Adı:
Beş Şehir
Baskı tarihi:
Haziran 2015
Sayfa sayısı:
228
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952440
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Beş Şehir'in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır. İlk bakışta birbiriyle çatışır görünen bu iki duyguyu sevgi kelimesinde birleştirebiliriz. Bu sevginin kendisine çerçeve olarak seçtiği şehirler, benim hayatımın tesadüfleridir. Bu itibarla onların arkasında kendi insanımıza ve hayatımızı, vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek daha da doğru olur.
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, gezip gördüğü Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul şehirlerini hem tarihi bir bakış açısıyla hem de edebi bir üslupla anlattığı eseridir.

Kitapta incelenen beş şehri de daha önce gezip görme şansını yakaladığım için yazarın nerede ne demek istediğini anlayabildim diye düşünüyorum. Gerçekten de tespitleri yerinde ve incelenen şehirlerin ana özelliklerini yansıtıyordu. Fakat yazarın bu kitabı 70 sene önce yazdığı düşünüldüğünde kitapta anlatılan beş şehrin de şimdilerde bir hayli değiştiğinin kabulü gerekmektedir. Buna rağmen ana hatlarıyla şehrin ve insanlarının özellikleri güzel bir şekilde işlenmiş içerisinde.

Tanpınar’ın dili, bilindiği üzere, son derece ağır ve kurduğu cümleler bir hayli kasvetli. Benim gibi eski kelimeleri seven birini bile bunalttığı anlar oldu. Açıkçası tarihe ilgimin olmaması da kitabı benim için zorlaştıran sebeplerden biriydi diyebilirim. Hatta zaman zaman yarım bırakma düşüncesi aklımdan geçmedi değil; fakat azmedip bitirdim.

İncelenen beş şehri de tarihi, kültürel, ekonomik ve mimari açılardan derinlemesine incelemiş Tanpınar. Bu bölümler ilginizi çekmese de kurulan cümlelerin güzelliği ve yazarın üslubunun tertemiz oluşu, sanki bir edebi eser okuyormuş havasına sokuyor okuru. Yani son derece doyurucu bir eser.

Tanpınar okumayı sevenlere tavsiye edilir. İlk defa Tanpınar okumak isteyenlere ise elbette öncelikle Huzur kitabı tavsiyemdir.
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın mükemmel diliyle "Beş Şehir"in deneme biçiminde anlatımından oluşan bir eser.Bu şehirler;Ankara,Erzurum,Konya,Bursa ve İstanbul'dur.Ahmet Hamdi özellikle bu yerlerin tarihi ve mimarisini kendi iç nizamıyla harmanlayarak okuyucuya sunuyor.Ahmet Hamdi eşyayı en iyi konuşturanlardan ve hatta edebiyatımızda bu dilin en büyük örneğidir kanaatimce.Zira Ahmet Hamdi'nin,Beş Şehir'de bahsettiği gibi Marcel Proust gibi edebiyat tarihinde çığır açmış,bilinç akışını en üst düzeyde kullanan bir yazardan ve şiirde evrensel olmayı yakalamış nadide şairlerden biri olan Baudelaire'den etkilenmesinin payı büyüktür anlatım tekniğinde.Özellikle Bursa'yı yeşilin başkenti olarak görmesi,yeşilin insan ruhundaki yansımaları,Erzurum'un hava şartlarının oluşturduğu kahve kültürünün insanların mizah yeteneğine katkısı gibi sosyolojik tespitleri kitapta en çok ilgimi çekenlerden.Konya'dan bahsederken Mevlana'nın Vahdet-i Vücut felsefesini derinlemesine incelemesi de en kayda değer örneklerden.Atatürk'ü ilk olarak Erzurum Lisesi'nde görüşü ve onunla inklaplar hakkındaki istişareleri,Atatürk hakkında yaptığı ruhsal tahlil ve tasvirler beni derinden etkileyenlerden.

Ahmet Hamdi eşyayı konuşturur,onlara ruh yükler metafiziği ve materyalizmi öyle güzel birleştirir ki kavramların insan zihninde yarattığı çağrışım güçlerinde insanın kendini kaybetmesi içten bile değildir.Ahmet Hamdi eşya ve mimari ile zihnimizde bir iç dünya medeniyeti kurar ve bu medeniyet Erzurum soğuğu kadar inatçı,Konya'nın bozkırı kadar sonsuz,Bursa'nın camileri kadar yüksek,Ankara'nın insanı kadar sıcak ve İstanbul'un tarihi kadar eski bir medeniyettir.Ahmet Hamdi'yi okuduğunuz zaman tüm mefhumlar bilincinizi bir sınırsızlık sarmalı halinde istila eder.Ruhunuz bu bilinçte savrulur,bazen yıkılır,bazen yeniden inşa edilir.Yani kısacası Ahmet Hamdi benim için bir edebiyat mühendisidir ve mimarıdır...
Okuyan herkese teşekkürler...
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.648 Oy)18.202 beğeni41.254 okunma2.670 alıntı173.637 gösterim
  • Dönüşüm
    8.2/10 (8.200 Oy)8.506 beğeni27.270 okunma769 alıntı133.025 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.329 Oy)12.898 beğeni33.003 okunma3.101 alıntı138.759 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.536 Oy)8.487 beğeni25.051 okunma2.283 alıntı108.175 gösterim
  • Suç ve Ceza
    9.1/10 (6.248 Oy)7.591 beğeni20.522 okunma3.689 alıntı122.720 gösterim
  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    8.3/10 (3.016 Oy)3.228 beğeni14.437 okunma782 alıntı44.398 gösterim
  • Kuyucaklı Yusuf
    8.5/10 (4.781 Oy)5.161 beğeni16.486 okunma923 alıntı56.984 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.855 Oy)8.799 beğeni24.123 okunma1.624 alıntı111.993 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (7.113 Oy)7.682 beğeni21.591 okunma771 alıntı84.348 gösterim
  • Şeker Portakalı
    9.0/10 (7.248 Oy)8.684 beğeni24.169 okunma1.278 alıntı118.891 gösterim
Kitap İstanbul, Bursa, Ankara, Konya ve Erzurum'un tarihinden bahseder. Şüphesiz Tanpınar'ın kendine has üslubu olmasa sıradan bir tarih kitabı okumuş hissine kapılırız fakat bu güzel anlatım kitabı yarım bırakmanıza izin vermiyor. Şehirlerin güzelliklerini, tarihçesini birçok kitapta okudum fakat bu kitabı okurken gitmiş olduğum bu yerleri tekrar tekrar göresim geldi. Şehirlerin tarihçesi yanında mimari yapılarından da bahsetmiş, bazıları hakkında fazlaca detay da vermiş. Uzun sürmüş olsa da okudum, beğendim, meraklılarına da tavsiye ederim...
Bu kitabı okuduktan sonra Erzurum ve Konya'ya gitme isteğim biraz daha artmıştı. İstanbul'un güzelliğini herkes bilir sever ama su ve yeşilliğin şehri Bursa'yı daha iyi tanıyacak ve daha çok seveceksiniz. Ankara, sıkıcı, kasvetli, memur şehri Ankara'ya bir de kalesinden bakın, güzel yanları yok değilmiş meğer...
Cumhuriyet döneminin en güzel şehirlerinden biri olarak “beş şehir”, aslında Tanpınar’ın diğer bütün kitaplarında açmaya çalıştığı tarih ve kültür üzerine düşündüklerinin bir özeti gibidir. Platon’un “şehir kurmak erdemdir” hükmünden habersiz olarak bir coğrafyayı uygarlık imkânları nispetinde tasarruf etmeye çalışan bir kültürel yapının; kurduğu şehirlerin şahsında söylediği sözleri anlamaya çalışmaktır biraz da. Tanpınar bunu keşfettiği için, üstelik bu keşfinden dolayı ciddiye alınmadığı bir dönemin adamı olmasıyla da ilgiyi hak etmektedir.
İstanbul, Bursa, Konya, Erzurum ve Ankara’yı kendi ağzından anlattığı bu kitap, yazarın millî eğitim müfettişi olarak gezdiği şehirlerin hikayesi gibi görünse de belki de bu coğrafyanın eski sahipleri üzerine bir tarih çalışması gibi değerlendirilebilir. Tanpınar’ın, Yahya Kemal için söylenen “o’nda mazi hasreti var” hükmüne “aksine Kemal’de yarının hasreti var” diye cevap vermesi ilginçtir ve bir bakıma kendisinin de bu kavramlar karşısındaki tavrını belli etmektedir. Geçmişe dair düşüncelerini yine “beş şehir”de şöyle açıklıyor Tanpınar: “Gideceğimiz yolu hepimiz biliyoruz. fakat yol uzadıkça ayrıldığımız âlem, bizi her günden biraz daha meşgul ediyor. Şimdi onu hüviyetimizde gittikçe büyüyen bir boşluk gibi duyuyoruz, biraz sonra, bir köşede bırakıvermek için sabırsızlandığımız ağır bir yük oluyor. İrademizin en sağlam olduğu anlarda bile, içimizde hiç olmazsa bir sızı ve bazen de bir vicdan azabı gibi konuşuyor.”
Beş şehir’in bugün bile önemini koruyan önsözünde bu ifadeler aslında yazarın bir sessiz haykırışı gibidir. Bu geçmiş-gelecek tartışmalarında artık beylik bir kronolojik konuma sahip olan tanzimat olgusu burada da karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemden sonra daha çok bahsedilen modernleşme serüvenimiz “geçmiş”i bir nostalji ya da müzelik bir eşya gibi kodlamıştır. Böylece, bir bakıma geçmişin geleceği tayin ve idare eden birikimi yok sayılmış ve insanımızın ayağının altından sağlam bir zemin çekilmiştir. Bu zeminden yoksun kalan insanımızın, sırtındaki mazi yükünün ve gelecek tasarısının ihtiyaç duyduğu kültürden mahrum kaldığı düşünülmüştür. Bu iddia bir yere kadar doğru olmakla birlikte aslında insanımız mukavemet hissiyle direnişe geçmiştir. İşte “beş şehir” bu direnişin ama biraz da kaçınılmaz değişimin hikâyesidir.
Romanda olaylar ön planda olmak üzere; yazarın özellikle şiirselliği ayrı bir lezzet ve yazı konusu olan söyledikleri meseleye kültür, tarih ve modernlik noktasından baktığını göstermektedir. İstanbul’a dair verdiği ağırlıklı osmanlı tarihinden gelen bilgiler ve mısralar kültür ve zihniyet dünyasına dair ipuçları olarak görülmelidir. O devir insanlarının nasıl düşündükleri veya da bir meseleye hangi noktadan baktıkları bu kitabın esas kıymetini ortaya çıkarmaktadır.
Tanpınar İstanbul’u anlatırken bir yerde , tanburî cemil bey’in “ninni”sinden bahseder ve bu eserin mükemmel olmasa da “iktisadı bozulmuş, mihrabı çökmeye yüz tutmuş, gururunu yapan geleneklerin duvarı çatlamış bir topluluğun iç benliğini yansıttığını...” söyler. İşte iktisat veya siyaset biliminin konusu sayılabilecek bir çözülme devrinin tarihini, yazar İstanbul şehrini anlatırken yakalamıştır. Aynı şekilde Konya’ya ayrılmış sayfalar Selçuklu dönemine ait capcanlı birer kültür tarihi hatıralarını okuyucunun önüne sermiş.Ayrıca kitap Selçuklu dönemine doğru bir derinleşme göstermiş.
Son olarak ve kısaca bu kitabın sayfalarında son turumuza çıkalım. Millî mücadele’nin başkenti olarak ve Yakup Kadri’nin “ankara” romanında olduğu gibi inkılapçı kadroların umutlarını yeşerttiği bir şehir olarak Ankara’nın da bu “hamse” içinde yer alması biraz da yeni yükselen millî birliğin, değişmenin ve ilerlemenin (tıpkı İttihat Terakki’nin İstanbul’u gibi) yeni başkenti olmasıyla ilgilidir.
Hacı Bayram Veli ile başlayan ve garp cephesi kumandanı İsmet’in notuyla devam eden ve bu savaşın içinden yükselen sesle yeni bir dönemin temelini bu şehirde gören bir Tanpınar var Ankara faslında. Yine mazi ve yine değişmek var Ankara’da da...
“... bu o kadar böyledir ki, Ankara, İstiklâl Mücadelesi yıllarından bütün mazisini yakarak çıkmış denebilir”.
Sıradan bir gezi yazısı değil elimizdeki Beş Şehir. Başlı başına bir cerrahi müdahale bence; masasına hatıraların, yaşanmışlıkların olduğu beş farklı şehri yatıran ve eline tarih, din, sosyokültürel yapı gibi neşterleri alan bir cerrah olarak çıkıyor karşımıza Tanpınar bu eseriyle.

Kitapla ilgili yazımız : http://1cay1kitap.com/bes-sehir/
Gezen mi daha çok bilir yoksa okuyan mı? Sorusuna hem gezen hem okuyan cevabını veren bir kitap. Oturduğum gerden Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul'u gezeyim diyorsanız tam sizlik. İçindeki bilgilerin çoğunu kimseden duymadığınızı temin ederim. Çok farklı bir gezi kitabı. En azından İstanbul bölmünü okuyun. Faydasını görürsünüz. Bir de yanınızda mutlaka bir kağıt ya da defter olsun. Çünkü içerisinden mutlaka notlar almak isteyeceksiniz
Şimdiden iyi okumalar.
Beş Şehir, Tanpınar'ın Ankara, Konya, Erzurum, Bursa ve İstanbul şehirlerini birer kahraman edasıyla ilmek ilmek işlediği kitabı. İçimizdeki mazi gülünü harekete geçiren kitaplardan biri belki de.

Şehirlerden dördünü gezme fırsatı bulduğum için kendimi şanslı hissedenlerdenim hatta Bursa gezimi kitabı okurken yaptığım için kitabın tazeliğiyle Yeşil Cami'de Tanpınar bakışlarını da aradım. Tanpınar'a Hüdavendigâr Camii'nde gülümseyen çocuk yüzüne benim Emir Sultan türbesinin pencere kenarına oturduğum vakit yanıma oturan sıcak tebessümlü bir çehrede rastladım. Mekânların ve kişilerin tarihleri Tanpınar'ın anlatımıyla hikâyeye dönüşmüş ve bu da okumayı bir lezzete dönüştürüyor.

Kitapta beni en çok etkileyen kısımlardan ilki yoldaşı olduğum için Bursa kısmıydı ama bir diğeri de İstanbul. Gönlümün Payitahtı İstanbul.Yıllar boyu taşına bastığımız, havasını soluduğumuz, suyunu içtiğimiz ama bir türlü tam manasıyla tanıyamadığımız İstanbul. İstanbul'u sevmek için tanımak, tanımak için de emek vermek gerekiyor. Gerçekten emek istiyor İstanbul'u sevmek, şöyle bir fotoğraf çekeyim de elâleme göstereyim değil de taşına, çiçeğine, çeşmesine, camisine kulak vermek gerekiyor.

Kitabın 214. sayfasında şöyle yazıyor: "En büyük meselemiz budur; mazi ile nerede nasıl bağlanacağız, hepimiz bir şuur ve benlik buhranının çocuklarıyız, hepimiz Hamlet'ten daha keskin bir "olmak ya da olmamak" davası içinde yaşıyoruz. Onu benimsedikçe hayatımıza ve eserimize daha çok sahip olacağız. Belki de sadece aramak ve bütün kapıları çalmak kâfidir."

Mazi ile nereden bağlanacağımızı bilmediğimizden dilimizden hep şikayetler dökülüyor:"Nerede o eski günler" serzenişlerini duymuyor musunuz siz de? Asıl işin ilginç yanı bunu diyen insanların yalnızca şikayetten ibaret kalmaları beni şaşırtıyor, üzüyor. Örneğin hayatında hiç gül fidanını toprakla buluşturmamış olan kişi çıkıyor "Eskiden ne güzel çiçekler vardı, şimdi her yer beton" diyor. Evet, büyük şehirler için özellikle de artık her bir gökdeleninin saçlarına düşmüş aklar olduğunu düşündüğüm İstanbul için beton asla azımsanmayacak kadar çok ama bizler kendi bahçelerimizden, balkonlarımızdan, cam kenarlarımızdan başlayabiliriz annelerimiz gibi ya da büyükannelerimiz gibi çiçekler yetiştirmeye, en azından serzenişlerimiz şikayetle kalmaz. Eski bayramları özlüyorsak onları o en özlediğimiz haliyle yaşamaya çalışalım unutulmamalıdır ki her dönemde yaşayan insan geçmişini özlüyordu Tanpınar: "Niçin geçmiş bizi bir kuyu gibi çekiyor?" cümlesini 1946 yılında söylemiştir.

Savaş Ş. Barkçin Gelenekten Geleceğe adlı programının ilk bölümünde şöyle bir cümle kurmuştu: "Şikâyetten vazgeçip hikâyete geçelim."

Unutmayın; kendi özlerimizle beslenerek köklerimizi güçlü tutabiliriz.
Türküleri, dağ kekiğinin kokusunu, gelinciğin zarafetini, Ankara'nın pusunu, Erzurum'un dağını, Konya'nın bozkırını, Bursa'nın yeşilini, İstanbul'un erguvanını ve insanı hep sevin.
İşlerin yoğunluğundan kitabı bitirmem biraz uzun sürdü.
Benim gibi bulunduğu mekanları derinlemesine merak ederek yaşayanlarda varmış dedim.Şehirlerde ki yaşantısında dikkatimi çeken bulunduğu mekanın her ayrıntısını bilmek istemesidir. Bu benimde çok yaptığım bir şeydir. Bulunduğum mekanda her yere hakim olmak isterim, yeni gittiğim bir yerde ayak basılmadık bir yer bırakmak istemem, mekanları yürüyerek keşfetmek benim en çok yaptığımdır. Hele bir de o mekandan ayrılacaksam ve küçük bir mekan ise o bölgeyi tekrar dolaşmaktan çekinmem.Her bir ayrıntısını hafızama kazırım, her detayı, onunla ilgili hikayeleri, düşleri not alırım, yıllar sonra o notları okumak ya da oralara gidecek olanlara ufak bilgiler vermek beni çok mutlu eder. Yazar ile bu noktada buluşmamız bana ayrı bir heyecan verdi, Yaşadığı mekanları böylesine heyecan ile anlatması bu mekanları görmeyenlerde eminim merak uyandırmaktadır Yazar çocukluğunda ve gençliğinde bulunduğu beş güzel şehrimizi öyle güzel anlatmış ki mutlu olmamak elde değil. Şehirlerin anlatımında şehirle özdeşmiş insanları tanıtması, şehrin mimarisi hakkında bilgi vermesi, hatta türkülerini paylaşması çok hoşuma gitti. Daha önce gittiği ve bir zaman sonra tekrar ziyaret ettiği şehirlerde ki değişimi anlatarak aslında bugün bu şehirlerin ne kadar değişebileceğini bize yıllar öncesinden bildirmiş.Bugün bahsettiği şehirlerde çoğu mimari eser kalmadı, türküleri bilen insanlar bir elin parmaklarını geçmez.. Ben eğer bu mekanlara tekrar gitme fırsatı bulursam elimde BEŞ ŞEHİR kitabı ile gideceğim. Kitaba bakarak mekanları( tabi kalanları) gezmek ayrı bir heyecan verecektir.Keyifli okumalar...
Bir kitapla daha yolculuğum son buldu. Genel olarak baktığımda tarihi bir doku sahipti bu kitaba . Bir diğer taraftan da günlük diye nitelendirilebilir aslında . Yazarın ilk okuduğum kitabı oldu ama son olmayacağı kesin . Yaşadığı dönemde çocukluğunda şahit olduğu tarihi güzelliklerin , mimari eserlerin , devlet adamlarının yetişkinlik çağında olumsuz bir şekilde değişime uğraması yazarın iç dünyasında oldukça önemli bir yer kaplıyor ve özlemini dile getiriyor yazdıklarıyla. Özlemim bir kez daha arttı eskiye .
Beş Şehir; Ahmet Hamdi Tanpınar’ın fakülteden hocası Yahya Kemal’e ithaf ettiği bir yazı ile başlayan; sırasıyla Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul şehirlerini ele aldığı deneme türü eseridir.

Eserin ön sözünde Tanpınar kitabı şu şekilde izah eder: “Beş Şehir’in asıl konusu; hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır…” Evet, bu eserde okur; Anadolumuzun beş farklı noktasındaki kültür hazinelerini, sosyal hayatı, yaşanmışlıkları, medeniyet birikimlerini en ufak detayına kadar görebilecektir. Tanpınar bu beş şehre ve bunların onda bıraktığı manevi hissiyata kendi tabiriyle “bir mühendis gibi değil; bir kalp adamı olarak” yaklaşmıştır. Zira anlattığı her şehirde acıların ve kederlerin, toplumsal yorgunluğun, ahlaki ve manevi kırılmaların yanında; o şehrin sevincini, heyecanını, zevklerini, sanatını da okuyucuya aktarmaya çalışmıştır. Tanpınar bunu yaparken o güçlü kaleminin gücünden ve tesirinden sonuna kadar istifade ederek; okuyucuyu şairane bir anlatımla eserin içine çekmeyi başarmıştır. Nitekim her şehirde en az 1-2 halk ozanından veya kendi kaleminden seçtiği manzumlar ile eserini bir denemenin ötesine taşıyarak bir başyapıt ortaya çıkarmıştır.

Ahmet Hamdi Tanpınar ilk olarak Ankara’yı ele almakla işe başlamıştır. Bu bölümde genel olarak; kronolojik bir şekilde şehrin tarihinden bahsetmiş; başta mimarisi olmak üzere sanatını ve önemli şahsiyetlerini anlatmıştır. Bölümün sonarına doğru ise mütareke ve milli mücadele dönemlerinden bazı anektodlar aktarmıştır. Fakat Ankara kısmını ben yazarın biraz yüzeysel anlattığı kanaatindeyim.

Erzurum bölümüne gelince yazar; ağırlıklı olarak bu şehrin belli zaman aralıklarındaki değişiminden bahsetmiştir. Zira Tanpınar şehre ikinci gelişinde virane bir Erzurum ile karşılaşmıştır. Bunun sebebi olarak ise; savaşların (özellikle 93 Harbi ile 1. Dünya Savaşı) ve doğal afetlerin tabii bir neticesi olduğunu kaydetmiştir. Diğer şehirlerden farklı olarak bu bölümde şahit olduğum konu; bazı şahsiyetler ve bu şahsiyetler üzerinden şehrin mizacını detaylı bir şekilde ortaya koymasıdır. Tanpınar Konya bölümünde de Ankara gibi ağırlıklı olarak tarihi ve özellikle tasavvufi yaşamından bahsetmiştir.

Bursa’da Zaman…
Yazar bu bölüme; aynı adda bir şiiri de olan Bursa’da Zaman ismini vermiştir. Bu kısımda ise ilk başlarda Osmanlıya beşiklik etmesinden kaynaklanan hadiseleri ve buna bağlı olguları anlatmış; ilerleyen bölümlerde ise mimari ve musikisine biraz daha yer ayırmıştır.  Aynı zamanda bu kısımda yazar; renklerin (özellikle yeşil) çağrışımlarından da anlatılarında sıkça yararlanmıştır

“Bu hayâle uyur Bursa her gece,
Her şafak onunla uyanır, güler
Gümüş aydınlıkta serviler, güller
Serin hülyasıyla çeşmelerinin.
Başındayım sanki bir mucizenin,
Su sesi ve kanat şakırtılarından
Billûr bir âvize Bursa'da zaman”

Tanpınar son bölümde ise İstanbul’u ele almıştır. İstanbul kısmı eserdeki en uzun bölümdür. Bu bölümde yazar; ağırlıklı olarak Osmanlı tarihi olmak üzere, mimari, edebiyat gibi birçok alan üzerinde durduğu için detayına girme zahmetinde bulunmayacağım ve bir alıntı ile sonlandıracağım:

“Boğaz bana daima zevkimizin, duygumuzun büyük düğümlerinden biri gibi gelmiştir. Öyle ki, onun bizde külçelenmiş mânasını çözdüğümüz zaman büyük hakikatlerimizden birini bulacağız sanmışımdır.”

Genel olarak Beş Şehir eserini oldukça beğendiğimi ve edebi değer açısından oldukça yetkin bulduğumu söyleyebilirim. Zaten Tanpınar kaleminden çıkan bir eserin bu nitelikleri taşıması size tesadüf gelmemeli. Zira bana göre hala edebiyatımızdaki en usta birkaç kalem isim arasında yer edinir Ahmet Hamdi Tanpınar. İncelememi sonlandırırken vakit ayırıp okuyan tüm okurlara teşekkürlerimi iletiyorum. 
"Asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır. "
Şiddetle tavsiye edeceğim kitaplardan biri sadece öğretmen ve öğretmen adaylarının değil herkesin okuması gereken harikulade bir eser.
Önümüzde henüz sararmaya yüz tutmuş ekinleriyle emsalsiz bir panorama dalgalanıyordu.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Sayfa 63 - Dergah yayınları, 38. Baskı
"Her düşünen insanımız gibi, ben de hayatımızın değişmesi için sabırsızım."
Ahmet Hamdi Tanpınar
Sayfa 9 - dergah yayınları
"Dört gün süren bu misafirlik bana bir kütüphane kadar faydalı oldu."
Ahmet Hamdi Tanpınar
Sayfa 60 - dergah yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beş Şehir
Baskı tarihi:
Haziran 2015
Sayfa sayısı:
228
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759952440
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Beş Şehir'in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır. İlk bakışta birbiriyle çatışır görünen bu iki duyguyu sevgi kelimesinde birleştirebiliriz. Bu sevginin kendisine çerçeve olarak seçtiği şehirler, benim hayatımın tesadüfleridir. Bu itibarla onların arkasında kendi insanımıza ve hayatımızı, vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek daha da doğru olur.

Kitabı okuyanlar 1.102 okur

  • Şeyda Dayıoğlu
  • Drkitapsever
  • Şana
  • Uğur Yıldız
  • Büşra Yüce
  • Merve Gülten
  • ümit kömür
  • İlknur
  • ÖZGE YALÇIN
  • Betül Yüce

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.4
14-17 Yaş
%3.6
18-24 Yaş
%25.8
25-34 Yaş
%37.1
35-44 Yaş
%20.1
45-54 Yaş
%6.1
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55.2
Erkek
%44.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.1 (59)
9
%14 (39)
8
%29.4 (82)
7
%14.7 (41)
6
%10.8 (30)
5
%5 (14)
4
%1.8 (5)
3
%1.4 (4)
2
%0.4 (1)
1
%1.4 (4)

Kitabın sıralamaları