Mavi Kuş

·
Okunma
·
Beğeni
·
24242
Gösterim
Adı:
Mavi Kuş
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
211
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953102
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
Sıcaktan dili dışarı düşmüş bir köpek sarsak, ağır ve bezgin adımlarla meydanı bir baştan ötekine geçip köşedeki kasabın önünde durur.

Oracıkta dikilen kıdemli sokak kedileri kendilerine benzeyen bu yaşlı köpeği umursamaz.

Kasap dükkanının gölgeli kapısında naylon şeritlerden, rengarek boncuklardan oluşmuş bir sineklik asılıdır.

Sineklik kıpırdamaz.
Havada en ufak bir esinti yoktur.

Öğle sıcağı kasabının üzerine abanmıştır.
Öyleki sanırsınız gökten kıvılcım yağıyor.
Binalar, ağaçlar, insanlar ve açıktaki bilumum eşya bir ışık selinde yıkanmaktan bitap düşüp yerlere serilmiştir.

Kaburgaları açlıktan birbirine geçmiş yaşlı köpek, kasabın kapısına mahmur bakışlarla bir göz attıktan sonra, yine öyle yalpalayarak köşeyi kıvrılır, top akasyanın gölgesine yatar.
211 syf.
·5 günde·Beğendi
Günümüzde sadece taşıma için kullanılan, samimiyetsizliğin bini bir para olduğu, gençlerin yaşlılara yer vermemek için uyuyor taklidi yaptığı, yaşlıların da kendilerine yer vermeyen bu gençlere fırça çekmek için fırsat kolladığı Egoları, Metrobüsleri, dolmuşları unutalım biraz. Mavi Kuş’un koltuklarına kurulalım, Anadolu’nun, taşranın samimiliğine kısa bir yolculuğa çıkalım. Mavi Kuş Çiçek Abbas filmindeki kırmızı minibüsün mavisi. Şoförümüz Ruzvelt marka postal giyen Kenan. Yolcularımız ağa, doktor, hasta bir kadın, mühendis, rehber ve turistler, avcı vs. kişiler. Taşra o zamanlar henüz küçük ve sıcak. Herkes birbirini tanır, sever; birbirine küser, barışır. Taşra böyledir işte masumluğundan, kendine has masumluğundan daha bir şey kaybetmemiştir. Eh taşra böyle olunca taşranın otobüsü de aynı. Küçük ve sıcak. Yolcularını meydanda bekler. İlk gelen yolcu muhabbetin başını çeker. Şoföre selamını verir, oturur bir köşeye. Sonra bir başkası, derken başkaları. Ve ilginçtir şoför hep bir kişiyi ya da bir şeyi bekler. İşte Mavi Kuş’ta da bu durum her yolculuktan önce tekrarlanırmış. Ne zamanki Mavi Kuş hareket etmeye, toprak yoldan toz kaldırmaya başladı zihnimde geçmişe karşı pare pare görüntüler oluşmaya başladı. Çocukken ben de böyle bir minibüse bindiğimi hatırlıyorum. Minibüstekilerin sohbetini engellemeye yetecek herhangi bir güç kesinlikle yoktu. O ortamda koltuklar adeta süs görevi görüyordu. Tıpkı Mavi Kuş’ta olduğu gibi. Aradaki tek fark çalan türkülerdi. Mavi Kuş’ta Amman şeker oğlan/ Yandım şeker oğlan/ Anasına küsmüş/ Damda yatar oğlan türküsü, bizde de Dost mu kaldı/ Dost mu kaldı/ Dost diyecek dost mu kaldı kaldı türküsü çalıyordu. Ne kadar şoförün tercihi de olsa türkülerin ne kadar da çağı yansıttığını varın siz düşünün. Geçmişten bir benzerlik daha var. Bu aklıma geldikçe gülerim. Rahmetli Kemal Sunal Sakar Şakir filminin başında otobüse biner. Yediği hıyarı hatırlarsınız. Hani şu Fuat Abiye de yemesi için teklifte bulunduğu hıyarı. Bizim şoför Kenan da aynı şekilde ama daha modern söylemiyle sesli sesli salatalık yiyor sürekli. Gördüğünüz gibi geçmiş, geleceğin malzemesidir. İşin esprisi de orda değil mi zaten? Her insan bir hikâyedir diye bir söz vardı. Eğer Mavi Kuş’a bindiyseniz bu söze katılmamak elde değil gerçekten. Her yolcu da başka bir müphem olay, her yolcu da bambaşka bir hayat birikimi var. Kimisi tahsil görmüş taşraya gelmiş, kimisi taşradan çıkmamış hayat tahsili görmüş. İşte Mavi Kuş’taki gibi bir minibüs bulursam, o ortamdaki samimiliği, saflığı bulursam, gideceğim buralardan diyesim geliyor ama bir taraftan da yol sarhoş, yolcu sarhoş nereye gidiyorsun diyorum. İşte tam bunlara dalmış düşünüyorken arkanızdan birisi dürter, -pardon, şuradan bir öğrenci uzatır mısınız der, Mavi Kuş’tan dünyaya tekrar dönersiniz. Hayat işte…

Kitap hakkında bunları düşünüyorum. Mustafa Kutlu’yu konuşmaya gerek yok zaten. Bir ustadır, Anadolu sevdalısıdır. Herkesi kucaklayan kısa hikâyeleri sıcak, eskiye götüren, düşündüren yapıdadır. Ve son olarak kitabın sonu size kitap boyunca düşündüklerinizi unutturmasın. İyi okumalar.
211 syf.
·4 günde·Puan vermedi
Bu kitap tam bir mustafa kutlu klasiği ,betimlemeler her zamanki gibi mükemmel. Kitap çok akıcı kendinizi mavi kuşun yolcusu gibi hissediyorsunuz, kitap mükemmel yanlız sonu hariç. Yinede herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
211 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
“Gökyüzü karışıksa kuşların işi” diyen Cemal Süreya’ya ölüm yıldönümünün ertesi gününden tüm sevgilerimi gönderiyor ve affına sığınarak ekliyorum: “Yüreğim karışıksa bu da mavi kuşların işi.” Çünkü benim için güzel olan ne varsa mavidir. Sevgili Cansever gibi yani “mavi bir huydur bende ve benim yetinmezliğimdir.” Hatta sevdiğim insanları farklı boyutlarda ve tonlarda mavi kuşlar olarak düşündüğüm, bazen de yazdığım mektupları ‘mavi kuşunuz’ diye imzaladığım da doğrudur. Şimdi diyeceksiniz ki, iyi de burada Mavi Kuş yalnızca bir otobüs, bütün bunlarla ne alakası var. Fakat böyle söylerseniz yanılırsınız. Mavi Kuş yalnızca bir otobüs olabilir belki ama yükü ağır. Hayatın ta kendisini taşıyor o. Tıpkı yüreğim gibi.

Genç bir öğretmenin idealleri var mesela içinde; ölüm var bir yandan, her şeyi değersiz kılan; dostluk var; için için yanan kalpler var; acı var –herkese yetecek kadar-; aşkın peşine düşmüş dağ başına sürüklenmişler var; tahammül var, en çok da tahammülsüzlük; bağımlılığın her türlüsünün zararlı olduğunu, elinde ne varsa kaybettiğinde fark eden var; dost gibi görünüp arkamızdan iş çevirenler var; sırf ağzımızdan laf alabilmek için türlü yakınlık gösterenler de var; kibir var; sadakat var; bir çocuk kadar da umut var... Hangimizin yüreğinde yok ki bütün bunlar? Hepsi birbirine geçmiş, bazen sınırları birbirine öyle girmiş ki ayırt etmek mümkün değil. Olsun, hayat böyle bir şey değil mi? Böyle kabullenmeyecek miyiz hayatı?

Charlie Brown’u bilirsiniz, bir gün Snoopy’ye dönüp diyor ki:
-Some day, we will all die Soopy!
+True, but on all the other days, we will not.*

Bizimki de o hesap, ne görürsek görelim o çocuk umudunu kaybetmeyeceğiz! Bir bakarsınız tam daha neler yaşayacağız dediğimiz anda bir oyunun içinde buluveririz kendimizi. Ama ne güzel de oynadık, ne güzel de yaşadık demek lazım!

Sevgili Mustafa Kutlu, yürekten bir teşekkürü borç biliyorum; beni de bu yolculuğa çıkardığınız, kendi yüreğimle bu kadar somut bir yolculuk yapabildiğim için. İyi ki sözcükler var! İyi ki kendi dilimizde böyle samimi yazanlar var. Cümlelerdeki samimiyete bayıldım doğrusu! Gerçekten bayıldım. Tek anlam veremediğim nokta, kip değişiminin olduğu yerler oldu. Bazı yerler –di’li geçmiş zaman ile anlatılırken bir anda geniş zamana geçiveriyor ve sanki geçmiş zaman kipinde yavaş ilerleyen zaman bir anda hızlanıveriyor. Yine de bu, aldığım zevki zerre kadar etkilemedi doğrusu.

Böyle sıcacık bir yol hikayesi okuyacağım diye başladığım yolculuk çok ama çok ilginç yerlere uğradı, haliyle sonucun bu kadar şaşırtıcı olması da tam isabetti. Fakat bir kez değil, iki kez ters köşe yapıyor sizi kitap. Tam işte tamam her şey anlaşıldı dediğiniz anda bir darbe daha. Dedim a canım, hayat gibi işte!


*-Hepimiz bir gün öleceğiz Snoopy!
+Evet ama diğer bütün günler yaşayacağız.
211 syf.
·4 günde·Beğendi·9/10
Bir kasaba otobüsünün şoförü, muavini ve yolcularıyla bazen güldüğümüz bazen üzüldüğümüz bir yolculuğa çıkıyoruz. Otobüsün adı Mavi Kuş. Uzun uzun betimlemeleri, halkın her kesiminden karakterlerin olması, aralarındaki diyalogları, kitabı okurken "İşte Anadolu" dedirtiyor. Her Mustafa Kutlu kitabında olduğu gibi, yazar sizinle sohbet ediyor, kitap hızlıca ilerliyor. Akıcı bir üslupla ilerleyen hikaye bitince "Ee ne oldu şimdi?" gibi bir tepki vermemiz kaçınılmaz.Herkes kendince farklı anlamlar yükler, benim için Mavi Kuş dünya hayatımızı simgeliyor. Eşimiz, dostumuz, ailemiz; otobüsteki diğer yolcular. Otobüsün üzerindeki yükler; kah sırtımıza yük ettiğimiz, kah yol üzerinde bırakıp felaha erdirebildiğimiz dertlerimiz. Aramızdan ayrılanları gözümüzün yaşıyla ardımızda bıraktığımız, hayatımıza yeni giren bir çocuğa ilgiyle baktığımız, gidenine gelenine alıştığımız bir denge. Varlığından haberdar olmadığımız, sürekli bizi izleyen iki gölge. Yol gözümüzde büyütebileceğimiz kadar uzun geliyor ama menzile hızla vardığımızda bizi bir telaş sarıyor. İşte asıl o zaman akla kara birbirinden ayrılıyor. Sahneler değişiyor, gerçek film başlıyor. Kim yitik kim galip? Tam da o zaman belli oluyor.Üslup tüm Kutlu hikayelerinde olduğu gibi akıcı ve sade. Sonu ise oldukça şaşırtıcı. En tadına doyamadığım Mustafa Kutlu kitabıdır. Sıcacık bir film gibi zihninizde canlanır ve orada kendine yer edinir kalır...
211 syf.
·8 günde·Beğendi·9/10
Otobüs yolculuğu anısı anlatalım desem; çoğumuz uzun bir hikâye anlatamayız sanırım. Biletimizi alır, koltuğumuza oturur, kulaklığımızı takıp filmimizi izler, müziğimizi dinleriz. Modern zaman otobüs yolculuğu hikayesi bundan ibaret kalır oldu. Artık tek porsiyonluk arkadaşlıklara bile fırsat vermez olduk. Yanımızdaki kişiyle bile konuşmaz olduk saatlerce. Aman ben farklıyım demiyorum, ben de dahilim bu gruba.

Çoğumuz özledik eski yolculukları, çoğumuz da hiç yaşamadık ve merak ediyoruz. Özleyenlere ve merak edenlere, buyrun: Mavi Kuş. Cana yakın otobüs sohbetlerinin, farklı koltukların farklı hikayelerinin, birbirine kenetlenmiş mahalle sakinlerinin keyif dolu yolculuğunun içinde buluyoruz kendimizi Kutlu'nun usta kalemiyle.

Mavi Kuş isimli otobüsümüzdeki yolcularımuz gayet sıradan, doğal yurdum insanları. Hayat yolculuğunun ara seyahatinde ""Kimi uyumakta, kimi içine kapanmış düşünmekte, kimi de başta doktor olmak üzere lafın belini kırmaktadır." (sayfa 172) Özlediğimiz sohbet ve hikâyelerle bizim kitap yolculuğumuza eşlik ediyorlar.

Keyifle okuduğum bu eseri paylaşımlar sayesinde fark ettim ve Murat Sezgin'in incelemesinde okuyacağımı belirtmiştim, şimdi de kendisine teşekkür ederim:) Keyifli okumalar...
211 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Selam Mustafa Kutlu “Mavi Kuş”. Yazarının, eserin içinde geçirdiği tek satırla “bu, hikâye ile roman arasında bir kitap”. Galiba ben Kutlu eserlerine biraz hızlı bir giriş yapıp, üç tanesini yakın aralıklarla okudum. Geniş külliyatı içerisinde, henüz küçücük bir parçasına vakıf olmuşken, beylik cümleler kurma hadsizliğini yapmak istemem. Şimdilik genel kanaatim, yazarın kitaplarını (en azından üçünü) belli bir kalıp üzerinden oluşturduğu. Köy, kasaba, kabaca taşra menşeili insanların “duygu/durum/düşünce” hali, karakter şablonunu oluştururken, coğrafya faktörü; insan özelliklerini değiştirir nitelikte değil. Hepimizin içinde yatan o arabesk aslana gönderme olan hikayelerin, edebi karşılığı “kişilerin beklentilerine göre, tartışmaya açık kalır”. Mavi Kuş’un ilk 50-60 sayfası kasaba ahalisinin ve kasabanın panoramik bir turu olduğundan, birbirinin peşi sıra gelen isim sıfat silsilesi -kısaca kalabalık- okurun eser üzerindeki hakimiyetini kısa süreli kaybettirse de, karakterlerin ve lokasyonun netleşmesiyle, okuyan için yalpalama son buluyor. Gönlüme değen birkaç karakterle, ince bir keder örtüsü altından süren yolculuğum, bağdaşamadığım finaliyle beni şaşkın bir köşede bırakıverdi. Dil, akıcılık, üslup hususunda konforlu bir süreç sağlayan eser için takdiri sizlere bırakıyor, sevgim üzerinize olsun diyerek gidiyorum.
211 syf.
·3 günde
Aslında okuma sürecimde, bu kitapla ilgili bir inceleme yazmam herhalde, diye düşünüyordum. Ancak kitabı, -tabiri caizse şapşirik bir tebessümle bitirdiğim için yazar ve kitap hakkında birkaç kelam yazmasam haksızlık etmiş olurum, dedim kendi kendime. Baştan uyarayım sevgili dostlar; bu bir inceleme değil, kitabı okuma öncesi ve sonrası düşüncelerimi anlatan bir yorumlamadır.

Mustafa Kutlu’yu, okuduğum birçok dergide yayınlanan başta öykü ve deneme yazılarından tanıyorum. Fakat şimdiye kadar hiç ciddi manada meraklanarak Kutlu'nun bir öykü kitabını alıp okuma isteği hissetmemiştim kendimde. 1k ya katıldığım günden bu yana sayfama o kadar çok Mustafa Kutlu öyküsü düştü ki artık kendisiyle tanışmamın vakti geldi diye düşünerek Mavi Kuş’u sipariş ettim. Ancak kitap elime geçince yazı puntosunun alıştığımdan büyük olması itti beni. Okuyorum fakat görme alanımdan taşıyor sanki sözcükler. Bu durum kitaba biraz isteksiz başlamama sebep oldu.

Kutlu’nun anlatım tarzı bana sanki yıllar öncesinde dedemden dinlediğim o gençlik hikayelerini anımsattı. Yazar değil de sanki dedem anlatıyordu Mavi Kuş’u bana. Önünde diz çökmüşüm, gözlerim kocaman açıp dinliyorum. O da elinde ağır ağır çevirdiği tespihine inat merak dozunu artırarak devam ediyor anlatmaya. Başta bu bana keyifli geldi fakat sonra sıkıldım açıkçası. “Böyle sağlam bir yazar, neden böyle bir anlatım tarzını benimsemiş ki? Çok basit bir anlatım değil mi bu?” soruları dönmeye başladı zihnimde. Anlatıcının ara ara olaya müdahalesi, gözlemci bakış açısı, akışı kesip okura sorular yöneltmesi cezbetmedi beni. Bu durum, kitabı uzaktan okumama sebep oldu, hikayenin içine girmek istemedim bir türlü. Hadi bakalım ne göreceğiz, deyip devam ettim. Normal bir hikaye, akıyor. Bir yolculuk hikayesi. Kasaba, köylüler, dil hep tanıdık. Kutlu’nun kalemi kendini yıllardır ispatlamış bir kalemdir biliyorum. Fakat anlatım doyurmuyor beni, hala bekliyorum. Son on sayfaya ulaştım. Nihayet son sayfayı çevirdim. Son cümleyi okudum. Yavaşça kitabı kapattım. Tavana baktım ve tepkim şuydu; ben bugün harika bir kitap okudum!

İşte o tavanla içsel sohbetim sırasında tam manasıyla idrak edebildim sanırım kitabı. Neden sonra artık "Ne yaptık biz?" cümlesindeki "Biz" e dönüşmeye başladığımı fark ettim. Tavan karşımdaydı fakat ben, artık o tüm hikayedeki "biz" dim. Yazarın neden böyle bir dil kullandığını, bu basit anlatım içinde bize sunduğu aynanın ardına gizlediği sırrı ve tabii sırrın sırrını yavaş yavaş anlamlandırmaya başladım zihnimde. Beni kitabı okurken zevk almamama iten tüm sebepler, kendi içindeki sonucuna çok güzel bir kurguyla oturdu yerine. Okuduğum çok iyi bir kurguydu. Karakterleri, diyalogları, hatta beni bazen sıkan o tüm ayrıntılı betimlemeleri bile kitabı bitirdikten sonra sevdim.

Son olarak, kitabı bitirmeye yakın “Artık bir daha Mustafa Kutlu kitabı okumam herhalde.” diye kendimce bir karar vermişken, “Kesinlikle diğer kitaplarını da okumalıyım!” tepkimle yazarın bana keskin bir u dönüşü yaptırması, beni bir okur olarak çok mutlu etti.

Mavi Kuş’un içindeki yerinizi en kısa zamanda almanız dileği ile… :)
211 syf.
·6/10
Mustafa Kutlu'nun okuduğum 2.kitabı. Neden bilmiyorum ama bana dili çok ağır geliyor. Burada kimseyi olumsuza şartlandırmak niyetinde değilim. Anlatılanlar çok güzel , hikaye çok güzel. Ama dili bana akıcı gelmiyor. Betimlemeleri o kadar yoğun ki bazı yerlede bunaltıyor insanı. Gelelim kitabın içeriğine. Kitaba adını veren bir otobüs aslında.. Mavi Kuş. Kitap otobüs yolculuğunu anlatıyor. Ve sizde kendinizi, otobüste boş kalan koltuklardan birinde seyehat ederken buluyorsunuz. Ben öyle hissetim en azından. Kitabın sonunda sizi bekleyen ama sizin beklemediğiniz bir sürpriz var ve okumaya değer. Bence her kitap okunmaya değer.
211 syf.
·3 günde·Beğendi·8/10
●Mustafa Kutlu ile tanışmış olduğum ilk kitap. Üslubu oldukça akıcı ve etkileyiciydi. Samimi bir dil kullanarak okuyucu kitabın içine daha çok çekmiş.
●Sonunda oldukça şaşırdım doğrusu. Hiç böyle bir sonu tahmin etmemiştim. Kitabı beğenmemdeki en büyük etken bu oldu.
●Kitaplığıma yeni bir yazar daha eklemiş olmaktan sevinç duyuyorum.
211 syf.
·3 günde
Cana yakın otobüs sohbetlerinin, farklı koltukların farklı hikayelerinin, birbirine kenetlenmiş mahalle sakinlerinin keyif dolu yolculuğunun içinde buluyoruz kendimizi Kutlu'nun usta kalemiyle.
Mavi Kuş isimli otobüsümüzdeki yolcularımuz gayet sıradan, doğal yurdum insanları. Hayat yolculuğunun ara seyahatinde "Kimi uyumakta, kimi içine kapanmış düşünmekte, kimi de başta doktor olmak üzere lafın belini kırmaktadır." Özlediğimiz sohbet ve hikâyeleri buluyoruz ve kitapla samimi bir yolculuğa çıkıyoruz.
Kitabın sonu ise bir hayli ilginç neler düşündürmüyor ki insana...Su gibi akıp gidecek çok hoş bir kitap.
211 syf.
·1 günde·7/10
Mustafa Kutlu okumayalı uzun zaman olmuş. Nihan Kaya imza gününde birisi ona Mustafa Kutlu'dan bahsetti hangi kitabından bilmiyorum artık o da ben Mavi Kuş'u biliyorum dedi. Ordan düştü aklıma yeniden. Birkaç gün sonra okulun kütüphanesine şöyle bir göz atayım dedim pek de ilgimi çekmeyen kitaplar arasında bir baktım Mavi Kuş, aldım hemen. Bir kütüphaneden kitap almayalı da yıllar olmuştur. Bütün bunlar olurken kitap hakkında hiçbir şey bilmiyorum. Dün sabah Giresun için yola koyulurken kitabı çantama attım ve yolda okumaya başladım. Meğer mavi kuş bir otobüs imiş. Üzerinde beyaz bir kuş resmi olan mavi renkli bir otobüs. Şebinkarahisara gidiyorum, Kenanlara, otobüsün şoförü Deli Kenan. Yolculardan Beşir ağa dedelerinin hikayesini anlatıyor 'Eskiden. Bunlar ta giresuna kadar gider,oradan mal yükler Diyarbakır 'a ..'diye devam ediyor. Diyarbakır yıllarıma gidiyorum Giresun yolunda. Giresun yolculuğu bitiyor Şebinkarahisar yolculuğu başlıyor. Döne döne bir tırmanıyoruz bir iniyor bir çıkıyoruz halim harap ve artık kitabı okumayı bırakıyorum. Şimdi son yüz sayfayı okurken diyorum ki belki bu kadar hikaye barındırmıyor içinde( Neşe ve Murat öğretmen, Arkeolog Gül ve mühendis Kemal, Doktor Yahya, hasta kadın ve kocası, John ve Elizabeth, Avcı Bilal ve köpeği, Muavin Seyfi, kaçak yolcu çocuk Erol, Kuyumcu Nazım, esansçı ve köylü adam ve hikayeleri) ve belki o minibüs bir mavi kuş değil ama benim için mavi kuş yolculuğu kadar meşakkatli ve unutulmaz bir yolculuktu. Her yolculuk bir hikaye barındırıyor,bir şekilde bir iz bırakıyor o an farkında olmasakta; yolun sonunda kitapta olduğu gibi 'Stop' diyerek bir film setinde olduğumuzu bize gösteren Kutlu'ya selam verip yolculuk filmimizi başa sarmalıyız belki de. Aynalar, sırlar, hakikatler,hikayeler derken meçhule adım attıran o soru 'Ne yaptık biz?'
211 syf.
Kitabın konusu nedir, olaylar nerede geçer ve ne zaman vuku bulur, bunlara temas etmek istemiyorum. Zira kitabın hemen başında "bir süre sonra buradan çıkıp gideceğiz" diye anlatıcının ağzından konuşan sayın Kutlu en başta mekan olmak üzre bunları detaylıca anlatıyor. Detaylı derken elbet sayfalarca süren tasvirler yok ortada ve fakat sokak sokak, dükkan dükkan nerede ne mevcut gözlerimizin önüne seriyor. Önce mekan, sonra kişiler. Mekan, dolayısıyla yaptıkları iş ile anılıyor kitapta geçen isimler. Dünyada yer tuttuğu, içinde var olduğu, bir nevi o olmasa eksik olacağı alanlar. Tütüncü Zekeriyya, Bezzaz Selim, Arzuhalci Kemal Efendi (bu başka bir Kutlu kitabında da var mıydı?), Attar Kamil Efendi, Yemci Yusuf, Yorgancı Hafız Yaşar ve diğerleri... Peşpeşe okuyunca seksenli yılların orta yerinde şirin bir kasaba olarak hayal kuruyor insan bu mekanı. Çok geçmeden de düşünüyor; ben orada, o mekanda olsam ne ile anılırım? Bana anlam yükleyen yer/iş ne olurdu? Bilinmez. Bilinmeyen bir şey daha var; zaman. Kesinkes belli bir zaman mefhumu yok ortada. Sayfalar arasında ilerlerken bir cümleyle karşılaşıyoruz ki bize işbu noktada yardımcı oluyor;

“Buralarda saat zamanı bölemez hamfendi. Yekpare bir zaman var bu iklimde.”

Önce mekan, sonra mekan ile anılan insan ve en son tüm bunlarda mündemiç zaman.

Kitabın ana temasını oluşturan mühim bir cümle bu. Peki nerede ve nasıl geçiyor bu cümle? Malum, Mavi Kuş bir otobüs ve her araç gibi bu otobüsün de bir menzili var. Gideceği, ulaşacağı bir yer, bir hedef, bir son. Son kelimesi burada dursun. Dönelim cümleye. Mavi Kuş'un yolcuları araçtaki yerlerine birer birer otururken, içlerinden birisi aracın hareket saatinin olup olmadığını sinirle sorar çünkü beklemekten sıkılmıştır. Tam bu noktada diğer yolculardan olan doktor mezkur cümleyi sarf eder. Evet, doktor haklıdır, zaman yekparedir kitapta. Her şey normal seyrederken birden bire herhangi bir karakterin babasının hatta dedesinin zamanına kısa ama etkili bir yolculuk ediliyor. Geçmiş kapısından bir bakıp geri geliniyor gibi. Geçmişten geri gelmek... Yine zamanın yekpareliğine vurgu yapan önemli bir söz var kitapta. Zaten -yolcular için- oldukça geç yola çıkan Mavi Kuş'un seyir haldeyken başına gelmedik iş kalmıyor. Su kaynatıyor, dere yatağında çukura girip orada kalıveriyor, lastiği patlıyor, yetmiyor lastik değişimi sırasında lastik dereye doğru yuvarlanıp gidiyor... Tüm bunlara elbette hemen hiç bir yolcu dayanamayıp isyan eder. Nitekim ediliyor da. Yetmezmiş gibi bir de Deli Kenan'ın deliliği tutuyor ve hareket halindeyken direksiyonu muavinine veriyor. Rica minnet bu işten caydırılıyor ve tekrar yerine geçiyor. İşte bu noktada şunu söylüyor şoför Kenan;

"Mavi kuş bir kere olsun tireni kaçırmadı."

Bu nasıl mümkün olabilir?

Gelelim yukarıda dursun dediğim son kelimesine. Yolculuğun ve dolayısıyla kitabın sonuna yaklaşırken akılda şu sorular beliriyor: Mavi Kuş nedir? Yetişilecek tiren nedir? Tüm bunlar gerçek mi yoksa imge mi? Durun bir dakika, bunlar birbirinden bağımsız mı? Biri olmadan diğeri anlamlı olabilir mi? Biri diğerinin mekanı mı? Okuduğumuz bir hikaye mi yoksa roman mı yoksa gerçek mi? Hadi risk alalım ve diyelim ki soru eklerini ve yoksa'ları kaldıralım; okuduğumuz bir hikaye, roman ve gerçek. Son dediğimiz yerde sorular var ve sorular olduğu için tek cevabı yok. Bir nevi soruların mekanıdır son. Son? Yeni bir başlangıçtır gibi klişe olduğu kadar vasat bir söz etmeyeceğim, endişelenmeyin. Hem değil mi ki zaman yekpare.

Hayatımız Mavi Kuş. Ne kadar badire atlatırsak atlatalım ulaşacağımız tireni kaçırma gibi bir durumumuz söz konusu değil. Esas yer çıktığımız değil, vardığımız yerdir. Lakin vardığımız yer, çıktığımız yeri muhakkak yaşatacak. Onunla anlam kazanacak.

Tüm bunların yanında mihenk taşı olan ayna konusu var. Kitapta o kadar ehemmiyet sahibi ki bu, Aynalı Lokanta adlı bir dükkan var. Yemeklerinden ziyade duvarlarından birinin yarısını kaplayan ahşap oymalı çerçeveye sahip aynasıyla meşhur bu lokanta. Müşteriler sırtlarını meydana, yüzlerini aynaya dönünce aynadan meydanın hemen hemen tamamını görür. Müşteri görür meydandan geçenleri ama, meydanda ilerleyenler müşteriyi görmez. Bir nevi sırdır. Bunları der ve ekler anlatıcı;

“Aynada oluşan görüntüyü sağlayan şey aynanın arkasını kaplayan sırdır.”

Kitabın başlarında geçen, dürbünle etrafı izleyen o garip karakter bu sırrın peşindedir belki de. Peki ne sır vardır ki aynada, gözlerimizle gördüğümüzü farklı gösterir? Belki de gösterdiğini sanırız. İsmet Özel haklı mıydı?

"Aynada insanın kendini görebileceğine inanmıyorum. Çünkü aynada insanların bizi nasıl gördüğünü görüyoruz."

Ve son olarak;

"Kendini bilen Rabbini bilir."

Okuyun.
Unutmak olmazsa insanoğlu nasıl yaşardı bunca acı ortasında.
Ya hatırlamak!..
Evet, o da var. Ömür böyle geçiyor işte; kâh unutup kâh hatırlayarak..
-Kediyi çok sevdiğiniz anlaşılıyor. Ama ne biçim bir sevgi bu. İki de bir "lan" diyorsunuz.
Kenan pos bıyıklarının altından beyaz dişlerini göstererek güler:
-Biz sevdiklerimize ara-sıra böyle deriz.
Gül:
-Ya sevmediklerinize.
-Bizim sevmediğimiz kimse yoktur. Belki gönlümüze biraz serin gelenler vardır.
-Onlara ne dersiniz?
-"Bayım" deriz.
- Kediyi çok sevdiğiniz anlaşılıyor. Ama ne biçim bir sevgi bu. İki de bir "lan" diyorsunuz.
Kenan pos bıyıklarının altından beyaz dişlerini göstererek güler:
- Biz sevdiklerimize ara-sıra böyle deriz.
Gül:
- Ya sevmediklerinize.
- Bizim sevmediğimiz kimse yoktur. Belki gönlümüze biraz serin gelenler vardır.
- Onlara ne dersiniz?
- "Bayım" deriz. Meselâ "Olmaz bayım gidemeyiz" gibi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mavi Kuş
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
211
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953102
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
Sıcaktan dili dışarı düşmüş bir köpek sarsak, ağır ve bezgin adımlarla meydanı bir baştan ötekine geçip köşedeki kasabın önünde durur.

Oracıkta dikilen kıdemli sokak kedileri kendilerine benzeyen bu yaşlı köpeği umursamaz.

Kasap dükkanının gölgeli kapısında naylon şeritlerden, rengarek boncuklardan oluşmuş bir sineklik asılıdır.

Sineklik kıpırdamaz.
Havada en ufak bir esinti yoktur.

Öğle sıcağı kasabının üzerine abanmıştır.
Öyleki sanırsınız gökten kıvılcım yağıyor.
Binalar, ağaçlar, insanlar ve açıktaki bilumum eşya bir ışık selinde yıkanmaktan bitap düşüp yerlere serilmiştir.

Kaburgaları açlıktan birbirine geçmiş yaşlı köpek, kasabın kapısına mahmur bakışlarla bir göz attıktan sonra, yine öyle yalpalayarak köşeyi kıvrılır, top akasyanın gölgesine yatar.

Kitabı okuyanlar 4.142 okur

  • Sena Nur Kaya
  • Züleyha Polat
  • Ali Güdülü
  • Emre Can Tandoğan
  • Osman uzun
  • Akif Şahin
  • Sergen Aydın
  • Kevser kılıçkeser
  • Nevgül Demir
  • Mesut Demir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.6
14-17 Yaş
%13.3
18-24 Yaş
%28.6
25-34 Yaş
%30.2
35-44 Yaş
%12.2
45-54 Yaş
%2.7
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%0.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%77.2
Erkek
%22.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.2 (272)
9
%19.1 (191)
8
%26.1 (261)
7
%15.8 (158)
6
%5.7 (57)
5
%3.3 (33)
4
%0.8 (8)
3
%0.8 (8)
2
%0.5 (5)
1
%0.8 (8)

Kitabın sıralamaları