Romanın en dikkat çekici özelliği, iki zıt dünyayı (geleneksel-manevi ve modern-yozlaşmış) paralel hikâyelerle sunması. Bu yapı, karşılaştırmalı bir okuma sunarak okuyucuyu düşünmeye sevk ediyor. Ancak geçişlerin keskinliği, bazen akışı zorlaştırabiliyor.
Gül Yetiştiren Adam’ın geleneksel değerlere tutunarak eve kapanması, pasif bir direnişin sembolü; Sitare’nin trajik sonu ise modernitenin boşluğunun ve manevi yoksunluğun sonucu olarak okunabilir.