Âmâk-ı Hayâl, günümüz Türkçesi ile "Hayalin Derinlikleri" isimli roman, II. Meşrutiyet devrinin önde gelen İslâmcı fikir adamlarından Şehbenderzâde Ahmed Hilmi tarafından 1910 yılında kaleme alınmıştır. Yazar bu tasavvufî ve felsefî eseri, masal-hikâye karışımı birtakım olaylarla ve alegorik bir üslûpla ele almıştır. İslam kültürü kadar Batı kültürünü de çok iyi bilen Filibeli Hilmi, Arapça, Farsça ve
Fransızcayı çok iyi konuşmasının yanında bir dönem felsefe hocalığı da yapmıştır.
Bu muhteşem eseri ona yazdıran bir hakikat mi yoksa bir rüya mı bilinmez ama onu okuyan her insanı, gerçeğin âleminde binlerce rüyaya, rüya âleminde bir hakikate sürüklediği kesin. Nasıl bir akıl ki, hayal dünyasını Ahmed Hilmi'nin önünde dize getirmiş. Hayret ki hayret, hayret onun nezdinde bir eşik sadece. Ve hayret eşiği ile başladı bu masal, dünya âleminde. Bizim masal diye düşünerek, kurgu diyerek okuduğumuz, dinlediğimiz sayısı bilinmez anlatıların bir zamanlar yaşanmış olması da işte aslolan. Bu kitap, dehlizde binlerce insan arasından yalnız seni seçmiş gibi hissettirerek bilincini okşuyor ve ruhunu sarıyor. Okurun varlığını bileyip benzersiz olma şuurunu ona sevdiriyor. Kitap, yazarın hayal dünyasının zenginliği yanında, felsefedeki bilgi ve donanımı ile okurunu şaşırtmayı ve heyecanlandırmayı başarıyor. "Nereden
geldik? Nereye gidiyoruz? Saf bir inancın çok
güzel cevapladığı bu soruya akıl ve fen cevap
veremiyordu."
A‘mâk-ı Hayâl, II. Meşrutiyet döneminde Osmanlı toplumunda yeni yeni görülmeye başlayan maddeci görüşe karşı kaleme alınmış bir kitaptır. Eser ve içeriğindeki bölümlerin yazılış amacı, toplumun bu maddeci sığ tavrına karşı ruh ve kâinatın sırrını, özellikle yaratılışın gayesini açığa vurmak istemek ve bunu alegorik biçimde anlatmaktır. Bu roman, İslam mitolojisinde de