Geri Bildirim
Adı:
Bu Böyledir
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
88
ISBN:
9789759953119
Kitabın türü:
Yayınevi:
Dergah Yayınları
İçindekiler

- Bu böyledir
- Bahtımın yıldızı
- Süleyman'ın seçimi
- Red cephesi
- Manifatura
- Kahkaha çiçeği
- Su sesi
- Son

Kutlu'nun Dergah Yayınları arasında çıkan diğer hikaye kitapları şunladır. Ortadaki Adam (1970), Gönül İşi (1974), Yokuşa Akan Sular (1979), Yoksulluk İçimizde (1981), Ya Tahammül Ya Sefer (1983).
Gökçe uyan hadi, uyan Gökçe.. Bir kitap arasında da kitap bittikten sonra da bu kadar uyunmaz. Amaa.. Ama diyorsun bu kitap beni yordu. Evet ama işte bu yüzden kalk, uyan, çık yorganının altından. Sen zannediyor musun ki bu anlatılan insanlığın hikayesi de senin hikayen değil. Tam da senin hayatın işte, lunaparkın ışıkları yanmayacak boşuna bekleme, yansa da neon ışıklardan ancak parkı görebileceksin. Etraf yok, etraf karanlık. Sadece sen varsın bir de bu dünya hayatı. Bu böyledir demek yok bu böyle değil her zaman. Allah var, sen varsın, inancın var, bu böyle gitmez, gitmemeli.. Sanıyor musun ki bu dünya hayatı lunaparktaki insanlara kalacak sanıyor musun ki onlar çıkışı bulacak, onlar aramayacak bile. Allah diyor ya kitabında "Fe eyne tezhebun?" "Bu gidiş nereye?" Olsun sen yine de gitmeye devam et; ara, sor, bul en azından yola koyul. Felsefeden kalma felsefe yap. Yoksa bankalarla iritbat halinde olursun. Olma, onlar insanı bir hortum gibi içine çekecek. Çektirme kendini, anlam bul şu koskoca dünyaya yoksa kaybolup gidersin, mesela yorgancı amcamız gibi ol ama bir şey ol. Oysa tek iktiyacımız mânâydı ama veremediler değil mi? Şu koskoca dünyayı makineye çevirdiler de bir can veremediler. Gülme, ağlama, üzülme tekrar söylüyorum bu senin hikayen. Doğrul, yorul ve çalışmaya devam et. Çalıştıkça açılacaksın. Açılmak ne demek genişleyeceksin, genişlemek ne demek rahatlayacaksın, rahatladıkça zincirlerinden kurtulacaksın. En güzeli de bu değil mi; zincirlerini koparıp atmak. Oku ki açılasın, genişleyesin, rahatlayasın.

Bunlar benim kitaptan sonra düşündüklerim tabii düşünmediklerim de vardır elbet daha fark edemediklerim mesela. Bir de şöyle düşündüm; Mustafa Kutlu'nun hangi hikayesinde yaşıyorsun Gökçe, Bu Böyledir. Hangi hikayesini yaşamak istemezdin, Yoksulluk İçimizde. En çok hangisini yaşamak isterdin, Uzun Hikaye. Bir yolculuk yapsaydın hangi hikayeye girerdin, Mavi Kuş. Bir mektup alsaydın menekşeli olsun ister miydin, evet. Eski zamanlarda yaşasaydın eğer bir hikaye anlatsaydın ne anlatırdın, Tarla Kuşunun Sesi. Gazete yazıları yazsaydın en çok neyi yazmak isterdin, Vatan yahut İnternet. Hayatının anlamı hangi kelimelerde gizli, Hüzün ve Tesadüf. Hangi mahallede yaşamak isterdin, Rüzgarlı Pazar. Ve son olarak hastalığına romatizma demeseydin eğer ne derdin, Huzursuz Bacak.

Yine anlatamadım değil mi kitabı. Anlatacak bir şey yok ki. Biraz iç çekiş, bir parça kayboluş, biraz da karanlık tüm ışıkların söndürdüğü aydınlık veya.

Her hediye gibi buna da kendimce en güzel değeri vererek okumaya çalıştım. Mesela en sessiz zamanda kendimle başbaşayken okudum. Tamam yarısında kitap elimde uyuyakaldım ama yine sabahleyin kimse uyanmadan bitirdim. 90 sayfa bir şey zaten yüreğiniz kaldırıyorsa alın bir oturuşta okuyun. Zaten en fazla da iki kereye bölersiniz.

Çok hoş ilerleyen bir Mustafa Kutlu hikayesi işte. Her kahramanın ayrı ayrı hikayeleri var. Hepsinden bir şeyler almamak elde değil yine. Süleyman olmamak ise hiç kolay değil. Baştaki sözlerim de o yüzden ya; olmayın Süleyman siz. Süleyman iyi çocuktur ama siz yine Zinnurelere kapılıp gitmeyin. Hem siz onların hayalindeki beyaz takım elbiseli, faytonlu adamlar da değilsiniz. Siz hafız olacak adamlarsınız, gidip de bankacı olmak niye? Neyse alın, okuyun ve bana yapıldığı gibi okutun. Hediyenin en sevdiğim yanı da bu işte. Bilmiyorsunuz sizi tam olarak tanımayan birinin size neler getireceğini.. Oysa ki ne de güzel gelir.
Mustafa Kutlu okuyanlar bilir, kelime tasarrufu yapar kendisi, anlatmak istediğini kısa cümlelerle anlatır, kısa ve öz. Bu anlatım tarzı ilk kez okuyanları şaşırtır ve yorar biraz ama zamanla alışıyorsunuz. Bu Böyledir kitabında da bunu görüyoruz. İnce ve kısa bir kitap, aynı cümleleri gibi ama derin anlamlar içeriyor. 8 farklı isimde 8 kısa hikaye gibi görünse de hepsi bağlantılı hikayeler. Lunaparkta başlayan hikaye lunaparkta bitiyor ama bu lunapark aslında bizim dünyamız, ıçıne sıkışıp kaldığımız bunaldığımız dünyamız. Etrafınıza baktığınızda Süleyman'ı, Zinnure'yi, az da olsa Yorgancı Yaşar'ı, çokça Rafet'i göreceksiniz, belki de kendinizi bulacaksınız. Bilhassa beşinci hikaye olan Manifatura'nın verdiği mesaj çok önemli benim en beğendiğim kısım burası oldu.

Benzer kitaplar

Bu kitap Mustafa Kutlu eğer eserin başındaki üslûbunu kitabın sonuna kadar sürdürebilseydi belki de bir klasik olacaktı. Öylesine güzel bir dille anlatıyor ki yazar hikâyelerini, ilk hikâyeyi okuduktan sonra bir daha okudum. Bir lunaparkta gezerken insanların iç seslerini dinliyoruz kitapta, okurken bu iç seslerin aslında aynı hikâyenin halkaları olduğunu öğreniyoruz, halkalar genişledikçe lunaparkın dünya olduğunu ve buraya kapalı kaldığımızı, çünkü dünya malına, süfli arzulara gönül indirdiğimizi anlıyoruz, bu yüzden çıkış yok, çünkü bu böyledir, dünya böyledir, dünya arzusu böyledir, ve insan böyledir, diyor yazar, kitap kapağında üç kere tekrar edilen "hiç" sözcüğü dünya hayatının öte alemler karşısındaki yerini hatırlatıyor... bütün bunlara inanalım inanmayalım, yazar bunu hissettiriyor, o hissi verebiliyor ve kalemi son kısma kadar küçük gevşemelere rağmen çıtayı yukarıda tutabiliyor. İlk iki hikâye kitabın bütün yükünü taşıyor gibi; bu iki hikâyede muğlak, karışık, içiçe geçmiş düşünceler, iç konuşmalar, olaylar var ve yazar bütün bunları maharetle birbirine karıyor, ortaya okuması çok lezzet veren hikâyeler çıkıyor. Kitabın "son " adını taşıyan son bölümü ise iç seslerin kenara çekildiği ve yazarın "mesajını" vermek istediği bir fantastik hikâyeye dönüşüyor ve kitabın başından sonuna dek süren, ara ara renk kaybetse bile etkileyici üslûbu kayboluyor. Bu, böylesine güzel bir esere yapılmaması gereken bir kötülük aslında, ama Kutlu böyle yapmayı seçmiş. Yazar bizi anlatmak istediği şeye yönlendirerek mesaj verme kaygısı gütmeseydi, iç sesler kitap boyunca olduğu gibi içimize bütün gürültü ve fısıltılarıyla karışsaydı ve o sonu biz kendimiz hissetsek ya da hayâl etseydik, çok daha güzel olacaktı.
Dikkatli okuduğunuz vakit kitabın içindeki kitabı göreceksiniz, Bu Böyledir çünkü bir Lunapark'a gelmişseniz elbette çıkıp gideceğinizi düşüneceksiniz. Peki ya çıkış?

Kendimizi hapsettiğimiz, zamanı unuttuğumuz meşgaleler nedeniyle her vakit ertelediğimiz yapılacaklar listelerimiz, ânın büyüsüne, ışıklı dünyanın cümbüşüne kapılıp da bir türlü çıkamadığımız yalan dünya içinde debelenişlerimiz, iç sıkıntılarımız sade bir üslupla dökülmüş Kutlu'nun kaleminden.

Bizi kendi gerçeklerimizle karşı karşıya getirerek yüreğimize bir parça hüznü koymadan da edememiş, Neşet Ertaş'ın Ah Yalan Dünya türküsü benim için bir roman gibidir. Bu Böyledir bitince de o türküyü dinleme ihtiyacı hissettim. "Dünyayı gönlümüzce olacak sanıp" kendimizi cümbüşler içindeki masal dünyalarına hapsetmeye çalışıyoruz oysa gönlümüzce olmayan bu cümbüş içinde bir labirent içinde sıkışıp kalan fareler gibi dönüp dolaşıyoruz.

Yorgancı Hafız Yaşar karakteri bana Rasim Özdenören'in Gül Yetiştiren Adam'ını hatırlattı. "Dünyada niçin varsın, anlarsın. Okudukça açılırsın." diyor Hafız Yaşar, bunu diyen Mustafa Kutlu da olabilir. Neden bilmiyorum ama burayı okuyunca Sayın Ümit Meriç'in babası Cemil Meriç ile olan bir konuşması geldi aklıma. Şöyle yazıyor Ümit Meriç "Babam Cemil Meriç" adlı eserinde:

"Babam 'Allah gözlerimi bana geri verse, yedi zeytin tanesiyle kütüphanemde ömrümü sürdürmek isterdim' derdi."

Şu cümle kalbinizi ince ince titretmiyor mu sayın okuyucu? Ben bu cümleyi okuduğumdan beri derin derin kanıyor yüreğim boşa geçirdiğim her vakitte.

Lunaparklardan ya da Kutlu'nun Lunapark imgesiyle bahsettiği her şeyden sıyrılıp özümüzü bulmak duasıyla geceniz hayra kalsın.
Üslup olarak Mustafa Kutlu'nun okuruyla konuşur gibi anlattığı aynı akıcı dil ancak bu kez derin bir simgesellik var. Her kahraman bir düşüncenin misali olarak yer alıyor. Ortada bir olay yok gibi ama kahramanlar üzerinden derin mesajlar veriliyor ,bu haliyle hikayenin kahramanları yok, kahramanların hikayeleri var. Bir adamın fikir dünyasının evrilmesi, değişip dönüşmesi çarpıcı bir şekilde anlatılmış. Değişik ve etkileyici... Derin mesajlar aldığım, kah kendimi sorguladığım bir kitap oldu. Kulaklarımızı tıkadığımız, bastırmaya çalıştığımız iç seslerin yazıya dökülmüş halidir bu kitap, bu böyledir...
Burnunun dikine giden zamana ve teknolojiye kafa tutan, dünyadan elini eteğini çekmiş, çiçeklerle konuşan beli bükülmüş bir derviş Yorgancı Hafız Efendi, dünyaya dalıp manevi hayatının içini boşaltan manifaturacı Rafet Efendi, eşiyle boşanmış sarhoş felsefe hocası Şinasi...Başkahramanlarımıza gelirsek  ailesini geçindirmek için değişik işlerde çalışan bir yandan okumaya çalışan, dünya ile ahiret , okumakla okumamak arasında arafta kalan, felsefe dersinden sürekli çakan, babadan yetim Süleyman;  şatafata meyleden, konağın gözüne girebilmek için arı gibi çalışan, fayton yolu gözleyen Zinnure ile  hayatını birleştirir. Evlenince araftaki Süleyman dünyadan yana tercihini  kullanır. Bundan sonrası kitabın özüdür, derin bir felsefedir, bu böyledir...
Dünya, öteden cıvıl cıvıl ışıkları ve sesleriyle kalabalıkları peşinden sürükleyen bir lunapark ki eğlenceye dalanların burdan kurtuluşu yok. Dünya böyledir.. Kitabın kapağında yazdığı gibi "hiç, hiç, hiç" tir dünya. Bu böyledir...
İyi okumalar, bu böyledir...
Yaklaşık son yirmi sayfasını merakla okuduğum çok derin felsefe barındıran bir Mustafa Kutlu eseri. Eserdeki karakterlerin her biri farklı düşünceleri yansıtarak karşımıza çıkıyor. Bir olay örgüsü yok fakat anlatılmak istenen çok yoğun bir fikir mevcut kitapta. Kitabın sonunda, beni en çok etkileyen kısımdaki mesaj ise dünya hayatının tam olarak nasıl olduğunu anlatıyor bizlere. Dünya uzaktan eğlence dolu, ışıklı, kalabalık bir lunapark, fakat bu eğlencenin içine dalan bir daha asla oradan kurtulamıyor...
Kitabı okurken çok derin bir karamsarlık duygusuyla kuşatıldığımı hissediyorum...

Bu kitapla ilgili arkadaşların yazdıkları incelemeleri okuyunca onlara da hak verdim şöyle ki;
yedi sekiz sene önce bir yazım atölyesine katılmıştım. Orada kendisi de yazar olan hocamız bizlere demişti ki; "- Birileri birşeyler yazar; birşeyler düşünerek, okuyucular o yazılanları okuduğunda öyle yorumlarda bulunur ki; yazar kitabıyla ilgili yorumları okuduğunda; -Vaay be, ben neler yazmışım der..." :)
Espri bir yana yazar tabii ki diğer inceleme yapan arkadaşların da belirttiği gibi farkındalığımızı arttırmaya, gözlerimizi açmaya yönelik önemli dipnotlar atıyor bilinçaltımıza; hayatlara, insana dâir...
İyi okumalar...
Bu hep böyledir.
İnsanoğlu gelir eğlesir ve gider.
"Dünya bir pencere her bakan gecer gider." der kimi. Ya da bir ağacın gölgesinde gecirilen vakte benzetilir dünya hayatı. Sezai Karakoç bunu anlatırken "Yukarıya yükselsek ölüme yükseliyoruz/Aşağı insek ölüme değiyoruz" dizelerini kullanır. Burası aslında bir düşüşün yeridir. Adem'in sonsuz sürgünüdür.
Medeniyetlerin kurulduğu, uğruna savaşların yapıldığı, küçücük çocukların yetim bırakıldığı dünya. Girdin mi çıkamıyorsun.
" Baka kalırım giden geminin ardından; Atamam kendimi denize, dünya güzel;
Serde erkeklik var, ağlayamam"
diyen Orhan Veli'nin mısraları eşlik eder ruhunuzda. Dünya güzel, şu koşuşan insanları izlerken yazmıştır muhtemelen Kutlu, Bu Böyledir'i. Bu nasıl telaş Allahım diyerek hayıflanmıştır. Ya da durdurun dünyayı başım dönüyor diyerek arabeske gönderme yaparak da kurmuş olabilir lunaparkta geçen öykünün kurgusunu.
Bilemeyiz elbette, yazar/şair burada ne anlatmak istemiştirin yanıtı aslında bizim kendi cevabımızdır, kendi anlamak istediğimizdir.
Bu Böyledir böyle bir öykü aslında, kendi dünyamızda kaybolduğumuz ve düzenin çarklarında iğdiş edilmiş ruhumuzun bir kopyasıdır lunaparkta çıkış yolunu bulamayanlar.
Bu hikâyenin baş aktörü Süleyman Koç'un en büyük sorunu sürekli kaldığı felsefe dersidir. Süleyman sıkı bir çalışmayla bu dersten geçer not alır. Artık özgür olan Süleyman eşi ve kızıyla sürekli gittiği lunaparka gider. Akşam evlerine dönmek istediklerinde çıkış kapısını bir türlü bulamazlar.
Süleyman ve eşi Zinnure, telaşla bir çıkış yolunu bulmaya çalışırlar. Az ileride üstü başı yırtık, uzamış sakalıyla bir adam çalılıkların arasından kendilerine doğru yönelir İkisini de ayrı ayrı süzdükten sonra;

“Siz çıkışı mı arıyorsunuz aptallık etmeyin buradan çıkış mıkış yok" diyerek onlara parkta ilerleyen kalabılığa karışmalarını söyler. Gerçekten de büyük bir kalabalık eğlenceye gitmektedir.
Aslında bu öykü birazda Kutlu'nun kendi deyişiyle geç yatıp geç kalkanlara eleştiridir. Gecenin karanlığında karışılan ışıklı lunaparktan çıkış yolunu bulamayan Süleyman ve eşi bize kaybettiğimiz yolumuzu hatırlatmaktadır. Kurani buyruğun "nereye bu gidiş" diye sorguladığı insanoğlunun kendi lunaparklarından çıkması için güzel bir hatırlatma...
Mustafa kutlu eserlerinde genelde hızlı bir üslup kullanıyor. Diyaloglar kısa ve öz, okurun dikkat etmesini istiyor sanki. Dikkatli okumayan yada derinlemesine düşünmeyen bazen kısa bir konuşmadan başka bir şey anlamayabiliyor. Bu böyledir de de bu gibi konuşmalar pek çok ama genelde tek kişili konuşmalar, yani insanların düşüncelerinde geçenler. Kitapta belli bir olay anlatılmıyor. Sadece kişiler ve o kişilerin karma karışık düşünceleri. Birbirinden bağımsız ama gerçekte her insanın aklında birbirini kurcalayan şeyler işte. Genel olarak vurgulanmak istenen direk değilde dolaylı olarak verilmek isteniyor. Kitap çoğu kişiye basit gelebilir ama düşününce derin fikirler bulabilirsiniz. Orası sizin hayal gücünüze bağlı.

{^-^} İyi okumalar
Havada asılı duran lakin bir o kadar da oturan bir Kutlu hikayesi tekrardan.Bizde Lunaparkta sıkışıp kalmayız inşallah ️️️️️️️️️️️️️️️️️
Bu soylu yalnızlık budalalığından vazgeçmeliyim.
Mustafa Kutlu
Sayfa 58 - Dergâh Yayınları 17. Baskı 2017
"Ağaca ağaç gibi bakmayan, toprağa toprak diyerek basmayan; adama da adam gibi muameleyi bırakacak."
Zaman… Her zaman aynı. Güneş aynı, ay aynı, ağaçlar ve insanlar aynı, sevgi ve nefret, korku ve ümit hep aynı.
Dualar aynı.
Kıble tek.
Kur'ân-ı Kerîm'i okudukça o senin gören gözün, duyan kulağın olur, unutma.
Mustafa Kutlu
Sayfa 41 - Dergâh Yayınları
Her şey gelip inceliklerde düğümleniyor.
Mustafa Kutlu
Sayfa 58 - Dergah Yayınları
Sanıyorum toprak, bundan böyle toprak olmaktan çıkacak. Ağaca ağaç gibi bakmayan, toprağa toprak diyerek basmayan, adama da adam gibi muameleyi bırakacak.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Bu Böyledir
Baskı tarihi:
Ağustos 2012
Sayfa sayısı:
88
ISBN:
9789759953119
Kitabın türü:
Yayınevi:
Dergah Yayınları
İçindekiler

- Bu böyledir
- Bahtımın yıldızı
- Süleyman'ın seçimi
- Red cephesi
- Manifatura
- Kahkaha çiçeği
- Su sesi
- Son

Kutlu'nun Dergah Yayınları arasında çıkan diğer hikaye kitapları şunladır. Ortadaki Adam (1970), Gönül İşi (1974), Yokuşa Akan Sular (1979), Yoksulluk İçimizde (1981), Ya Tahammül Ya Sefer (1983).

Kitabı okuyanlar 333 okur

  • SU
  • Hasan
  • Tolga Tan
  • Mesut Serdar
  • Sıçrayanmidilli
  • Mehmet Adsan
  • kirazlikitap
  • Sümeyye
  • Gizem Korkmaz
  • Merve S

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7.6
14-17 Yaş
%7.6
18-24 Yaş
%29
25-34 Yaş
%31
35-44 Yaş
%14.5
45-54 Yaş
%7.6
55-64 Yaş
%0.7
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%63
Erkek
%37

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.5 (29)
9
%22.8 (21)
8
%25 (23)
7
%15.2 (14)
6
%3.3 (3)
5
%1.1 (1)
4
%1.1 (1)
3
%0
2
%0
1
%0