Adı:
Mavi Kuş
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
211
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953102
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Sıcaktan dili dışarı düşmüş bir köpek sarsak, ağır ve bezgin adımlarla meydanı bir baştan ötekine geçip köşedeki kasabın önünde durur.

Oracıkta dikilen kıdemli sokak kedileri kendilerine benzeyen bu yaşlı köpeği umursamaz.

Kasap dükkanının gölgeli kapısında naylon şeritlerden, rengarek boncuklardan oluşmuş bir sineklik asılıdır.

Sineklik kıpırdamaz.
Havada en ufak bir esinti yoktur.

Öğle sıcağı kasabının üzerine abanmıştır.
Öyleki sanırsınız gökten kıvılcım yağıyor.
Binalar, ağaçlar, insanlar ve açıktaki bilumum eşya bir ışık selinde yıkanmaktan bitap düşüp yerlere serilmiştir.

Kaburgaları açlıktan birbirine geçmiş yaşlı köpek, kasabın kapısına mahmur bakışlarla bir göz attıktan sonra, yine öyle yalpalayarak köşeyi kıvrılır, top akasyanın gölgesine yatar.
Bu kitap tam bir mustafa kutlu klasiği ,betimlemeler her zamanki gibi mükemmel. Kitap çok akıcı kendinizi mavi kuşun yolcusu gibi hissediyorsunuz, kitap mükemmel yanlız sonu hariç. Yinede herkesin okuması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Günümüzde sadece taşıma için kullanılan, samimiyetsizliğin bini bir para olduğu, gençlerin yaşlılara yer vermemek için uyuyor taklidi yaptığı, yaşlıların da kendilerine yer vermeyen bu gençlere fırça çekmek için fırsat kolladığı Egoları, Metrobüsleri, dolmuşları unutalım biraz. Mavi Kuş’un koltuklarına kurulalım, Anadolu’nun, taşranın samimiliğine kısa bir yolculuğa çıkalım. Mavi Kuş Çiçek Abbas filmindeki kırmızı minibüsün mavisi. Şoförümüz Ruzvelt marka postal giyen Kenan. Yolcularımız ağa, doktor, hasta bir kadın, mühendis, rehber ve turistler, avcı vs. kişiler. Taşra o zamanlar henüz küçük ve sıcak. Herkes birbirini tanır, sever; birbirine küser, barışır. Taşra böyledir işte masumluğundan, kendine has masumluğundan daha bir şey kaybetmemiştir. Eh taşra böyle olunca taşranın otobüsü de aynı. Küçük ve sıcak. Yolcularını meydanda bekler. İlk gelen yolcu muhabbetin başını çeker. Şoföre selamını verir, oturur bir köşeye. Sonra bir başkası, derken başkaları. Ve ilginçtir şoför hep bir kişiyi ya da bir şeyi bekler. İşte Mavi Kuş’ta da bu durum her yolculuktan önce tekrarlanırmış. Ne zamanki Mavi Kuş hareket etmeye, toprak yoldan toz kaldırmaya başladı zihnimde geçmişe karşı pare pare görüntüler oluşmaya başladı. Çocukken ben de böyle bir minibüse bindiğimi hatırlıyorum. Minibüstekilerin sohbetini engellemeye yetecek herhangi bir güç kesinlikle yoktu. O ortamda koltuklar adeta süs görevi görüyordu. Tıpkı Mavi Kuş’ta olduğu gibi. Aradaki tek fark çalan türkülerdi. Mavi Kuş’ta Amman şeker oğlan/ Yandım şeker oğlan/ Anasına küsmüş/ Damda yatar oğlan türküsü, bizde de Dost mu kaldı/ Dost mu kaldı/ Dost diyecek dost mu kaldı kaldı türküsü çalıyordu. Ne kadar şoförün tercihi de olsa türkülerin ne kadar da çağı yansıttığını varın siz düşünün. Geçmişten bir benzerlik daha var. Bu aklıma geldikçe gülerim. Rahmetli Kemal Sunal Sakar Şakir filminin başında otobüse biner. Yediği hıyarı hatırlarsınız. Hani şu Fuat Abiye de yemesi için teklifte bulunduğu hıyarı. Bizim şoför Kenan da aynı şekilde ama daha modern söylemiyle sesli sesli salatalık yiyor sürekli. Gördüğünüz gibi geçmiş, geleceğin malzemesidir. İşin esprisi de orda değil mi zaten? Her insan bir hikâyedir diye bir söz vardı. Eğer Mavi Kuş’a bindiyseniz bu söze katılmamak elde değil gerçekten. Her yolcu da başka bir müphem olay, her yolcu da bambaşka bir hayat birikimi var. Kimisi tahsil görmüş taşraya gelmiş, kimisi taşradan çıkmamış hayat tahsili görmüş. İşte Mavi Kuş’taki gibi bir minibüs bulursam, o ortamdaki samimiliği, saflığı bulursam, gideceğim buralardan diyesim geliyor ama bir taraftan da yol sarhoş, yolcu sarhoş nereye gidiyorsun diyorum. İşte tam bunlara dalmış düşünüyorken arkanızdan birisi dürter, -pardon, şuradan bir öğrenci uzatır mısınız der, Mavi Kuş’tan dünyaya tekrar dönersiniz. Hayat işte…

Kitap hakkında bunları düşünüyorum. Mustafa Kutlu’yu konuşmaya gerek yok zaten. Bir ustadır, Anadolu sevdalısıdır. Herkesi kucaklayan kısa hikâyeleri sıcak, eskiye götüren, düşündüren yapıdadır. Ve son olarak kitabın sonu size kitap boyunca düşündüklerinizi unutturmasın. İyi okumalar.
“Gökyüzü karışıksa kuşların işi” diyen Cemal Süreya’ya ölüm yıldönümünün ertesi gününden tüm sevgilerimi gönderiyor ve affına sığınarak ekliyorum: “Yüreğim karışıksa bu da mavi kuşların işi.” Çünkü benim için güzel olan ne varsa mavidir. Sevgili Cansever gibi yani “mavi bir huydur bende ve benim yetinmezliğimdir.” Hatta sevdiğim insanları farklı boyutlarda ve tonlarda mavi kuşlar olarak düşündüğüm, bazen de yazdığım mektupları ‘mavi kuşunuz’ diye imzaladığım da doğrudur. Şimdi diyeceksiniz ki, iyi de burada Mavi Kuş yalnızca bir otobüs, bütün bunlarla ne alakası var. Fakat böyle söylerseniz yanılırsınız. Mavi Kuş yalnızca bir otobüs olabilir belki ama yükü ağır. Hayatın ta kendisini taşıyor o. Tıpkı yüreğim gibi.

Genç bir öğretmenin idealleri var mesela içinde; ölüm var bir yandan, her şeyi değersiz kılan; dostluk var; için için yanan kalpler var; acı var –herkese yetecek kadar-; aşkın peşine düşmüş dağ başına sürüklenmişler var; tahammül var, en çok da tahammülsüzlük; bağımlılığın her türlüsünün zararlı olduğunu, elinde ne varsa kaybettiğinde fark eden var; dost gibi görünüp arkamızdan iş çevirenler var; sırf ağzımızdan laf alabilmek için türlü yakınlık gösterenler de var; kibir var; sadakat var; bir çocuk kadar da umut var... Hangimizin yüreğinde yok ki bütün bunlar? Hepsi birbirine geçmiş, bazen sınırları birbirine öyle girmiş ki ayırt etmek mümkün değil. Olsun, hayat böyle bir şey değil mi? Böyle kabullenmeyecek miyiz hayatı?

Charlie Brown’u bilirsiniz, bir gün Snoopy’ye dönüp diyor ki:
-Some day, we will all die Soopy!
+True, but on all the other days, we will not.*

Bizimki de o hesap, ne görürsek görelim o çocuk umudunu kaybetmeyeceğiz! Bir bakarsınız tam daha neler yaşayacağız dediğimiz anda bir oyunun içinde buluveririz kendimizi. Ama ne güzel de oynadık, ne güzel de yaşadık demek lazım!

Sevgili Mustafa Kutlu, yürekten bir teşekkürü borç biliyorum; beni de bu yolculuğa çıkardığınız, kendi yüreğimle bu kadar somut bir yolculuk yapabildiğim için. İyi ki sözcükler var! İyi ki kendi dilimizde böyle samimi yazanlar var. Cümlelerdeki samimiyete bayıldım doğrusu! Gerçekten bayıldım. Tek anlam veremediğim nokta, kip değişiminin olduğu yerler oldu. Bazı yerler –di’li geçmiş zaman ile anlatılırken bir anda geniş zamana geçiveriyor ve sanki geçmiş zaman kipinde yavaş ilerleyen zaman bir anda hızlanıveriyor. Yine de bu, aldığım zevki zerre kadar etkilemedi doğrusu.

Böyle sıcacık bir yol hikayesi okuyacağım diye başladığım yolculuk çok ama çok ilginç yerlere uğradı, haliyle sonucun bu kadar şaşırtıcı olması da tam isabetti. Fakat bir kez değil, iki kez ters köşe yapıyor sizi kitap. Tam işte tamam her şey anlaşıldı dediğiniz anda bir darbe daha. Dedim a canım, hayat gibi işte!


*-Hepimiz bir gün öleceğiz Snoopy!
+Evet ama diğer bütün günler yaşayacağız.
Otobüs yolculuğu anısı anlatalım desem; çoğumuz uzun bir hikâye anlatamayız sanırım. Biletimizi alır, koltuğumuza oturur, kulaklığımızı takıp filmimizi izler, müziğimizi dinleriz. Modern zaman otobüs yolculuğu hikayesi bundan ibaret kalır oldu. Artık tek porsiyonluk arkadaşlıklara bile fırsat vermez olduk. Yanımızdaki kişiyle bile konuşmaz olduk saatlerce. Aman ben farklıyım demiyorum, ben de dahilim bu gruba.

Çoğumuz özledik eski yolculukları, çoğumuz da hiç yaşamadık ve merak ediyoruz. Özleyenlere ve merak edenlere, buyrun: Mavi Kuş. Cana yakın otobüs sohbetlerinin, farklı koltukların farklı hikayelerinin, birbirine kenetlenmiş mahalle sakinlerinin keyif dolu yolculuğunun içinde buluyoruz kendimizi Kutlu'nun usta kalemiyle.

Mavi Kuş isimli otobüsümüzdeki yolcularımuz gayet sıradan, doğal yurdum insanları. Hayat yolculuğunun ara seyahatinde ""Kimi uyumakta, kimi içine kapanmış düşünmekte, kimi de başta doktor olmak üzere lafın belini kırmaktadır." (sayfa 172) Özlediğimiz sohbet ve hikâyelerle bizim kitap yolculuğumuza eşlik ediyorlar.

Keyifle okuduğum bu eseri paylaşımlar sayesinde fark ettim ve Murat Sezgin'in incelemesinde okuyacağımı belirtmiştim, şimdi de kendisine de teşekkür ederim:) Keyifli okumalar...
Aslında okuma sürecimde, bu kitapla ilgili bir inceleme yazmam herhalde, diye düşünüyordum. Ancak kitabı, -tabiri caizse şapşirik bir tebessümle bitirdiğim için yazar ve kitap hakkında birkaç kelam yazmasam haksızlık etmiş olurum, dedim kendi kendime. Baştan uyarayım sevgili dostlar; bu bir inceleme değil, kitabı okuma öncesi ve sonrası düşüncelerimi anlatan bir yorumlamadır.

Mustafa Kutlu’yu, okuduğum birçok dergide yayınlanan başta öykü ve deneme yazılarından tanıyorum. Fakat şimdiye kadar hiç ciddi manada meraklanarak Kutlu'nun bir öykü kitabını alıp okuma isteği hissetmemiştim kendimde. 1k ya katıldığım günden bu yana sayfama o kadar çok Mustafa Kutlu öyküsü düştü ki artık kendisiyle tanışmamın vakti geldi diye düşünerek Mavi Kuş’u sipariş ettim. Ancak kitap elime geçince yazı puntosunun alıştığımdan büyük olması itti beni. Okuyorum fakat görme alanımdan taşıyor sanki sözcükler. Bu durum kitaba biraz isteksiz başlamama sebep oldu.

Kutlu’nun anlatım tarzı bana sanki yıllar öncesinde dedemden dinlediğim o gençlik hikayelerini anımsattı. Yazar değil de sanki dedem anlatıyordu Mavi Kuş’u bana. Önünde diz çökmüşüm, gözlerim kocaman açıp dinliyorum. O da elinde ağır ağır çevirdiği tespihine inat merak dozunu artırarak devam ediyor anlatmaya. Başta bu bana keyifli geldi fakat sonra sıkıldım açıkçası. “Böyle sağlam bir yazar, neden böyle bir anlatım tarzını benimsemiş ki? Çok basit bir anlatım değil mi bu?” soruları dönmeye başladı zihnimde. Anlatıcının ara ara olaya müdahalesi, gözlemci bakış açısı, akışı kesip okura sorular yöneltmesi cezbetmedi beni. Bu durum, kitabı uzaktan okumama sebep oldu, hikayenin içine girmek istemedim bir türlü. Hadi bakalım ne göreceğiz, deyip devam ettim. Normal bir hikaye, akıyor. Bir yolculuk hikayesi. Kasaba, köylüler, dil hep tanıdık. Kutlu’nun kalemi kendini yıllardır ispatlamış bir kalemdir biliyorum. Fakat anlatım doyurmuyor beni, hala bekliyorum. Son on sayfaya ulaştım. Nihayet son sayfayı çevirdim. Son cümleyi okudum. Yavaşça kitabı kapattım. Tavana baktım ve tepkim şuydu; ben bugün harika bir kitap okudum!

İşte o tavanla içsel sohbetim sırasında tam manasıyla idrak edebildim sanırım kitabı. Neden sonra artık "Ne yaptık biz?" cümlesindeki "Biz" e dönüşmeye başladığımı fark ettim. Tavan karşımdaydı fakat ben, artık o tüm hikayedeki "biz" dim. Yazarın neden böyle bir dil kullandığını, bu basit anlatım içinde bize sunduğu aynanın ardına gizlediği sırrı ve tabii sırrın sırrını yavaş yavaş anlamlandırmaya başladım zihnimde. Beni kitabı okurken zevk almamama iten tüm sebepler, kendi içindeki sonucuna çok güzel bir kurguyla oturdu yerine. Okuduğum çok iyi bir kurguydu. Karakterleri, diyalogları, hatta beni bazen sıkan o tüm ayrıntılı betimlemeleri bile kitabı bitirdikten sonra sevdim.

Son olarak, kitabı bitirmeye yakın “Artık bir daha Mustafa Kutlu kitabı okumam herhalde.” diye kendimce bir karar vermişken, “Kesinlikle diğer kitaplarını da okumalıyım!” tepkimle yazarın bana keskin bir u dönüşü yaptırması, beni bir okur olarak çok mutlu etti.

Mavi Kuş’un içindeki yerinizi en kısa zamanda almanız dileği ile… :)
●Mustafa Kutlu ile tanışmış olduğum ilk kitap. Üslubu oldukça akıcı ve etkileyiciydi. Samimi bir dil kullanarak okuyucu kitabın içine daha çok çekmiş.
●Sonunda oldukça şaşırdım doğrusu. Hiç böyle bir sonu tahmin etmemiştim. Kitabı beğenmemdeki en büyük etken bu oldu.
●Kitaplığıma yeni bir yazar daha eklemiş olmaktan sevinç duyuyorum.
Kutlu bu eserini romanla hikaye arası bir eser olarak tanımlıyor ve bir kasabayı ve kasaba meydanındaki esnafı anlatarak başlıyor eserine bunu yaparken de zaman zaman araya girip okura seslenen yazar eserde anlatıcıyı gizleme ihtiyacı duymuyor.
Ama bu rahatsızlık vermek bir yana daha bir samimiyet katıyor kitaba. Hayatın içinde yaşananlar bazen sevinç bazen hüzün oluyor ve sıcacık ısıtıyor gönülleri akıcı içten anlatımıyla kitabın içinde Mavi Kuş'la yolculuğa çıkarıveriyor okuru Mustafa Kutlu. Hikayedeki olayların bağlamına uygun olarak bilinen sevilen şiirlere göndermeler yapması ayrı bir güzellik katıyor kitaba

"Doktor mahmur gözleri, kızarık suratı ile Murat'a döner:

- Bakakalırım giden geminin ardından. Atamam kendimi denize dünya güzel
Serde erkeklik var, ağlayamam.."

***
"Zaman... Saat... Buralarda saat Zaman... Saat... Buralarda saat zamanı bölemez ham-fendi. Yekpare bir zaman var bu iklimde..

Hani Tanpınar ne diyordu:

Otelden gelen genç adam doktorun sözlerini tamamlar:

Ne içindeyim zamanın
Ne de büsbütün dışında
Yekpare geniş bir ânın
Parçalanmaz akışında"

***
"Yatıyor da uyuyor mu sanki. Şair ne demiş:

Şeb-i yeldâyı müneccimle muvakkit ne bilir Müptelâ-yı gama sor kim geceler kaç saat."

Kitabın sonu ise bir hayli ilginç neler düşündürmüyor ki insana...

Her hayat acısı, tatlısı, hüznü, kırgınlığı, kaybolmuşluğu, kaybetmişliği, hayalleri çaresizliği, ümitleri, ümitsizliği, sevgisi, fedâkârlığı velhasıl doğumu ve ölümüyle bir rüya bir film gibiydi. Kimi zaman ölümün acılığıyla bu rüya ya da filmden çıkar gibi olsak da çok sürmüyordu tekrar rüyalara dalmak ya da gerçekle hayalin birbirine karıştığı filmde yaşananlardan hangisi gerçek hangisi rol ayırt etmek .
Su gibi akıp gidecek çok hoş bir kitap. Hem kitabı hem de Meltem Tekeli'nin yaptığı bu cânım incelemeyi okumanızı tavsiye ederim.

#26323963
Mustafa Kutlu'nun kalemiyle tanışma fırsatı bulduğum ilk -ve şimdilik tek- kitap Mavi Kuş. Okurken kendinizi 1970 li yıllarda olayın yaşandığı mahallede Mavi kuş un içinde yolculuk yapmaya hazırlanan bir yolcu gibi hissediyorsunuz. Yazarın betimlemeleri oldukça başarılı tüm mekanı usta bir ressam gibi önünüze seriyor. Size de anın tadını çıkarmak kalıyor. Kişilere yüklediği özellikler bana yeşilçam filmlerini hatırlattı bu da ayrıca hoşuma gitti. Kitabın dili akıcı, anlatımı sade. Ben kitabı bitirmemek için sindire sindire okudum. Bitirince de keşke biraz daha uzun olsaydi dedim. O kadar hoşuma gitti ki 210 sayfa az geldi diyebilirim :) Velhasıl kelam Mustafa kutluyla geç tanıştım ama iyi ki tanıdım kesinlikle bütün kitaplarını okuyacağım şiddetle de tavsiye ederim.
Kitabı elinize aldığınızda küçük bir kasabanın meydanında etrafa bakınırken gözünüze külüstür bi dolmuş ilişiyor,adı Mavi Kuş,ne isim ama...Koşup hemen koltuklarından birine kuruluyorsunuz...Hava pişiriyor resmen,bekle ki kalksın dolmuş...Can sıkıntısı,uflamalar,puflamalar...Nihayet silkine silkine çalışıyor Mavi Kuş...Aha çattık deliye,bi kedi eksikti neyse,o da olsun bakalım...Hele şükür,hafif hafif salınışlarla başlıyor yolculuk,süzülüyor mavi kuş,uzaklarda gözü...Salına salına aşılırken yollar modern zamanların tembel işi yolculuk servislerine inat bir sepette mis gibi hıyar,maydanoz,domates ikramı başlıyor,almazsanız karışmam...Yol boyu ne hikayeler;kitaplar uğruna karıyı boşayan doktoru mu anlatsam; yol boyu uçurtma uçuran aklı kıt muavin Seyfi’yi mi,öğretmen Muratı mı,Ağayı mı...
-Aha kaldı işte derenin ortasında külüstür...
-Bi el atın hele ağalar...
Ohh be neyse ki kurtardık,gelsin kavun karpuzlar,gitsin ayranlar...Hacı hacıyı Mekke’de,deli deliyi dakkada bulur derler, al sana bir deli daha merhametli Avcı Bilal,işte biniyor köpeğiyle dolmuşa...Şaşkın bakışlar,homurdanmalar...Az gidip,uz gittikten sonra dolmuştan atlayıp koşmaya başlamasın mı deliler...Onlar dönene kadar başımı yaslayıp cama dalıyorum içime:”Yol dediğin hep düz değildir ki yokuşları inişleri vardır kah hızlı gidilir kah yavaş,kah durulur,kah kalkılır,tıpkı hayat gibi...O yüzden yol formülde olduğu gibi zamanda yapılan hız değildir.Yol geçen zamanda yaşananlardır,zamanın yaşattıklarıdır.” diyor iç sesim.Mavi kuşun tekrar sarsılmasıyla çıkıyorum gömüldüğüm içimden.Derken hana varıp durduğumuzda bu yoldan usanan hasta kadın yolculuğunu uhrevi yolda devam ettirmek üzere yol değiştiriyor.Boşalan yeri koyun ve keçileriyle çoban dolduruyor,yolda kalmışa yardım etmek gerek.Yine iç sesim yükseliyor:”Hayat bir seyr-ü sefer işte ,kimin hangi durakta ineceği,kimin hangi durakta bineceği belli değil...Hayat herkesin üstünden aynı hızda geçmiyor sonuçta,kimini ağır ağır,eze eze;kimini bir anda...” Bi ara herkes daldığı iç aleminden,hayallerinden,gençliğinden ön lastiğin gümlemesiyle sıyrılıyor.Uzun bekleyişler,kısa kısa titreyişler...Lastik yerine yeniden takılıp yola koyulunca bu kez çocukluğa ve aşka dalıyor düşünceler...Sabırsızlıklar,acelecilikler....Ve nihayet istasyona inince hayatla film birbirine karışıyor ve yine yükseliyor iç sesim :”Hayat bir yol filmi ve filmin sonu ölüm...”
Yol bu terbiye eder adamı,kitap bittiğinde yolu sorguluyorum,bu yol buraya nasıl geldi? Nerede o iyi adamlar,iyi atlarıyla hala gitmedeler mi?Nerede hata yaptık?Nerede o eski doğal samimilik? Yolda ışıklar yanmaya başlıyor bir bir...Kendimizi dışarı açınca vazgeçmişiz içimizdeki cevherleri aramaktan...İçimize uğramaz olmuş artık yolumuz...İç huzur neymiş,artık herşey dışarda mutluluk,huzur,saadet...Dışa dönük arayışlarımız başlayınca reklamlara ilişmiş gözlerimiz,samimiyetimiz naylon gösterişlere evrilmiş.Kıskançlık ve hırs damarlarımız kabarmış;herşeyimizi,kendimizi dışa göre ayarlar olmuş,herşeyimizi kendimizi dışarıya pazarlar olmuşuz.Kendimizi başkalarına ihraç etmeye başlayınca yitmiş değerler,kopmuş bağlar...İşte şimdi okuyup içleniyoruz,içimiz sızlıyor,içimize dönünce diner ancak...Dıştan köhne görünen viranelerimizde içimizdeki defineleri arasaydık keşke...Başkasına imrenmeden kendi mahremiyet kozamızda kendi cevherlerimize erseydik keşke... Gıdım gıdım değişirken etrafımızdaki herşey biz aynı kalsaydık keşke...Sessiz değişime ses çıkarsaydık keşke...Komşumuz açken kaçsaydı uykularımız...
Mustafa Kutlu Mavi Kuşla seyahat ederken kaybettiğimiz toplumsal ruhu aramış hep, toplumdaki değişme,yozlaşma ve ayrışmayı irdelemiş.Birey-toplum ilişkisini ele alıp bir dengeye oturtmuş.Mimari ve toplumsal değişim arasında bir bağ kurmuş.Mustafa Kutlucular bilir,yine tren,yine istasyon...
Mavi kuş;kedisi köpeğiyle,delisi akıllısıyla, evlisi evsiziyle,suçlusu suçsuzuyla,toplumun farklı uçlarını birbirine bağlamış tam bir Nuh’un gemisi...Kışın bacasından savurduğu dumanlarla yüreğe gam dolduran bir kara tren...Mavi kuş;ağası,köylüsü,doktoru,hastası,aşığı,katili,turisti,öğretmeniyle küçük bir kasabanın dışa açılan kapısı...Mavi kuş kasaba halkının rengarenk hayallerine uçtuğu bir kanat ve valizler dolusu hayat hikayesi...Mavi Kuş,her nevi yolcusuyla toplumsal birlikteliğin olduğu zamanlardan toplumsal ayrışmanın olduğu günümüze seyreden ıssız dağların yaşlı,yorgun ve garip yolcusu...Mavi kuş;zenginliğin ve gösterişin değil yoksulluk ve samimiliğin derin bir sembolü...Mavi kuş bir dünya,içindekiler de birer hayat yolcusu...Mavi Kuş,okurken yaşadığım bir kitap...Mavi renkli arabam bir Mavi Kuş,bense bir deli...Biz deliler olarak kediye kedi,sevdiğimize lan,sevmediğimize bayım deriz.Okuyun işte lan...
"Şimdi gülsün mü, ağlasın mı?
Hem gülsün, hem ağlasın.
Hayat budur işte..."


Aynen bu alıntı söz gibi ben de hem güldüm hem üzüldüm okurken ama daha çok gülmüştüm:)

Sonunda da uzun uzun düşünmüştüm.
Aslinda başlarken keyif alacagimi düşünmemiştim çünkü başlarda biraz sıkıcı geliyodu ama okudukça güzel bir kitap olduğunun farkına vardim . Okumanizi tavsiye ederim
Öncesinde Mustafa Kutlu kitaplarını okumuş biri olarak, bu eserde de şehrin gürültüsünden uzaklaşacağım güzel bir Anadolu hikâyesi okuyacağımı düşünerek kitabın sayfalarını çevirdim. Beklediğimin üstünde tatlı mı tatlı, hoş bir yolculuk hikâyesiyle ve birbirinden tuhaf karakterlerle tanıştım. Mavi Kuş isimli otobüsün taşradan şehirdeki istasyona yaptığı bir yolculuk ve otobüste yer alan yolcuların hayat hikâyeleri arasında buldum kendimi. Yazarın her kitabında olmazsa olmaz bir unsur olarak yer alan taşra betimlemeleri, Anadolu manzaraları bu eserde de okuyucuyu karşılıyor. Mustafa Kutlu çevrenin fiziksel özellikleri, ağaçları, dağı, tepesi, kahvesi hakkında betimlemeler yaparken karakterlerin yaşamöykülerini ayrıntısıyla anlatmayı da ihmâl etmemiş. Sayfaları ağır ağır çevirip Mavi Kuş'un içindeki boş koltuklardan birinde yolculuk ediyormuşum gibi hissederken, kitabın son birkaç sayfasına geldiğimde güzel bir rüyadan uyanmış hissine kapıldım. Şimdi kitap bittiği için diyeceksiniz fakat öyle değil sevgili okur. Mustafa Kutlu bu naif öyküye öyle bir son yazmış ki, sanki okuyucunun hevesi nasıl kursağında bırakılır diye düşünmüş taşınmış ve bu sonuca varmış. Beklemediğim, bu tuhaf finale rağmen Mavi Kuş'un içerisindeki kâh güzel, kâh yorucu, kâh ilginç yolculuğa eşlik ettiğim için mutluyum. İyi ki okumuşum dediğim kaliteli bir Mustafa Kutlu eseri. Tavsiyedir, okuyunuz. :)
Unutmak olmazsa insanoğlu nasıl yaşardı bunca acı ortasında.
Ya hatırlamak!..
Evet, o da var. Ömür böyle geçiyor işte; kâh unutup kâh hatırlayarak..
-Kediyi çok sevdiğiniz anlaşılıyor. Ama ne biçim bir sevgi bu. İki de bir "lan" diyorsunuz.
Kenan pos bıyıklarının altından beyaz dişlerini göstererek güler:
-Biz sevdiklerimize ara-sıra böyle deriz.
Gül:
-Ya sevmediklerinize.
-Bizim sevmediğimiz kimse yoktur. Belki gönlümüze biraz serin gelenler vardır.
-Onlara ne dersiniz?
-"Bayım" deriz.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mavi Kuş
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
211
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953102
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Sıcaktan dili dışarı düşmüş bir köpek sarsak, ağır ve bezgin adımlarla meydanı bir baştan ötekine geçip köşedeki kasabın önünde durur.

Oracıkta dikilen kıdemli sokak kedileri kendilerine benzeyen bu yaşlı köpeği umursamaz.

Kasap dükkanının gölgeli kapısında naylon şeritlerden, rengarek boncuklardan oluşmuş bir sineklik asılıdır.

Sineklik kıpırdamaz.
Havada en ufak bir esinti yoktur.

Öğle sıcağı kasabının üzerine abanmıştır.
Öyleki sanırsınız gökten kıvılcım yağıyor.
Binalar, ağaçlar, insanlar ve açıktaki bilumum eşya bir ışık selinde yıkanmaktan bitap düşüp yerlere serilmiştir.

Kaburgaları açlıktan birbirine geçmiş yaşlı köpek, kasabın kapısına mahmur bakışlarla bir göz attıktan sonra, yine öyle yalpalayarak köşeyi kıvrılır, top akasyanın gölgesine yatar.

Kitabı okuyanlar 879 okur

  • Merve
  • Ayşenur
  • Esra Erdemir
  • Servet Tuci
  • RvydFtm
  • Şiirsiz şair
  • Şüheda Çelik
  • Büşra.
  • Cansu Aloğlu
  • Mevsim Ahenk

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10.6
14-17 Yaş
%13.3
18-24 Yaş
%28.6
25-34 Yaş
%30.2
35-44 Yaş
%12.2
45-54 Yaş
%2.7
55-64 Yaş
%1.6
65+ Yaş
%0.8

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%77.2
Erkek
%22.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%26.9 (70)
9
%19.2 (50)
8
%26.9 (70)
7
%16.9 (44)
6
%5.8 (15)
5
%2.7 (7)
4
%0.4 (1)
3
%0.8 (2)
2
%0
1
%0.4 (1)

Kitabın sıralamaları