekleyen bir eseri daha bitirdim. Zülfü Livaneli müziğinden tanıyıp, romanlarına geçtiğim bir yazar. Son Ada kitabını çok beğenmiştim. Hele Kardeşimin Hikayesi ile yazara karşı sempatim artmıştı. Bu kitaba gelince ise gerçekten çok dolu bir kitap yazmış Livaneli. Neler yok ki kitapta ! Önce not aldıklarımı sayayım sonra kitap ve yazar konusunda tekrar bir şeyler yazayım.
- Maya adlı bayan etrafında geçtiği için çok aşırı kadınsı ve ilk bölümler kadınlarla ilgili genellikle... Şiddet, eziyet.
- Başörtüsü ( Türban )
- İstanbul ve trafiği ( emniyet şeridi kullanımı )
- Türkiye'nin sosyal problemleri ( Dayak, Boşanma,Doğuda namus cinayetleri vb. )
- Nafaka ödeme sorunları
- Gençlerin bilgisayar oyunlarına merakı, boş zamanlarında hep PC Oyunları.
- İnternet ortamının çok açık ve kötü yönlerinin kullanılması ( Porno, kumar, şiddet içerikli oyunlar ) Gençliği kötü durumu
- Şehrin yozlaşması ( Sokakların değişmesi, esnafların değişmesi ve modernlik adı altında kültürünü unutması )
- Doğu Batı çarpışması , Cehalet ve Hümanizm sorunları.
- Siyaset konusunda zaten hepsi maşallah ( Üniversitelerde siyaset )
- Ajanlık ve istihbarat konuları
- Türkçülük, ırkçılık, milliyetçilik.
- Askeriye ve askerlerin şehrin merkezindeki en iyi yerleri kapmaları, ucuza ve çok aşırı itibarla yaşamaları. Eşitsizlik daha doğrusu.
- Kırım eziyeti ve soykırımı ( Mavi Alay )
-Yoksul ve zengin ayrımı. Bu makasın çok fazla açılması.
- 2. Dünya savaşı sonrası bilimadamlarının Türkiye'ye sığınması.
- Nasıl iktidar olunur?
- Tarih, Osmanlı, Venedik, Haçlılar
- Borsacılık, krizler.
- Klasik müzik
- Nazi zamanında Saf Ari bir Alman ile Yahudi kızının evlenmesi.
- Gemi, uçak, keman, Schubert, Einstein, İftira, Basının önemi, Hukuk sistemi, Naziler, Toplama kampları, Bodrum ilçemiz....

Tekrar kitabın içine girersek; Maya adlı üniversite görevlisinin ABD'den gelen tarihçiyi karşılaması ( bilimadamı ) ile başlıyor. Sonra işin için istihbarat görevlileri giriyor. İngiliz ve Ruslar. Kitabın asıl konusu Nazi dönemindeki aşk. Yahudi ile Saf Alman'ın evlenmesi ve o dönemki eziyetleri anlatılmış. Tarih severler bu kitabı okumalı. Buram buram tarih kokuyor. Kitap uçakta yazılıyor. :) Uçaktaki enstantaneleri koyması da güzeldi yazarın. Betimleme ise beni şaşırttı. İstanbul ve Çeşme sokaklarında buram buram gezdik. Çok yoğun bir kitap... Çok daha fazla şey yazılabilir. Okumanızı tavsiye ederim. Sürükleyici ve doyurucu bir eser.

Bu arada Schubert - Serenade dinlemeden geçmeyin. Kitaba ismini veren eser...

https://www.youtube.com/watch?v=JtA9Js-22ko

Ensar. 
05 Şub 02:49 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Gereksiz yere, anlamsız ve çok uzun bir yorum olacak. Kendim için bir not niteliği olacak. O yüzden bundan sonraki tek bir kelimeyi okuyarak zaman kaybetmeyin. Sadece kitabı bitirdim ve içimdeki anlatamayacağıma emin olduğum duyguyu (bittikten sonra kitabi dakikalarca göğsüme bastırarak düşünüp titrememe, sonra amaçsızca evdeki odalara girip çıkmama en sonunda asla aktaramayacağım bir şeyi anlatmama sebep olan bu duyguyu) eksik ve yarım yamalak bir şekilde buraya bırakacağım.

Daha kitabın başlarında "hiç bir şey savaş yılları kadar acı verici olamaz" cümlesiyle aklıma direkt zaten büyük bir korku, nefret ve öfkeyle karışık merakla her gün hakkında yeni bir şeyler ogrendiğim 2.dünya savaşı geldi. Savaştan sonra "ne yazık ki" sağ kalabilmiş olan insanların; özellikle, cesetlerin tepeler oluşturduğunu, insan hayatının hiçliğini gören askerlerin hayatları. Zihinleri. Anıları. Uyku ve rüyaları. 'İntiharları'... Gözümün önünde bir hiçmişçesine onlarca, yüzlerce insan, bir evi, hayatı, oğlu, sevgilisi, kızı, anne ve babası olan onca insan; kimi 20, kimi 30, kimi 50 yıl, tek bir kurşunla, bazılarının fikir ve ideolojileri adına, devriliyordu. Bu korkunçtu. Saniyeler önce yaşayan bedenlerin uzuvları üzerimize yağıyordu. Az önce yaşayan onca anı toprağa gömülüyordu... Hem de insan insana yapıyordu bunu. Ve suçlu-suçsuz 50 milyon insan.. Rakamlar her şeyi basitleştiriyor. Bir şarkıda duymuştum "inan köpek yese kudururdu, insanın etini" diye. Belki bu bazı şeyleri anlatır...

Bir salona itiliyoruz. Uzunca bir salon biraz kirli gibi. Tavanda tesisat boruları görülüyor. Biz kaç yüz kişi o borulara bakıyor, suyun akmasını bekliyoruz. Ve bir anda iğrenç bir koku. Duvarlara ve birbirimize koşuyoruz. Bir çukurdaymış gibi gelen yüzlerce çığlık. Saçını yolanlar. Bebek çığlıkları. Bağıra bağıra beynimi kemiren, vücuduma işkence eden bu gazdan kurtulmaya calışıyorum. Duvarları kazıyan tırnaklarımın izleri kalıncaya dek çiziyorum ama hala pis koku var. Kafama sıkmalıyım. Yere yığılıp kurtulanlar var. Keşke bende yığılıp ölsem. Tırnaklarım parçalanmış. Duvarda derin cizikler. Kafamı duvarlara vuruyorum. Son bir çığlık. Yaşayan 5 milyar insana son bir çığlık...

Ben bunu size nasıl anlatayım?.. Sadece "insan olduğum için utanıyorum".

Yazarken terliyorum. Rakamlar ve sözcükler ne kadar basite indirgiyor her şeyi. Bü yüzden inceleme yapmayı sevmiyorum. Sanki bir şeylere sınır koymuşum gibi geliyor.

Nadia. Sırf "herhangi bir özelliğinden" dolayı, "normal" bir insanin hayatını bir cehenneme dönüştürdüğü onca insandan sadece biri. Yaşadığı yerden kovuluyor. Anne babası öldürülüyor. Asılıyor(idam degil. Bir elbiseyi askıya asar gibi...). Yakılıyor.
Onun gibi 769 insan daha 200 kişilik eski püskü bir gemide. Romanyadan yola çıkıyor. Ölümden kaçıyorlar. Tıkış tıkış. 770 kişiye 1 tuvalet. Delirenler. Bebekler. Açlık. Hastalıklar. Soğuk. Istanbul'a varış. Günlerce bekletiliş ve reddedilme. Koskoca denizin ortasında. 45 metre genişlikte ve 60-70 yıllık bozuk ve sahipsiz bir gemide. Hiç bir yere ait olmadan 770 insan. Sadece bekliyorlar. Sonra bir patlama ve 770 can. 770 insan...
(Anlatılamaz. Böyle bir vahşet zihnimde gerçekliğiyle hayat bulmuş korkuyla tekrar tekrar yaşıyorum. Ama tek kelime bile yetmez bunu anlatmaya.)

Aşık olmayı, aşkı bir türlü anlayamayan bu halimle (aşık olup olmadığımı kavrayamayacak kadar anlayamıyorum. Hiç bir şeye sığmıyor.) orada sevdiğim kadının anlamsız ve insan hayatına değmeyecek saçmalıklar yüzünden acı çekerek son anlarını yaşadığını görüp öldüğünü görseydim... Bilmiyorum. Delirirdim. Sinirden. Nefretten. Öfkeden. Kaybetmiş olmaktan delirirdim. Ama 60 yıl daha bu anılarla, 'öleni özlemek'le yaşamak...


Tüm bu kelimeleri sırf bu kitabı hep hatırlamak adına sadece kendime yazıyorum. Sadece 'kendime' çünkü ben bunları yazarken sanki kendi hayatımı izliyor, biri bams yaşadığım her şeyi izletiyorken ben de heyecanla yazmaya çalışıyorum ama başımı yazmak için her indirdiğimde bir şey kaçırdığımı farkedip izlemeye devam ediyordum. Sonra izledigim kısmı yazmaya kalkışıp, tekrar farkedip izlemeye devam. Bü yüzden hep bir eksik kalıyordu yazarken. Bir şeyleri kaçırıp tam yansıtamıyordum kağıda. Max'in kemanını hiç gitmediğim şişli sahilinde soğuk alacakaranlıkta dalgaların sesiyle birlikte dinlediğimi anlatamadım. O 60 yıldı. Gözümün önünde ölen Nadia idi. Savaştı. Zulümdü. Anıydı. Aşktı. 'Serenade für Nadia'ydı. O anımı hep hatırlayıp asla anlatamayacağım.

'Hayat güzeldir' filmini önermekle beraber, orada burada yasaklanan "Night and Fog (gece ve sis)" adlı belgeseli de hatırladım şimdi. 45-50 dakikalıktı. Ama 10 yıllık acıydı...

Vedat Baysal 
15 Tem 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Zülfü Livaneli'nin okuduğum ilk kitabıydı. Kitabı gayet akıcı ve anlaşılır bir dille yazılmış buldum ayrıca kurgusu da gayet güzeldi. Belki biraz daha gizemli olabilirdi çünkü zaman zaman olaylar tahmin edilebiliyor. Tarihe karşı ilgili olmam dolayısıyla kitapta anlatılan tarihi hadiseler beni kitaba iyiden iyiye bağladı. Zaman zaman hüzünlendim, zaman zaman meraklandım. Naziler sahip oldukları güç ve bilimi insanlık için kullanmış olsalardı eminim dünya şu anda çok daha güzel bir yer olurdu.

ihtiyar 
29 Ağu 2015 · Kitabı okudu · 6 günde · 7/10 puan

Yazarın, Kardeşimin Hikayesi’nden sonra okuduğum ikinci kitabı. Sebebini bilmediğim bir şekilde önyargılıyım yazara karşı, önyargımın üstün gelmesine Kardeşimin Hikayesi’de katkı sağladı. Serenad kitabına bu duygularla başladım. Haksız bir yaklaşım belkide benimkisi, bir kitapta bulmak istediğim şeyleri bulamadıkça ben zaten demiştim diyorum. Kitabın kurgusu güzel, akıcı bir şekilde ilerliyorsunuz. Lakin ben hep edebi bir şeyler arıyorum, böyle düm düz anlatımlara deli oluyorum. Aslında yazar kitabın içinde kurgu gereği öyle bir şey diyor ki okurken sağıma soluma bakıyorum, bana mı söylüyorsun gibilerinden. Aynen şöyle diyor kitabın içinde : “Ama ben bu hikayeyi güzel olsun diye değil, anlatmaya değer bulduğum için yazıyorum” Eyvallah, kitabın konusu, Struma gerçeği daha önce bilmeyenleri etkileyecek bir şekilde ortada duruyor, bunu hikayeleştirerek anlatmak yazara düşen kısmı... Neyse uzatmayayım, kitap kötü değil, bu kadar kitap yazmış insandan da okur olarak beklentilerim var, bir paragraf sucuklu yumurta pişirmenin tarifi yerine, “Kar Anadolu'nun yorganıydı ama İstanbul'un da beyaz masal peleriniydi.” gibi cümlelerin fazlaca yer aldığı metinler istiyorum. Bir kitabını daha okuyacağım, oldu oldu, bir daha okumam. Şimdi Zülfi beyide bir teleaş almıştır... Latife bir tarafa müzik, sinema, siyaset, yazarlık, gazetecilik vb. Bir insanda varsa benim isteğim bence çok normal...

Merve Özdemir 
22 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bu kitabı hep okumak istiyodum geçen günde çarşıya çıkmıştım bi arkadaşımla beraber hazır gelmişken bu kitabıda alıp eve öyle dönerim dedim ama kitapçının istediği miktar yanımda yoktu.
Mecburen eve döndüm.Ertesi gün kitapçıya beraber girdiğim arkadaşım elinde bu kitapla çıkageldi. Hem şaşırdım hem de sevindim. Ona bu ince davranışından dolayı çok teşekkür ettim. Kitap hediye almak güzeldi üstelik bu hediye en değerlilerinizse...
Bu arada kısa bi anı aktardım size. Neyse kitap hakkındaki yorumuma gelecek olursak öncellikle canım arkadaşıma kucak dolusu sevgiler gönderiyorum bana böyle bi kitap aldığı için çünkü gerçekten harika bi kitap.
Tarihin romanlaştırılarak okuyucuya sunulması gayet güzel.
Üstelik hiç sıkılmadan hep sonunu merak ederek okudum.Stumayı,yahudi soykırımını, Almanları,işkenceleri,özlemi, aşkı, ayrılığı, hasreti, üniversitelerimizin tarihini yazarın kaleme alışı çok muntazam.Bence kesinlikle okuyun özelliklede tarih seven okurlar okusun bu kitabı...

Firuze çicek 
 22 Eki 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitabı okumakta geç kaldığımı düşünüyorum. Tarihsel bilgiler beni sürekli araştırma yapmaya yöneltti. Kendimi kahramanımız, Maya gibi hissettim. Dünyada hala mültecilerin aynı şeyleri yaşadıklarını düşünerek huzursuz oldum. Bilmeden ne kadar çok hayatın Yok olmasına ve acı çekmelerine kayıtsız kalıyormuşuz. Kitap Hitler döneminin insanlığa verdiği zararları ve bunun etkilerinin nesilleri etkileyişini anlatıyor. Wagnerin yaşadıkları sadece bireysel ama iyi bir örnek olmuş.
İnsanın , insanca yaşamasına yine insanların engel olduğunu bilmek çok ağır geldi. Yazarın anlatımı zaten Harika, kitap okumuyor sanki, bir arkadaşınızın hayatını ondan dinliyorsunuz gibi hissettiriyor. Özellikle genç öğrencilerin okuması gerektiğini düşünüyorum. Hani bazı müzikler vardır, kimin ya da ne söylediği önemli değildir, herkes sever. İşte bu kitapta öyle. Ortak paydası insan olunca gerisi teferruat oluyor.

melike kalkan 
22 Mar 2016 · Kitabı okudu · 25 günde · Beğendi · 9/10 puan

Elime aldım ve başlıyorum dedim..Sayfalar birbirini kovaladı derinlere daldım.. Bir ara gerçek mi diye merak uyandırmadı desem yalan olur.. Tam bitti hikaye derken sevgili Livaneli bambaşka kapıları ardına kadar açmamı sağladı..
En çokta Profesör Maximilian Wagner ın bestelediği eseri dinlemek isterdim..
güzel kitap..güzel duygular.. kitaplığıma hoş geldin #Serenad..

Alev 
 17 Şub 12:14 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk adet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ilk ak düşünce mi? Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini."
Öyle ya, büyümüyorum ben, büyümeyeceğim. Birçok hatıra ekleyeceğim hayatıma, bazısı benim, bazısı değil. Kitabı okuduğum şu 7 günde birçok kişi oldum. Ben de Maya oldum, ben de Nadia oldum, hatta ben Max oldum, Ouitz ailesi mensubu oldum.
Okuduğum kitapların çoğunda "iyi ki" deyip kitaba sarılı kaldım ama bu farklı, gerçekten çok farklı.
Şimdi biraz öznellikten çıkmaya çalışıp nesnel yazacağım. Sonra öznele dönerim tekrar. Umarım boğucu olmam, çünkü içimden gelen çok şey var.
Kitabın dili oldukça akıcı, sıkmayan hatta çok merakta bırakan olaylarla devam ediyor. Gerek ülkemiz, gerekse başka ülkeler hakkında tarihsel bilgiler içeriyor. Okurken bir yandan araştırmaya yapmaya başladım. Birkaç olayı, ismi not ettim biraz üzerilerine düşmeyi istiyorum.
Aşkın hep kutsal olduğunu düşünmüşümdür, insan sadece bir kez yaşar ve öylece kalır. Kitap aşk konusunu öyle güzel işlemiş ki! Hani durup kendi kendine düşünüyorsun "Ne aşklar var be, aşk insana neler yaptırıyor!" diye.
Nazi dönemi Almanya, yahudilerin yaşadığı zorluklar, Türklerin yaşadığı zorluklar kaleme alınmış genel olarak. İnsanlığın ne kadar acımasız olduğu tekrar tekrar göz önüne seriliyor. Bu konuda çok şey yazabilirim ama "Hiçbir iktidar masum değildir. Bütün iktidarlar öyle ya da böyle, birinin katilidir…" diyerek geçmek istiyorum.
En çok etkilendiğim olayı da aktarıp sonlandırayım yazımı. "Mezar taşlarına mutlu oldukları gün sayısını yazdıran insanlar" Yine kendimi sorgulatıp kaç gün yazardı benim taşımda diye düşündüğüm sayfalar... Daha küçüğüm, bir elin parmak sayısını geçmiyor ama bu yaşta böyle tam anlamıyla "mutluyum" diyebildiğim gün olması mutluluk verici. Umarım hepimizin "gerçekten mutlu" olduğu anlar olur, belki biz 52'yi geçeriz. Neden olmasın?

Kitaptan 321 Alıntı

Sadettin TANIK 
29 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Hiçbir iktidar masum değildir. Bütün iktidarlar öyle ya da böyle, birinin katilidir…"

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
Aysel 
03 Oca 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Hem Müslüman, hem Yahudi, hem Katolik’tim. Yani insandım."

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
Vedat Baysal 
15 Tem 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Uçakların icadı Zweig'ın neslini çok heyecanlandırmış, dünyada savaşların sonunun geldiğine inandırmıştı. Uçaklar havadan uçtuğuna göre sınır falan tanımazdı ki. Dolayısıyla sınırlar yok olacak, barış gelecekti.
Ama o nesil birkaç yıl sonra uçakların gökten bomba yağdırarak Avrupa'yı yıktığını görmenin şokunu yaşamıştı.

Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 430)Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 430)
mustafa tamer akder 
 12 Eki 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka karşı çıkan olur, çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerek; bunu yapabilmek için de adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olması gerekir.
Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç, adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık.

Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 416 - Erich Auerbach "Kötünün Zaferi")Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 416 - Erich Auerbach "Kötünün Zaferi")
Bekir İstanbul 
17 Tem 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · 6/10 puan

“Zaten Türk erkeklerinin bir numaralı özelliği sinirlenince hız yapmalarıdır. Bu yüzden hiçbirisiyle direksiyon başındayken tartışmayacaksın.”

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
Sadettin TANIK 
29 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Bilgi ne garip bir şeydir. Şişede hapsedilmiş bir cin gibi yıllarca duruyor, senin gelip kapağını açacağın günü bekliyordu.

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
Nur-AL 
26 Ara 2016 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Türkiye'de kadınların seçme seçilme hakkını Avrupa'daki birçok ülkeden önce aldığını, üniversite hocalarının yüzde kırkının kadın olduğunu anlatacaktım."

Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 17 - Doğan Kitap)Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 17 - Doğan Kitap)
Sadettin TANIK 
29 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Haramibaşı diyor ki : "Senden çalınabilen bilgi, senin bilgin değildir."

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli

aramızda ki temel fark ne biliyor musun ? sen insanlara baktığın zaman üniformalar,bayraklar ve din görüyorsun
peki sen ne görüyorsun bakalım ?
insan görüyorum sadece insan acı çeken,seven acıkan üşüyen korkan bir insan

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
33 /

Kitapla ilgili 1 Haber

Zülfü Livaneli: Kafamdaki hikayeleri bitiremedim
Zülfü Livaneli: Kafamdaki hikayeleri bitiremedim Bursa Nilüfer İlçesi Belediyesi Kütüphane Müdürlüğü ‘Edebi Kazılar’ söyleşisine Zülfü Livaneli katıldı. Livaneli 'İçimdeki ezgiyi paylaştım ama kafamdaki hikayeleri bitiremedim' dedi.