Necip Fazıl Kısakürek

Necip Fazıl Kısakürek

Yazar
Çevirmen
Editör
BEĞEN
TAKİP ET
koseli-arti
coklupaylas
ucnokta_yatay-1
yildiz
8.8
20,2bin Kişi
okuyor-dolu
82,4bin
Okunma
v3_begen_dolu
13,7bin
Beğeni
goz
180bin
Gösterim
Kitaplarını Satın Al
bilgi
Sponsorlu
Tam adı
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek
Unvan
Türk ve İslamcı Şair, Yazar ve Fikir Adamı
Doğum
İstanbul, 9 Haziran 1904
Ölüm
İstanbul, 25 Mayıs 1983
Yaşamı
Ahmet Necip Fazıl Kısakürek, (d. 26 Mayıs 1904, İstanbul - ö. 25 Mayıs 1983, İstanbul) Türk ve İslamcı şair, yazar ve fikir adamıdır. Necip Fazıl, 21 yaşında yayımladığı Örümcek Ağı adlı şiir kitabının ardından, 24 yaşındayken yayımladığı Kaldırımlar adlı şiir kitabıyla tanınmıştır.[2] 1934 yılına kadar sadece şair olarak tanınmış ve meşhur Bâb-ı Âli'nin önde gelen isimleri arasında yer almıştır. 1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşamış ve bu değişimi kendisi "...içimi öylesine bir sosyal mücadele ve cemiyeti yorma hamlesi kapladı ki, artık çalışamaz oldum." şeklinde tanımlar. Bu tarihten sonra Türkiye'nin bir çok şehrinde konferanslar düzenlemiş, düzenlemiş olduğu konferanslarda ki sözlerinden dolayı hakkında dâvâlar açılmış ve bu dâvâlar neticesinde öncülük ettiği Büyük Doğu Hareketi'ne dair yayın yapan Büyük Doğu Dergisi yayın hayatı boyunca 16 kez kapatılmış, Necip Fazıl'ın eserleri toplanmış ve basımı yasaklanmıştır.
kamera
Çile
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
O ve Ben
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
kamera
Reis Bey
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
Daha Fazla
500 syf.
·
79 günde
·
Puan vermedi
Büyük Doğu Macerası
İdeolocya Örgüsünü okumak benim için çok serencamlı geçti. 79 günde anca bitirişimin altında yatan sebeplerine değinmek istiyorum. Bu eser hakkında Üstad Necip Fazıl diyor ki: "Bu eser, benim bütün varlığım, vücut hikmetim, her şeyim... Ben, arının peteğini hendeseleştirmeye memur bulunması gibi, bu eseri örgüleştirmek için yaratıldım. Şiirlerim de, piyeslerim de, hikâyelerim de, ilim ve fikir yazılarım da sadece bu eserin belirttiği bina etrafında bir takım «müştemilât»dan başka bir şey değil.." Eseri okurken bidayette Necip Fazıl'ın dilini anlamakta zorlanıyordum; onunla aynı lisanı konuşmamıza rağmen onu anlamak benim için oldukça meşakkatliydi. Çünkü belirli bir dil zevkine ve zengin bir kelime dağarcığına sahip değildim ve Üstad'ın ne dediğini anlayabilmem için eserin çoğu sayfasında sözlüğü açıp yabancısı olduğum kelimelerin ne anlama geldiğine bakmam ve bir sonraki sayfaya geçmeden okuduğum sayfayı yeniden okumam icab ediyordu. Ve bu iş beni çok yoruyordu. Binaenaleyh esere ara verdim çünkü bir şeyler ters gidiyordu. Bir başkasının anladığını ben neden anlayamıyordum? " Ben neyi yitirdim?" sorusuna yanıt aradım. Evvela yolum Nihad Sami Banarlı'ya çıktı ve iğdiş edilmiş acınası dil ve düşünce dünyamı seyre daldım. Aldığım yara büyüktü zira yaklaşık 53 yıl önce yazılmış bir eseri okuyup anlamakta azami zorluk çekiyordum. Kendime dil zevki kazandırmak adına bir takım okumalar yaptım. Okuduklarımın arasında en fazla müstefid olduğum Peyami Safa idi çünkü dil zevkinin yanında bir de Simerenya adında bir ütopyası vardı. O da kendince bozulan ahlaka ve dünya nizamına bir çare bulmuştu. Fakat Üstad'la en büyük farikası onun bulduğu panzehir batı ideolojilerinin zehirli taraflarını atıp uçuk kaçık ama harikulade bir ütopya inşa etmesiydi. Evet bu bir ütopyaydı ve bu yüzdendir ki hayata tatbik ettirilmesi muhaldi. Üstelik ne yazık ki İslam'ı baz almıyordu ve bu yüzden kurutulmuş ruh köklerimize derman olamazdı. Ve geç tanışmış olsam da -sağolsun bir dostun tavsiyesiyle- Ahmet Haşim'in de fevkalâde yardımı dokundu. Lakin Ahmet Haşim'in dil zevkinden ziyade zâtı dikkatimi cezbetti. Onunla, kendözüne yabancı fakat düşman olmayan, batı hayranlığı derekesinde yalpalanmanın ne büyük bir ıstırab ve kayboluş doğurduğunu gördüm. Kelimelerle aramdaki mevzuu yavaşça hallolurken İdeolocya'yı yine elime aldığımda gene bir şeyler eksikti. Çünkü Üstad yanıyordu ve ateşe düşmeyen yanmayı bilemezdi. Üstad'ın çilesinden haberdar olmak, onu anlamak, yaptığı işin ne derece mühim olduğunu idrak etmek elzemdi. Dil zevkiyle beraber gayri ihtiyari yürüttüğüm zihin açıcı okumalarla (ki bunların bir kısmı Yusuf Kaplan'ın 100 kitap listesinde seviyeme hitap edecek kitaplardan oluşuyordu) İdeolocya'nın zeminini sağlamlaştıracak, bana Üstad'ın haykırışlarını anlamlandıracak kitaplar okudum. Sa'duddin Ökten, Aliya İzzetbegoviç, Seyyid Kutub , Sezai Karakoç, Abdurrahim Karakoç, Cemil Meriç gibi nice dert sahibi mütefekkire yolum düşüyordu.. Aliya ile çağı, ideolojileri, düşmanlarımızı tanıdım, Seyyid Kutub ise dirilişin ne kadar elzem olduğunu haykırıp duruyordu. Sezai Karakoç olmazsa olmazımdı ve onun eserleriyle müslüman olma coşkusu üzerime siniyordu. Ve yine sağolsun bir dostun tavsiyesiyle Cemil Meriç okumalarında aklımızı kiraya verdiğimiz aşikar oldu. Fikir adamlarımızın nasıl harcandığını, beyinlerimizin nasıl yok edildiğini gördüm. Ve bir uçuruma doğru yuvarlanıyorduk. Ne olacak, çare ne, kurtuluşumuz nerede! diye avaz avaz haykırdığım sırada İdeolocya Örgüsünü yeniden aldım elime. Ve gördüm ki Necip Fazıl kurtuluşumuzun reçetesini bizlere sunmuş, büyük titizlik ve incelikle hastalığımızı teşhis etmiş, bizi -hasta olduğumuza ikna ettirerek- ameliyat masasına oturtmuş ve merhamet neşteriyle ufunetli urlarımızı söküp atmış ve bize sıhhatli, müferreh, emniyetli, huzur dolu bir hayatın kapılarını açmış. O hayatın adı da kaybettiğimiz, unuttuğumuz, ondan başka her ucuz davayı, ideolocyayı tuttuğumuz ve tutunduğumuz yerlerden ellerimizi, bacaklarımızı, kafamızı ve en son ruhumuzu kaybetmeye kadar gittiğimiz sahte kurtarıcılarıdan azâde hakiki kurtarıcı fakat bir türlü kendisini görmediğimiz İslam'dı! Eseri okurken Üstad'a bolca dua ettim, bazı yerlerde kah güldüm, kah ağladım. Sinirlerimi geren öylesi yerler vardı ki lakin Üstad'ın üslubu sayesinde yüzümde kocaman bir tebessüm doğuyordu; üslubu fevkalâde zarif, ince ruhlu ve kendileri muarızlıkta son derece dâhi... ve unutmadan, argosuz hakaret edişine ise büyük bir hayranlık duydum. Yusuf Kaplan: "Yok oluş mevsiminde Türkiye’nin ruhunu üstad Necip Fazıl kurtardı! Hepimiz entelektüel olarak Necip Fazıl'ın paltosundan çıktık!' derken ne kastettiğini artık çok daha iyi anlıyorum. Ve Üstad'ın çektiği çileleri görmezden gelen, kulak tıkayan, ona sabık şair diye doğruluktan uzak çirkin yaftaları yapıştıran onun tabiriyle "tavla zarı kafalı tipleri" de Allah'a havale ediyorum. Eser, dünyaya, Türkiye'ye bakışıma yeni bir yol çizmekle beraber, puslu penceremi temizleyip, hakikati görmemin önünü açmış ve bana, celladına âşık mukallitliğin ne derece sefil bir hâl olduğuna vukufiyet kesbetmeme vesile olmuştur. Allah Teâlâ Hazretleri Üstad'dan razı olsun, ona çektiği çilelerin karşılığını fazlasıyla versin. Derecesini âlî, makamlarını ulvi eylesin... Umuyorum ve inşallah artık çekilen çile son bulur ve bu eser âlimlerimiz, âriflerimiz ve münevverlerimiz tarafından derinlemesine incelenerek, çağımıza uygun hale getirilerek en yakın zamanda yaşamımıza tatbik ettirilir.. Eserle kalın, dertli okumalar..
kamera
alinti_ekle-2
Okuyacaklarıma Ekle
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
;