·
Okunma
·
Beğeni
·
177409
Gösterim
Adı:
Serenad
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
481
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050900286
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Roman okumak istiyorsanız...

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
(Tanıtım Bülteninden)
484 syf.
·2 günde·10/10
Serenad sayfa sayısı itibariyle öyle bir günde bitecek kitaplardan değildir. Ama rahat olun biraz gayretle sonunu getirebiliyorsunuz. Benim buraya inceleme yazmakta ki amacım o kadar kitap okumuslugum var roman tarzı bir eserde bu kadar bilgi ve mesajın olduğuna rastlamış değilim. Beni en çok etkileyen Hitler zulmünden kaçan Yahudi profesörlerin Atatürk'ün davetiyle universitelerimizde hocalık yapması. Daha bunun gibi birçok yakın tarih konusu bu eserde.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
484 syf.
·9 günde·Beğendi·10/10
Kaç kitap oldu bilmiyorum ana karakterinin kadın olduğu bir roman okumayalı. Yazar Zülfü Livaneli olunca, romanın geçtiği yer Türkiye, kadın da dul olunca birçok gerçeklere, birçok olmaması gereken ama olan konulara da değinmiş yazar. Evlilikten, giyime, iş hayatından aile hayatına kadar birçok konuya değinmiş ve mesajlarını da vermiş Livaneli. Gerçi kitap baştan sona mesajlarla dolu, Kırım Türklerinden, ülkemizde yaşayan ve zorluklar çekmiş olan Ermeni ve Kürt vatandaşlara, Almanya faşizminden kaçan - kaçamayan Yahudilere kadar birçok konularda mesajını vermiş ve görüşlerini belirtmiş. Tarihimizin ayıplarını dile getirmiş, ayıplar olduğu için de hiç dile getirilmeyen ayıpları olması da işin boyutunu daha da büyütmüş. Hiçbir hükümetin, devletin masum olmadığının en güzel örneklerinden biri. Hiçbir iktidarın başındaki kişi eline silah alıp birini öldürmemiş olsa da verdiği kararlarla, izlediği yollarla birilerinin ölümüne, birilerinin üzülmesine sebep olmuşlar hatta hâlâ da olmaktalar. Kitabı okuyunca, bu tarihimizdeki bilinmeyen öldürmeleri görünce (bilinen öldürmeleri de tarih derslerinde övünerek ders diye işleriz) insanın duygulanmaması, duygulanırken de öfkelenmemesi elde değil. Maya’nın da dediği gibi, birilerinin saçma iktidar mücadelesi yüzünden, insanlar birbirine kavuşamamış ve acılar yaşanmış. İnsanların mutluluğu, iktidar oyunları arasında ne kadar da zavallı bir konu haline gelmiş.

Serenad, bu iktidar oyunlarının altında kalan, acılar yaşayan, kavuşamayan hatta ayrı düşen, isim değiştirmek zorunda kalan, yetmezmiş gibi din ve milliyet değiştirmek zorunda da kalan insanların anlatıldığı, gerçek konulara dayanan son derece duygu yüklü bir roman. Tarihin, tarihimizin görünen yüzünün olduğu kadar görünmeyen yüzünün de anlatıldığı bir roman. İngiltere’nin, Rusya’nın, Almanya’nın ve ne yazık ki Türkiye’nin ayıplarının anlatıldığı, dile getirilmeyen, dile getirilmekten kaçınılan olayların yazıldığı, yazıldıktan sonra da büyük bir farkındalık yaratarak da 73. Yıl sonra en azından bu ayıba karşılık bir anma törenine de vesile olabilmiş bir roman. İkinci Dünya Savaşı sırasında Yahudilerin çektiklerini anlatırken Livaneli ara ara ülkemizdeki benzer olaylara da göndermeler yapıyor, belki de topraklarımızın gördüğü en büyük utanç kaynağı olan 6-7 Eylül olaylarına göndermeler yapıyor. Tarihimize baktığımda, oğlunu öldürten, kardeşlerini boğdurtan, kendilerine haremler kuran padişahlarımızı bir ayıp olarak görürdüm, 6 – 7 Eylül olaylarını da en büyük utanç kaynağımız olarak görürken yanında da Madımak’ı, Maraş’ı ve Çorum’u bilirdim ama bizzat devlet tarafından olan daha birçok utanç kaynaklarımız da varmış, bilmiyordum hiçbirini, duymamıştım çünkü. Devletin ayıbı olunca demek çok güzel bir şekilde saklanabiliyormuş.

“Demek ki biz fark etmeden sürekli bir kabuk değiştirme içindeydik. Bizans’tan kurtul, Osmanlı’dan kurtul, Arap kültüründen kurtul... Şimdi de yeni moda: “Kemalizm’den kurtul!” Mavi Alay’ı sakla, Struma’yı sakla, Ermeni olayını sakla.”


Zülfü Livaneli’ni tanımayan yoktur zaten, filmleri uzun uzun konuşulur, müzikleri keyifle dinlenir ve artık biliyorum ki yazarlığı da bir o kadar iyiymiş. Konuşma Türkçesi ile yazıldığı için okunması gayet kolay ve anlaşılır bir dil ile yazılmış. Roman içinde farklı teknikler kullanmış ama kitabın akıcılığından hiçbir şey kaybettirmeden yapmış bunları, senaryo yazarı olmasının da bu durumda büyük bir etkisi var diye düşünüyorum. Keyifle okunacak, okurken duygulanma yaşayacağınız, yer yer belki de bir bütün olarak sinirleneceğiniz kişilerin, kurumların olduğu güzel, okunması gereken bir eser.

Kitabı okurken sürekli aklıma Roberto Benigni’nin yazıp yönettiği ve oynamış olduğu, belki de 100 yılın en iyi filmlerinden biri olan “Life is Beautiful” aklıma gelmişti, kitabın sonlarına doğru da yazarın bu filme gönderme yapması çok hoştu.


https://www.youtube.com/watch?v=ZpA0l2WB86E
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (15.868 Oy)17.026 beğeni63.889 okunma10.034 alıntı365.410 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.1/10 (22.569 Oy)25.868 beğeni82.717 okunma11.543 alıntı413.442 gösterim
  • Bin Muhteşem Güneş
    9.0/10 (11.337 Oy)12.650 beğeni43.315 okunma5.395 alıntı150.568 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.1/10 (20.957 Oy)24.105 beğeni73.396 okunma7.037 alıntı274.324 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (17.036 Oy)18.303 beğeni55.991 okunma14.213 alıntı230.514 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.2/10 (16.513 Oy)20.221 beğeni60.100 okunma28.835 alıntı741.320 gösterim
  • Simyacı
    8.6/10 (21.675 Oy)23.440 beğeni80.868 okunma13.275 alıntı274.232 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (25.898 Oy)26.330 beğeni91.705 okunma9.384 alıntı588.055 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (15.499 Oy)15.754 beğeni59.603 okunma4.117 alıntı254.161 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (22.403 Oy)23.600 beğeni79.556 okunma5.087 alıntı2.433.947 gösterim
484 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
"Bir kız çocuğunun büyümesi ne zaman biter acaba? İlk adet gördüğünde mi, 18 yaşını doldurunca mı, evlenince mi, saçına ilk ak düşünce mi? Bence hiçbiri değil. Bir kız çocuğu büyümez, kaç yaşına gelirse gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini."
Öyle ya, büyümüyorum ben, büyümeyeceğim. Birçok hatıra ekleyeceğim hayatıma, bazısı benim, bazısı değil. Kitabı okuduğum şu 7 günde birçok kişi oldum. Ben de Maya oldum, ben de Nadia oldum, hatta ben Max oldum, Ouitz ailesi mensubu oldum.
Okuduğum kitapların çoğunda "iyi ki" deyip kitaba sarılı kaldım ama bu farklı, gerçekten çok farklı.
Şimdi biraz öznellikten çıkmaya çalışıp nesnel yazacağım. Sonra öznele dönerim tekrar. Umarım boğucu olmam, çünkü içimden gelen çok şey var.
Kitabın dili oldukça akıcı, sıkmayan hatta çok merakta bırakan olaylarla devam ediyor. Gerek ülkemiz, gerekse başka ülkeler hakkında tarihsel bilgiler içeriyor. Okurken bir yandan araştırmaya yapmaya başladım. Birkaç olayı, ismi not ettim biraz üzerilerine düşmeyi istiyorum.
Aşkın hep kutsal olduğunu düşünmüşümdür, insan sadece bir kez yaşar ve öylece kalır. Kitap aşk konusunu öyle güzel işlemiş ki! Hani durup kendi kendine düşünüyorsun "Ne aşklar var be, aşk insana neler yaptırıyor!" diye.
Nazi dönemi Almanya, yahudilerin yaşadığı zorluklar, Türklerin yaşadığı zorluklar kaleme alınmış genel olarak. İnsanlığın ne kadar acımasız olduğu tekrar tekrar göz önüne seriliyor. Bu konuda çok şey yazabilirim ama "Hiçbir iktidar masum değildir. Bütün iktidarlar öyle ya da böyle, birinin katilidir…" diyerek geçmek istiyorum.
En çok etkilendiğim olayı da aktarıp sonlandırayım yazımı. "Mezar taşlarına mutlu oldukları gün sayısını yazdıran insanlar" Yine kendimi sorgulatıp kaç gün yazardı benim taşımda diye düşündüğüm sayfalar... Daha küçüğüm, bir elin parmak sayısını geçmiyor ama bu yaşta böyle tam anlamıyla "mutluyum" diyebildiğim gün olması mutluluk verici. Umarım hepimizin "gerçekten mutlu" olduğu anlar olur, belki biz 52'yi geçeriz. Neden olmasın?
484 syf.
·1 günde·9/10
Anarşist devlet adamları ve ırkçı yasalar nedeniyle, hayat arkadaşını bir gemide patlarken seyretmenin acısı neye denktir?

Profesörümüz Maximillian Wagner'in 59 yıl sonra İstanbula inişiyle başlayan hikaye, onu karşılamaya giden 36 yaşında monoton ve tekdüze yaşamının esiri olmuş bir üniversite çalışanı olan Maya Duran'ın, profesörün hikayesine merak salmasıyla başlamış. Türk ve Alman tarihin tozlu raflarında terkedilmiş hikayeler büyük usta Zülfü livaneli aracılığıyla gün yüzüne çıkmıştır.

Nazilerin Yahudi düşmanlığına karşın Nadia adında bir yahudiye deli divane aşık olan profesör onu Almanya'dan kaçırıp Türk topraklarına getirmek ve burada huzur içinde yaşatmak ister fakat işler onun istediği gibi gitmez. Nadia'nın Yahudi olduğu fark edilir ve yola çıktıkları sırada pröfesörden kopartılır. Artık bir suçlu olan profesör Almanya'ya dönüp onu yanına alamayacaktır. Önce toplama ve işkence kamplarına yerleştirilen, İşkenceye maruz kalan hamile Nadia'yı kurtarmak için, profesör bir yol arar ve bulur. Filistin'e yola çıkan bir gemiye pröfesörün dostları tarafından bindirilen nadia'nın başına gelenleri Maya Duran'nın anlatımıyla okuyacaksınız.

Eserde ayrıca 2000 li yılların Türkiye'sini, insanların kadınlara bakış açılarını, Maya Duran'ın anneannesi ile babaannesinin başına gelen olayları, ırkçı saldırıları ve tarihin önemli birkaç hikayesini diş bileyerek okuyacaksınız...

Ben okurken bazı bölümlerinde kendi kendime fazla uzatılmış bir kitap, sıkıldım dediğim de oldu lakin Zülfü Livaneli epilogunda(son söz) şu sözleriyle bu konuya da açıklık getirmiş;

" ben bu hikâyeyi güzel olsun diye değil, anlatmaya değer bulduğum için yazıyorum."

Belki bir günde okudum bitti diyebileceğiniz bir eserden değil ama; okurken satırlarda kaybolacağınız, düşünerek, kafa yoracağınız güzel bir eser. Ölmeden okunacaklar listenize almalısınız...Kitapla kalın.
484 syf.
·Beğendi·10/10
Hitler'in Nazi Almanya'sından kaçıp Türkiye'ye gelen ve İstanbul'da hocalık yapmış bir hukuk profesörü olan Maximillian Wagner'in, yeniden Türkiye'ye gelmesini ve onunla ilgilenmesi için İstanbul Üniversitesi tarafından görevlendirilmiş Maya Duran isimli bir kadının başından geçen olayların anlatıldığı, sürükleyici bir Zülfü Livaneli romanı...

Yazarın okuduğum kitapları arasında beni en çok etkileyen kitabı olup yakın tarihimizle ilgili verdiği çarpıcı bilgiler karşısında insanı düşünmeye iten; konunun merkezine ''insan''ın konulduğu, ''insan''ca yaşamanın vurgulandığı ve iktidarların ''insan''lık dışı kararlarının anlatıldığı bir romandır. İleride bir gün tekrar okuyacağım kitaplar listesine girmeyi başaran nadir eserlerden biri olduğunu da yazımın başında sizlere belirtmeliyim.

Profesör Wagner İstanbul'a gelince ilk iş olarak Maya'dan onu Şile'ye götürmesini ister. Gittiklerinde ise yanında getirdiği eski bir kemanla tek başına sahile giden profesör eski bir serenadı yapmaya başlar. Bu yolculuk okuru 60 yıllık bir yolculuğa çıkarır ve tarihin acımasız olayları arasında masum insanların ve aşıkların başından geçenler karşısında okuru hayrete düşürür.

Profesörün yıllar sonra İstanbul'a geri gelmesiyle birlikte peşine MİT, Fransız ve Alman istihbarat servisleri takılır. Profesörün tarihin tozlu sayfalarına gömülmüş ve tehlikeli bilgileri ortaya çıkarmasından korkarlar. Maya ise son derece yaşlı olan profesörün üzerindeki bu ilgiyi bir türlü anlamlandıramaz ve bir gün profesöre sormaya başlar. Sorulara yanıtlar veren profesör okura hayal dahi edemeyeceği bir hikaye anlatır ve yürekleri adeta parçalar.

Roman dolu dolu bir aşk hikayesini anlatmasının yanı sıra Yahudi Soykırımı, Struma ve Mavi Alay konularına da göndermeler içermektedir.

Romandaki karakterler sağlam karakterler olmanın yanında; romanın konusu öylesine yoğun ve etkileyicidir ki, konunun sağlamlığı karakterler hakkında yorum yapmayı gereksiz hale getiriyor. Yani bazı kitaplar vardır, karakterler öyle sağlamdır ki yorum yaparken karakterler üzerinden yorum yaparsın ve bu yeterli olur; oysaki Serenad'da konunun yoğunluğu karakter tahlilinden çok daha önde ve önemlidir.

Zülfü Livaneli'nin en güzel eseri olduğunu düşündüğüm bu kitap herkes tarafından okunmalı diye düşünüyorum.
481 syf.
·8 günde
Gözümde yaşlarla bu satırları yazıyorum şuan. Gözyaşlarıma sebep olan olayların gerçekliği mi, insanların acımasızlığı mı, yoksa kitabı bitirince en sevdiğim insandan ayrılmış hissinde olmamdan mı bilmiyorum.

Öyle muhteşemdi ki, öyle bir atmosferin içindeyim ki şuan, sanki Max'dan gözyaşlarıyla ayrılan bendim, sanki elimde o kemanı ben tutuyordum, tarifi imkansız bir duygu seli içerisindeyim...

Bir insan bu kadar mı güzel yazar, bir insanı bu kadar mı sarar bir kitap. Bu kitap şu dakikadan itibaren benim en iyi dostumdur. Sevgili Livaneli, minnettarım size bizlere böyle bir şaheseri hediye ettiğiniz için. Kaleminize, elinize, yüreğinize sağlık.

Kitapta Maya isimli dul bir kadının başından geçen olaylar silsilesi işleniyor. İstanbul Üniversitesinde çalışan Maya hanım'ın Profesör Maximilian Wagner'ın gelmesi ile hayatı değişiyor. Bir kişilik değişimi yaşıyor. Ama bu değişim öyle bir değişim ki kesinlikle tanıklık etmenizi dilerim.
Kitap genelde 2001 yılının mevcut hükümetini ve devlet yapısını eleştiriyor. Türkiye'nin içler acısı durumunu gözler önüne seriyor.
Aslına bakarsanız, 2001 yılından bu yana devletimiz sınırları içerisinde pek bir değişiklik gözlemlemedim ben, anlatılanlardan yola çıkarak.

Serenad, eski ile yeniyi karşılaştırmam için çok güzel bir ortam oluşturdu bana. Biraz da bu yüzden çok sevdim kitabı.

Bir sürü bilmediğim, adını bile duymadığım insanlar silsilesi karşımdaydı, bir sürü olay, bir sürü politik mesele, ve hepsi hakkında geniş bilgi sahibi olmamı sağladı ve defaatle belirtiyorum ki çok harika bir mukayese olanağı sundu bana.

Çok eski bir dostumu kaybetmiş gibi hissediyorum kendimi. Çok hüzünlüyüm yeni bir kitaba nasıl başlanır bunun üstüne bilmiyorum. Bu kitabın karakterlerini de, acaba devam etse ne olacaktı diye merak ettiğim karakterler listesine katmış bulunuyorum.

Hoşçakal Maya, hoşçakal Max, hoşçakal Nadia...

Şiddetle öneriyorum!
484 syf.
·5 günde·8/10
İstanbul üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran (36)'ın 86 yaşındaki profesör Maximilian Wagner ile tanışmasıyla olaylar başlar.
Wagner'in 60 yıl önce yaşadığı dokunaklı bir aşk hikayesi anlatılıyor.
Maya, profesörün hikayesini öğrenmekle kalmaz ayrıca kendi ailesi ve dünya tarihine ilişkin bir çok sırları da öğrenir.

Kitabı lisedeyken almıştım, beklentim yüksekti. İlk okumamda kitabın yarısından çoğunu okudum fakat beklentimi karşılamadığı için bırakmıştım.
Arada geçen bir kaç yıl sonra tekrar okumaya karar verdim.
Fakat yine başını okurken beklentimi karşılamadı.
Galiba kitabın anlatıcısı olan Maya Duran'ı hiç sevemediğimden kaynaklanıyor. Maya'ya bir türlü ısınamadım, ayrıca romanın başı çok uzatılmış diye düşünüyorum.

Kitabın sadece sonunu sevdim, özellikle Maximilian Wagner' hayatını...

Genel olarak güzeldi.

Eminim bir çok kişi sevecektir kitabı.
Okuyacaklar için keyifli okumalar :)
484 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Bir profesörün aradan 59 yıl geçtikten sonra İstanbul'a gelmesi ve Maya ile tanışması ile başlıyoruz. Nadia ile profesörün aşkı ve bu olayların Mayanın anneannesi ve babaannesi ile bağdaştırması ile heyecanlar artıyor. :) Mükemmel bir kitap.
481 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Zülfü Livaneli'nin kaleminde çıkmış muhteşem bir baş yapıt. Okurken sıkılmayacağınız... Konular ile sizi kendine çekecek bir roman...
Hitlerin Nazi Almanya'sından kaçıp Türkiye'ye gelen ve İstanbul da hocalık yapmış bir hukuk profesörü Maximilian Wagner'in yıllar sonra yine İstanbul'a gelmiştir. İstanbul da onunla ilgilenmesi için görevlendirilen İstanbul Üniversitesi Halk İlişkilerde çalışan Maya isimli bir kadının İstanbul'a gelen profesörden sonra hayatı değişir ve başından geçen olayları anlatan kitap... Zülfü Livaneli'nin okuduğum et etkileyici kitabı...

Yazar bu kitabın da yakın tarihimiz deki hiç kimsenin bilmediği Struma, Mavi alay ve Yahudi soykırımına da değinmiştir.

Yazar insanların iktidar uğruna neler yapabileceğini insanları nasıl katleteceğini bizlerin önüne seriyor.

Kitap da benim çok hoşuma giden bir alıntıyla yazıma son vereceğim "Toplum olarak, sessiz bir sözleşmeyle susma kararı alınmış, yaşananlar genç kuşaklara aktarılmamıştı. Bu iyi miydi, kötü müydü bilemiyorum. Hiç kimseye düşman olmadan yetiştirilmiştik. Bu işin iyi tarafıydı ama bir de geçmişimiz konusundaki korkunç cehaletimiz vardı."
Evet toplum olarak geçmişimizi hiç araştırmıyor ve anlatılan her şeye inanmaktayız.

Okuması keyifli sürükleyici bir roman. Yazarın dili de akıcı olduğu için pek sıkılmıyorsunuz.

Keyifli Okumalar.
484 syf.
·26 günde·9/10
24 Şubat 1942' de Nazilerin uyguladığı kıyımdan kaçmak isteyen Romanyalı yahudilerin Almanya,İngiltere,Rusya ve Türkiye dörtlüsünün ortak cinayetinin kurbanı olan 700 kişinin batık mezarı STRUMA gemisinin,ustaca bir kitap yazma hevesinden ziyade,bir iç dökme,bir itiraf paylaşma arzusu olan kitap SERENAD.Medeniyetler çatışması,cehaletler çatışması,önyargıların çatışması tezlerini ve bu önyargılarla toplulukların sebep olduğu yıkımları ve felaketi dayanılmaz acılar çeken insanları her sayfasında çarpıcı olaylar,kurgular ve ifadelerle anlatan kitap SERENAD.

Struma gemisi ve bu insanlık ayıbı olayla ilgili yazılmış olan eserlerden birisi olan Serenad,kitabın ilk başlarında beni açıkçası biraz sıktı.Giriş ve gelişme bölümlerinin bazı kısımları oldukça uzatılmıştı.Bir roman olmasına rağmen içinde şaşırtıcı denebilecek kadar tarihi ve entelektüel bilgiler var.Kitabı elinizden bırakıp araştırmalar yapmanız her Livaneli kitabı gibi bunda da olağan bir durum.Hayat görüşü ve felsefesi olan hümanizm,kitabın tabi ki yine ana teması.Hümanizm'in karşıtı olan ne varsa da kitabın ana teması.Bana zaten Livaneli okutturan şey de hümanist olması değil,hümanist düşüncenin karşısında ne varsa onu hemen hemen her eserinde bütün çıplaklığıyla ifade etmesi.Medeniyetler çatışması,cehaletler çatışması ve önyargılar çatışması bir zehirse,panzehiri Hümanizmdir mesajı.

Başlarda zor ilerleyen ama yarısından sonra muhteşem anlatılıp kurgulanmış bir eser olan bu kitabın anlatmak istediği şey ünlü düşünür İbrahim TATLISES'in de dediği gibi;

Ha sen kutuplarda bir eskimo genci
Ha ben Afrika'da garip bir zenci
Fark etmez dili,dini,ne de rengi
Madem ki insandır saygımız vardır. (ahey ahey)

Müslümandım,Yahudiydim,Hıristiyandım.Kısaca insandım diyor Zülfü Livaneli.Şimdi bir ateist çıkıp dese ki ''biz insan değil miyiz?'' ne cevap vericez? Kitapta ve hümanizm düşüncesinde bulduğum tek açık budur.Okunması gereken güzel bir eser.

Gerçek olan Struma'nın hayali kahramanları Maxiwilliam Wagner ve Nadia Deborah Wagner'ın aşkı,anısı,acıları,yaşadıkları,yaşaymadıkları her şey yolunuzu aydınlatsın.
484 syf.
·3 günde·8/10
Uzun zamandır okumak istediğim için beklentilerim yüksekti ve kitabın bu beklentileri büyük ölçüde karşıladığını düşünüyorum. Fakat dilinin basitliği bende olumsuz bir etki yarattı. Bu kadar akıcı bir kitap, böylesine güzel bir aşk hikayesi biraz olsun edebi bir dil, biraz şiirsellik gerektirmeli bence. Bu konudaki eleştirileri de okuyup hak verdim açıkçası. Kitabın en sevdiğim yönü, tarihte yaşanan birçok olayın kurgulanmış hikaye ve karakterlerle birleştirilmiş olmasıydı. Struma faciasını, bir aşk hikayesiyle daha çarpıcı bir hale getirmiş Livaneli. Her zamanki gibi Livaneli kitapta onlarca konuya değinmiş. Aslında hepsi çok önemli olan bu konulara az da olsa değinerek farkındalık yaratabilmiş. Kitap herkes gibi beni de araştırmaya sevk etti. Defalarca Google'da bir şeyler ararken buldum kendimi. Okuyucuya bir şeyler katabilen, tarihten birçok kesit sunan hüzünlü bir eser olmuş. Tavsiye ederim
"Aramızdaki temel fark ne, biliyor musun? Sen insanlara baktığın zaman üniformalar, bayraklar ve din görüyorsun!"

"Peki, sen ne görüyorsun bakalım?"

"İnsan, sadece insan. Seven, acı çeken, acıkan, üşüyen, korkan bir insan."
Uçakların icadı Zweig'ın neslini çok heyecanlandırmış, dünyada savaşların sonunun geldiğine inandırmıştı. Uçaklar havadan uçtuğuna göre sınır falan tanımazdı ki. Dolayısıyla sınırlar yok olacak, barış gelecekti.
Ama o nesil birkaç yıl sonra uçakların gökten bomba yağdırarak Avrupa'yı yıktığını görmenin şokunu yaşamıştı.
Her iktidar adam öldürür mü? Evet! İktidar zulüm demektir. Hele denetlenemeyen iktidar. Peki, iyi insanlar iktidara gelirse? Öyle şey olmaz! Neden? İyi insanlar iktidara gelemez, gelse bile iktidar onu bozar, zalim yapar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Serenad
Baskı tarihi:
Ocak 2020
Sayfa sayısı:
481
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786050900286
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Roman okumak istiyorsanız...

Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 51.659 okur

  • Türkolog
  • gamze gamze
  • Nrtn
  • Murat Kahraman
  • Ela ece
  • Cansu
  • Abdulkadir Erörs
  • Betül Kıyık
  • Aygül Özalp
  • Sevde

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%21.5
14-17 Yaş
%14.1
18-24 Yaş
%15.3
25-34 Yaş
%13.6
35-44 Yaş
%16.9
45-54 Yaş
%13.3
55-64 Yaş
%2.3
65+ Yaş
%3.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%72.7
Erkek
%27.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%51.6 (7.926)
9
%24.6 (3.779)
8
%14 (2.152)
7
%5.6 (861)
6
%2 (300)
5
%1.2 (184)
4
%0.5 (70)
3
%0.2 (37)
2
%0.1 (23)
1
%0.3 (43)

Kitabın sıralamaları