İçimizdeki Şeytan

8,6/10  (926 Oy) · 
2.385 okunma  · 
799 beğeni  · 
10.003 gösterim
"İsteyip istemediğimi doğru dürüst bilmediğim, fakat neticesi aleyhime çıkarsa istemediğimi iddia ettiğim bu nevi söz ve fiillerimin daimi bir mesulünü bulmuştum: Buna içimdeki şeytan diyordum, müdafaasını üzerime almaktan korktuğum bütün hareketlerimi ona yüklüyor ve kendi suratıma tüküreceğim yerde, haksızlığa, tesadüfün cilvesine uğramış bir mazlum gibi nefsimi şefkat ve ihtimama layık görüyordum. Halbuki ne şeytanı azizim, ne şeytanı? Bu bizim gururumuzun, salaklığımızın uydurması... İçimizdeki şeytan pek de kurnazca olmayan bir kaçamak yolu... İçimizdeki şeytan yok... İçimizdeki aciz var... Tembellik var... İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden daha korkunç bir şey: hakikatleri görmekten kaçmak itiyadı var..."
Bu romanında, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın "kapana kısılmışlığını" gösteriyor Sabahattin Ali.
Aydın geçinenlerin karanlığına, "insanın içindeki şeytan"a keskin bir bakış.
(Arka Kapak)
  • Baskı Tarihi:
    2014
  • Sayfa Sayısı:
    268
  • ISBN:
    9789753638036
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
Sena 
04 Nis 2014 · Kitabı okudu · Puan vermedi

‘Kürk Mantolu Madonna; Maria Puder’, ‘Üst Kattaki Terörist’in Alt Kattaki Komşusu; Nurettin ‘, ‘Yüzüncü Ad’ın Dul Kadını; Marta’, ‘Baltası Kadar Masum Katil; Raskolnikov’, ‘İsimle Ateş Arasında; Nihade’, ‘ 5 yaşında kocaman bir çocuk; Alper Kamu’, ‘Afili Filinta; Nuh Tufan’, ve dahası...

Ben kimseyi Ömer kadar sevmedim.



Öyle roman karakterleri vardır ki, romanın da önüne geçerler, Ömer gibi..

Seneler önce bir arkadaşımın okuyup okumadığımı sorduğu bir kitapla başladı Ömer ile olan hikâyem. Sabahattin Ali’nin ‘İçimizdeki Şeytan’ kitabı. Hiçbir fikrim yoktu, ben de çoğunluk gibi kült eser diye ‘’Kürk Mantolu Madonna’yı okumuştum tabi ama’ İçimizdeki Şeytan’la ilgilenmemiştim, nihayetinde bir romandı ve o vakitler roman okumak için güçlü gerekçeler arardım. (cahil yaşlar) Bunu bilen arkadaşım ‘Ömer ve Macide arasında geçen patolojik bir aşk hikayesi diyerek başladı söze, ilgimi çekeceğini bilerek devam etti; müthiş bir dönem eleştirisi ve roman kahramanları ile tanıdık kimselere yapılan göndermeler vs.. Bunu okuyan her kadının kitap bittiğinde ‘Macide’ olduğunu öyle hissettiğini de eklemişti, tecrübesiyle sabitmiş..

Neymiş bakalım deyip okumuştum. Okuduğuma asla pişman olmadığım –ki tavsiye üzerine okuyup pişman olmuşluklarım vardır- okumamış olanın ne büyük bir kayıp içinde olduğunu düşünüp hayıflandığım kitap. Bir ‘’Sabahattin Ali şahanesi: içimizdeki şeytan’’. Ben Macide yerine Ömer oldum kitabın sonunda orası da ayrı muamma. Mesela Macide’nin tüm masumiyet ve çaresizliğine rağmen onu suçladım, kitabı finalinde Macide’ye kızıp Ömer’e üzüldüm, her şeye rağmen Macide’den çok Ömer’i sevdim vs..

Sabahattin Ali denince akla ilk gelenin ‘’Kürk Mantolu Madonna’’ olmasını anlayışla karşılamakla beraber bunun diğer eserlerin önüne geçişini haksızlık olarak görmeye bu kitabı okuduktan sonra başladım. Öyle ki İçimizdeki Şeytan bana göre Kürk Mantolu Madonna’nın çok ötesinde çok daha güzel bir kitap. Bunlar göreceli kavramlar, muhakkak kişiden kişiye değişir biliyorum ama bende uyandırdığı duygu bu. Sabahattin Ali denince onca mücadele, fikir çilesi, siyasi kavgaları, mahkumiyetler ve neticesinde meçhul bir failli ölüm den sonra akla ilk Maria Puder gelir. Kürk mantolu.. Yeni öğrendim meğer, yazarın anıları yılar sonra okunduğunda görülmüş, aslında Almanya’da yaşadığı dönemde görüştüğü, birlikte müze ziyaretleri yaptığı gerçek bir kadınmış maria puder ve romana kahraman olmuş. Ömer’den önce benim de kahramanımdı.

Ve Ömer; kitapta kendi için aynen şöyle der (Sabahattin Ali’nin kalemiyle)‘’..hâlbuki omuzları üzerinde benimki kadar hummalı bir baş taşıyan insanlardan korkulmalıdır... Onlar dünyanın en fena ve en iyi mahlûklarıdır..’’

Omuzları üstünde hummalı başıyla Ömer, bir öğrenci, felsefe okuyor hafif kilolu, gözlüklü, kitap boyunca en kızdığım ama en sevdiğim karakter. İradesiz, zayif, çokça zaaf sahibi fakat bunları affettirebilecekse eğer - ki ben affettim, her türlü hatasının fazlasıyla farkında. Sadece bu bile Ömeri sevmek ve takdir etmem için yetti. Dahası cabası.

Ömer, asık olduğu ve aşkına hak ettiği karşılığı bulduğu konservatuarda piyano öğrencisi olan bir genç kız; Macide. ikisinin ortak arkadaşı piyano hocası bir genç adam ve İstanbul.. Türlü gatezeciler, politikacılar, hukukçular ve üniversite öğrencileri. Tümü romanda mevcut. Macide naif, anlayışlı ve çok da güçlü bir karakter. Ömer kadar zor bir insanla beraber hayata atılma riskini alacak kadar güçlü, en azından başlarda..

Romanda bahsi geçenin sıradan bir aşk hikâyesi olduğu kanısına varılsın istemem zira bir düşünceye körü körüne nasıl bağlanıldığı, yazarın kendi deyimiyle aydın geçinenlerin kofluğu, sürüklenmenin ve tutunamamanın çaresizliği de anlatılıyor romanda.Hakikat arayışı iddiasındayken bu arayışın için kaybolmuş bu yüzden asla bir yere ulaşamayan, yönünü seçemeyip bocalayan bir adam; Ömer, aşık olduğu kadın ve çevresi.. 1940'ların insanlarının psikolojik çözümlemeleri, , felsefe, siyaset, toplum ve birey eleştirisi ile dolu muhteşem öykü.

Öykünün ilk bakışta görünmeyen yüzü ise yapılan göndermeler. Kitap hakkında yapılacak küçük bir araştırma ile görülecektir ki hakkında yazılmış yazı ve tahlillerin çoğu karakterler üzerinden yapılan göndermelerle ilgilidir. Bu da romanın siyasi yönüdür. Döneminin iki mühim şahsiyetine ve yaşanan olaylara ışık tutması ile de bir belge niteliğinde değerlendirenler olmuştur. Romanda Ömer’in en yakın arkadaşı ‘ Nihat’ Nihal Atsız ile özdeşleştirilmiş hatta Atsız tarafından bu kitaba karşılık ilk basıldığı yıllarda ‘’İçimizdeki Şeytanlar’’ isimli bir broşür ile karşılık verilmiştir. Bir de ‘İsmet Şerif’ var, Peyami Safa’yı temsil ettiği şekilde yorumlanan karakter.

Siyasi ya da felsefi yönü bir yana roman şahane tiratlarla doludur. Özellikle Ömer’in vicdan muhasebesi sahnelerinde kendi kendine yaptığı sessiz konuşmalar.. Merak uyandırmasını umarak yaptığım bu tavsiyenin işe yaraması ihtimaline karşı kitaptan alıntı yapıp tadına kaçırmak istemiyor olmasam onlarca alıntı yapardım. öyle çok cümle var ki alıntılamak istediğim.

"... lakin hilkat bize bu felaketi hafifletecek bir vasıta vermiş: etrafı çeşmi ibretle temaşa kabiliyeti..." der mesela yazar bir yerde ilk okuduğum andan beri aklımdadır :

‘’Etrafı çeşmi ibretle temaşa kabiliyeti..."

Bu ne tatlı nasıl güzel bir söz sanatıdır. Sabahattin Ali maalesef bu cümleleri, bu romanı yazdıktan sadece 8 yıl sonra öldürüldü. Düşünmeden edemiyorum başka türlü olsaydı, daha neler okuyacaktık kaleminden. Elde kalanla yetinmek şimdi bize düşen, kitabı okumamış olan arkadaşlara tavsiyemdir bugün kendinize bir iyilik yapın, satın alın ve okuyun.

Başak Otsukarcı 
 22 Eki 2016 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu iletiyi özellikle Tuncay Canımoğlu için paylaşıyorum. Kürk Mantolu Madonna'dan sonra bu kitap Sabahattin Ali'nin okuduğum ikinci kitabı ve Kuyucaklı Yusuf'u da okuyacağım günü iple çekiyorum. Şimdilik favorim İçimizdeki Şeytan.

Bu kitaptaki Macide karakterini bazı durumlardan kendime oldukça benzettim. Kitabın sonu benim için süpriz oldu ama iyilerin her zaman kazanacağına inanlardanım.

Sabahattin Ali karakter tahlillerini o kadar iyi irdelemiş ki etrafımızda ne yazık ki hala bu karakterde bir çok insan mevcut. Yazara bir çok konuda bu kitabı okuduktan sonra hak verdim ve zaten daha öncesinde de böyle düşündüğüm için kendimi mutlu sayıyorum.

Üslüp olarak akıcı bir kitap. yer yer eski Türkçe kelimelere rastlansa bile dipnot olarak açıklamaları verildiği için zorlanmadan ve büyük bir heyecanla okudum.

Herkesin içinde bir şeytan var mıdır yok mudur bunu bu kitabı okuduktan sonra daha iyi anlayacaksınız.

Keşke büyük yazarlardan biri olan Sabahattin Ali'yi genç yaşında bu şekilde kaybetmeseydik..

Hakan TEKİN 
 23 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 7 günde · Beğendi · 9/10 puan

İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna ve Kuyucaklı Yusuf' tan sonra okuduğum üçüncü Sabahattin Ali romanı.
Sabahattin Ali okurken ki hislerimi tercüme etmek oldukça güç...
Kitabın içeriğinden bahsetmek gereği duymuyorum(kitap hakkında yapılmış onlarca inceleme mevcut). Ben sadece bu eserleri, bu eseri, Sabahattin Ali 'yi okumayı samimiyetle öneriyor ve bunu rica ediyorum.
Okumalısın ...

Bayan Okur 
29 Eyl 2016 · Kitabı okudu · 11 günde · Puan vermedi

Kitap karakterleri insanı içine çekiyor. Karakterlerin ve fikirlerin güçlülüğü insana bir güç verip kitapla bütünleşmenizi sağlıyor. Benim favori karakterim Macide. Çok keskin,korkusuz ama bir o kadar korkak bir karakter. İlgiyle okudum.

BİROL COŞKUN 
 20 Eyl 2015 · Kitabı okudu · 10/10 puan

İçimizdeki şeytan, muhteşem bir eser. Ömer'e bayıldım. Hangimiz hiç Ömer olmadık ya da hiç Ömer'le karşılaşmadık ki. Hangimiz ara ara yanlışlarımızı, hatalarımızı içimizde ki sese, içimizdeki şeytana yüklemedik ki, kör şeytanı başımızdan kovmadık ki... Oysa Ömer çok farklı, şeytan onu değil, o şeytanı takip ediyor, peşini hiç bırakmıyor.

Merve 
 14 Ara 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Bir Sabahattin Ali romanını daha tadı dimağımda kalarak bitirdim. İçimizdeki Şeytan'ı okurken Kürk Mantolu Madonna'nın -kitabı iki kere okumuş ve hayranı olan biri olarak- bu kitaptan daha ön planda oluşuna hayret etmekten de alıkoyamadım kendimi.

İçimizdeki Şeytan.. Üniversitede ilk psikolojiye giriş dersimde hocamızın okumamız için önerdiği kitaplar listesindeydi. Edebi değeri tartışılmaz olan bu kitabın neden bir psikoloji dersi için önerildiğini merak etmiştim ama bu zamana kadar bir türlü fırsat bulamadım okumak için. Sabahattin Ali bu kitabı yazarken psikoloji bilimiyle ne kadar ilgiliydi bilemem ama Freud'un yapısal kişilik kuramı kitaptaki karakterlerde -özellikle Ömer'de- çok iyi işlenmişti. Freud'un ileri sürdüğü kişiliğin üç boyutu olan id, ego ve süperego kavramları için öyle yerinde cümleler var ki kitapta, kitabın çoğu paragrafı kişilik kavramı açısından eşsiz birer kaynak.

"Bu şeytan hepimizde vardır. Bizim sanatkar tarafımız onun çocuğudur. Bizi gündelik hayatın dışına çıkaran, bize insanlığımızı, makine olmadığımızı idrak ettiren odur." Burada da bahsedildiği gibi içimizdeki şeytan kuramdaki id ile oldukça yakın şeyleri anlatmaktadır. Ömer karakteri içinde var olduğunu düşündüğü şeytanı ilkel ve akıldan uzak olarak tasvir ederken de aynı kavrama ulaştırıyor bizleri.

Sabahattin Ali'nin bu eserini okurken yaklaşık bir ay kadar önce okuduğum bir kitabı da anımsattı yer yer bana: Tehlikeli Oyunlar. Oğuz Atay'ın okuduğu etkilendiği yazar ve kitaplarla ilgili kısa bir araştırma yaparken bir yazıda Sabahattin Ali İçimizdeki Şeytan yazısına rastlamak şaşırtmadı beni. İçimizdeki Şeytan'ın Ömer'i ile Tehlikeli Oyunlar'ın Hikmet Benol'unun birbirleriyle örtüşen bir çok noktası olduğunu düşünmekteyim. Acaba bu iki roman karakteri karşı karşıya gelse nasıl bir sohbet doğardı aralarında?

Yazarın en keyif alarak okuduğum romanı oldu İçimizdeki Şeytan. Edebi değeri, üslubu, psikolojik tahlilleri, konunun çarpıcılığı.. Hiç kuşkusuz her şeyi ile edebiyatımızın başyapıtlarından biri. Söylenecek tek şey Sabahattin Ali keşke daha çok yazabilseydi!

Tolga Topuz 
17 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 9/10 puan

Kitapta hemen hemen herkesin içinde bulunan vazgeçemediği şeytandan bahsetmektedir. Bu şeytan öyle bir şeytan ki; uğruna sevdiğin her şeyden vazgeçebildiğin ve hatta onları harcayabildiğin; aslında çaresizlikten doğup ve yine çaresizliğin besleyip büyüttüğü, kendimizi onunla savaşamayacak kadar zayıflatıp, değersizleştirdiğimiz kanser hücremizdir. Yazar kendisinden umduğumdan fazla gözlem yeteneği, hayal gücü ve onu okura aktarışı karakterlerin yanıbaşında hissettirdi kendimi. Bu vesileyle yazarın diğer kitaplarına ilgim arttı. Raflarınızda mutlaka Sabahattin Ali olmalı diye düşünüyorum. Diğer kitaplarından da aynı lezzeti alırım inşallah. :) Keyifli okumalar..

Rümeysa Atar 
 29 Kas 2015 · Kitabı okudu · 9 günde · Beğendi · Puan vermedi

Bir kitap insanın kalbini acıtabilir mi, benim kalbim çok acıdı... Bir insan deli gibi sevdiğini terk edip gidebilir mi ? Ya da sevdiğinin kusurlarını hiçe sayıp bütün kusurları kendinde arayıp kendi hatalarım yüzünden gitmeliyim diyebilir mi bir insan ? Ah Macide sen kusursuzdun...
Sabahattin ALİ bütün eserlerini tek nefeste okuyup bitirmek için çırpınıyorum ama kitabı bitirdikten sonra bir kitabını daha bitirdiğim için bir üzüntü kaplıyor içimi....

Mustafa Oner 
13 Oca 11:42 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali’nin dönemin aydın geçinenlerine getirdiği ağır eleştiriler ve derinlemesine çizdiği insan portrelerini, tesadüflerle başlayan bir aşk hikayesi zemininde okuduğum en harika romanıdır. Sabahattin Ali, bir grup insan çevresinde dönen tüm olaylarda insanların kendi iç konuşmaları, sorgulamaları, dönemin, toplumun ve bu grubun temsil ettiği aydın kesimin sahte ahlak anlayışları, samimiyetsizlikleri karakterlerin gözünden yoğun bir şekilde eleştirmiştir. Sabahattin Ali, bu eserinde psikolojik analizleri oldukça başarılı kullanmış ve toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın "kapana kısılmışlığını" göstermiştir. Bu romanda, kişilerin iç konuşmaları ve kendileri ile hesaplaşmaları yaygın olarak kullanılmış, bu yolla duygu ve hisler çok başarılı bir şekilde anlatılmıştır.
Kitap şu şekilde özetlenebilir:
Kitabın ana karakteri Ömer bir gün tesadüfen eskilerden tanıdığı Macide ile karşılaşır ve görür görmez derin bir tutkuyla ona aşık olur. Macide ise, öğrenimi için ailesini bırakıp İstanbul’a gelmiş, akrabalarının yanında misafir olarak kalmaktadır. Ömer’in Macide’nin peşine düşüp ikilinin yakınlaşması ile gelişen olay örgüsünde; bir tarafta Macide’nin yaşadığı ortamda toplum baskısı, toplumun çıkarlara dayalı ahlak anlayışını sorgularken; Ömer’in sözde ‘aydın’ geçinen çevresinde ise, aslında bilgiden ve araştırmadan yoksun, sağdan soldan duyduğu, tartışmalarda tanık olduğu bir kaç düşüncenin peşinde körü körüne sürüklenen, yozlaşmaya ve ahlaksızlığa doğru giden ilişkiler yumağına tanık oluruz.
Ömer karakteri, sorumluluk almayı başaramayan, ağır sorumluluklar altında ezilen, kendi hayatının kontrolünü eline alma hayalleri kurarken hep ‘içindeki şeytan’a uyup kontrolünü kaybeden ve sonra her defasında pişmanlıklar yaşayan yeni yetme bir ‘aydın’dır. Macide ise Ömer’e tutkuyla aşıktır ama çevresine uyum sağlayamamakta ve Ömer’in çevresindeki ileri görüşlü aydın geçinenlerin sahteliğinden rahatsızdır…
Kitap, iki üniversite öğrencisi olan Ömer ve Nihat'ın vapurda konuşurlarken Ömer'in birkaç sıra öndeki kanepelerden birinde oturan güzel bir genç kızı fark etmesiyle başlar. Bu sırada da vapur iskeleye yanaşır. Ömer kızı gözden kaybetmemek için gözlerini ondan ayırmadan ilerlemeye başlar. Bu sırada Nihat da bir rezillik çıkacağı düşüncesiyle arkadan Ömer'i takip etmektedir. Ömer tam kıza sesleneceği sırada kızın yanındaki yaşlı bir kadının ona seslendiğini duyar. Bu kadın uzak akrabadan Emine Teyze'dir. Ömer kıza odaklandığından teyzesini fark etmemiştir bile. Emine Teyze, kızın adının Macide olduğunu ve Balıkesir'de akraba ziyareti sırasında musikiye olan ilgisini öğrenip İstanbul'a getirdiğini söyler.
Macide, Balıkesir'de ortaokula giderken musikiye olan yeteneği ve ilgisi musiki hocaları tarafından fark edilir ve okul sonraları özel ders almaya başlar. Bu sırada öğretmeni Bedri Bey ile aralarında bir şey olduğu konusunda bir dedikodu çıkar. Bu dedikodu, onları uzaklaştırmak yerine, aralarında duygusal bir bağ kurar. Lakin Bedri Bey o senenin sonunda Balıkesir'den İstanbul'a taşınır.
Emine Teyze, onlara misafirliğe geldiğinde musikiye olan yeteneğini öğrenir. Macide'nin anne ve babasını ikna ederek onu İstanbul'a konservatuar okumaya götürür. Emine Teyze'nin kocası Galip Bey buna pek memnun olmaz ama Macide'nin babasının aydan aya gönderdiği kırk lira onu susturmaya yeter. Macide de evi bir pansiyon gibi kullanmaktadır zaten.
Ömer, Emine Teyze si ve Macide'nin yanından ayrılınca, onu arkadan takip eden Nihat ona yetişir ve beraber Beyazıt'taki bir kahvehaneye giderler.
Ömer gece yarısı Emine Teyze'sinin evine gider. Herkes çok kötüdür. Çünkü Macide'ye babasının öldüğü haberini vermişlerdir. Macide ise odasına kapanmış, bir daha da çıkmamıştır. Ömer bu düşüncelerle yatağının serildiği odaya gider ve uykuya dalar.
Ertesi sabah Macide ve Ömer aynı zamanda kalkar ve henüz kimse uyanmamış olduğundan birlikte kahvaltı ederler. Evden çıktıklarında da Macide'yi konservatuara bırakmayı teklif eder. Macide de bunu kabul eder ve sonrasında da Ömer akşam onu okuldan almak için söz alır.
Macide'yi okuluna bırakan Ömer, postanedeki işine gider. Oradaki tek arkadaşı veznedar Hafız Efendi'nin yanına varır. Onunla sohbet edip öğle yemeği yedikten sonra da Beyoğlu'na Macide'yi almaya gider. Okulunda Macide'yi bulur ve eve doğru yürümeye başlarlar. O sırada Ömer Macide'ye olan hislerini açar. Macide ise aynı duygularla ona cevap verir. O akşamdan sonra her akşam beraber gezmeye başlarlar. Lakin babasından gelen kırk liranın da kesilmesi sebebiyle ev halkı bundan oldukça rahatsız olur ve işi bir gece Macide eve geldiğinde onu azarlamaya kadar vardırırlar. Gururu kırılan Macide, hemen o akşam bavulunu toplar ve dışarı çıkar. Lakin nereye gidebileceğini bilmemektedir. O akşam bir terslik olacağını hisseden Ömer'se kapıdan ayrılmamıştır. Hemen Macide'yi alarak kendi evine götürür. O günden sonra karı-koca olarak yaşamaya başlarlar. Fakat bir süre sonra da geçim sıkıntısı ve parasızlık baş gösterir.
Ertesi sabah postaneye gittiğinde işine dört elle sarılmaya başlar. Veznedar Hafız Efendi yine öğle yemeği sırasında ona derdini açar. Kayınbiraderi hapise girmiştir ve kefaret için gerekli olan iki yüz elli lirayı kasadan alıp kayınbiraderine vermiştir. Mahkeme görülüp tahliye edildiğinde ise bu parayı geri alacaktır fakat bir türlü mahkeme görülmez. Rahatlamak için de Ömer'e içini döker.
O akşam Ömer eve gittiğinde Nihat ve Profesör Hikmet adında bir tanıdığı onu beklerken bulur. Evlendiğini söylediğinde ise onu tebrik ederler. Fakat Macide bu arkadaşlardan hiç haz etmemiştir.
Geçim sıkıntısı Ömer'i iyice sıkıştırmaya başlamıştır. Siyaset ile ilgili sakıncalı ve tehlikeli yazılar yazıp yayınlar çıkarmaya başlayan arkadaşı Nihat, veznedar Hafız Efendi'yi ihbar edeceği konusunda tehdit ederek ondan para istemeyi önerir fakat Ömer bu fikri katiyen reddeder.
Profesör Hikmet bir akşam Ömer ve Macide'yi saza davet eder. Zaten parasızlıktan yiyeceği zor bulan Ömer bu teklifi derhal kabul eder. Eğlence sırasında Bedri ile karşılaşırlar. Bedri, ablası hastalandıktan sonra hocalığı bırakmış, orada burada piyano çalarak çalışmaya başlamıştır. Tuhaf olan ise, Bedri ve Ömer'in bir süredir görüşemeyen iki iyi arkadaş olmasıdır. O geceden sonra ise sık sık görüşmeye başlarlar.
Bedri, Macide'ye olan hislerini hala içinde barındırsa da bunu asla belli etmek istemez. Macide için Ömer oldukça maddi yardımda bulunmaktadır aynı zamanda.
Bir akşam Ömer işten eve geldiğinde Bedri ve Macide'yi karşılıklı iskemlelerde ışığı açmadan ve hiç konuşmadan otururlarken bulur. Bunun üzerine onları yanlış -aslında doğru- anlayarak Bedri'ye oldukça ağır hakaretlerde bulunur. Bu hakaretlere dayanamayan Bedri oradan hemen uzaklaşır. Ömer bir sandalyeye oturur ve ağlamaya başlar. Parasızlık iyice sıkıştırdığından, Hafız Efendi'den tehditle iki yüz elli lira almış, sonrasında ise pişman olarak bu parayı ancak onun hakkettiği düşüncesiyle parayı Nihat'a verir.
Olanların ve yaptıklarının ayrımına varan Ömer hemen özür dilemek üzere Bedri'nin evinin yolunu tutar. Bedri onu affetmesine affetmiştir ama bundan sonra Macide'yle araları eskisi gibi olmayacaktır.
Bir akşam, Nihat Ömer ve Macide'yi bir hayır derneğinin eğlence gecesine çağırır. Orada Profesör Hikmet ve Bedri ile karşılaşırlar. Macide oldukça sıkılmıştır fakat Ömer'in gitmeye hiç niyeti yoktur, zira eski arkadaşlarından Ümit adında bir kızla oldukça yakından ilgilenmektedir.
Müsamere bittiğinde, bir gazinoya gitmeye karar verirler. Macide ise kendisini unutan kocasının peşinden oraya sürüklenir. Oldukça sıkıldığından, bir ara tuvalete gider. Bir iki kadeh içtiğinden, tuvaletin pis ve keskin kokusu onu kendine getirir. O sırada kocasının arkadaşı olan İsmet Şerif içeri girer ve Macide'yi sıkıştırmaya başlar. Macide ise onu iterek dışarı çıkar.
Gazinoya geri döndüğünde, kocasının yanı başında Profesör Hikmet tarafından taciz edilir. Ömer olanları görmesine rağmen, Profesör'e borcu olduğundan mahcubiyetle hiçbir şey söyleyemez ve Ümit ile alakadar olamaya devam eder.
Macide tüm bu olanlardan sonra herkese -Ömer dahil- ve her şeye, yaşadığı hayata karşı tiksinti duymaya başlamıştır. O akşam Ömer işten gelmeden onu terk etmek üzere uzun bir mektup yazar. O sırada kapı hızla açılır ve Bedri içeri girer. Macide mektubu ve ağlamaktan kızarmış gözlerini saklamaya çalışır. Bedri ona Ömer'in tutuklandığı haberini verir. Bedri'nin tahminlerinin aksine, Macide bu haberi sakin karşılamıştır. O günden sonra Bedri ile beraber Ömer'i ziyaret etmeye başlar. Lakin Ömer ile konuşacakları bir şey kalmadığından, ikisi de susarak oturmaktadırlar.
Bir gün yine Ömer'i ziyarete gittiklerinde, Ömer Macide'nin gitmesini, Bedri ile yalnız konuşacağını söyler. Macide ise Bedri'yi beklemek üzere dışarı çıkar. Ömer Bedri'ye tahliye olduğunu onunla beraber dışarı çıkabileceğini söyler. Lakin hatalarının farkına varmıştır ve Macide’yi daha fazla üzmek istemediğinden kendi başına yeni bir hayata başlamak istemektedir. Bedri'ye Macide'yi ona emanet ettiğini isterse evlenip, isterse de onu kardeş belleyebileceğini söyleyerek çıkar ve gider.
Bedri olanları Macide'ye anlattığında, bunları garip bir sükunetle karşılar. Bedri evine taşınmasını söylediğinde ise kabul eder. İçinde garip bir çekilme hissiyle, Bedri ile yokuş aşağı yürümeye başlarlar.

ozge 
12 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 5 günde · Beğendi · 9/10 puan

Sabahattin Ali geç keşfettiğim ama her kitabını keyifle okuduğum bir yazar. Toplumu çok iyi gözlemlemiş ve güçlü kalemiyle dile getirmiş. Korkusuz her kalem gibi de başı hiç dertten kurtulmamış ve sonunda da bedelini acımasızca canı ile ödemiş. İçimizdeki Şeytan romanında kadın -erkek ilişkisi çevresinde toplumda aydın geçinen insanları, rüzgarın estiği yöne savrulan her devrin insanlarını , zayıflığını içindeki şeytana yüklemeyi tercih edenleri anlatmış. Üstadı katledenleri bugün kimse hatırlamıyor ama eserleri ile ölümsüzlüğü her şeye rağmen devam ediyor.

Kitaptan 385 Alıntı

Ferah 
11 Oca 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"İnsan dünyaya sadece yemek, içmek, koynuna birini alıp yatmak için gelmiş olamazdı. Daha büyük ve insanca bir sebep lazımdı."

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Aliİçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali
Ferah 
18 Şub 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

"İçimizde şeytan var... Can kırıkları var. Nefret var, yalanlar var... Bir yanımız bizi çoktan terk etmiş, kaçıyor... Melankoli ve hüsran var... Keşke bazı geceler hiç sabah olmasa."

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Aliİçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali

"Etrafımız o kadar çirkefle dolu ki, temiz kalmak için bir tek çare kendi dünyamıza çekilmek ve muhitle, hiç olmazsa manen, alakamızı kesmektir."

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Aliİçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali
BİROL COŞKUN 
12 Kas 2014 · Kitabı okudu · İnceledi · 10/10 puan

"İyilik demek kimseye kötülüğü dokunmamak değil, kötülük yapacak cevheri içinde taşımamak demektir."

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Aliİçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali

" Kalabalık beni sahiden sıktı. Ben ikide birde böyle oluyorum, bazen bütün insanları boyunlarına sarılıp öpecek kadar seviyorum, bazen da hiçbirinin yüzünü görmek istemiyorum. Bu nefret filan değil… İnsanlardan nefret etmeyi düşünmedim bile… Sadece bir yalnızlık ihtiyacı. Öyle günlerim oluyor ki, etrafımdan küçük bir hareket, en hafif bir ses bile istemiyorum. Fakat sonra birdenbire etrafımda bana yakın birilerini arıyorum. Bütün bu beynimde geçenleri teker teker, uzun uzun anlatacak birini. O zaman nasıl hazin bir hal aldığımı tasvir edemezsiniz."

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Aliİçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali
Ferah 
07 Nis 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Puan vermedi

''Bana istenecek birşey söyle, uğruna can verilecek birşey söyle, hemen dört elle sarılayım...''

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Aliİçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali

Demin söyledim ya, müthiş bir gevşeklik içindeyim. Üşeniyorum. Atalet kanunu icabı sürüklenip gidiyorum.

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Aliİçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali
Burcu karakoç 
11 Oca 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

İçimde biriken hislerin birdenbire patlayarak beni zerreler halinde dağıtacağından korkuyorum.

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Aliİçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali
Çiğdem Aksoy 
24 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Sizi seviyorum...
Hem nasıl seviyorum yarabbi... Şu anda bir tarafımı kesseniz acı duymam.

İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali (Sayfa 81)İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali (Sayfa 81)
39 /

Kitapla ilgili 6 Haber

Sabahattin Ali’yi okutan, Kemal Tahir’i bekleten ne?
Sabahattin Ali’yi okutan, Kemal Tahir’i bekleten ne? Kürk Mantolu Madonna (1943) nicedir okurun kabulünde! Bu benim için şaşırtıcı gelmese de; ilkin orada İçimizdeki Şeytan’ı (1940), ardından da Kuyucaklı Yusuf’u (1937) görmek istiyordum. Nitekim İçimizdeki Şeytan şimdilerde okurun ilgi odağı oldu, sanırım Sabahattin Ali’nin “kült” romanı da bunu izleyecek.
Sabahattin Ali’yi okutan, Kemal Tahir’i bekleten ne?
Sabahattin Ali’yi okutan, Kemal Tahir’i bekleten ne? Kürk Mantolu Madonna (1943) nicedir okurun kabulünde! Bu benim için şaşırtıcı gelmese de; ilkin orada İçimizdeki Şeytan’ı (1940), ardından da Kuyucaklı Yusuf’u (1937) görmek istiyordum. Nitekim İçimizdeki Şeytan şimdilerde okurun ilgi odağı oldu, sanırım Sabahattin Ali’nin “kült” romanı da bunu izleyecek.
Farkında Mısınız? Sabahattin Ali 1948'de Öldü
Farkında Mısınız? Sabahattin Ali 1948'de Öldü Son yıllarda Muhteşem Gatsby, Dublinliler ya da Satranç'ın farklı yayınevleri tarafından basılan çevirilerini gördük. 2015 yılında ondan fazla yayınevi Gulyabani bastı, sayısız Küçük Prens baskısı gördük. 2016'da muhtemelen çok sayıda yayınevi Aşk-ı Memnu basacak. Ama asıl fırtına için biraz daha beklememiz gerekecek. 70 yıllık telif süresi Sabahattin Ali'nin eserleri için 2018 sonunda, George Orwell'ın eserleri için 2020 sonunda dolacak.