Gül Yetiştiren Adam

·
Okunma
·
Beğeni
·
15.496
Gösterim
Adı:
Gül Yetiştiren Adam
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
148
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753551663
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Anadolu'nun bir taşra kentinden Yeni Dünya'nın metropollerine kadar uzanan bir coğrafyada kaynaşan insanımız... Modernleşmiş olanlarla kişiliklerini koruma çabasıyla bunun dışında kalanlar... Her iki kesitte yaşayan insanların kendi kendileriyle gerek çevreleriyle olan çatışmalarından doğan dram... Eksik kalmış aşklar, eksik bırakılmış eylemler... Bu kitabı okurken Batı kültürünün baskısı ile çaresiz bırakılmış insanımızın bocalayışını, gizli protestolarını ve gizli kabullenişlerini göreceksiniz... Rasim Özdenören'in üslubunu sevenler, bu kitapta onun başlıca özelliklerini bira arada bulacaklar...
Arkadaşlar nasılsınız?
Umarım iyisinizdir. :)

İnceleme yapmayalı (bana göre) uzun zaman oldu. Ben de sizlere güzel bir inceleme yazayım dedim. Umut ediyorum ki beğenirsiniz..

Evet, bir Rasim Özdenören kitabı ile yine beraberiz.
Rasim Bey'in bu kitabını mutlaka okumanızı önereceğim tabii ki. :) Biliyorum siz de benim gibi, "acaba okuyunca pişman olur muyum?" gibi bir düşünceye kapılabilirsiniz. Ama böyle olmadığını okuyunca göreceksiniz.

Kitabın, yani yazarın, olaylara yaklaşım ve düşünce biçimi muhteşem. Ben Müslümanım, hatta ben insanın diyen birinin mutlaka okuması gerekiyor diye düşünüyorum. Rasim Bey'in okuduğum en iyi kitabı demeye tereddüt dahi etmiyorum.
Kitaplığınızın en iyi yerlerine koyacaksınız bence. ;)

Ayrıca liseyi bitirmiş genç arkadaşların bu kitap ile geleceğine yön verebileceğini düşünüyorum. Özellikle onlar daha dikkatli okurlar ise çok faydasını göreceklerdir..

Okuduğumuz ve öğrendiğimiz şeyleri hayatımızda uygulayabilme dileği ile, esen kalın... :)
Bir sene evvel okuduğum bu kitabın, tekrar şahit olmak istemediğim kasvetli sahnelerinden dolayı, elim çok zor vardı kitabı ikinci defa okumaya.
Ama bir yola çıktım, inceleme yapmam gerekiyordu. Ve ilk kez bir romanı ikinci defa okudum. Vesile olan arkadaşa selâm olsun.

Kasvetten kastım kitabın akışı, yazarın üslubu, roman yazmadaki becerisi vb. değil kesinlikle. Bilakis çok değerli bir kitap, yazarın denemelerinin romana aksetmesi ancak bu kadar başarılı olabilirdi.

Benim kastım ve kaçışım; yazarın gösterdiği bu gerçeğe maruz kalmak istemiyor oluşumda. Kitapta olduğu gibi çevremizde de birtakım insanların nasıl bir hal içinde olduklarının farkında olmayışında.

İlk okuyuşum Gebze-İzmit otobüsündeki gidiş-gelişlerimde  olmuştu. O otobüse binenler bilir, bir saati aşan yolculuğun çoğunda denizi, dağları, ağaçları, gökyüzünü seyredersiniz, mahalleleri kuşbakışı gibi görebilirsiniz.
Kitap her içimi darladığında, benden her birşeyler koparışında daldım gittim oralara.
Karakterlere hem "fıtratınızı nasıl bu kadar bozdunuz?" diyorum hem de bunu sollayan nice gerçek karakterler  gözlerimin önüne geliyor, kendime dönüyorum, paylar biçiyorum,  yoruluyorum, kitabı kapatıyorum, tekrar dönüyorum.
Birkaç gün boyunca elimde acı çekti kitap.
Bitti sonunda, bir daha okumayacağımı bildiğimden rahat bir nefes alabilmiştim.
İşte, büyük nefes almışım demek ki.

Ama bu iki okuyuş arasında yazarın köşe yazılarının derlenmiş hali olan "İki Dünya" adlı eserini okumuştum -incelemesini de yaptım- ve biraz daha serinkanlı yaklaşabildim bu kez.
Eğer okumaya niyetliyseniz, Özdenören'in bir iki düşünce-fikir kitabını okuyup devamında bu romanını okumakla, sanıyorum ki yazarı daha iyi anlayacaksınız.

Kitabımızda gül yetiştiren bir amcamız var; uğrunda hayatını kaybetmeyi göze alarak girdiği mücadelenin aslında bir hiç uğruna olduğunu gören bir amcamız. Bu akıl almaz durumu evinde güller yetiştirip dışarıya hiç çıkmayarak sessizce protestosu.
Ve uğruna nice canların gittiği bu ters vakanın doğurduğu, benliklerinin idrakine varamamış, savrulmuş, bocalamalara ve geçici zevklere dark olarak çırpınan insanların yaşamı.

İçinde bulunduğumuz halin varacağı yeri kıyas etmek için ömrüm olursa yarım asır sonra kitabı bir daha okuyabilirim sanırım.

Şimdi, acaba diyorum, birkaç kişi toplansak da Rasim hocaya gidip bir roman daha yazmasını mı istesek? Gelecekte, sene-i devriyelerinde düşünüp "keşke bir romanı daha olsaydı" diye hayıflanmamıza engel olur belki.
Belki bu defa içimizde güller açan bir roman meydana gelir.
"Aslında değişmeyen tabîi yapılardan birisi de   Gül Yetiştiren Adam 'dır .Bişey yapmamanın da bir eylem olduğunu çoktan anlamıştı.Protesto için evinden dışarı çıkmıyordu.Insanlar arasına katılmanın istemediği düzeni meşrulaştıracağı inancındaydı.Kur'an okuyarak,ibadet ederek,yalvararak, havf ederek somut protestosunu sürdürüyordu..."

Yazarı burda gördüm kitaplarından alıntılar hoşuma gidiyordu ama hakkında ne bir bilgim ne de fikrim vardı. Okumayı düşündüm mü, hayır. Ama canım abim, hatırlayanlar bilir (#29648037)Kocaeli fuarından bir kutu mutluluk göndermişti bu kitapta onlardan biri. Abime tekrar teşekkür etmem gerektiğini düşündüm okuyunca gerçekten yazarı da kitabı da çok sevdim.

Kitap yazarın tek romanıymış normalde öykü ve deneme yazarmış (mutlaka onlara da bakıcam). Yazarın dilini çok beğendim konusu ise tevafuk olsa gerek bu günlerde gerek kitaplarda gerek günlük hayatımda sık karşılaştığım bir konu "Batı'nın üzerimizdeki etkisi" tabi Rasim Özdenören bu konuya bir geçmiş bir de gelecek gözüyle bakmış bir tarafta dünya savaşına katılmış 90 yaşlarında gül yetiştiren adam diğer yanda ise kendilerini tamamen batının süslü hayatına kaptırmış bir grup genç...

Bu gül yetiştiren adam savaşmış ama ne uğruna savaşmış arkadaşlarını kaybetmiş o savaşta peki ne uğruna? Bu gün Türk devleti diye anılan bölgeyi düşmandan korumak toğrağına sahip çıkmak için, ama görünen o ki toprağı alamayınca ahlaki değerlerimizi, sevgimizi, saygımızı, örf ve adetlerimizi aldılar aklı bir karış hava da gençliğimizi aldılar...

Öteki tarafta anlatılan bu kendini kaybetmiş gençlik ise iki kelimesinden biri ingilizce olan sadece yiyip içip eğlenmeyi düşünen bir genç grup ve burda anlatıcı yani genç yazar Sitare adlı karaktere aşık bu şekilde anlatılan bu sözde biyografi romanın bence aslı düşüncedir yine oturun bir düşünün "fe eyne tezhebun"...

Dediğim gibi kitabı çok beğendim mutlaka okumalısınız... selam ve sevgilerimle :)
Rasim Özdenören’in ilk ve son romanıymış bu eser. Bünyesinde iki hikayeyi birden barındırıyor.

Birincisi; kurtuluş savaşından sonra bir çok arkadaşını kaybetmiş olmanın verdiği hüzünle ve verdikleri mücadelenin bir hiç uğruna olduğunu gördükçe, protesto olarak 50 yıl boyunca evine kapanıp gül yetiştiren adamın hikayesi; ikincisi kaybolmuş, kendi kültür ve medeniyetlerinden tamamen kopmuş, yozlaşmış yeni nesili; ‘’Sitare, Yavuz, Çarli ...’’ ve diğerlerini.

Eser, metropollerde sabahlara kadar sönmeyen ışıklar, bankalar ve otellerin hızla her caddeyi istila etmesinin ardından doğu ve batı arasında sıkışmış adeta prangalanmış olan zihinleri gözler önüne seriyor. Modernitenin kıskacına sıkışmış insanların iç hallerini bize gösteriyor; harcıyorlar, oynuyorlar, geziyorlar fakat doyuma bir türlü ulaşamıyorlar,bir türlü mutmain olamıyorlar.

Bu hikaye dede ile torunun arasında ki o derin uçurumu anlatıyor. Psikolojik dürtüleri, sosyal süreçleri göz önüne seriyor.

Kitapta yaşlı adamın sorduğu ‘’Sizler nasrani misiniz? Yoksa mecusi misiniz? Hangi millettensiniz?’’ soruları beni dehşete düşürdü.

Birde, ‘’Savaşarak neyi ortadan kaldırmak istemişlerse, savaştan sonra o gelmişti. ‘’ cümlesi geçiyor , zaten hep böyle olmamış mıydı?! Bu pasaj bana 28 şubatı hatırlattı; o yerlerde sürünen, derslerden kovulup okula alınmayan, bu uğurda mücadele veren ‘’başörtüsü bez parçası değil ayettir’’ sloganı atan ablaları...

İsmet özel’in dediği gibi, neyi kaybettiğini hatırla, hatırlayalım..
Gül yetiştiren adam...

Sahi var mı bu devirde böyle safiyane gül yetiştiren adamlar.. bence yok
Kitabın verdiği mesaj beni çok etkiledi. Bazı alışagelmiş olayların yüzüme çarpılması beni sarstı gerçekten. İnsanlar ne kadar çabuk alışıyorlar her şeye.. sanki hiçbir şey olmamış gibi..
Kitapta iki farklı hikaye, farklı hayatlar var.
Kahramanlarımızdan biri Sitare. Sitare bana benliğimizi nefsimizi hatırlattı. Onun yaptıkları söyledikleri, konuşması, vurdumduymazlığı, yalancılığı her şeyi nefsime itab gibi geldi.
Gül yetiştiren adam ise 50 yıl boyunca evinden dışarı çıkmamış gül yetiştiren bir adam...
Ayrıca Kitapta Sitareden çok gül yetiştiren adamdan bahsedilmesini isterdim doğrusu..

Kişiliğimizi, kimliğimizi, bizi unutturmaya çalışanlara verilen güzel bir cevap niteliğinde bir kitap.

Yazar hızla değişen toplumumuzun yaşadığı durumları çok güzel uyarlamış. Camideki sahneyi okuyup da kendisini eksik hissetmemek malesef günümüzde mümkün değil.
Kıymetli mesajlar içeriyor okumanızı tavsiye ederim..
Güllerin içinde bir adam hayal kırıklıklarıyla baş başa..Ve tam 50 yıl boyunca.

50 yıl boyunca Insanlara bulaşmadan bir taşra kasabasında tek uğraşınızın gül yetiştirciliği olduğunu hayal edin.
Kumar, içki,bozulmuş yaşamlar,yamalı sevgiler olmadan..aldanışlar, aldatmacalar olmadan...
Kahramanımız kurtuluş savaşı yıllarından sonra geride bıraktığı ölülere, değişen dünya düzenindeki insanlara kırılarak böyle bir yalnızlık tercih ediyor.

Hikaye daha çok kendini ani modernleştirmeye kaptırmış insanımızı anlatıyor. Hayatların, güvenlerin, sevmelerin bir örümcek ağına bağlı oluşları. Ta ki kahramanımız bir gün bizim dünyamıza gelmesine kadar.Insanları tutup silkelemesi ve bunun da yine bir sinek sesi gibi duyulması ne ağır bir dram. Tıpkı yaşarken ölmek gibi...

Verilen mesajlar açısından çok ayrı bir kitap ve Özdenören bunu kendi üslubuyla daha güzel bir yelpazede sunmuş.

Okurken farkındalığınızı koyarak okumanız gereken güzel bir yapıt.
Farkettim de bu kitaba inceleme yapmayı es geçmişim tabii son zamanlarda çok fazla böyle kitabım var.. Artık oldukça yoruldum sanırım. Neyse biraz iç sıkıntısına ve can sıkıntına iyi gelir belki bu inceleme. Aslında birkaç önemli olaydan ve bana verdiği histen başka bir şey hatırlamıyorum bu yüzden okuyacaklardan özür dilerim şimdiden pek kaliteli bir inceleme olmayabilir.

Rasim Özdenören'le ilk karşılaşmamız ilk ve son romanıyla birlikte oluyor; çok da güzel oluyor haliyle.. Kitabın ilk baskısı 1979'da ve şuan 30. Baskısında. Eminim daha da çok baskısı yapılacaktır. Kitabı alıp Bursa'ya geldikten sonra arkadaşım bir hafta sonra Rasim Özdenören'in üniversiteye geleceğini haber verdi o kadar güzel ve anlamlı bir haberdi ki benim için anlatamam. Böylelikle daha bir heyecanla okudum kitabı tabi. Okudukça da okuyasım geldi.

Kitabımızın ilginç bir tarzı var aslında ben ilk zamanlarda okurken kişileri algılamada biraz zorlandım o da ilk zamanlarında dikkatimi vermeyişimden kaynaklı olabileceğini düşünüyorum. Oldukça naif yazılmış bir kitap. Son zamanlarımda da beni böyle kitaplar mahvetti zaten. Böyle güzel yazılan kitapları bırakıp sosyolojiye geçiş yapmak oldukça zorluyor. Neyse kitabın olay örgüsü birkaç insan üzerinde şekilleniyor. Cânımız gül yetiştiren adam ve torunu, kendini eğlenceye heva ve hevese bırakan Sitare ve arkadaşları ve de yalnızlığını iliklerine kadar yaşayan Çarli -sahi gerçek adı neydi ki- Kitabın içinde Gül yetiştiren adamdan da Sitare'den de çok güzel cümleler koparttım. Tabii gül yetiştiren amcamızın cümleleri ruhumuza iyi gelmiş olsa da Sitare'ninkiler de modern insanlığımızı hatırlatıyordu. Kitabın son bölümleri özellikle de çok zaman sonra torunuyla yaşlı amcamızın camiye gidişi ve camide yaşananlar kısmı oldukça güzeldi. O sayfalar tekrar tekrar okunup, tekrar tekrar düşünülmeyi istiyor. Ölümden bahseden kitapları çok seviyorum, bana insanlığımı ve kulluğumu hatırlatıyor. Bu kitap da öyleydi; bu yüzden sevmemek gibi bir şey olamazdı tabi. Ki yazarımız Rasim hocamız ise çok çok zor. Allah ömür versin de daha çok yazılarını okuyabilelim.

Evlendikten sonra okuyacaklara -daha da çok vakti var gibi ama-, hiç okumamışlara, varsa yarım bırakanlara, aklından bile geçmeyenlere, bize uymaz diyenlere kesinlikle okunması tavsiyemdir. Edebiyat kokan nâdir kitaplardan. Her romana roman demiyoruz sonuçta. Hüzünle karışık keyifli okumalar...
Başlarda karışık gelen fakat sonunda içimi burkan "ah be" dedirten bir roman oldu benim için. İçinde iki farklı hikaye anlatılıyor. Biri gül yetiştiren adamın hikayesi 50 yıldır evinden çıkmayan bir adam. Diğeri ise Sitare ve onu sevdiğini sanan adam arasında geçiyor ve tabi arkadaşları. Adamın kafa karışıklıkları romanın sonuna kadar devam ediyor.
İnsanların sahtekarlıkları ve hayatı yaşanmaz kılmaları, iki yüzlülükleri ile ilgili müthiş konuşmalar geçiyor. "İşte benim dediğim buydu", "ben bundan yakınıyorum" diyor insan o satırları okudukça.
Bir de kitaptan bir paragraf paylaşmak istiyorum:
"Kendimi bir nokta kadar hiç olarak gördüm. Bu durmadan akan, yürüyüp kaybolup giden girdap içinde, bu korkunç çağıltıda bir damla su gibi. Yalnız kendimi değil yaptıklarımı da, yapmayı tasarladıklarımı da. Sitare'yi de. Her şeyi. Bu akıp giden insan yığınını, tek tek her biri önemsiz bir vesile olan şu insanları.. Bir arada oluşlarının insana verdiği ağırlık korkunç. Tek tek hepsi sıfır. Bir araya gelince ezip geçiyorlar seni. Çiğniyorlar. Sen tek başınasın, onlarsa yığın olarak sana karşı bütünleşmişler. "
Tavsiyemdir kitap. Güzeldi. İyi okumalar :)
Mücadelemiz ne içindi?
Batılı yok etmek miydi, Batılı hazmetmek miydi?

Rasim Özdenören 'in tek romanı, kitapta 2 farklı hayat üzerinden çok güzel mesajlar biz okurlara naklediliyor özellikle Gül Yetiştiren Adam karakteri ilk olay örgüsü olarak karşımıza çıkarken olay örgüsünün ikinci kısmında Batılılaşan gençler üzerinden ana temaya vurgu yapılıyor ve kitabın son sayfalarında ise bu iki olay bir ince çizgiyle birbirine temas ediyor...

Rasim Özdenören bizi unuttuklarımız ve uyutulduklarımız için Gül Yetiştiren Adam karakteriyle 'bizi rahatsız etmeye geldi!'

‘‘...dövüşmüşlerdi Kuran için, Halife için ve Fransızı kenti terk etmek zorunda bıraktıkları zaman kurtulduklarını sanmışlar­dı, oysa sonradan olanlar bambaşkaydı, uğrunda savaş­madıkları ve savaşmayı akıllarına getirmedikleri şeyler olmuştu, ne uğruna savaşmışlarsa sanki savaşla onu or­tadan kaldırmak istemişler gibi bir sonu olmuştu, kim­senin beklemediği bir şeydi bu ama gene de çok kimse farkında değilmiş gibiydi bunun ya da sanki herkes kâ­fir olmaya teşneymiş gibi, bir kendisi fark etmişti gerçe­ği, bir de asılan birkaç arkadaşı, şimdi biliyor ki asılan arkadaşlarının uğrunda asıldıkları şeyler de bu günkü insanların anlayabileceği şeyler değildir ve anlamazlar ve belki kendileri de bir kez daha asmaya kalkışırlar ama onlar yani asılanlar yani savaş verenler kendilerini asan insanlar kurtulsunlar diye savaşmışlardı ve asıldık­ları şeyler için savaşmışlardı, bunu kim anlayabilir, kim? Kim?’’ (s.31)


Özellikle kitap bitince aklıma gelen Hasan-i Basri'nin şu sözü insanı derinden etkiliyor.
‘‘Eğer siz sahabeyi görseydiniz, onlara 'deli!’ derdiniz; onlar sizi görselerdi, 'bunlar mümin değil’’ derlerdi.

Geri kalan sözü size bırakıyorum.

***
Keyifli okumalar diliyorum.
Yazarın farklı üslubundan kaynaklanan karmaşık bir yapıya sahip. Bu karmaşıklık okumakta ve anlamakta zorluk çıkarsada, okudukça bu karmaşıklığa alışıyor ve devamı geliyor.
İki hikayeden oluşan eser, farklı insanları ve yaşamlarını ele alarak, bir hikayede zamanla modernleşme adı altında(batı kültürüne özenme) inancımızın ve değerlerimizin değiştirilerek, farkına varmadan unuttuğumuzu yüzümüze vurmakta. Zaten bunu diğer hikayede inançlarından ve değerlerinden kopmuş olan yeni neslin, karşılaşabileceği durum ve sondan bahsetmekte.
Bu incelemeri okuyan varsa, boşa zaman kaybetmesin, gitsin gül yetiştiren adamla tanışsın. Gereken öğütleri ve dersleri o veriyor..
her cümlenin altı çizilesi bir tadı vardı. batılılaşmayı inceden inceden sezdirip farkında olmadan yaptığımız değişiklikleri insanın yüzüne çarpan mükemmel bir anlatımla Rasim Özdenören kitabı.
Roman okumaktan büyük zevk alırım. Bir gün Emine Şenlikoğlu'nun bir söyleşisine katılmak kısmet olmuştu, söyleşide ilk defa üzerine düşünmemi ve farkına varmamı sağlayarak demişti ki; "Roman okuyun, hikaye okuyun. Mutlaka okuyun. 2 günde bir roman bitirin. Hiç olmazsa haftada bir tane okuyun. Kur'an'ı anlamanıza da ihtisaslarınızı kavramanızda da size çok yardım eder." İlk defa böyle bir şey duymuştum. Ben bu sözler üzerine her romanın son kapağını kapattığımda düşünürüm. Belki siz de ilk kez duymuşsunuzdur ve üzerine kafa yormak istersiniz diye kendi fikirlerimi başka zaman paylaşacağım.

Gelelim şimdi Gül Yetiştiren Adam'a...
Yüzdesini ifade edemem size lakin şu yaşıma kadar okuduğum kitapların çoğu romandır. Rasim Özdenören'i de Ankara'da Hece Dergisi'nde ziyaret etme ve tanıma imkanı bulmuştum. Çok derinlikli bir insan olduğunu ve sırtında kocaman bir dağ taşıdığını düşünmüştüm o sohbetten sonra. Kitabı okuduktan sonra bu fikrim kesinlik kazandı. Hayatımda okuduğum en derinlikli ve içten romandır Gül Yetiştiren Adam. Kitabı olay örgüsü için değil (lütfen dikkat buyurun) 'arka planı' için okuyun. Her karakterin arka planı bir bunalım. Hepsinin yansıttığı ve temsil ettiği, anlatmak istediği bir şeyler var. Tekrar söylüyorum ki Gül Yetiştiren Adam olay örgüsü için okunacak bir roman değil. Bu amaçla başlarsanız kitabı yarım bırakmanız muhtemel.
Bir çok hayat var aynı zamanlı okuduğunuz ve birbirinden bağımsız olan. Romanın anlatım dili olan karakterin ne iş yaptığını bile ancak altmışlı sayfalara geldiğinizde öğrenebiliyorsunuz. Kitabın sonlarına geldiğinizde sizleri büyük bir kendinizi sorgulama kuyusuna atıyor Özdenören. Bu sorgulama için sizi her sayfada ilmek ilmek işleyip hazırlıyor.
Romanın betimleme özelliği kuvvetli deyip o kadar basite indirgeyemeyeceğim bir başka özelliği daha var ki o da dikkat duygusu çok diri bir kitap. Bir sokak lambasında dahi büyük dikkat pırıltılarını önünüze seriyor Rasim hoca. Size "ya ben hiç böyle düşünmemiştim ne kadar güzel anlatmış" dedirtecek bir ayrıntı keskinliği var sayfalar arasında.

Demem o ki okuyun. Mutlaka okuyun.

Selametle...
İnsanlar birbirini tanımadıkları için severler, dedi, şaşırtıcı değil mi? Tanıdıktan sonra nefret ederler birbirlerinden.
Rasim Özdenören
Sayfa 119 - İz Yayıncılık
Hep yalana inanmaya alışmış olanlar doğruya inanmakta güçlük çeker.
Rasim Özdenören
Sayfa 98 - İz Yayıncılık
İnsan onunla tanıştığı anda, onu sanki baştan beri tanıyormuş gibi oluyor.
Rasim Özdenören
Sayfa 79 - İz Yayıncılık
Birbirimize nasıl bakacağımızı bilmediğimiz için. Hiçbirimiz basit, yalınkat görmüyoruz kendimizi de, başkalarını da. Kendimizde ve onlarda olmayan nitelikleri yakıştırarak bakıyoruz. Sonra bir gün gerçekle karşılaşınca düş kırıklığı... bundan dağılıyoruz.
Rasim Özdenören
Sayfa 93 - İz Yayıncılık

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gül Yetiştiren Adam
Baskı tarihi:
2007
Sayfa sayısı:
148
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753551663
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Anadolu'nun bir taşra kentinden Yeni Dünya'nın metropollerine kadar uzanan bir coğrafyada kaynaşan insanımız... Modernleşmiş olanlarla kişiliklerini koruma çabasıyla bunun dışında kalanlar... Her iki kesitte yaşayan insanların kendi kendileriyle gerek çevreleriyle olan çatışmalarından doğan dram... Eksik kalmış aşklar, eksik bırakılmış eylemler... Bu kitabı okurken Batı kültürünün baskısı ile çaresiz bırakılmış insanımızın bocalayışını, gizli protestolarını ve gizli kabullenişlerini göreceksiniz... Rasim Özdenören'in üslubunu sevenler, bu kitapta onun başlıca özelliklerini bira arada bulacaklar...

Kitabı okuyanlar 1.494 okur

  • Arzuhan K
  • Mehmet Çimen
  • Sena
  • Yusuf Kadri Şirinkan
  • Hatice Yazan
  • beyza
  • Berna KAYA
  • Sümeyye Fındık
  • Senem Eker
  • Zeynep

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.9
14-17 Yaş
%13.2
18-24 Yaş
%33.5
25-34 Yaş
%29.7
35-44 Yaş
%8.2
45-54 Yaş
%3.3
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.3
Erkek
%25.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.6 (129)
9
%19.5 (88)
8
%24.2 (109)
7
%12.6 (57)
6
%6.9 (31)
5
%3.3 (15)
4
%1.6 (7)
3
%1.8 (8)
2
%0.9 (4)
1
%0.7 (3)

Kitabın sıralamaları