İslamın DirilişiSezai Karakoç

·
Okunma
·
Beğeni
·
3.937
Gösterim
Adı:
İslamın Dirilişi
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
68
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789123504985
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Bu kitap, Nisan 1966’dan Mart 1967’ye kadar, Diriliş dergisinde DİRİLİŞ imzasıyla yayınlanan başyazılardan oluşmuştur.
Her müslümanın kütüphanesinde bulunması gereken bir kitap. Hatta her ay bir kere mutlaka okunmalı. Özellikle 55- 61 sayfaları arası okunmalı ki umudumuzu kaybetmeyelim devamlı mücadelemizi surderelim. Kişiler ve zorluklar umudumuzu kiramasin.
‘’ Kendi hocasına saygı borcunu unutan,
çömezinden saygı beklememelidir.’’

13 Başlıkta İslam’ın Dirilişi ve her başlıktan anladığım ve çıkarımlarım.

1-İslamın dirilişinde Avrupa’nın durumu: Avrupa Afrika ve Asya üzerine çok gidip her iki ülkeyi de kendine düşman edinmiştir. Hristiyanlık Roma kültürü ve Yunan medeniyeti ile uyuşmuş, İslam da Yunan kültürünü ayıklayıp kendi medeniyetine katmış ve Yahudileri İslam’a davet etmiş e tabi Avrupa bunu hazmedemeyip İslam devletinin büyümesine ve yayılmasına engel olmaya çalışmıştır. Avrupa her şekilde düşman kazanmaya devam etmiş ve Sezai KARAKOÇ’a göre Avrupanın tek kurtuluşu İslam’dadır ancak o kurtulmak yerine batmayı tercih ediyor.
2-İslamın dirilişinde Asya ve Afrika’nın durumu: Savaşlardan sonra Asya ve Afrika kendi içlerin de bölünmüş ve zayıf duruma düşmüşler bunu gören Avrupa ve Amerika da fırsttan istifade yok etmeye çalışmışlar ki... Çin öfkeyle yeniden dirilişe geçerken Afrika da Müslümanların yoğunluğu ve yakınlığı sebebi ile İslam ile dirilişe geçmiş.
3-İslam’ın Dirilişinde İslam Dünyasının Durumu: 1.Dünya savaşı sonrası Türkiye dışında tüm ülkeler Avrupa’nın baskısı altına girmiş ve tüm İslam devletlerinin umudu Türkiye imiş neyse ki 2.Dünya savaşı sonrası ülkeler siyasi özgürlüklerini almış, almış ama bu deva kendi tekrardan her ülkede farklı sorunlar baş göstermiş.
4-Düşünce de Diriliş: Düşünce de dirilmemiz gerekir dedik birilerini taklit demedik, onlar düşünsün bizde yaşayalım gibi bir düşünce olamaz bizim düşüncemiz köklerimize kültürümüze ve inancımıza göre şekil almalı.
5-İnançta Diriliş: İslam akademik olarak anlatılmaya başlandı ama hakkı ile yapılmadı bir şeyler eksik veya fazla aktarıldı ve bu duruma karşı gelen birkaç Müslüman uyandı ve bunların arkasından gidenlere sağcı diğerlerine ise solcu denildi.
6-Edebiyatta ve Siyasette Diriliş: Efenim bu konuda açıktır ki İslam yeterince sanat ve edebiyat ile özdeşleşmemiştir. Her ne kadar şairlerimiz, hat sanatımız olsa da ikna edici derce de ilgi görmemiş aksine küçümsenmiş ve hiç duruma düşmüştür. Yani bu konuda da bize bir Diriliş lazım.
BURDAN SONRASI İNSANA, MÜSLÜMANA, YAHUDİYE, HIRİSTİYANA, DOĞULULARA, AFRİKAYA, DİNSİZ VE TANRI BİLMEZLERE BİR İSLAM ÇAĞRISIDIR.
Gelin bu çağrıya da şöyle genel bir kulak verelim:
İnsan kurtuluşu için olan sese tepkisiz kalırken, Müslüman ilk çağırılacak olan ve yükselmesi istenilen. Yahudiler ise kaybettikleri İbrahim peygamberin yolunu bulacaklar burada şayet kulak verseler. Hıristiyan desen tutturmuş İsa peygamber ALLAH (c.c)’nün oğlu (haşa) değil kardeşim değil gelde anlatayım sana gel İslam’a. Afrika dinsizlik ile İslam arasında kaldılar ise de sonunda şereflendiler İslam ile din bilmez yaratıcı bilmezler ise teknoloji gelişip her soruya bir cevap verecek duruma geldiği halde cevapsız kalan kör nokta sorular var işte o soruların cevabıdır İSLAM.

>>>Müslüman, derinleş! Eşyaya olduğu kadar insana ve toplumlara doğruda derinleş! Müslüman, çileleş ve şuurlaş! Doğuyu, batıyı tanı! İçine değişik fikirlerin girmesine sebebiyet verme. Müslüman, birleş! Erdemlikte ne yüce ol ki seni aşağılamaya gelen kendi aşağılığını görsün. Müslüman, İslam'ı öyle diri ve canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.>>>
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.030 Oy)17.402 beğeni39.300 okunma2.092 alıntı164.474 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (9.968 Oy)12.415 beğeni31.600 okunma2.732 alıntı131.887 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.419 Oy)8.371 beğeni22.702 okunma1.427 alıntı104.907 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.803 Oy)8.096 beğeni25.874 okunma618 alıntı125.995 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.187 Oy)8.102 beğeni23.855 okunma1.865 alıntı101.783 gösterim
  • Bu Ülke
    9.0/10 (809 Oy)921 beğeni2.394 okunma1.567 alıntı23.586 gösterim
  • Diriliş Neslinin Amentüsü
    8.8/10 (425 Oy)463 beğeni1.364 okunma451 alıntı13.967 gösterim
  • Çile
    9.1/10 (948 Oy)991 beğeni3.069 okunma1.348 alıntı21.651 gösterim
  • Uzun Hikaye
    8.5/10 (688 Oy)696 beğeni2.561 okunma210 alıntı18.486 gösterim
  • Uçurtma Avcısı
    9.0/10 (9.113 Oy)10.774 beğeni26.439 okunma1.376 alıntı139.233 gösterim
Okunabilecek güzel bir kitap.
müslüman, islami öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.
Batıya koşan Afrikayı, Islâm, Doğuya çağırıyor. Bir gecenin ayak yürüyüşüyle koşan siyah ırkı, Islâm, seher aydınlığıyla çağırıyor. Doğuda duran Çini Batıya çekiyor. Bakalım, bütün bir insanlık, Merkezde, Islâm da toplanacak mı?
tavsiye ederim..
Sezai Karakoç'un neden günümüzde anlaşılmadığını sorarım hep kendime. Bu kitapta daha iyi anladım. Çünkü O, diğer yazarlar gibi kendi nesline değil, daha ziyade gelecekte ki nesillere seslenen biri.
Bu kitabında düşüncede, inanışta, edebiyat ve sanatta, aksiyonda dirilişin nasıl gerçekleşeceğini prensipleriyle birlikte veriyor. Özellikle ikinci bölümde islamın insana, müslümana, yahudiye, hristiyana, doğululara ve afrikalılara ve din ve tanrı tanımazlara yaptığı çağrılar üzerine yazdığı yazılar ve tespitler harika.
Bir de meşhur "Müslüman, islamı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin." sözüyle sonunda kitabında doğrudan karşılaşmak beni mutlu etti. #22663975

Nasıl Metin Yüksel "Şahadet bir çağrıdır, tüm nesillere ve çağlara" demişse, Sezai Karakoç'ta bu kitabında "İslam bir çağrıdır, tüm nesillere ve çağlara ve de insanlara" diyor kısacası.
Diriliş kavramı aslında bizim düşünce dünyamızda; bir yokoluşun ardındaki canlanmayı değil, asıl hayata, gerçek dünyaya geçişi ifade etmektedir. Diriliş, son devirde ölmüş islam dünyası ve düşüncesinin üzerindeki ölü toprağı atmayı talep eden en güzel kavramdır.

Hayatın her şubesinin, nasıl tekrar bir diriliş sergilemesi gerektiğini anlatan yazar, aslında bize ait olan medeniyeti nasıl kaybettiğimizi de göstermektedir. İslam dünyasında son yarım yüzyılda başak veren düşünce hareketlerine, bu hareketlerin muvafakiyet gereklerine vurgu yapması önemli.

Kendimiz olmanın en büyük başarı gücü olduğu fikri ana fikir olarak karşımıza çıkmakta. Derin düşünme tohumları ile dopdolu bir eser.
İyi okumalar
Sezai Bey kitabında İslam ülkelerinin vahim durumda olmasının sebeplerini yorumluyor. müslümanların kendi dinleri hakkında yetersizliği, tevekkül anlayışından yoksun olmaları, kendi öz kültürlerinden kopup yabancı kültürlere adapte olmaya çalışmalarını gelişememe sebebi olarak görüyor. Mutlaka İslamın dirilmesi gerektiğini hatta dünya barışının ancak bu yol ile sağlanacağını sık sık vurguluyor. İslamın dirilişinin yaşanmamış olmasında gayrimüslimlerin etkisi kadar müslümanların öz kültürlerine yabancılaşmasının etkisi olduğunu savunuyor. (Dili biraz ağır gelebilir)
1400 yıl önce başlayan İslam Hareketi; Yeniçağ Medeniyetinin gerçek verilerini getirmiştir . Hedef aldığı gelecek henüz gelmemektedir,geçip gitmiş değildir.
Kitap 68 sayfalık kısa bir kitap olmasına rağmen insanı düşündüren derin manalar ifade eden bir düşünce kitabı. Cemil Meriç'in kalemine benzettim. Makale tarzı yazılmış araştırma yazısı gibi. Insanları gözünü açıp birleşmeye davet ediyor.
Sazai Karakoç bu ülkenin yetiştirdiği ender mütefekkir ve düşünce adamlarından biridir. Bu kitabında da 1967 yılından İslamın geleceğine dirilişine ışık tutuyor. İslamın şafağının ışıklarının görünmediği o günlerden güneşin doğuşunu görmüş ve yazmış. Geçmişi ve geleceği anlamak adına düşünmek ve okumak lazım.
Kitabın Kimliği
Sezai Karakoç’a ait bu kitap, Nisan 1966‘dan Mart 1967’ye kadar, Diriliş Dergisinde Diriliş imzasıyla yayınlanan başyazılardan oluşmuştur. Birinci baskısını 1967’de, on birinci baskısını 2012’de yapmış olup Diriliş Yayınları tarafından halen basılmaya devam etmektedir. Diriliş Yayınlarının bütün eserlerinde olduğu gibi bu kitabının kapağı da klasik renk ve zemin üzerinde, yazar ile kitabın isminin yazılmasıyla karşımıza gelmiştir. 68 sayfa olan esere “http://www.kitapyurdu.com’dan” 8.25 TL’ye ulaşabilirsiniz.
Amaç-Ana Fikir
“Rönesans’tan sonraki 500 yıla Avrupa Dönemi dense yeridir. Bu dönemde Asya, adeta bir ölüm dalgınlığındadır. Afrika ise yoktur. Osmanlı ise Avrupa’nın taşkınlığından, Asya’yı kurtarmaya çalışmıştır. Bu dönemde Avrupa, Afrika’nın gözünde bir büyücü, Asya’nın gözünde ise bir barbardan ibarettir. O gösterişli büyümenin yankısı, İslam Bölgesi’nde budur.”
Kitabın başında, İslam Dünyası’ndaki sıkıntıların baş gösterdiği bu zaman dilimini  belli kesitlerle bize sunuyor. Afrika’nın gözünde bir büyücü ifadesi çok yerinde. Zira Rönesans’tan 1900’lü yıllara kadar Avrupa, Afrika’nın yalnız doğal kaynaklarını değil insanını ve dinini de sömürmeye başlamıştır. Başta Portekiz ve İtalya olmak üzere birçok batı ülkesi, Afrika’nın insan kaynağını kendileri için bir köle olarak kullanmak üzere değerlendirmiş ve Afrika’nın saf ve masum insanlarının gözünde korkunç bir büyücü haline gelmeye başlamıştır. Asya’da ise durum bu kadar vahim olmasa da gelecek yüzyıllar için bir endişe kaynağıdır. İlerleyen süreçlerde bu kaygı yerini barbarlığa bırakacaktır…
Özellikle Osmanlı döneminde zirveleşen İslam düşünürleri, ne yazık ki Osmanlı’nın gerilemesinden sonra güzellikler dini olan İslam’ı kendi halkına ve ecnebilere aktarmada sıkıntılar çekmiştir. Medeniyetin gerilemesi demek, her şeyin gerilemesi demektir. Toplumsal yozlaşma tek bir kurumdan başlamadığı gibi tek bir kurumu da etkilemez. Toplumsal sonuçlar doğurur. Bu noktayı nazarla baktığımızda, medeniyet gerilememiz, medeniyet insanımızın, dolayısıyla İslam düşünürlerimizin de gerilemesi manasına geliyor. Birçok tarihi kaynakta karşılaştığımız gibi, İslam alimleri, batıdaki düşünürlerle yaptığı münazaralarda İslam dünyasının ve kendilerinin yüzünü ne yazık ki yere düşürmüştür. Birkaç istisna hariç.
Karakoç da toplumsal yozlaşmanın nasıl giderilmesi gerektiğine cevaplar arıyor. Toplumun her kesimine yapmış olduğu çağrıyla da sorularını cevaplandırıyor.
“Kendinden önce gelen her medeniyet, daha önceki medeniyetlere bağdaşma yoluna gitmiş olsa da, Avrupa, gerçek bir hümanizmden yoksun olarak, kendisine her müsbet alanda öğretmenlik yapan İslam Medeniyeti’ni bütün gücüyle inkara, yıkmaya, yok etmeye çalışmıştır. Kendi hocasına saygı borcunu unutan, çömezinden saygı beklememelidir.
Şimdi, Asya ve Afrika’ya çevirdiği silahların geri tepmesi bu yüzdendir. Aralarında tek temas aracı silahtır. Asya ve Afrika ilkin Avrupa’ya kendi silahlarıyla cevap veriyor. Sonra da Doğu’ya mahsus silahların sırası gelecek.  Asya ve Afrika’nın intikamı çetin olacaktır. Avrupa bunu gün be gün daha bir şiddetle idrak ediyor. Avrupa Birliği çalışmaları da bu idrakin bir eseridir.”
Bu cümleler ışığında, özellikle Türk toplumu olarak yıllardır maruz kaldığımız sıkıntılardan sebep, anlıyoruz ki Batı her zamanki gibi kendisi hariç tüm oluşları inkar ve sindirme peşindeydi. Ancak, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra bir türlü engel olamadıkları İslam’i Dirilişten kurtulmanın yolunu bir küfür ve zulüm ittifakı olan Avrupa Birliği’nde aramaya başlamıştır. Bu anlamda Türkiye’nin de on yıllardır Avrupa Birliği ısrarı garipsenmeli ve bir şekilde bu hatadan vazgeçilmelidir. Zira, AB sevdası, gün be gün daha da gelişen bir İslam ülkesinin, aç kurtların pençesine kendisini bırakmak olduğu gün gibi ortadadır… Bunun bir çözümlemesi olarak, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası, NATO’nun ülkemize karşı tutumunu, ve şuan gelmiş olduğumuz noktayı kritik edebiliriz.
“İslam Halklarının yeniden kendilerini bulmaları için, her şeyden önce, “İslam aydını’’nın gelmesi, onun gelmesi için de, bir düşünce dirilişi şarttır. Düşünce dirilişi olmaksızın inançta diriliş gelişemez. İnanışta diriliş olmaksızın da duyuşta, duyarlılıkta, yani sanat ve edebiyatta diriliş başlayamaz. Tanzimat’tan çok önce, bir düşünce durgunluğuna girdiğimiz doğrudur ve gerçektir. Tanzimat’tan sonra da, genel olarak bu durgunluk sonuna kadar gelişerek hiç düşünmemeye kadar varmıştır. Veya daha kötüsü, sağduyuda kaynağını bulamayan ters bir düşünce akımı, o da cılız ve sık sık kuruyarak gelişip durmuştur. Kopya bir düşünce akımı yani.”
Hepimizin malumudur ki, zamanında yalnız islami anlamda değil; hem medeniyet hem de gelenek bağlamında bir yıpratma operasyonuna maruz kaldık. Ne kadar kutsalımız varsa üzerinden bir silindir gibi geçip, dümdüz etmek istediler. Bizden ne varsa çağ dışı, batıda ne varsa çağdaştır zokasını yutturmak istediler. Kimimiz yuttu. Kimimiz durup bir yutkundu. Zokayı yutanlar, batıda ne varsa aynıyla alıp kullanmayı bir izzet bildi. Bu onların hatasıydı. Yutkunanların da bunun bir izzet olmadığı, aksine zilletin dik alası olduğunu bilmesine rağmen ses etmeyişi, en büyük hata oldu. Bu hata bize koca bir yüzyıl kaybettirdi…
İçerik
Kitabımız “İslam’ın Dirilişi” ve “İslam’ın Çağrısı” başlıkları altında on üç küçük başlıktan oluşmaktadır. Bu başlıklar: “ İslam’ın Dirilişi; İslam’ın Dirilişinde Avrupa’nın durumu, Asya ve Afrika’nın durumu, Düşüncede, İnanışta, Edebiyat ve Sanatta, Aksiyonda Diriliş. İslam’ın Çağrısı; İnsana, Müslümana, Yahudiye, Hristiyana, Doğululara ve Afrikalılara, Din ve Tanrı Tanımazlara çağrı.”, şeklindedir.  Yazar kitapta, Müslüman vicdanı ve İslamcı düşünür kimliği ile baştan sona kadar bir uyum içerisinde fikirleri aktarılmaktadır. Sezai Karakoç, “Yitik Cennet” kitabında olduğu gibi konuları derinlemesine ve ağır bir dil ile anlatmamış, aksine anlaşılır akıcı bir anlatım söz konusudur. Yazarın diriliş serisi şeklinde yayınlanan eserleri içerisinde mahiyeti bakımından bir öncelik belirlememiz gerekirse kitabımızın, “İnsanlığın Dirilişi” ve “Diriliş Neslinin Amentüsü” kitaplarının arasında olduğunu söyleyebiliriz.
Sonuç
Okumuş olduğumuz kitap içerdiği bilgi bakımından hayata aktarılması için kalbe konulması gereken özellikte bir kitaptır. Ancak şunu da kesin olarak söylememiz gerekir, kavramların asıl anlamını kavrayamacak okuyucuda, kuru bir hamasatten başka bir şey bırakmaz. Yani “modernizm, aydınlanma, medeniyet vb.” gibi kavramlar şeffaf bir şekilde zihinde yer etmeli, kalp kadar akla konulmalı, anlaşılmalı ve nelerle karşılaşacağımız bilinerek okunmalıdır. Daha sonra “Diriliş”in ne olduğu ve nasıl olması gerektiği konusunda düşünülmelidir.
Bu hususta yazar bizlere şu şekilde sesleniyor: “Düşünce köklerimiz ve düşünce kaynaklarımız kireç bağlamış gibi, içine girdiğimiz hiçbir değişme oluşunu kritik edemiyoruz. Düşünce alanında tam bir aktarıcıyız. Hatta aktarmaya bile yetişemiyoruz. Üniversiteler tarihini köklerinden koparmış yapma eserlerdir. Fransız, İngiliz, Amerikan veya Rusya kültürü merkezlerinin bir şubesi gibidir. Genel akımında ve ilim alanında bir ekol değerleri ve iddiaları yoktur. Eğitim ve öğretim bütününde ne tarihçi, ne deneyci bir metot vardır. Aktarmacılıktır temel olan. Değil sürekli ilim çalışmaları, günlük önemli siyasi problemlerimizde bile, buradaki peykleri aracılığıyla ‘’Dış Basın’’ denen batı kafası, bize en yarayışsız çözümü empoze eder. Sanki, biz düşünmekten korkarız da bizim yerimize o düşünür. Deneyci metodun düşünce dirilişimizdeki durumu budur. Aktarmacı metot ise, bir ruh ve kafa köleliği olarak, doğrudan düşünceyi öldürür. Çalışmayan zekayı köreltir. Eski muhteva yeni bir terminolojiyle yaşatılmakta, toplumdaki her türlü diriliş davranışları gelecekte vadedilen bir kurtuluş adına boğazlanmaktadır. Yeni modaya kapılan entelektüel, yalnız büyük geçmişimizi değil, kendinin yakın düşünce geçmişini de bir anda unutuvermiştir.”
Yazarın vurguları kulağımıza küpe olmalı. Biz, bizden olmayanı aktarmayı iftihar vesilesi zannettikçe köreldik. Tutulduk. Başkalaştık. Kendi köklerimizden beslenmeyi, kendi medeniyetimizle bağdaşan kaynakları değerlendirmeyi ıskaladıkça bir yok oluşun eşiğine geldik. Bugün yeni bir varoluş, bir diriliş mevsimi. Evet batı, pozitif ilimlerde, fikirde, sanatta ilerlemiş ve bizi solda sıfır bırakmış olabilir. Ama bu bir atalet vesilesi değil, ibret vesilesi olmalıdır. Ecdad yadigarı fikir yükünü yine sırtlanıp, daha üst seviyelere taşımak için neyi bekliyoruz? Bu kalıpçılık nereye kadar?
Sözün özü, İslam’ın dirilişi için ne ruhu ve fikri ötelemek, ne de kendimiz olmayanı gücün zemini olarak görmek doğrudur. Kendi ruh köküne bağlı bir fikir ve inanç birlikteliği ile yeniden dirilişin önünü açmak üzere bize düşen gayreti kuşanmak gerekir.
“Diriliş” Kavramı ile alakalı olarak artı bir parantez açmak istiyorum. Ne yazık ki Bu kavram Türkiye’nin günlük siyasi-politik ikliminde yahut dizi sektöründe dillere pelesenk edilerek klişeleştirilmiş bir kelimedir. Ancak güncelden sıyrılarak, Sezai Karakoç özelinde düşünmeye önem gösterelim…
52. Sayfaya kadar mükemel denecek ölçüde rehberlik ediyor düşünce dünyanıza.. O sayfadan sonra ise mevcut durumumuzu, ÇAĞRI adı altında suratımıza bir tokat gibi çarparak, silkinip kendimize gelmemize yarayacak öğütleri şuuraltımıza gönderiyor. Bence İslam toplumuna mensup kişiler özelde bu coğrafyanın insanları olarak her iki-üç kitapta bir bu gibi eserleri tekrar tekrar okumalıyız ki müslüman duruşumuz pekişsin..
Sezai Karakoç'u ilk kez bu kitapla tanıdım ve düşünce dünyasını öğrenmeye başladım.
Rönesans ile birlikte teknikte gelişen Batının medeniyetlere ve insanın özüne yabancılaştığını bununda zamanla insanda buhrana ve kimlik arayışına nasıl düştüğünü, nasıl kurtulacağından bahsediyor. Kendi dinine yabancılaşan Müslümanlara, Yahudilere,Hristiyanlara ve materyalistlere çağrıda bulunuyor. Afrika ve Asya'nın yükselişinden bu yükselişte de İslamın önemini anlatıyor. Türkiye de üniversitelerin özünden kopuk, Batı taklidiyle yozlaşmasından ise ayrıca gem vuruyor.
Acaba zaman bize İslam aydınını, İslam aksiyonunu yeniden gösterecek mi ?
Müslüman, islamı öyle sağ ve diri, canlı yaşa ki, seni öldürmeye gelen sende dirilsin.
Sezai Karakoç
Sayfa 61 - Diriliş Yayınları 23. Baskı 2017
Erdemlikle en yüce olmalısın ki, peşin hükümle seni aşağı görmeye gelen kendi aşağılığını görsün.
Sezai Karakoç
Sayfa 61 - Diriliş Yayınları 23. Baskı 2017
Müslüman babadan ve müslüman anadan gelen, dünya kütüklerine müslüman diye kayıtlı, birbirini müslüman adıyla çağıran, ama İslâm hariç kaç yıl ve yön varsa o yöne doğrulan ve yöne dalan, kurt görmüş koyun sürüsü gibi bir doğuya bir batıya koşan müslüman kütleyi, İslâm, yeni bir dirilişe çağırıyor. Bir paradoks dilini kullanarak diyelim, vakit gelsin görelim, Müslümanlar İslam'ın çağrısına kulak verecek mi?
Sezai Karakoç
Sayfa 56 - Diriliş yayınları
Üniversiteler , bağımsız düşünce ve kendi kültürümüzü araştırma ve kurma merkezleri olacağına , yabancı misafir profesörlerin sürekli konferans ve seminer müesseseleri haline geldi. Ve misafir yerlileşti , evin sahibi oldu.
İslam önce müslümanı çağıracaktır elbet. O, her şeyden önce, müslümanın kendine dönmesi için yükseltilmiş bir sestir.
Sezai Karakoç
Sayfa 57 - Diriliş Yayınları 23. Baskı 2017
Ortalığa renk saçan bukalemunları bir bir seçmesini bilmelidir, eşsiz gözlerle.
Sezai Karakoç
Sayfa 103 - Diriliş Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
İslamın Dirilişi
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
68
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789123504985
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Diriliş Yayınları
Bu kitap, Nisan 1966’dan Mart 1967’ye kadar, Diriliş dergisinde DİRİLİŞ imzasıyla yayınlanan başyazılardan oluşmuştur.

Kitabı okuyanlar 383 okur

  • Rukiye Koçer
  • Ömer Çakmak
  • Adem Sansar
  • Erol Çiçek
  • Nurdan Yılay
  • ŞERİFE ATİKER
  • Sevde
  • Havva Turan
  • Ertuğrul Gazi Kefinsiz
  • Zeliha Akdoğan

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.7
14-17 Yaş
%5.7
18-24 Yaş
%33
25-34 Yaş
%27.4
35-44 Yaş
%17
45-54 Yaş
%7.5
55-64 Yaş
%2.8
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%51.4
Erkek
%48.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%45.7 (58)
9
%23.6 (30)
8
%20.5 (26)
7
%5.5 (7)
6
%2.4 (3)
5
%0.8 (1)
4
%0.8 (1)
3
%0
2
%0.8 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları