·
Okunma
·
Beğeni
·
30,5bin
Gösterim
Adı:
Reis Bey
Baskı tarihi:
Ocak 2008
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758180110
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Büyük Doğu Yayınları
Baskılar:
Reis Bey
Reis Bey
Reis Bey
Reis Bey
Reis Bey
Mesudiye Otelinin holü... Cephede, holün sokağa bakan vitrini... Vitrinde, otelin ismi tersine okunuyor... Sol dip köşede, girinti şeklinde iki duvarlık bir dirsek... Dirseğin sağ duvara bakan uç tarafında da, yukarı kattan inen ve dirseğin ön ucundan bükülüp cephe istikameti bulunan merdiven.. Sağda, sağ ön köşeye geçit bırakan müracaat gişesi... Gişenin arkasında ve duvarda, anahtar hücrelerinin çerçevesi... Merdiven kıvrığının sağ duvara bakan tarafında, vitrinin ortasında, giriş kapısıyla gişe arasında, ön planın sol ve orta yerinde, beyaz örtülü masalar ve iskemleler... Sağ ve sol köşelerde iki büyük koltuk... Göze çarpan herşey kenar semtte, orta halli bir otel manzarası gösteriyor...

(Kitabın İçinden)
152 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Muhteşem ötesi bir kitap, beklentilerimin çok çok ötesinde bir kitap oldu. Zaten üstad Necip Fazıl olunca aksini beklemek saçmalık olurdu.
Duygular o kadar güzel okuyucuya aktarıldı ki ; kendi iç dünyanızda kızıyor, yargılıyor, sorguluyorsunuz... Bayıldım tek kelime ile ba-yıl-dım.

İtiraf etmeliyim ki, ilk başlarda Reis Bey'e kızmıştım. Merhametten, sevgiden yoksun katılaşmış bir yüreğin bu dünyadaki en büyük cezası vicdan azabıdır. Ve Reis bey de bu durumu yaşadı kitapta. Merhametin olmadığı bir ortamda adaletten bahsetmek mümkün müdür? Bence hayır...

O kadar etkilendim ki okuduklarımdan, içimden : "Rabbim sana karşı suçlu olsam da senin sonsuz merhametine sığınırım, af dilerim, fakat beni kul hakkı yiyenlerden eyleme..." dedim. Mermahetin yanı sıra benim aklıma ilk gelenlerden bir tanesi de bu oldu.
İnsan hayatı boyunca vicdanının sesiyle başbaşa kalmaktan korkup, kaçmakla sürdüremez.

Kitabın yarıdan sonrasında, Reis Bey suçluluk duygusuyla, vicdan azabıyla ve pişmanlığıyla parçalanan bir aydın kişi kimliğine büründüğünü görüyoruz.
İş işten geçtikten sonra varılan hakikatin ışığında gönüle dolan merhamet duygusunu görüyoruz.
Bu vesile ile affetmenin ve merhametin insan hayatındaki olmaz ise olmaz hakikatinin idrâkine varıyoruz.
Bu konuyu özetleyen bir alıntıyı da şuraya bırakıyorum : #124826385

İçimden gelen bir dua ile de incelememe son vermek istiyorum :" Rabbim bizlere merhameti ile muamele eylesin ve yüreğimizden merhameti eksik etmesin. Mermahetin ışığıyla adaletli kararlar almamızı nasip eylesin inşaAllah." Keyifli okumalar arkadaşlar. :)
152 syf.
·7/10 puan
Vicdan azabını iliklerine kadar hissettirecek güzel bir tiyatro eseri...
Bir Adam Yaratmak kadar olmasa da Necip Fazıl'ın en başarılı trajedilerinden...
152 syf.
·12 günde·Puan vermedi
Hayata sadece akıl ve kurallar ile bakıldığında hiçbir şeyin aslı görünmez.
Farklı bakış açısının sadece akıl ile değil kalben vicdanen de bakış açısı olduğunu anlatan bir tiyatro.
Merhamet üzerine ne şiirler ne yazılar yazılmıştır fakat hiçbiri bu kadar çarpıcı, insanı sarsıcı bir şekilde anlatılmamıştır.
152 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitap ne zaman bitti?

Ömrümde ilk defa bir kitapla böyle karşılaştım. İlk defa böyle bir şey yaşadım. Kitabın bittiğini farketmeden, sayfayı çeviriyorum.

Necip Fazıl, ben o katil, sen ise benim babam ol. Ben o masum çocuk, sen ise benim idam hükmünü veren Reis'im ol. Necip Fazıl.. Ruhum her adım seni takip etsin.. Ve senin içinde sıla hasreti olsun. Necip Fazıl, Üstadım.. Her geçen gün, her ayrı kitapta sana olan hayranlığım artıyor.

Sevgili 1k, bu kitabı size önermek istemiyorum. Artık ben Necip Fazıl'ı kimseye önermek istemiyorum. O benim sırrım olmalı. Sadece ben okumalı, ben hissetmeli ben bilmeliyim. Belki de merhametin başlangıcı budur?

Ve ben hangi düşüncede, hangi ruh halinde olursam, Allah karşıma onun, düşüncelerime yansıyan kitabını çıkarıyor. Her yerden uzaklaşmak istediğim, bir yere bağlı kalmayıp her gün farklı şehrin farklı caddelerin sokaklarında olmak istediğim bir zamanın içinde, bu cümle yine beni mest etti;

"Artık bir yerde oturmak istemiyorum! Varılamaz bir sıla var gözümde... Onu arayacağım!.." - Reis bey.

Daha fazla bir şey yazmak istemiyorum, zira kitabın değerini benim cümlelerim ile azaltmak gibi olur bu.

Hepimizin gönlünde, gözünde varılamaz bir sıla vardır. Onu bulmak ümidiyle... İyi okumalar dilerim.
152 syf.
NFK'in hayatından ve herhangi bir edebi/sanat eserinden bahsetmek benim için çetrefilli bir iştir. Zordur. Hayatının çetrefilli ve bunun da büyük ölçüde eserlerine yansımış olmasındandır. Çetrefilliden ne anlaşılacağı umrumda olmasın istiyorum. ( :))

"Reis Bey"i okuduktan sonra hemen gözüme çarpan bir "eksiğine" değinmek istiyorum ki zaten bir puanı da buradan kırdım. Shakespeare, Moliere, Wilde ve Çehov'la kıyasta karakter yaratmada NFK'te tam anlamıyla ifade edemiyeceğim bir eksiklik hissediyorum; karakterin orijinalliği (bu da ne?), akılda kalması gerekirken unutulmaya meyilli olması veya senaryoda verilmiş pay açısından. Bu piyes üzerinden örnekle Reis Bey ve Otel Memuru daha akılda kalıcı oldu benim için. Reis Bey'le yanaşı Mahkum'un ve Kaatil'in daha etkileyici ve akılda kalıcı olması gerekirdi. Bir acelecilik var gibi. Karakterlerin çoğunun kurguya destek verip, mesajını iletip hemen çekilmesi gereken karakterler olarak gözlemleniyor. Bu durum bütün tiyatro eserleri için geçerlidir. Bunu kusur olarak yorumlamıyorum. Fakat senaryo, konu ve eserin sujetine (olayların gelişimine) göre bazı karakterlere verilen pay önemlidir. Kaatil karakteri uyuşturucu bağımlısı, katil olduğu halde ve sonrasında doğru yola erişirken, kötüden iyiye geçişin içselleşen sürecini hissetmeliyiz. Bu açıdan sadece ana karakter Reis Bey'in hakkı tam olarak verilmiş. Ben bir okur olarak bu eksiği 'acelecilik' kelimesiyle yorumluyorum ve tabii ki her okurun veya eleştirmenin seçeceği ayrı kelime olacaktır.

Belli bir edebi türde yazılmış eserin, edebi ve sanatsal yönünü karakterler üzerinden ayırt etmek zor olduğu kadar kolaydır da aslında. Yazarı iyi tanıdığımız ve sanat ve edebiyat algımızı doğru temele oturttuğumuz sürece kolaydır. Edebi eserin sanatsal yönü derken burada içselleşmiş bir dünyanın, duyguların karaktere sirayet etmesini vurgulamak istiyorum. Sanatın zaten en belirgin özelliği yansıyan, sirayet eden olmasıdır. Bu noktai nazardan Necip Fazıl'ın içsel dünyasından ve yaşamından bir kesiti bir değil, bir kaç karakter üzerinden görüyorum. Edebi yönüne değinmem içinse "yaratma" ve "antropik ilke" anlayışlarını kullanmam lazımdır. Hakiki bir edip (yazar) aynı zamanda "yaratıcı"dır. Karakterler yaratıyor yetmiyor, onların dünyasını yaratıyor yetmiyor, onlara bir senaryoda, kurguda hayat inşa ediyor... Şimdi antropik ilkeyi (bkz.google'den) edebi yaratıcılığa taşıyıp adını "karakter ilkesi" diye değiştireceğim. Bu piyeste bu ilke tamamen Reis Bey etrafında cereyan ediyordur. Eserin edebi yönünün en çok tezahür ettiği karakter Reis Bey'dir. Diğer karakterler de onun için yaratılmış gibi. Evrenin insana hizmete amade olması gibi. Evrenin amadeliği insana göre eşittir. Edebi yaratıcılıkta da edebi eser oluşturulurken (yazılırken) onun edebi yönü için "karakter ilkesi" dikkate alınmalı ve yaratılmış dünyanın karaktere amadeliği eşit olmalı. Çok önemlidir. Ana karakteri ise misyonuna, etkisine göre belirleyelim. Çetrefillik dediğim bu işte. Ömrünün 30 yılını çöpe atmış yazarın acelesi vardır. Olsun bari! Amacım taşları yerine oturtmak. Buna eleştiri desem mi demesem mi bilmiyorum ama hareket noktam sanata ve edebiyata sevgidir, saygıdır.

İçeriğe konu ve onun işlenişi açısından girmek istemiyorum. Bu tarafıyla şüphesiz eşssiz bir eser. Herkes belli bir yönden incelerse daha verimli oluruz, daha renkli oluruz, daha alternatifli ve keyifli ortam oluşturmuş oluruz. Teşvik amaçlı yazmak istiyorum ki konusuyla okuru olumlu manada etkileyebilecek çok değerli 3 perdelik tiyatro eseridir (piyestir). Tasavvufa meraklı inançlı bir kişi olarak eser üzerinden kalp ve merhamet konularını, Allah'ın Rahman ve Rahim isimlerinin insandaki tecellisine kadar uzatmak isterdim. Bir kaç cümle karalama olarak. Meraklısı olmak yetmiyor belkide uzmanı olmak gerekiyor. Beni aşıyor..

Son olarak; karakter adı Kaatil olan bu katil beni niye ağlatamadı?! Piyesin tam da bu kısımlarını teminalde otobüs beklerken okuduğum için mi? Gecenin 12'si..Erzurum..soğuk..üşüyordum..ondan mı..? Bu satırları kağıt üzerinde yazarken de kar yağıyordu. Soğuktu yine.. "Reis Bey"deki merhametin okunması soğuğa denk geldi. Merhameti okumayı bırakıp derhal hissetmeye çalışmazsam hep üşüyeceğimi anladım. Merhametle ısınma arzusuyla..
152 syf.
Merhamet:
Ağızların iğrenç sakızı!

Cellât (Bazen kendin olursun cellat!), Kâtip, Doktor, bir iki gardiyan, birkaç jandarma; hepsi o kadar... sehpanın altında uzun bir masa, yanında bir iskemle, bir de üstünde bir iskemle... Kıpti, masanın üstünde ipi sabunluyor.

Tek eksik;Adalet!

Geçmişten günümüze var mıdır daha yoksun olduğumuz başka bir şey? Adaletten yoksun olduğumuz kadar neyden yoksun olduk/olacağız?
Hala bugün bile bir çok konuda yoksunuz adaletten. Bunun temeli; Vicdanın, merhametin yetersizliği değil midir?
Vicdanın yoksa adaletinde yoktur hiçbir mecrada.
Merhametin yoksa Reis bey olursun giydirirsin idam yeleğini, kalbin buz çölüne döner!

Sonrada erit eritebilirsen buzlarını!
Muhtaç olursun, affedilmeye, sıcağa, güneşe..

“Hep, affı bilmemenin açtığı mesafeler... herkesi bu hale birbiri getirdi. Herkes birbirini affetsin!..”

Reis Bey, okuduğum ilk Türk tiyatrosu aynı zamanda yazarında okuduğum ilk eseri.
Şunca şeyin arasında kitabın su gibi gitmiş olması beni epey şaşırttı doğrusu.
Yazarla ilgili sizleri bilgilendirmek isterdim ama ne yazık ki pek bi bilgim yok:) ama eminim sizde benim gibi çevrenizdeki insanların sosyal medya hesaplarının hikaye durumlarında mutlaka karşılaşmışsınızdır NCK ile. :)

Kitaba geçmeden önce yazarın başta tiyatro ile ilgili düşüncelerini çok beğendiğimi belirtmek ister ve buraya en sevdiğimi eklemek istiyorum.

“Bana sorarsanız, beşerî keşiflerin en büyüğü olarak tekerleği gösteririm. Sanat şekilleri içinde bence en büyük keşif tiyatro... Tekerlek, nasıl, bitmeyen mesâfeler üzerinde sonsuz bit dönüşse, tiyatro da, durmayan zamanın mikâb (küp) biçimi bir kavanoz içinde, bütün madde ve hareket kadrosuyla dondurulması...”


Şimdi gelelim tiyatromuza ne diyorduk adalet!
Ana meselemiz her ne kadar adalet olsa dahi bunun altında vicdan muhasebesini epeyce görüyoruz. Bunun yanısıra toplumsal, ailesel, bireysel tutumlarda ele alınmış. Burada dini ahlak kurallarını da görüyoruz. Zaten NFK yazarlığının belli bir döneminden sonra dini ve toplumsal ahlak kurallarını daha yoğun işlemiş ve bu eseri içinde ikinci perdeden sonra yoğunca gördüm diyebilirim.
Ve kitabımızda olay her ne kadar bir karakter üzerine yoğunlaşmış olsa dahi satır aralarında diğer karakterlerinde hayatların sızıntılarını görüyorsunuz.
Onları da unutmamak lazım.
Hepsinin üzerinden ayrı ayrı konularda tahlillerde bulunulduğunu düşünüyorum.
Bu karakterlerde öyle ki hepimizin içinde bulunduğumuz bu hayatın birebir yansıması gibi hissettim.

Kimler olmadım ki? Bir karakter bedenime işlerken bir baktım ki bir başka karakterin hissiyatı sardı içimi.
Bir iyi oldum
Bir kötü oldum
Döndüm dolandım tüm iyi kötü hislerde/bedenlerde.
Oysaki ben bendim niçin bir başkası oluyorum? Niçin buluyorum kendimi?
Sakınamadığım bunca his neden?

Kitapla ilgili söylenecek çok şey vardır lakin benim lisanım ancak bu kadarına yetiyor.
Birçok olay, kişi üzerinde durmuş olan bu kitap/kitaplar içinde şunları diyebilirim; size en çok kitabın hangi kısmı açık görünürse ordan görüyorsunuz kitabı ordan aktarabiliyorsunuz düşüncelerinizi. Bende elimden geldiğince bir şeyler karalamaya çalıştım.
Aslına bakarsanız çok şey barındırıyor kitap,
“Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz!” sizde!

Hukuk çerçevesinde olan kişilere de tavsiye edeceğim bir kitap onların daha güzel anlamlandıracağına inanıyorum aynı zamanda 1988 yılında çekilmiş olan filmi de izlemenizi tavsiye ederim.

Sevgiyle kalın..
152 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10 puan
Somut olay karşısında yanlış bir karar veren Reis Bey'in doğru kararın karşısına çıkması ve bunun karşısında takındığı tavırları mükemmel betimlemeler ile bize anlatmaktadır. Sağlıcakla kalın
152 syf.
AĞLAYABİLSEYDİNİZ, ANLAYABİLİRDİNİZ. BU DÜNYA DÖRT KÖŞE DEĞİLDİR...

GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:
1.Sanığın TCK’nun ilgili maddesi gereğince İDAM cezası ile cezalandırılmasına,
2.Sanığın isnat edilen suçun kesin olarak işlendiği yönünde kanaat getirildiğinden herhangi bir indirim yapılmamasına, cezasının müebbet hapse çevrilmesi yönündeki talebin reddine,
3.Sanığın 7 gün içerisinde temyiz başvurusunda bulunabileceğinin ihtarına, 01/01/1964

İşte kerliferli bir idam hükmü! Sanığa ipe götürecek hammadde. Adalet, bir ülkenin olmazsa olmazıdır. İnsan kendi kendine adalet ihtiyacı hissetmez. Bir insan topluluğu oluştuğu an adalet kaçınılmaz bir gereksinim haline gelir. Adaletin olmadığı yerde toplumlar yok olmaya mahkumdur. İnsanın vicdanıdır adaletin başladığı yer. Vicdan muhakemesi olması muhtemel adaletsizliklerin önüne geçer. O yüzden en küçük bireyden başlayarak adaleti benimsemeli, onun gerekleriyle hareket etmeliyiz.

İnsan ancak karşısındakini özgür kıldığı kadar özgürdür. Bu ne mi demek? Özgürlüklere olan saygınız sizin özgürlüğünüze anlam katacak olandır. Çevrenize salgıladığınız özgürlük kadar özgür olursunuz. Özgürlük, adalet, vicdan, empati gibi kelimeler birbirleriyle sıkı bir aidiyet içerisindedirler.

Necip Fazıl Kısakürek, tartışmalı bir yazar. Seveni çok sever, sevmeyeni ise nefret eder. Ben iki tarafta da yer almıyorum. Bir yazarın kendi kişiliğinden çok yazdıklarıyla ilgilenmemiz daha gerçekçi bir yaklaşım olacaktır. Hemşehrim olması hasebiyle hakkında pek çok bilgiye sahibim. Gerçi benim memleketim şairlerin memleketidir. Çok olunca sahiplenme duygusunu pek taşıyamıyorum :)) Havasından mıdır suyundan mıdır ilham vermiş pek çok yazarımıza. 1934 yılında Abdülhakîm Arvâsî ile tanıştıktan sonra büyük bir değişim yaşamıştır. Ondan önceki hayatını çöp diye nitelendirir. Arvasi ile tanışıklığından sonra daha çok dini bir hayat sürdüren Kısakürek'i birçok kişi ''menfaat neredeyse rotası da orası bu adamın'' diye değerlendirilmesine sebep olmuştur. Kim bilir belki de öyle. Sosyal medyada da baya popülerdir Kısakürek. Önüne hangi cümle gelirse altına bir resim de bir isim yapıştırıp paylaşabiliyor insanlar. Devir teknoloji çağı, bilgiye ulaşmak çok basit ancak kirliliğin önüne geçilmesi de zor oluyor.

Evet ne diyorduk. Tiyatro. 1964 yılında kaleme alınmış Reis Bey. Oğuz Atay'ın Korkuyu Beklerken'i ve Şinasi'nin Şair Evlenmesi'ni okumuştum. Haliyle Türk tiyatrosu denince de aklıma bu iki kitap geliyordu. Kısakürek’in böyle tiyatro eserlerinin olduğunu bilmiyordum. (Bir adam yaratmak) kitap önerileriyle beni hiçbir zaman hayal kırıklığına uğratmayan birisi de bu kitabı önerince okumakta kaçınılmaz oldu. Beklentimin çok üstünde bir eser okudum. Kendimi hangi karakterin yerine koyacağımı şaşırdım bazen. Birine küfrederken 10 sayfa sonra üzüldüğüm oldu. Böyle git-gellerle 2 gün içinde bitiverdi kitap.

Biri haksızlık ettiğinde sanmayın ki yanına kar kalsın. ''keser döner sap döner, gün gelir hesap döner'' diye özlü mü özlü bir söz vardır. Keza, yaradan haklının hakkını yerde komuyor. ''Hakim itham etmez, ancak takdir eder.'' Hakim, şüpheliyi itham edercesine yargılıyor. Şüphelinin adaletin tecelli edeceğine yönelik inancı kırılıyor. Savunmasını yaparken de bu ruh haliyle savunma mekanizmasını devreye sokamıyor. Hakim ön yargılı. Olmuş olabileceğin değil de olmuş olanın hükmüyle yargılıyor. Kendinden emin. Hayata 65, mesleğine de 30 seneden fazla emek vermiş. Haliyle eli güçlenenin zehirli bir yılana dönüştüğü bir ortamda onun da bu zehirlenmeden kaçamayacağı aşikar. Ne derlerse dinletemiyorlar hakime. Verdiği kararı gözden geçirmeyi ya da yargılamayı uzatmak istemiyor. Ona göre her şey ortada. Kıskıvrak yakaladı suçluyu. Helal doğrusu.

Usul şöyledir: Her sanığı, suçu sabit oluncaya kadar masum kabul etmeye mecburdur hakim. Özellikle bir adamı idam
sehpasına gönderiyorsan aşırı özen ve önem göstermen gerekir. Savcının, avukatların çabaları sonuçsuz kalıyor. Savcının, avukatların bilhassa sanığın çabaları faydasız kalıyor. Reis, dediğim dedik...
Böyle ilerleyip gidiyor eser. Daha fazlasını okuyarak anlayabilirsiniz. Necip Fazıl'la tanışmak isteyenler için sağlam bir giriş kitabı. Hem su gibi akıp gidiyor. Güvenin bana :) Özellikle ön yargı ve vicdan olgusu ile alakalı dersler çıkarabileceğiniz nitelikte. Keyifli okumalar diliyorum.
152 syf.
Necip Fazıl Kısakürek, Türk edebiyatının şüphesiz en tartışmalı isimlerinden birisi. Aslında onu tartışmalı bir figür yapan edebiyatı değil, siyasetidir. İdeolocya Örgüsü onun bu alandaki başyapıtı, tabii bunu bir övgü olarak söylemiyorum. Bu kitabında özetle, katı totaliter dini bir yönetim hayalini ortaya koymuştur. Sözde tarihî eserlerinden Son Devrin Din Mazlumları ve Vatan Dostu Sultan Vahidüddin ise rivayete dayalı anlatımın ağırlıkta olduğu manipülatif eserlerdir. Kendisinin bu kitaplarda ortaya koyduğu siyaset ve hayat görüşünü paylaşmamakla birlikte bunları okurken beni en çok rahatsız eden nokta, Kısakürek'in nahoş üslubu olmuştu. Ayrıca, çelişkili tutumları da yine hanesine yazılan diğer olumsuzluklardan. Kısa özetini geçtiğim bu özellikleri, onun edebi eserlerini okuyup beğenmeme mani olmamakla birlikte, açıkçası kendisine ne kin güdüyorum ne de öfke duyuyorum; çünkü hiçbir zaman buna neden olacak kadar umrumda olmadı.

Daha önce Kısakürek'in, Bir Adam Yaratmak adlı bir diğer tiyatro eserini okumuş ve beğenmiştim. Bu eserinden şu iki sözü de çok beğendiğimi yeri gelmişken belirtmiş olayım: #87455186 ve #87450206 Bu nedenle, Reis Bey'i bu seneki okuma listeme eklemiştim ve iyi ki eklemişim, çünkü bu da gayet güzel bir eserdi. Kısaca konuyu açıklayacak olursam, oldukça sert, kuralcı ve yalnız bir mahkeme reisini merkez alan oyunda, Reis bey yanlış hüküm vererek genç birinin ölümüne neden olur ve ardından yaşadığı vicdan azabının altında ezilerek adeta toprağa batar ve buradan yeni bir filiz olarak biterek yeni bir hayata merhaba der. Reis beyin yanlış hüküm vermesinde etkili olan başlıca etmen ise onun önyargılı tutumu olup, bunu oyunda en iyi "Hâkim itham etmez, ancak takdir eder," cümlesi ortaya koyar.

Bu noktayı kendimize doğru genişleterek düşünelim. Her gün onlarca insanla karşılaşır, bunlardan çoğuna dikkat bile etmez, birazı dikkatimizi çeker, çok daha azıyla da iletişim kurarız ve tüm bunların neticesinde belleğimizde belli izlenim ve deneyimler birikir. Bunlar da bize, prototip insanlar oluşturarak günlük hayatımızda kolaylık sağlar ama bazen de hatalı kararlar vermemize neden olur. Bu sıra yeni kitabı çıktığı için popüler olan bir diğer tartışmalı yazarımız olan Orhan Pamuk u merkeze alarak örneklendirelim. Malumunuz üzere yıllar önce yaptığı bir açıklama ve birkaç sene sonra aldığı ödül nedeniyle Orhan Pamuk, ülkede azımsanmayacak sayıda insan üzerinde olumsuz izlenimler bıraktı ve bu insanların çoğu tarafından önyargıyla yaklaşılan bir figür haline geldi. Güncel politikte de düşünceleri zaman zaman değişime uğramasının ve eserlerinin satışında sık sık gündeme gelmesinin bunlara eklenmesiyle önyargılarla aktarılan bir yazar haline geldi ve bu yüzden pek çok insan onu okumuyor veya okurken zihnindeki önyargıların açtığı güzergahta okuyor. Bu güzergahtan devam edilince kurgusal eserlerdeki karakterleri tarihi bazı şahsiyetlerle birebir eşleştirerek düşünüldüğü için yazarın bu kişilere hakaret ettiği gibi iddialar ortaya çıkabiliyor. Hiç okumayan insanlardan bir kısmı ise yazarı salt bir siyasi figür, eserlerini de bu figürün siyasi manifestoları olarak tanımlayıp okurlarını da onun destekçileri olarak görebiliyor. Bunun sonucunda, Orhan Pamuk eğer Atatürkçü değilse, onu okuyanlar da Atatürkçü olamaz veya Orhan Pamuk eğer Atatürk'ü eleştiriyorsa, onu sevmiyorsa veya onu sevmeyenlerle birlikte yemek yiyorsa okurları da Atatürk'ü sevemez ve hem Orhan Pamuk okuyup hem de Atatürk'ten bahsedilemez gibi saçma sapan yorumlar ortaya çıkabiliyor. Neyse ki, bu şekilde uç düşünen insan sayısı az. Benzer durum Kısakürek'te de söz konusu ve salt bu iki yazarla da sınırlı değil. Şunu da belirtmeliyim, herkes mutlaka bu ve başka yazarları okumak mecburiyetinde değil. Kişinin hayata bakışı, siyasi görüşü, dini veya kültürel konumunun üzerinde yarattığı hassasiyeti ve ilgi alanları ile zamanı, onu oldukça seçici yapabilir bu konuda, normaldir. Normal olmayan, insanın az önce saydığım niteliklerinin sonucunda yaptığı tercihi idealleştirip herkese doğrudan veya dolaylı yolda dikta etmesi ve insanları çeşitli şekillerde rahatsız etmesidir. Bu kısmı, sevdiğim yazarlardan Gabriel Garcia Marquez in Kırmızı Pazartesi eserinde geçen "Bana bir önyargı verin, dünyayı yerinden oynatayım," sözüyle kapamak isterim.

Oyundan bana geçen diğer iki önemli his, vicdan azabı ve merhamettir. Bir gencin hayatına mal olan bir karara imza atan Reis Beyin çektiği vicdan azabı onu hem kavurur içten içe hem de değişmesine neden olur; onun da bir yerde dediği üzere kalbi değiştikten sonra insanın hayata bakışı, olaylara yüklediği mana ve olayları gördüğü şekil de değişime uğrar. Bu noktada, aklıma Aziz Nesin in en beğendiğim eseri Surname deki Hayri'nin şu sözleri geliyor: #48955898 Vicdan azabı, insanın görünmeyen demir parmaklıklarıdır; ailelerin piknik yapmak için birazdan yola çıkacağı, kuşların seslerinin ortalığı gayri resmi bir bayrama çevirdiği güneşli, ılık bahar sabahlarında bile onlara tutunur ve kendini dışarı atamaz, daha doğru ifadeyle herkesle birlikte mutlu olmaya hakkı olmadığını düşündüğü için ama bir yandan da fiziksel olarak dışarda bulunmak istediği için kendini yer bitirir ve zihnen demir parmaklıklarının ardında bitkin, tedirgin ve yapayalnız bekler. Böyle bir insanı tüm dünya bağışlasa bile fayda etmez, çünkü kişinin kendi kendini affetmesi, kefaretini ödediğine ikna olması gerekir. Ama maalesef, toplum affetmez çoğu zaman.

Halbuki, her insanın affedilip kendisine ikinci bir şans tanınmasına hakkı vardır. Bu noktada hemen aklınıza ekstrem örnekler gelmesin ve ben, burada pratikten ziyade teorik zeminde düşünüyorum şu an. Bununla birlikte, merhamet gösterirken sadece karşımızdakine bir fayda sağlamış olmayız, kendimize de sağlarız. Çünkü, bizi biz yapan yani doğamızın iki kutbundan "iyi"ye yaklaştıran başlıca etken tam da merhamet göstermek, şefkatli olmak, kısaca vicdanımızı olabildiğince temiz ve canlı tutmak. Bununla birlikte her şeyin bir sınırı olduğunun da farkındayım, çünkü realist olmayı tercih ederim.

Oyunu okurken hissettiğim duyguları derecelendirmiştim, bunu da paylaşmak isterim:
- Önyargı ☆☆☆☆☆
- Acımasızlık ☆☆
- Vicdan azabı ☆☆☆☆
- Merhamet ☆☆☆
- Adalet ☆

Son olarak, güzel ve anlamlı bir oyun okumak isteyenlere bu eseri tavsiye ederim.


Keyifli okumalar..
152 syf.
Reis Bey'e inceleme yazmadan olmaz madem, o zaman fikirlerimizi yazıya dökme vakti gelmiş demektir. Sanırım kendi nezdimde okumayı en sevdiğim tür piyesler olmalı. Okurken neşeme diyecek yok çünkü. Üstadın piyeslerinin bu kadar muazzam olması okuru mest ediyo.

Merhametin en büyük hatta idamlık olduğunu düşünen Reis Bey'in kınadığı şeyle imtihanını okuyacaksınız kitapta. Merhamet olmadığı yerde adaletin nasıl şaştığını yazıya dökerek okuyuca etkileyici cümlelerle sunmuş üstad. Annesini öldürüp ziynet eşyalarının çalınmasıyla suçlanan sanığa idam cezası vermeyi uygun görür Reis bey. Fakat mahkumun boynuna geçirilen ipin kendi vicdanına geçirildiğinin farkına sonradan varır. Mahkum idam edilir fakat suçlu bir başkası. Başta merhametten yoksun olan Reis Bey yaptığı hata sonucunda insanlardan nasıl merhamet dilendiğine şahit olacaksınız okurken. Reis Bey kendi vicdan muhasebesini yaparken yer yer kendi vicdanınızı sorgularken bulacaksınız kendinizi. Çok beğenerek okuduğum bi kitaptı." Ağlayabilseydiniz, anlayabilirdiniz." demiş üstad. Gözlerin ağlaması şart değildir, bazı eylemlerin yürekte yapılması çok fark katar hayatınıza. Bu kadar merhametten konuştuk madem, incelemeye güzel bi duayla son verelim. Merhametin yüreğimizden eksik olmaması duasıyla. Hayırla kalın...
𝐴𝑟𝑡𝑖𝑘 𝑔𝑜̈𝑙𝑔𝑒𝑙𝑒𝑟𝑑𝑒𝑛 𝑏𝑎𝑠̧𝑘𝑎 𝑏𝑖𝑟 𝑠̧𝑒𝑦 𝑔𝑜̈𝑟𝑢̈𝑛𝑚𝑢̈𝑦𝑜𝑟.
- Kalblerinizi değiştirin! Size hakikat gibi görünen şeylerin hemen değiştiğini görürsünüz.

-Kalb değişir miymiş istenince?..

- Dünyanın en sert ve yumuşak madeni, kalb... Ateşini bulsun; hemen değişir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Reis Bey
Baskı tarihi:
Ocak 2008
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789758180110
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Büyük Doğu Yayınları
Baskılar:
Reis Bey
Reis Bey
Reis Bey
Reis Bey
Reis Bey
Mesudiye Otelinin holü... Cephede, holün sokağa bakan vitrini... Vitrinde, otelin ismi tersine okunuyor... Sol dip köşede, girinti şeklinde iki duvarlık bir dirsek... Dirseğin sağ duvara bakan uç tarafında da, yukarı kattan inen ve dirseğin ön ucundan bükülüp cephe istikameti bulunan merdiven.. Sağda, sağ ön köşeye geçit bırakan müracaat gişesi... Gişenin arkasında ve duvarda, anahtar hücrelerinin çerçevesi... Merdiven kıvrığının sağ duvara bakan tarafında, vitrinin ortasında, giriş kapısıyla gişe arasında, ön planın sol ve orta yerinde, beyaz örtülü masalar ve iskemleler... Sağ ve sol köşelerde iki büyük koltuk... Göze çarpan herşey kenar semtte, orta halli bir otel manzarası gösteriyor...

(Kitabın İçinden)

Kitabı okuyanlar 4.295 okur

  • Umut AYDIN
  • Habibe Akyol
  • Serra Çapraz
  • Meltem Koçal
  • Fatih Yazıcı
  • wasar wasar
  • bir gençlik ölümü
  • E. Said Coşkun
  • Elif Evren
  • Cemil Dedeoğlu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%6.7
13-17 Yaş
%7.9
18-24 Yaş
%30.4
25-34 Yaş
%26.5
35-44 Yaş
%19
45-54 Yaş
%6.3
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%49.8
Erkek
%50.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%43 (519)
9
%22.5 (272)
8
%12.9 (156)
7
%5.3 (64)
6
%2 (24)
5
%0.8 (10)
4
%0.5 (6)
3
%0.1 (1)
2
%0.2 (2)
1
%0.7 (9)

Kitabın sıralamaları