Bir acayip adam, bu Reis Bey! Ömrü otel odalarında geçmiş 65 yaşında hiç kimsesi olmayan yalnız bir adam, ağır ceza reisi. Hayatını sadece suçluyu bulmaya adamış, acıma duygusu olmayan, merhametsiz, çok sert ve disiplinli bir ağır ceza reisi. Vermiş olduğu adaletsiz hükümlerle pek çok hayatın yok olup gitmesine vesile olmuş, kalbi mühürlü bir adam, ta ki son olarak vermiş olduğu, (Katil olduğunu düşündüğü ve idamından sonra suçsuz olduğu anlaşılan bir mahkumun) idam hükmüne kadar.
Suçsuz yere astırmış olduğu insanın vicdan azabına dayanamaz ve emekliliğe ayrılır. Hayatını sorgulamaya ve vicdan muhasebesi yapmaya başlar, adaletsizce verdiği kararların nelere mal olduğunu, adaletin suçluyu değil masumiyeti aramak olduğun anlar. Ve ömrünün son demlerini yaşarken merhameti armaya başlayıp, suçlu suçsuz yakınından ya da uzağından geçtiği herkesten merhamet isteyip, aman diler.
‘’Merhamet hava gibi su gibi muhtaç olduğumuz iksir. Baş aşağı bir cemiyeti baş yukarı edecek bir kuvvet’’ olduğunu ve alemlerin bu kuvvet üstüne kurulu olduğuna inanır. Kibirden, hırstan, nefretten arınmış bir nefs merhametle dolmaz da ne ile dolar? Dünyanın en sert ve en yumuşak madeni olan kalp ateşini bulsun yeter ki. Merhamet edebiyatı yapmak, merhametsiz olmaktan daha kötü değil midir? Acıyınız! acıyınız ki merhamet bulun. Karıncaya, çiçeğe, böceğe, yaratılmış her şeye ve en çokta kendinize. Ağlayınız! Ağlayınız ki yediğiniz yemeğin ilk lokmasında merhametli son lokmasında zalim olmayınız. Ah merhamet, ah gönüller merhemi, yaralı dillere devalar serpen şefkat suyu! Yüreğimizin can evinde var eyleyen, merhametlerin en merhametlisine sonsuz kere şükür. Rabbim gönlümüzden merhameti, dilimizden sevgiyi eksik etmesin…
Kitapta ki her karakterde kendinizden bir şeyler