Gül Yetiştiren Adam

·
Okunma
·
Beğeni
·
38144
Gösterim
Adı:
Gül Yetiştiren Adam
Baskı tarihi:
15 Şubat 2019
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753551663
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Baskılar:
Gül Yetiştiren Adam
 Gül Yetiştiren Adam
Rasim Özdenören’in yayımlanmış tek romanı. Batı kültürünün baskısı ile çaresiz bırakılmış insanımızın bocalayışını, gizli protestolarını ve gizli kabullenişleri… Cumhuriyet dönemindeki değişime bir de “gül yetiştiren adam”ın gözünden bakmak isteyenlere...
148 syf.
·2 günde·10/10
( Spoiler içerir ! )
Rasim Özdenören’in ilk ve son romanıymış bu eser. Bünyesinde iki hikayeyi birden barındırıyor.

Birincisi; kurtuluş savaşından sonra bir çok arkadaşını kaybetmiş olmanın verdiği hüzünle ve verdikleri mücadelenin bir hiç uğruna olduğunu gördükçe, protesto olarak 50 yıl boyunca evine kapanıp gül yetiştiren adamın hikayesi; ikincisi kaybolmuş, kendi kültür ve medeniyetlerinden tamamen kopmuş, yozlaşmış yeni nesili; ‘’Sitare, Yavuz, Çarli ...’’ ve diğerlerini.

Eser, metropollerde sabahlara kadar sönmeyen ışıklar, bankalar ve otellerin hızla her caddeyi istila etmesinin ardından doğu ve batı arasında sıkışmış adeta prangalanmış olan zihinleri gözler önüne seriyor. Modernitenin kıskacına sıkışmış insanların iç hallerini bize gösteriyor; harcıyorlar, oynuyorlar, geziyorlar fakat doyuma bir türlü ulaşamıyorlar,bir türlü mutmain olamıyorlar.

Bu hikaye dede ile torunun arasında ki o derin uçurumu anlatıyor. Psikolojik dürtüleri, sosyal süreçleri göz önüne seriyor.

Kitapta yaşlı adamın sorduğu ‘’Sizler nasrani misiniz? Yoksa mecusi misiniz? Hangi millettensiniz?’’ soruları beni dehşete düşürdü.

Birde, ‘’Savaşarak neyi ortadan kaldırmak istemişlerse, savaştan sonra o gelmişti. ‘’ cümlesi geçiyor , zaten hep böyle olmamış mıydı?! Bu pasaj bana 28 şubatı hatırlattı; o yerlerde sürünen, derslerden kovulup okula alınmayan, bu uğurda mücadele veren ‘’başörtüsü bez parçası değil ayettir’’ sloganı atan ablaları...

İsmet özel’in dediği gibi, neyi kaybettiğini hatırla, hatırlayalım..
148 syf.
·4 günde·9/10
Bir sene evvel okuduğum bu kitabın, tekrar şahit olmak istemediğim kasvetli sahnelerinden dolayı, elim çok zor vardı kitabı ikinci defa okumaya.
Ama bir yola çıktım, inceleme yapmam gerekiyordu. Ve ilk kez bir romanı ikinci defa okudum. Vesile olan arkadaşa selâm olsun.

Kasvetten kastım kitabın akışı, yazarın üslubu, roman yazmadaki becerisi vb. değil kesinlikle. Bilakis çok değerli bir kitap, yazarın denemelerinin romana aksetmesi ancak bu kadar başarılı olabilirdi.

Benim kastım ve kaçışım; yazarın gösterdiği bu gerçeğe maruz kalmak istemiyor oluşumda. Kitapta olduğu gibi çevremizde de birtakım insanların nasıl bir hal içinde olduklarının farkında olmayışında.

İlk okuyuşum Gebze-İzmit otobüsündeki gidiş-gelişlerimde  olmuştu. O otobüse binenler bilir, bir saati aşan yolculuğun çoğunda denizi, dağları, ağaçları, gökyüzünü seyredersiniz, mahalleleri kuşbakışı gibi görebilirsiniz.
Kitap her içimi darladığında, benden her birşeyler koparışında daldım gittim oralara.
Karakterlere hem "fıtratınızı nasıl bu kadar bozdunuz?" diyorum hem de bunu sollayan nice gerçek karakterler  gözlerimin önüne geliyor, kendime dönüyorum, paylar biçiyorum,  yoruluyorum, kitabı kapatıyorum, tekrar dönüyorum.
Birkaç gün boyunca elimde acı çekti kitap.
Bitti sonunda, bir daha okumayacağımı bildiğimden rahat bir nefes alabilmiştim.
İşte, büyük nefes almışım demek ki.

Ama bu iki okuyuş arasında yazarın köşe yazılarının derlenmiş hali olan "İki Dünya" adlı eserini okumuştum -incelemesini de yaptım- ve biraz daha serinkanlı yaklaşabildim bu kez.
Eğer okumaya niyetliyseniz, Özdenören'in bir iki düşünce-fikir kitabını okuyup devamında bu romanını okumakla, sanıyorum ki yazarı daha iyi anlayacaksınız.

Kitabımızda gül yetiştiren bir amcamız var; uğrunda hayatını kaybetmeyi göze alarak girdiği mücadelenin aslında bir hiç uğruna olduğunu gören bir amcamız. Bu akıl almaz durumu evinde güller yetiştirip dışarıya hiç çıkmayarak sessizce protestosu.
Ve uğruna nice canların gittiği bu ters vakanın doğurduğu, benliklerinin idrakine varamamış, savrulmuş, bocalamalara ve geçici zevklere dark olarak çırpınan insanların yaşamı.

İçinde bulunduğumuz halin varacağı yeri kıyas etmek için ömrüm olursa yarım asır sonra kitabı bir daha okuyabilirim sanırım.

Şimdi, acaba diyorum, birkaç kişi toplansak da Rasim hocaya gidip bir roman daha yazmasını mı istesek? Gelecekte, sene-i devriyelerinde düşünüp "keşke bir romanı daha olsaydı" diye hayıflanmamıza engel olur belki.
Belki bu defa içimizde güller açan bir roman meydana gelir.
148 syf.
·8/10
Gül yetiştiren adam...

Sahi var mı bu devirde böyle safiyane gül yetiştiren adamlar.. bence yok
Kitabın verdiği mesaj beni çok etkiledi. Bazı alışagelmiş olayların yüzüme çarpılması beni sarstı gerçekten. İnsanlar ne kadar çabuk alışıyorlar her şeye.. sanki hiçbir şey olmamış gibi..
Kitapta iki farklı hikaye, farklı hayatlar var.
Kahramanlarımızdan biri Sitare. Sitare bana benliğimizi nefsimizi hatırlattı. Onun yaptıkları söyledikleri, konuşması, vurdumduymazlığı, yalancılığı her şeyi nefsime itab gibi geldi.
Gül yetiştiren adam ise 50 yıl boyunca evinden dışarı çıkmamış gül yetiştiren bir adam...
Ayrıca Kitapta Sitareden çok gül yetiştiren adamdan bahsedilmesini isterdim doğrusu..

Kişiliğimizi, kimliğimizi, bizi unutturmaya çalışanlara verilen güzel bir cevap niteliğinde bir kitap.

Yazar hızla değişen toplumumuzun yaşadığı durumları çok güzel uyarlamış. Camideki sahneyi okuyup da kendisini eksik hissetmemek malesef günümüzde mümkün değil.
Kıymetli mesajlar içeriyor okumanızı tavsiye ederim..
148 syf.
Güllerin içinde bir adam hayal kırıklıklarıyla baş başa..Ve tam 50 yıl boyunca.

50 yıl boyunca Insanlara bulaşmadan bir taşra kasabasında tek uğraşınızın gül yetiştirciliği olduğunu hayal edin.
Kumar, içki,bozulmuş yaşamlar,yamalı sevgiler olmadan..aldanışlar, aldatmacalar olmadan...
Kahramanımız kurtuluş savaşı yıllarından sonra geride bıraktığı ölülere, değişen dünya düzenindeki insanlara kırılarak böyle bir yalnızlık tercih ediyor.

Hikaye daha çok kendini ani modernleştirmeye kaptırmış insanımızı anlatıyor. Hayatların, güvenlerin, sevmelerin bir örümcek ağına bağlı oluşları. Ta ki kahramanımız bir gün bizim dünyamıza gelmesine kadar.Insanları tutup silkelemesi ve bunun da yine bir sinek sesi gibi duyulması ne ağır bir dram. Tıpkı yaşarken ölmek gibi...

Verilen mesajlar açısından çok ayrı bir kitap ve Özdenören bunu kendi üslubuyla daha güzel bir yelpazede sunmuş.

Okurken farkındalığınızı koyarak okumanız gereken güzel bir yapıt.
144 syf.
·9/10
Günümüz Türkiye 'sinin bir panoramasını yumuşak bir dille ve çok başarılı bir şekilde anlatan bir eser. Yazar,Batı kültürünün toplumdaki etkisini (baskısını ),kendi kültürümüzün unutulması, inanç dünyamizdaki olumsuzlarını karşılaştırmalar yaparak anlatıyor.
144 syf.
·3 günde·9/10
Rasim Özdenören'in tek romanı.

Çok çok sevdim. Kitaba ilk başladığımda biraz zorlandım çünkü iki farklı hikaye işleniyor ve ikisini anlamaya çalışırken biraz yoruluyorsunuz. Konulara gelince birisi elli yıldır evinden çıkmayıp gül yetiştiren adam. Diğeri ise modern dünyaya ayak uydurmaya çalışan bir arkadaş grubu. Kitaba minik bir eleştiri biraz daha gül yetiştiren adam konusunu okumayı isterdim çok az yer verilmişti.

Sonlara gelince o kadar akıcıydı ki masaya oturmamla kalkmam bir oldu diyebilirim.

Kitapta bir diğer hoşuma giden yazarın fikirlerini çok beğendim. Alıntıları gayet güzeldi. Kısaca hoş, sade, güzel bir maceraydı...
144 syf.
·2 günde
https://i.hizliresim.com/9YlXm9.jpg

“Gül yetiştiren adam”
Nahif bir kitap isminden fazlası hikayeler.
1 kitap 2 hikaye.
Evvela arkadaşlarını Kurtuluş Savaşı’nda kaybetmenin mahcubiyeti ile benliğini 50 yıl evde hapsetmiş bu zaman zarfında Gül yetiştirmekle şehre mana olan naif bir amcamız. İyi bir şeyler yapmanın umuduyla kendini renk renk gül yetiştirmeye adayan ve torunuyla arasında geçen diyaloglarda pasif direnişin elle tutalamayacak şeyler olduğunu,oturarak dünyanın değişmeyeceğini fark edip bir namaz vaktinde kendini insanlar arasında bulmuş, ama insanın anı anını tutmazken 50 yılda değişen şeylere hayrete düşen amcamız. Gül kokusunu bastıran çimento kokuları, yükselen binalar, değişen kıyafetler,görkem,ihtişam,süs,hatta vitrinler...
Nasıl olur da insanlar değerlerinden vazgeçti,vazgeçer diye düşündü. Uğruna mücadele verdikleri,çeşitli savaşlarla,kayıplarla galibiyet kazandıkları derken gördükleri neyin mağlubiyeti diye içinden geçirdiğini bazı satır aralarında hissediyorsunuz. Sonra bir hevesle girdiği camide gördüğü saf sayısına mı yoksa nasranilere benzettiği insanlara mı şaşırdı diye düşünürken...Hatırlatması gerekenleri sevgili Özdenören hikayenin sonuna iliştiriyor;
“Söz çok,ama sözlerle oyalanacak vakit yok.(hülasa kitabımızda 1 günde bitecek kadar kısa lakin dolu dolu cümleler eşliğinde.)
“Benim gibi bir zamanın uzaklarından gelmiş bir garip sizi şu halinizle görse,vallahi size müslümanlar demezdi... namaz kılıyorsunuz ama görünüşünüz nasraniler gibi.
Kardeşler!
Dışı kafire benzeyen insanın içi de ona benzemeye başlar... “diyor ve hatırlatması gerekenleri hiç çekinmeden söylüyor. Hülasa sevgili Özdenören ilk hikayesinde bize kayıplarımızdan,değişen zamanda yitirdiklerimizden,hiçe sayılan değerlerden bahsediyor.
hikayenin sonunda kaleme alındığı gibi “ siz Allahtan sizi korumasını dilerseniz Allah sizi korur.”
biz rabbimizden değişen zamana değişmeyen ameller ile gidebilmeyi isteyip ona gayret edelim. Asrı saadetin hassasiyetini,samimiyet ve ihlasını isteyip Rıza-i ilahiyi eş,dost,akraba hepimiz icin dualarda talep edelim.
***
Diğer bir hikayemiz
Modernleşmeyi cümle arasına sıkıştırdığı “come one” “ yeahh” gibi yabancı kelimeler ile benimseyen,ruhundaki yaraları,eksikleri söylediği yalanlar ile örtüp gecenin karanlığını çarpık ilişkileri, söylediği yalanları,doyumsuz istekleri,kumar oyunlarıyla aydınlatmak isterken hevesleri uğruna nasıl günden güne tükendiğine şahit olduğumuz Sitare. 7 yıllık evliliği ve kocası Çarli. Bir de karışık dostlukları, ilgi duydukları,olmak istedikleri sahte aşkları. Bizlikten geçip hiç olma yolunda atılan adımlar. Çünkü paranın,şöhretin esiri.Tam bir batı özentisi,taklitçisi. Amacı faydalı olmaktan ziyade benliğini doyuracak,egosuna alkış tutacak insanları çevresinde barındıracak kadar zavallı. Yalnız.
Hiç kimseyiz benliğimizden geçtikçe.
Olmak istedikleri ve olamadıkları arasında sıkışıp kalan sitare.
İnsan insana şifadır düsturunun yanı sıra menfaat ilişkilerinde baş rol oynayan sitare. Ve boş kalabalığın içinde ruhunun yalnızlığına hapsolarak veda eden sitare. Bir çeşit batı tramvası,var olmak isterken bir serzeniş ile yok olan sitare. Sitareyi özetleyen bir alıntı ise “Aslında hepimiz dağılıp gideceğiz,dedim,sen de,ben de, hepimiz. Hiçbirimiz kendimize ait yerlerde gezinmiyoruz” ve dağılıp gitti sitare.

*Rasim Özdenören ilk ve son hikaye kitabıyla denemelerinde vermek istediği mesajı yine biz okurlarına sunarak çizgisini bozmamıştır. Tek kitapta Doğu-Batı kültürünü harmanlayan Özdenören, yine okurken düşündürecek,sorgulatacak kalemi okunmaya elzem olup, tavsiyelerim arasındadır. Kitabı okurken tek isteğim naif amcanın geçtiği satırların biraz daha bol olmasıydı. Bir de nacizâne tavsiyem hikaye arasındaki geçişleri algılayabilmek için dikkatimizi toparlayabildiğimiz bir zaman diliminde okumamız :) Fakat yine söylüyorum ki okunmalı.
Okurken vaktinizin nasıl geçtiğini anlamadığınız keyifli ve verimli sahifeleriniz olsun.Hayırla kalın.
144 syf.
Yedi güzel adamdan biri.. Rasim Özdenören. İlk böyle tanıdım. Kitabında adı dikkatimi çekince ilk kez ona ait bir eser okudum. Ve çok beğendim. Anlatınlar bi o kadar bağımsız ama bi o kadarda birbirine bağlı. Okurken "Gül Yetiştiren Adam" olmak istemiyor değilsiniz hani. Ve Anlaşılmamanın verdiği o tarifsiz hissi mükemmel işlemiş..
148 syf.
·3 günde
Farkettim de bu kitaba inceleme yapmayı es geçmişim tabii son zamanlarda çok fazla böyle kitabım var.. Artık oldukça yoruldum sanırım. Neyse biraz iç sıkıntısına ve can sıkıntına iyi gelir belki bu inceleme. Aslında birkaç önemli olaydan ve bana verdiği histen başka bir şey hatırlamıyorum bu yüzden okuyacaklardan özür dilerim şimdiden pek kaliteli bir inceleme olmayabilir.

Rasim Özdenören'le ilk karşılaşmamız ilk ve son romanıyla birlikte oluyor; çok da güzel oluyor haliyle.. Kitabın ilk baskısı 1979'da ve şuan 30. Baskısında. Eminim daha da çok baskısı yapılacaktır. Kitabı alıp Bursa'ya geldikten sonra arkadaşım bir hafta sonra Rasim Özdenören'in üniversiteye geleceğini haber verdi o kadar güzel ve anlamlı bir haberdi ki benim için anlatamam. Böylelikle daha bir heyecanla okudum kitabı tabi. Okudukça da okuyasım geldi.

Kitabımızın ilginç bir tarzı var aslında ben ilk zamanlarda okurken kişileri algılamada biraz zorlandım o da ilk zamanlarında dikkatimi vermeyişimden kaynaklı olabileceğini düşünüyorum. Oldukça naif yazılmış bir kitap. Son zamanlarımda da beni böyle kitaplar mahvetti zaten. Böyle güzel yazılan kitapları bırakıp sosyolojiye geçiş yapmak oldukça zorluyor. Neyse kitabın olay örgüsü birkaç insan üzerinde şekilleniyor. Cânımız gül yetiştiren adam ve torunu, kendini eğlenceye heva ve hevese bırakan Sitare ve arkadaşları ve de yalnızlığını iliklerine kadar yaşayan Çarli -sahi gerçek adı neydi ki- Kitabın içinde Gül yetiştiren adamdan da Sitare'den de çok güzel cümleler koparttım. Tabii gül yetiştiren amcamızın cümleleri ruhumuza iyi gelmiş olsa da Sitare'ninkiler de modern insanlığımızı hatırlatıyordu. Kitabın son bölümleri özellikle de çok zaman sonra torunuyla yaşlı amcamızın camiye gidişi ve camide yaşananlar kısmı oldukça güzeldi. O sayfalar tekrar tekrar okunup, tekrar tekrar düşünülmeyi istiyor. Ölümden bahseden kitapları çok seviyorum, bana insanlığımı ve kulluğumu hatırlatıyor. Bu kitap da öyleydi; bu yüzden sevmemek gibi bir şey olamazdı tabi. Ki yazarımız Rasim hocamız ise çok çok zor. Allah ömür versin de daha çok yazılarını okuyabilelim.

Evlendikten sonra okuyacaklara -daha da çok vakti var gibi ama-, hiç okumamışlara, varsa yarım bırakanlara, aklından bile geçmeyenlere, bize uymaz diyenlere kesinlikle okunması tavsiyemdir. Edebiyat kokan nâdir kitaplardan. Her romana roman demiyoruz sonuçta. Hüzünle karışık keyifli okumalar...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gül Yetiştiren Adam
Baskı tarihi:
15 Şubat 2019
Sayfa sayısı:
144
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753551663
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İz Yayıncılık
Baskılar:
Gül Yetiştiren Adam
 Gül Yetiştiren Adam
Rasim Özdenören’in yayımlanmış tek romanı. Batı kültürünün baskısı ile çaresiz bırakılmış insanımızın bocalayışını, gizli protestolarını ve gizli kabullenişleri… Cumhuriyet dönemindeki değişime bir de “gül yetiştiren adam”ın gözünden bakmak isteyenlere...

Kitabı okuyanlar 5.346 okur

  • Betül AGACE
  • Aysel Acar
  • Şükran ASLAN
  • Beyzaland
  • guliscisi
  • Enes Furkan
  • Feyza nur orhan
  • Gülay kömür
  • Tebliğ
  • FLU

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.9
14-17 Yaş
%13.2
18-24 Yaş
%33.5
25-34 Yaş
%29.7
35-44 Yaş
%8.2
45-54 Yaş
%3.3
55-64 Yaş
%0.5
65+ Yaş
%1.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%74.3
Erkek
%25.6

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.5 (371)
9
%19.4 (253)
8
%22.2 (289)
7
%13.9 (181)
6
%7 (91)
5
%3.4 (44)
4
%1.3 (17)
3
%1.6 (21)
2
%0.8 (10)
1
%0.7 (9)

Kitabın sıralamaları