8,9/10  (2.602 Oy) · 
7.629 okunma  · 
2.929 beğeni  · 
29.263 gösterim
Roman okumak istiyorsanız...

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Ocak 2013
  • Sayfa Sayısı:
    484
  • ISBN:
    9786050900286
  • Yayınevi:
    Doğan Kitap
  • Kitabın Türü:
Uğur 
14 Ağu 14:49 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · 10/10 puan

Kaç kitap oldu bilmiyorum ana karakterinin kadın olduğu bir roman okumayalı. Yazar Zülfü Livaneli olunca, romanın geçtiği yer Türkiye, kadın da dul olunca birçok gerçeklere, birçok olmaması gereken ama olan konulara da değinmiş yazar. Evlilikten, giyime, iş hayatından aile hayatına kadar birçok konuya değinmiş ve mesajlarını da vermiş Livaneli. Gerçi kitap baştan sona mesajlarla dolu, Kırım Türklerinden, ülkemizde yaşayan ve zorluklar çekmiş olan Ermeni ve Kürt vatandaşlara, Almanya faşizminden kaçan - kaçamayan Yahudilere kadar birçok konularda mesajını vermiş ve görüşlerini belirtmiş. Tarihimizin ayıplarını dile getirmiş, ayıplar olduğu için de hiç dile getirilmeyen ayıpları olması da işin boyutunu daha da büyütmüş. Hiçbir hükümetin, devletin masum olmadığının en güzel örneklerinden biri. Hiçbir iktidarın başındaki kişi eline silah alıp birini öldürmemiş olsa da verdiği kararlarla, izlediği yollarla birilerinin ölümüne, birilerinin üzülmesine sebep olmuşlar hatta hâlâ da olmaktalar. Kitabı okuyunca, bu tarihimizdeki bilinmeyen öldürmeleri görünce (bilinen öldürmeleri de tarih derslerinde övünerek ders diye işleriz) insanın duygulanmaması, duygulanırken de öfkelenmemesi elde değil. Maya’nın da dediği gibi, birilerinin saçma iktidar mücadelesi yüzünden, insanlar birbirine kavuşamamış ve acılar yaşanmış. İnsanların mutluluğu, iktidar oyunları arasında ne kadar da zavallı bir konu haline gelmiş.

Serenad, bu iktidar oyunlarının altında kalan, acılar yaşayan, kavuşamayan hatta ayrı düşen, isim değiştirmek zorunda kalan, yetmezmiş gibi din ve milliyet değiştirmek zorunda da kalan insanların anlatıldığı, gerçek konulara dayanan son derece duygu yüklü bir roman. Tarihin, tarihimizin görünen yüzünün olduğu kadar görünmeyen yüzünün de anlatıldığı bir roman. İngiltere’nin, Rusya’nın, Almanya’nın ve ne yazık ki Türkiye’nin ayıplarının anlatıldığı, dile getirilmeyen, dile getirilmekten kaçınılan olayların yazıldığı, yazıldıktan sonra da büyük bir farkındalık yaratarak da 73. Yıl sonra en azından bu ayıba karşılık bir anma törenine de vesile olabilmiş bir roman. İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin çektiklerini anlatırken Livaneli ara ara ülkemizdeki benzer olaylara da göndermeler yapıyor, belki de topraklarımızın gördüğü en büyük utanç kaynağı olan 6-7 Eylül olaylarına göndermeler yapıyor. Tarihimize baktığımda, oğlunu öldürten, kardeşlerini boğdurtan, kendilerine haremler kuran padişahlarımızı bir ayıp olarak görürdüm, 6 – 7 Eylül olaylarını da en büyük utanç kaynağımız olarak görürken yanında da Madımak’ı, Maraş’ı ve Çorum’u bilirdim ama bizzat devlet tarafından olan daha birçok utanç kaynaklarımız da varmış, bilmiyordum hiçbirini, duymamıştım çünkü. Devletin ayıbı olunca demek çok güzel bir şekilde saklanabiliyormuş.

“Demek ki biz fark etmeden sürekli bir kabuk değiştirme içindeydik. Bizans’tan kurtul, Osmanlı’dan kurtul, Arap kültüründen kurtul... Şimdi de yeni moda: “Kemalizm’den kurtul!” Mavi Alay’ı sakla, Struma’yı sakla, Ermeni olayını sakla.”


Zülfü Livaneli’ni tanımayan yoktur zaten, filmleri uzun uzun konuşulur, müzikleri keyifle dinlenir ve artık biliyorum ki yazarlığı da bir o kadar iyiymiş. Konuşma Türkçesi ile yazıldığı için okunması gayet kolay ve anlaşılır bir dil ile yazılmış. Roman içinde farklı teknikler kullanmış ama kitabın akıcılığından hiçbir şey kaybettirmeden yapmış bunları, senaryo yazarı olmasının da bu durumda büyük bir etkisi var diye düşünüyorum. Keyifle okunacak, okurken duygulanma yaşayacağınız, yer yer belki de bir bütün olarak sinirleneceğiniz kişilerin, kurumların olduğu güzel, okunması gereken bir eser.

Kitabı okurken sürekli aklıma Roberto Benigni’nin yazıp yönettiği ve oynamış olduğu, belki de 100 yılın en iyi filmlerinden biri olan “Life is Beautiful” aklıma gelmişti, kitabın sonlarına doğru da yazarın bu filme gönderme yapması çok hoştu.


https://www.youtube.com/watch?v=ZpA0l2WB86E

Meral 
17 Mar 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Bir profesörün aradan 59 yıl geçtikten sonra İstanbul'a gelmesi ve Maya ile tanışması ile başlıyoruz. Nadia ile profesörün aşkı ve bu olayların Mayanın anneannesi ve babaannesi ile bağdaştırması ile heyecanlar artıyor. :) Mükemmel bir kitap.

Fırat Çağlar MANTAŞ 
19 Kas 2016 · Kitabı okudu · 3 günde · 8/10 puan

Uzun zamandır okumak istediğim için beklentilerim yüksekti ve kitabın bu beklentileri büyük ölçüde karşıladığını düşünüyorum. Fakat dilinin basitliği bende olumsuz bir etki yarattı. Bu kadar akıcı bir kitap, böylesine güzel bir aşk hikayesi biraz olsun edebi bir dil, biraz şiirsellik gerektirmeli bence. Bu konudaki eleştirileri de okuyup hak verdim açıkçası. Kitabın en sevdiğim yönü, tarihte yaşanan birçok olayın kurgulanmış hikaye ve karakterlerle birleştirilmiş olmasıydı. Struma faciasını, bir aşk hikayesiyle daha çarpıcı bir hale getirmiş Livaneli. Her zamanki gibi Livaneli kitapta onlarca konuya değinmiş. Aslında hepsi çok önemli olan bu konulara az da olsa değinerek farkındalık yaratabilmiş. Kitap herkes gibi beni de araştırmaya sevk etti. Defalarca Google'da bir şeyler ararken buldum kendimi. Okuyucuya bir şeyler katabilen, tarihten birçok kesit sunan hüzünlü bir eser olmuş. Tavsiye ederim

Halil K. 
27 Mar 15:58 · Kitabı okudu · 8 günde · Beğendi · 10/10 puan

Gözümde yaşlarla bu satırları yazıyorum şuan. Gözyaşlarıma sebep olan olayların gerçekliği mi, insanların acımasızlığı mı, yoksa kitabı bitirince en sevdiğim insandan ayrılmış hissinde olmamdan mı bilmiyorum.

Öyle muhteşemdi ki, öyle bir atmosferin içindeyim ki şuan, sanki Max'dan gözyaşlarıyla ayrılan bendim, sanki elimde o kemanı ben tutuyordum, tarifi imkansız bir duygu seli içerisindeyim...

Bir insan bu kadar mı güzel yazar, bir insanı bu kadar mı sarar bir kitap. Bu kitap şu dakikadan itibaren benim en iyi dostumdur. Sevgili Livaneli, minnettarım size bizlere böyle bir şaheseri hediye ettiğiniz için. Kaleminize, elinize, yüreğinize sağlık.

Kitapta Maya isimli dul bir kadının başından geçen olaylar silsilesi işleniyor. İstanbul Üniversitesinde çalışan Maya hanım'ın Profesör Maximilian Wagner'ın gelmesi ile hayatı değişiyor. Bir kişilik değişimi yaşıyor. Ama bu değişim öyle bir değişim ki kesinlikle tanıklık etmenizi dilerim.
Kitap genelde 2001 yılının mevcut hükümetini ve devlet yapısını eleştiriyor. Türkiye'nin içler acısı durumunu gözler önüne seriyor.
Aslına bakarsanız, 2001 yılından bu yana devletimiz sınırları içerisinde pek bir değişiklik gözlemlemedim ben, anlatılanlardan yola çıkarak.

Serenad, eski ile yeniyi karşılaştırmam için çok güzel bir ortam oluşturdu bana. Biraz da bu yüzden çok sevdim kitabı.

Bir sürü bilmediğim, adını bile duymadığım insanlar silsilesi karşımdaydı, bir sürü olay, bir sürü politik mesele, ve hepsi hakkında geniş bilgi sahibi olmamı sağladı ve defaatle belirtiyorum ki çok harika bir mukayese olanağı sundu bana.

Çok eski bir dostumu kaybetmiş gibi hissediyorum kendimi. Çok hüzünlüyüm yeni bir kitaba nasıl başlanır bunun üstüne bilmiyorum. Bu kitabın karakterlerini de, acaba devam etse ne olacaktı diye merak ettiğim karakterler listesine katmış bulunuyorum.

Hoşçakal Maya, hoşçakal Max, hoşçakal Nadia...

Şiddetle öneriyorum!

Mehmet Kesdal 
27 May 04:20 · Kitabı okudu · 17 günde · Beğendi · 7/10 puan

Sürükleyici güzel bir kitap. Anlatım ve kurgu çok iyi.Mutlaka okunacak kitaplar listesine alınması gereken bir kitap. Zülfü Livaneli'nin yazmaya devam etmesini diliyorum.

Alev 
 17 Şub 12:14 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk adet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ilk ak düşünce mi? Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini."
Öyle ya, büyümüyorum ben, büyümeyeceğim. Birçok hatıra ekleyeceğim hayatıma, bazısı benim, bazısı değil. Kitabı okuduğum şu 7 günde birçok kişi oldum. Ben de Maya oldum, ben de Nadia oldum, hatta ben Max oldum, Ouitz ailesi mensubu oldum.
Okuduğum kitapların çoğunda "iyi ki" deyip kitaba sarılı kaldım ama bu farklı, gerçekten çok farklı.
Şimdi biraz öznellikten çıkmaya çalışıp nesnel yazacağım. Sonra öznele dönerim tekrar. Umarım boğucu olmam, çünkü içimden gelen çok şey var.
Kitabın dili oldukça akıcı, sıkmayan hatta çok merakta bırakan olaylarla devam ediyor. Gerek ülkemiz, gerekse başka ülkeler hakkında tarihsel bilgiler içeriyor. Okurken bir yandan araştırmaya yapmaya başladım. Birkaç olayı, ismi not ettim biraz üzerilerine düşmeyi istiyorum.
Aşkın hep kutsal olduğunu düşünmüşümdür, insan sadece bir kez yaşar ve öylece kalır. Kitap aşk konusunu öyle güzel işlemiş ki! Hani durup kendi kendine düşünüyorsun "Ne aşklar var be, aşk insana neler yaptırıyor!" diye.
Nazi dönemi Almanya, yahudilerin yaşadığı zorluklar, Türklerin yaşadığı zorluklar kaleme alınmış genel olarak. İnsanlığın ne kadar acımasız olduğu tekrar tekrar göz önüne seriliyor. Bu konuda çok şey yazabilirim ama "Hiçbir iktidar masum değildir. Bütün iktidarlar öyle ya da böyle, birinin katilidir…" diyerek geçmek istiyorum.
En çok etkilendiğim olayı da aktarıp sonlandırayım yazımı. "Mezar taşlarına mutlu oldukları gün sayısını yazdıran insanlar" Yine kendimi sorgulatıp kaç gün yazardı benim taşımda diye düşündüğüm sayfalar... Daha küçüğüm, bir elin parmak sayısını geçmiyor ama bu yaşta böyle tam anlamıyla "mutluyum" diyebildiğim gün olması mutluluk verici. Umarım hepimizin "gerçekten mutlu" olduğu anlar olur, belki biz 52'yi geçeriz. Neden olmasın?

Bayan Okur 
02 May 17:33 · Kitabı okudu · 5 günde · 10/10 puan

Kitap bana Matematik hocamın önerisi ve çok kısa bir süre sonra da hediyesi oldu. İyiki de okumuşum. Hem olaylar etkiledi hem de hocamın altını çizdiği yerleri görmek de ayrı etkiledi. Kitapta hangi karakterin yaşadıkları beni daha çok etkiledi derseniz buna karar vermek çok zor. Hepsi ayrı ayrı zorluklardan geçen insanlar tek bir kişinin etrafında toplandı ve muhteşem bir olay örgüsüyle birlikte gerçeklere dayanarak Livaneli'nin kaleminden bize ulaştı. Sanırım en çok Struma faciasından etkilendim. Bu faciayı anlatan bir sürü kitap buldum ve hepsini de araştırıp okumaya karar verdim. Bu olay beni çok etkiledi çünkü. Zaten benim için iyi bir kitap başka kitapları da merak ettiren, bitirdikten sonra araştırma yaptırandır.
Keyifli okumalar, tavsiyemdir.

insan_okur 
 31 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · 9/10 puan

Uzun süredir rafımda bekleyen bir eseri daha bitirdim. Zülfü Livaneli müziğinden tanıyıp, romanlarına geçtiğim bir yazar. Son Ada kitabını çok beğenmiştim. Hele Kardeşimin Hikayesi ile yazara karşı sempatim artmıştı. Bu kitaba gelince ise gerçekten çok dolu bir kitap yazmış Livaneli. Neler yok ki kitapta ! Önce not aldıklarımı sayayım sonra kitap ve yazar konusunda tekrar bir şeyler yazayım.
- Maya adlı bayan etrafında geçtiği için çok aşırı kadınsı ve ilk bölümler kadınlarla ilgili genellikle... Şiddet, eziyet.
- Başörtüsü ( Türban )
- İstanbul ve trafiği ( emniyet şeridi kullanımı )
- Türkiye'nin sosyal problemleri ( Dayak, Boşanma,Doğuda namus cinayetleri vb. )
- Nafaka ödeme sorunları
- Gençlerin bilgisayar oyunlarına merakı, boş zamanlarında hep PC Oyunları.
- İnternet ortamının çok açık ve kötü yönlerinin kullanılması ( Porno, kumar, şiddet içerikli oyunlar ) Gençliği kötü durumu
- Şehrin yozlaşması ( Sokakların değişmesi, esnafların değişmesi ve modernlik adı altında kültürünü unutması )
- Doğu Batı çarpışması , Cehalet ve Hümanizm sorunları.
- Siyaset konusunda zaten hepsi maşallah ( Üniversitelerde siyaset )
- Ajanlık ve istihbarat konuları
- Türkçülük, ırkçılık, milliyetçilik.
- Askeriye ve askerlerin şehrin merkezindeki en iyi yerleri kapmaları, ucuza ve çok aşırı itibarla yaşamaları. Eşitsizlik daha doğrusu.
- Kırım eziyeti ve soykırımı ( Mavi Alay )
-Yoksul ve zengin ayrımı. Bu makasın çok fazla açılması.
- 2. Dünya savaşı sonrası bilimadamlarının Türkiye'ye sığınması.
- Nasıl iktidar olunur?
- Tarih, Osmanlı, Venedik, Haçlılar
- Borsacılık, krizler.
- Klasik müzik
- Nazi zamanında Saf Ari bir Alman ile Yahudi kızının evlenmesi.
- Gemi, uçak, keman, Schubert, Einstein, İftira, Basının önemi, Hukuk sistemi, Naziler, Toplama kampları, Bodrum ilçemiz....

Tekrar kitabın içine girersek; Maya adlı üniversite görevlisinin ABD'den gelen tarihçiyi karşılaması ( bilimadamı ) ile başlıyor. Sonra işin için istihbarat görevlileri giriyor. İngiliz ve Ruslar. Kitabın asıl konusu Nazi dönemindeki aşk. Yahudi ile Saf Alman'ın evlenmesi ve o dönemki eziyetleri anlatılmış. Tarih severler bu kitabı okumalı. Buram buram tarih kokuyor. Kitap uçakta yazılıyor. :) Uçaktaki enstantaneleri koyması da güzeldi yazarın. Betimleme ise beni şaşırttı. İstanbul ve Çeşme sokaklarında buram buram gezdik. Çok yoğun bir kitap... Çok daha fazla şey yazılabilir. Okumanızı tavsiye ederim. Sürükleyici ve doyurucu bir eser.

Bu arada Schubert - Serenade dinlemeden geçmeyin. Kitaba ismini veren eser...

https://www.youtube.com/watch?v=JtA9Js-22ko

Gereksiz yere, anlamsız ve çok uzun bir yorum olacak. Kendim için bir not niteliği olacak. O yüzden bundan sonraki tek bir kelimeyi okuyarak zaman kaybetmeyin. Sadece kitabı bitirdim ve içimdeki anlatamayacağıma emin olduğum duyguyu (bittikten sonra kitabi dakikalarca göğsüme bastırarak düşünüp titrememe, sonra amaçsızca evdeki odalara girip çıkmama en sonunda asla aktaramayacağım bir şeyi anlatmama sebep olan bu duyguyu) eksik ve yarım yamalak bir şekilde buraya bırakacağım.

Daha kitabın başlarında "hiç bir şey savaş yılları kadar acı verici olamaz" cümlesiyle aklıma direkt zaten büyük bir korku, nefret ve öfkeyle karışık merakla her gün hakkında yeni bir şeyler ogrendiğim 2.dünya savaşı geldi. Savaştan sonra "ne yazık ki" sağ kalabilmiş olan insanların; özellikle, cesetlerin tepeler oluşturduğunu, insan hayatının hiçliğini gören askerlerin hayatları. Zihinleri. Anıları. Uyku ve rüyaları. 'İntiharları'... Gözümün önünde bir hiçmişçesine onlarca, yüzlerce insan, bir evi, hayatı, oğlu, sevgilisi, kızı, anne ve babası olan onca insan; kimi 20, kimi 30, kimi 50 yıl, tek bir kurşunla, bazılarının fikir ve ideolojileri adına, devriliyordu. Bu korkunçtu. Saniyeler önce yaşayan bedenlerin uzuvları üzerimize yağıyordu. Az önce yaşayan onca anı toprağa gömülüyordu... Hem de insan insana yapıyordu bunu. Ve suçlu-suçsuz 50 milyon insan.. Rakamlar her şeyi basitleştiriyor. Bir şarkıda duymuştum "inan köpek yese kudururdu, insanın etini" diye. Belki bu bazı şeyleri anlatır...

Bir salona itiliyoruz. Uzunca bir salon biraz kirli gibi. Tavanda tesisat boruları görülüyor. Biz kaç yüz kişi o borulara bakıyor, suyun akmasını bekliyoruz. Ve bir anda iğrenç bir koku. Duvarlara ve birbirimize koşuyoruz. Bir çukurdaymış gibi gelen yüzlerce çığlık. Saçını yolanlar. Bebek çığlıkları. Bağıra bağıra beynimi kemiren, vücuduma işkence eden bu gazdan kurtulmaya calışıyorum. Duvarları kazıyan tırnaklarımın izleri kalıncaya dek çiziyorum ama hala pis koku var. Kafama sıkmalıyım. Yere yığılıp kurtulanlar var. Keşke bende yığılıp ölsem. Tırnaklarım parçalanmış. Duvarda derin cizikler. Kafamı duvarlara vuruyorum. Son bir çığlık. Yaşayan 5 milyar insana son bir çığlık...

Ben bunu size nasıl anlatayım?.. Sadece "insan olduğum için utanıyorum".

Yazarken terliyorum. Rakamlar ve sözcükler ne kadar basite indirgiyor her şeyi. Bü yüzden inceleme yapmayı sevmiyorum. Sanki bir şeylere sınır koymuşum gibi geliyor.

Nadia. Sırf "herhangi bir özelliğinden" dolayı, "normal" bir insanin hayatını bir cehenneme dönüştürdüğü onca insandan sadece biri. Yaşadığı yerden kovuluyor. Anne babası öldürülüyor. Asılıyor(idam degil. Bir elbiseyi askıya asar gibi...). Yakılıyor.
Onun gibi 769 insan daha 200 kişilik eski püskü bir gemide. Romanyadan yola çıkıyor. Ölümden kaçıyorlar. Tıkış tıkış. 770 kişiye 1 tuvalet. Delirenler. Bebekler. Açlık. Hastalıklar. Soğuk. Istanbul'a varış. Günlerce bekletiliş ve reddedilme. Koskoca denizin ortasında. 45 metre genişlikte ve 60-70 yıllık bozuk ve sahipsiz bir gemide. Hiç bir yere ait olmadan 770 insan. Sadece bekliyorlar. Sonra bir patlama ve 770 can. 770 insan...
(Anlatılamaz. Böyle bir vahşet zihnimde gerçekliğiyle hayat bulmuş korkuyla tekrar tekrar yaşıyorum. Ama tek kelime bile yetmez bunu anlatmaya.)

Aşık olmayı, aşkı bir türlü anlayamayan bu halimle (aşık olup olmadığımı kavrayamayacak kadar anlayamıyorum. Hiç bir şeye sığmıyor.) orada sevdiğim kadının anlamsız ve insan hayatına değmeyecek saçmalıklar yüzünden acı çekerek son anlarını yaşadığını görüp öldüğünü görseydim... Bilmiyorum. Delirirdim. Sinirden. Nefretten. Öfkeden. Kaybetmiş olmaktan delirirdim. Ama 60 yıl daha bu anılarla, 'öleni özlemek'le yaşamak...


Tüm bu kelimeleri sırf bu kitabı hep hatırlamak adına sadece kendime yazıyorum. Sadece 'kendime' çünkü ben bunları yazarken sanki kendi hayatımı izliyor, biri bams yaşadığım her şeyi izletiyorken ben de heyecanla yazmaya çalışıyorum ama başımı yazmak için her indirdiğimde bir şey kaçırdığımı farkedip izlemeye devam ediyordum. Sonra izledigim kısmı yazmaya kalkışıp, tekrar farkedip izlemeye devam. Bü yüzden hep bir eksik kalıyordu yazarken. Bir şeyleri kaçırıp tam yansıtamıyordum kağıda. Max'in kemanını hiç gitmediğim şişli sahilinde soğuk alacakaranlıkta dalgaların sesiyle birlikte dinlediğimi anlatamadım. O 60 yıldı. Gözümün önünde ölen Nadia idi. Savaştı. Zulümdü. Anıydı. Aşktı. 'Serenade für Nadia'ydı. O anımı hep hatırlayıp asla anlatamayacağım.

'Hayat güzeldir' filmini önermekle beraber, orada burada yasaklanan "Night and Fog (gece ve sis)" adlı belgeseli de hatırladım şimdi. 45-50 dakikalıktı. Ama 10 yıllık acıydı...

Büşra Betül Özbakış 
26 Ağu 19:40 · Kitabı okudu · Beğendi

Struma gemisi, nazi zulmü, mavi alay, almanya'dan kaçıp türkiye'ye gelen bilim adamları ve paha biçilmez katkıları, sadece aşk romanı olarak sınıflandırılabilecek eserde öğretilen "resmi olmayan" tarih.
Hayal kuralım, hani olur da ilerde devlet resmi tarih yazımından vazgeçerse, eğitimciler "tarih" dersini okullardan kaldırsın ve "tarih edebiyatı" diye bir ders koysun. romanlardan öğrenelim tarihi. ne bileyim, amin maalouf anlatsın, sunay akın anlatsın, nazan bekiroğlu, iskender pala, zülfü livaneli, ahmet ümit, ve daha sayamayacağımız edebi şahsiyetlerden öğrensin gelecek nesiller tarihi. Hoş olmaz mı?

Kitaptan 713 Alıntı

Nisa Nur 
08 Eki 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

Haklı olanı güçlü kılamadığımız için güçlü olanı haklı kılıyoruz...

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
Nisa Nur 
 05 Eki 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · Puan vermedi

"Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun!"

"Peki, sen ne görüyorsun bakalım?"

"İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
Sadettin TANIK 
29 May 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Hiçbir iktidar masum değildir. Bütün iktidarlar öyle ya da böyle, birinin katilidir…"

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
Aysel 
03 Oca 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

"Hem Müslüman, hem Yahudi, hem Katolik’tim. Yani insandım."

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
Vedat Baysal 
15 Tem 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 8/10 puan

Uçakların icadı Zweig'ın neslini çok heyecanlandırmış, dünyada savaşların sonunun geldiğine inandırmıştı. Uçaklar havadan uçtuğuna göre sınır falan tanımazdı ki. Dolayısıyla sınırlar yok olacak, barış gelecekti.
Ama o nesil birkaç yıl sonra uçakların gökten bomba yağdırarak Avrupa'yı yıktığını görmenin şokunu yaşamıştı.

Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 430)Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 430)
Deniz M. Bakır 
07 Ağu 08:40 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Giriş kapısında niye polis var?' diye sordu. 'Onlar uzun yıllardır üniversiteleri, üniversitelilerden koruyorlar.' "

(Bu çok iyiydi Livaneli)

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
mustafa tamer akder 
 12 Eki 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

Adil olanın peşinden gidilmesi doğrudur, en güçlünün peşinden gidilmesi ise kaçınılmazdır. Gücü olmayan adalet acizdir; adaleti olmayan güç ise zalim. Gücü olmayan adalete mutlaka karşı çıkan olur, çünkü kötü insanlar her zaman vardır. Adaleti olmayan güç ise töhmet altında kalır. Demek ki adalet ile gücü bir araya getirmek gerek; bunu yapabilmek için de adil olanın güçlü, güçlü olanın ise adil olması gerekir.
Adalet tartışmaya açıktır. Güç ise ilk bakışta tartışılmaz biçimde anlaşılır. Bu nedenle gücü adalete veremedik, çünkü güç, adalete karşı çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti. Haklı olanı güçlü kılamadığımız için de güçlü olanı haklı kıldık.

Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 416 - Erich Auerbach "Kötünün Zaferi")Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 416 - Erich Auerbach "Kötünün Zaferi")
Salih Çermik 
 28 Nis 10:57 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

-'Hayatı bu kadar ciddiye alma demiyor muyum ben sana her zaman?'
-'Ama hayatım ciddi sorunlardan oluşuyor, ne yapayım?'

Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 49 - Doğan Kitap - 205. Baskı)Serenad, Zülfü Livaneli (Sayfa 49 - Doğan Kitap - 205. Baskı)
Alnilam 
23 May 20:12 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Ama inan bana, insanların çoğunun ruhu, bedeninden önce çürür.

Serenad, Zülfü LivaneliSerenad, Zülfü Livaneli
72 /

Kitapla ilgili 3 Haber

Serenad Holywood Yolcusu
Serenad Holywood Yolcusu Zülfü Livaneli'nin ünlü romanı Serenad bu kez Hollywood yolunda. Geçen yıl ellinci sanat yılını kutlayan Zülfü Livaneli Antalya Edebiyat Günleri kapsamında Onur Ödülü'ne layık görüldü.
‘Serenad’ a Hollywood Yapımı Film
‘Serenad’ a Hollywood Yapımı Film “Almanlarla Amerikalılar romanın haklarını aldı. Çok büyük bir prodüksiyon yapıyorlar. Bir Hollywood filmi yapıyorlar."
Zülfü Livaneli: Kafamdaki hikayeleri bitiremedim
Zülfü Livaneli: Kafamdaki hikayeleri bitiremedim Bursa Nilüfer İlçesi Belediyesi Kütüphane Müdürlüğü ‘Edebi Kazılar’ söyleşisine Zülfü Livaneli katıldı. Livaneli 'İçimdeki ezgiyi paylaştım ama kafamdaki hikayeleri bitiremedim' dedi.