Adı:
Beş Şehir
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
978975995694
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Beş Şehir
Beş Şehir
Beş Şehir'in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır. İlk bakışta birbiriyle çatışır görünen bu iki duyguyu sevgi kelimesinde birleştirebiliriz. Bu sevginin kendisine çerçeve olarak seçtiği şehirler, benim hayatımın tesadüfleridir. Bu itibarla onların arkasında kendi insanımıza ve hayatımızı, vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek daha da doğru olur.
228 syf.
·3 günde·8/10
Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, gezip gördüğü Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul şehirlerini hem tarihi bir bakış açısıyla hem de edebi bir üslupla anlattığı eseridir.

Kitapta incelenen beş şehri de daha önce gezip görme şansını yakaladığım için yazarın nerede ne demek istediğini anlayabildim diye düşünüyorum. Gerçekten de tespitleri yerinde ve incelenen şehirlerin ana özelliklerini yansıtıyordu. Fakat yazarın bu kitabı 70 sene önce yazdığı düşünüldüğünde kitapta anlatılan beş şehrin de şimdilerde bir hayli değiştiğinin kabulü gerekmektedir. Buna rağmen ana hatlarıyla şehrin ve insanlarının özellikleri güzel bir şekilde işlenmiş içerisinde.

Tanpınar’ın dili, bilindiği üzere, son derece ağır ve kurduğu cümleler bir hayli kasvetli. Benim gibi eski kelimeleri seven birini bile bunalttığı anlar oldu. Açıkçası tarihe ilgimin olmaması da kitabı benim için zorlaştıran sebeplerden biriydi diyebilirim. Hatta zaman zaman yarım bırakma düşüncesi aklımdan geçmedi değil; fakat azmedip bitirdim.

İncelenen beş şehri de tarihi, kültürel, ekonomik ve mimari açılardan derinlemesine incelemiş Tanpınar. Bu bölümler ilginizi çekmese de kurulan cümlelerin güzelliği ve yazarın üslubunun tertemiz oluşu, sanki bir edebi eser okuyormuş havasına sokuyor okuru. Yani son derece doyurucu bir eser.

Tanpınar okumayı sevenlere tavsiye edilir. İlk defa Tanpınar okumak isteyenlere ise elbette öncelikle Huzur kitabı tavsiyemdir.
228 syf.
·18 günde·9/10
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın mükemmel diliyle "Beş Şehir"in deneme biçiminde anlatımından oluşan bir eser.Bu şehirler;Ankara,Erzurum,Konya,Bursa ve İstanbul'dur.Ahmet Hamdi özellikle bu yerlerin tarihi ve mimarisini kendi iç nizamıyla harmanlayarak okuyucuya sunuyor.Ahmet Hamdi eşyayı en iyi konuşturanlardan ve hatta edebiyatımızda bu dilin en büyük örneğidir kanaatimce.Zira Ahmet Hamdi'nin,Beş Şehir'de bahsettiği gibi Marcel Proust gibi edebiyat tarihinde çığır açmış,bilinç akışını en üst düzeyde kullanan bir yazardan ve şiirde evrensel olmayı yakalamış nadide şairlerden biri olan Baudelaire'den etkilenmesinin payı büyüktür anlatım tekniğinde.Özellikle Bursa'yı yeşilin başkenti olarak görmesi,yeşilin insan ruhundaki yansımaları,Erzurum'un hava şartlarının oluşturduğu kahve kültürünün insanların mizah yeteneğine katkısı gibi sosyolojik tespitleri kitapta en çok ilgimi çekenlerden.Konya'dan bahsederken Mevlana'nın Vahdet-i Vücut felsefesini derinlemesine incelemesi de en kayda değer örneklerden.Atatürk'ü ilk olarak Erzurum Lisesi'nde görüşü ve onunla inklaplar hakkındaki istişareleri,Atatürk hakkında yaptığı ruhsal tahlil ve tasvirler beni derinden etkileyenlerden.

Ahmet Hamdi eşyayı konuşturur,onlara ruh yükler metafiziği ve materyalizmi öyle güzel birleştirir ki kavramların insan zihninde yarattığı çağrışım güçlerinde insanın kendini kaybetmesi içten bile değildir.Ahmet Hamdi eşya ve mimari ile zihnimizde bir iç dünya medeniyeti kurar ve bu medeniyet Erzurum soğuğu kadar inatçı,Konya'nın bozkırı kadar sonsuz,Bursa'nın camileri kadar yüksek,Ankara'nın insanı kadar sıcak ve İstanbul'un tarihi kadar eski bir medeniyettir.Ahmet Hamdi'yi okuduğunuz zaman tüm mefhumlar bilincinizi bir sınırsızlık sarmalı halinde istila eder.Ruhunuz bu bilinçte savrulur,bazen yıkılır,bazen yeniden inşa edilir.Yani kısacası Ahmet Hamdi benim için bir edebiyat mühendisidir ve mimarıdır...
Okuyan herkese teşekkürler...
228 syf.
·19 günde·Puan vermedi
Kitap İstanbul, Bursa, Ankara, Konya ve Erzurum'un tarihinden bahseder. Şüphesiz Tanpınar'ın kendine has üslubu olmasa sıradan bir tarih kitabı okumuş hissine kapılırız fakat bu güzel anlatım kitabı yarım bırakmanıza izin vermiyor. Şehirlerin güzelliklerini, tarihçesini birçok kitapta okudum fakat bu kitabı okurken gitmiş olduğum bu yerleri tekrar tekrar göresim geldi. Şehirlerin tarihçesi yanında mimari yapılarından da bahsetmiş, bazıları hakkında fazlaca detay da vermiş. Uzun sürmüş olsa da okudum, beğendim, meraklılarına da tavsiye ederim...
228 syf.
·Puan vermedi
Bu kitabı okuduktan sonra Erzurum ve Konya'ya gitme isteğim biraz daha artmıştı. İstanbul'un güzelliğini herkes bilir sever ama su ve yeşilliğin şehri Bursa'yı daha iyi tanıyacak ve daha çok seveceksiniz. Ankara, sıkıcı, kasvetli, memur şehri Ankara'ya bir de kalesinden bakın, güzel yanları yok değilmiş meğer...
228 syf.
·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın gezip gördüğü, mükemmel diliyle harmanlaşmış denemesi Beş Şehir: Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul'dur.
Konya hariç bu şehirleri görmediğim için gözümün önünde canlandırmaya çalışarak okudum.
Ahmet Hamdi Tanpınar gerçekten güzel anlatmış bu şehirleri fakat kitap yazılalı epey olduğu için bazı yerlerin değiştiğini düşünüyorum.
Şehirlerin tarihi dokusu gerçekten içimize işlenen bir kitap. Bu şehirlerin birini dahi tanıyor olsak anlatım daha güçlenir gibi geliyor okuyucu için. Deneme seven ya da sevmeyen farketmez okunacak bir kitap olduğunu söyleyebilirim.
228 syf.
·Puan vermedi
Cumhuriyet döneminin en güzel şehirlerinden biri olarak “beş şehir”, aslında Tanpınar’ın diğer bütün kitaplarında açmaya çalıştığı tarih ve kültür üzerine düşündüklerinin bir özeti gibidir. Platon’un “şehir kurmak erdemdir” hükmünden habersiz olarak bir coğrafyayı uygarlık imkânları nispetinde tasarruf etmeye çalışan bir kültürel yapının; kurduğu şehirlerin şahsında söylediği sözleri anlamaya çalışmaktır biraz da. Tanpınar bunu keşfettiği için, üstelik bu keşfinden dolayı ciddiye alınmadığı bir dönemin adamı olmasıyla da ilgiyi hak etmektedir.
İstanbul, Bursa, Konya, Erzurum ve Ankara’yı kendi ağzından anlattığı bu kitap, yazarın millî eğitim müfettişi olarak gezdiği şehirlerin hikayesi gibi görünse de belki de bu coğrafyanın eski sahipleri üzerine bir tarih çalışması gibi değerlendirilebilir. Tanpınar’ın, Yahya Kemal için söylenen “o’nda mazi hasreti var” hükmüne “aksine Kemal’de yarının hasreti var” diye cevap vermesi ilginçtir ve bir bakıma kendisinin de bu kavramlar karşısındaki tavrını belli etmektedir. Geçmişe dair düşüncelerini yine “beş şehir”de şöyle açıklıyor Tanpınar: “Gideceğimiz yolu hepimiz biliyoruz. fakat yol uzadıkça ayrıldığımız âlem, bizi her günden biraz daha meşgul ediyor. Şimdi onu hüviyetimizde gittikçe büyüyen bir boşluk gibi duyuyoruz, biraz sonra, bir köşede bırakıvermek için sabırsızlandığımız ağır bir yük oluyor. İrademizin en sağlam olduğu anlarda bile, içimizde hiç olmazsa bir sızı ve bazen de bir vicdan azabı gibi konuşuyor.”
Beş şehir’in bugün bile önemini koruyan önsözünde bu ifadeler aslında yazarın bir sessiz haykırışı gibidir. Bu geçmiş-gelecek tartışmalarında artık beylik bir kronolojik konuma sahip olan tanzimat olgusu burada da karşımıza çıkmaktadır. Bu dönemden sonra daha çok bahsedilen modernleşme serüvenimiz “geçmiş”i bir nostalji ya da müzelik bir eşya gibi kodlamıştır. Böylece, bir bakıma geçmişin geleceği tayin ve idare eden birikimi yok sayılmış ve insanımızın ayağının altından sağlam bir zemin çekilmiştir. Bu zeminden yoksun kalan insanımızın, sırtındaki mazi yükünün ve gelecek tasarısının ihtiyaç duyduğu kültürden mahrum kaldığı düşünülmüştür. Bu iddia bir yere kadar doğru olmakla birlikte aslında insanımız mukavemet hissiyle direnişe geçmiştir. İşte “beş şehir” bu direnişin ama biraz da kaçınılmaz değişimin hikâyesidir.
Romanda olaylar ön planda olmak üzere; yazarın özellikle şiirselliği ayrı bir lezzet ve yazı konusu olan söyledikleri meseleye kültür, tarih ve modernlik noktasından baktığını göstermektedir. İstanbul’a dair verdiği ağırlıklı osmanlı tarihinden gelen bilgiler ve mısralar kültür ve zihniyet dünyasına dair ipuçları olarak görülmelidir. O devir insanlarının nasıl düşündükleri veya da bir meseleye hangi noktadan baktıkları bu kitabın esas kıymetini ortaya çıkarmaktadır.
Tanpınar İstanbul’u anlatırken bir yerde , tanburî cemil bey’in “ninni”sinden bahseder ve bu eserin mükemmel olmasa da “iktisadı bozulmuş, mihrabı çökmeye yüz tutmuş, gururunu yapan geleneklerin duvarı çatlamış bir topluluğun iç benliğini yansıttığını...” söyler. İşte iktisat veya siyaset biliminin konusu sayılabilecek bir çözülme devrinin tarihini, yazar İstanbul şehrini anlatırken yakalamıştır. Aynı şekilde Konya’ya ayrılmış sayfalar Selçuklu dönemine ait capcanlı birer kültür tarihi hatıralarını okuyucunun önüne sermiş.Ayrıca kitap Selçuklu dönemine doğru bir derinleşme göstermiş.
Son olarak ve kısaca bu kitabın sayfalarında son turumuza çıkalım. Millî mücadele’nin başkenti olarak ve Yakup Kadri’nin “ankara” romanında olduğu gibi inkılapçı kadroların umutlarını yeşerttiği bir şehir olarak Ankara’nın da bu “hamse” içinde yer alması biraz da yeni yükselen millî birliğin, değişmenin ve ilerlemenin (tıpkı İttihat Terakki’nin İstanbul’u gibi) yeni başkenti olmasıyla ilgilidir.
Hacı Bayram Veli ile başlayan ve garp cephesi kumandanı İsmet’in notuyla devam eden ve bu savaşın içinden yükselen sesle yeni bir dönemin temelini bu şehirde gören bir Tanpınar var Ankara faslında. Yine mazi ve yine değişmek var Ankara’da da...
“... bu o kadar böyledir ki, Ankara, İstiklâl Mücadelesi yıllarından bütün mazisini yakarak çıkmış denebilir”.
228 syf.
·2 günde·Beğendi·Puan vermedi
Gezen mi daha çok bilir yoksa okuyan mı? Sorusuna hem gezen hem okuyan cevabını veren bir kitap. Oturduğum gerden Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul'u gezeyim diyorsanız tam sizlik. İçindeki bilgilerin çoğunu kimseden duymadığınızı temin ederim. Çok farklı bir gezi kitabı. En azından İstanbul bölmünü okuyun. Faydasını görürsünüz. Bir de yanınızda mutlaka bir kağıt ya da defter olsun. Çünkü içerisinden mutlaka notlar almak isteyeceksiniz
Şimdiden iyi okumalar.
224 syf.
·6 günde·Puan vermedi
Bugün şehirlerimizin resmini çizme uğraşında olsak şüphesiz ki ya bir takım şeyleri görmezden gelip güzelleme yaparak kendimizi kandıracak yahut manzarayı tüm gerçekliğiyle çizip cemiyet hayatımızdan bir kez daha iğreneceğiz. Dertlerimizden birisi de aileden başlayarak mahalle, ardından şehre sirayet edecek şahsı maneviyi inşa etmekte hala bocalama ve tutsaklık devrimizde oluşumuzdur. Muhakkak ki İslam İnkılabını inşa etme yolunda olan ve olmaya çalışanlar bu şahsiyetsizliğe de el atacak, oluşturulacak şehir siluetinde İslam nişaneleri başköşede yer alacaktır.

Ahmet Hamdi Tanpınar Beş Şehir adlı eserinde; şehirlerin arkasında kendi insanımızı ve hayatımızı, vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü ilmek ilmek işler. Bize dilin kapısını o açtı dediği Yahya Kemal’e ithaf ettiği eser öylesine içkindir ki okurken okuduğunuz şehir gözünüzde büyür, belki defalarca gittiğiniz belki de kendisine seyahat etmenin zevkine varmadığınız o şehirler satırların arasında anlam kazanır.

Beş şehir kendi ifadesiyle’ hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır’. Bir başka yandan tenkit olarak bu iştiyak değil midir ki bugün bizim kaybolan o mübarek sırlarımıza olan inancımızı tamamen yitirmemize sebep olmuşdur. Şehirler insanların aynasıdır. Kendi içerisindeki cemiyetin tüm akislerini helezonlar halinde dışa yansıtarak manevi bir hava oluşturur. Sokaklarındaki o kelimelere sığdırılmaya çalışıldıkça anlaşılması daha da zorlaşacak olan, ancak havasını teneffüs ederek kavrayabileceğimiz şehirlerimiz bugün modernizmin getirdiği bir yığın yenilikle hercümerç olmamış mıdır? Necip Fazıl’ın ifadesiyle ‘İslam inkılabında şehir, dünyaya ait her şeyi terk ettikten sonra ‘terk’i de terkedip ‘terk-ü terk’ makamına yükselmiş ve bu inceler incesi düsturuyla yine dünyaya dönmüş ruhun (Metropolis)idir. Bu (Metropolis)lerde sokak, meydan ve umumi sahalar, teker teker Müslüman kadının başörtüsü kadar güzel ve paktır.’

Kitaptaki beş şehir sırasıyla Ankara, Erzurum, Konya, Bursa ve İstanbul’dan oluşmaktadır. Tanpınar bu şehirlerde geçirdiği zamanları öylesine güzel ve edebice anlatır ki satırların arasında yalnız anlattığı şehre sevgi beslemekle kalmaz, metinden de ayrı bir tad alırsınız. Tanpınar’ın bu eserini diğer gezi yazıları yahut seyahatnamelerden ayıran şey şüphesiz ki kadim olana duyduğu hürmeti ve canlandırdığı şahsiyetleri anlatış tarzıdır. Mesela Ankara’nın dasıtaniliğinden, uzun tarihinin şaşırtıcı terkiplerinden bahseder. Hacı Bayram’ı Veli’yi anlatırken o mutasavvıf çehresini çiziş şekli, yaşadığı tarihe sizi çekmesiyle beraber Ankara’yı farklı görmenize neden olur. Bir anda kendinizi tarih kitabı okuyor bulursunuz. Cümleleri ağırdır, dikkat verilerek okunmadı mı bağlam kopar. Kendisinde genellikle kasvet havası hâkimdir. Kurduğu cümlelerle sizi anlattığı şehrin sokaklarına indirmekte bir ressam maharetindedir.

Sonra Erzurum’a geçer. İlk gördüğü Erzurum’da otuz sekiz medrese, elli dört camiden bahseder. Sonraki gelişinde Cumhuriyetin kuruluşunun ardından medreseler kapatılacaktır. Ruslarla, Ermeni’lere karşı vatan sathını müdafaa eden Erzurumluların o yekpare vücut olmuş birliklerinden, geleneklerinden doğan imanlarından söz eder. Sonra Konya’yı Selçuk Sultanlarının şehri diye sıfatlar. I.Kılıçarslan’dan. Alâeddin Keykubat’tan ve birtakım devlet adamlarıyla beraber şehrin tarihinden bahseder, sizi o günlere yolculuk yaptırır. Sonra sizi Mevlana ile tanıştırır. Mevlana’yı, Mevleviliği, gördüğü Mevlevileri anlatır. Onların o dönüşlerinden hayatımızı bir rüzgâr etkisiyle kavuracak dersler, manalar çıkarır. Bursa’da zaman diye açar yeşillere bürülü şehrin mukaddimesini. Sadrazam Keçeci Fuat’ın dilinden Osmanlı tarihinin dibacesi diye tanımlar Bursa’yı. Evliya Çelebi’nin Bursa hakkındaki malumatlarına yer verir. Bir anda kendini Evliya Çelebi’yle hayal eder ve sizi de o hayaline sürükler müellif. Evet, bu kitabı farklı kılan da budur ya zaten, bu manevi ruhu az çok hisseden Tanpınar size de adeta eşyaya boş bakmamanızı, ecdadı tahayyül etme yetisini öğütler. Elbette ki kitaptaki en çok yeri İstanbul’a ayırır. Baki, Nefi, Nabi’den söz açar. Yazdıkları şiirleri acaba, İstanbul’un hangi içli sokaklarında kaleme aldılar, ne düşündüler diye söylenmekten de alamaz kendini. Sultan Bayezid’den, Mimar Sinan’dan Süleymaniye Cami’den, Kanuni’den bahseder. O günkü İstanbul’un ne kadar da manasızlaşmaya başladığından dem vurur. Ah, bugün görse İstanbul’u hayallerimdeki bu harika şehri yerle bir edemem deyip çekip gider herhalde Tanpınar.

Velhasıl kelam mutlaka okunması gereken bu eser bizim şu an kendisinin nerede olduğundan bihaber bulunduğumuz aramak tenezzülünde dahi bulunmadığımız hakiki şehirlerimize bir kapıdır, bizi tahayyüle zorlar, memleketimizden başlayarak yaşadığımız muhite kadar tarihi bilmemizin elzem oluşundan bahseder. Eseri okurken Cumhuriyet Dönemi mühim yazarlarından olan, bittabi Batı’dan etkilenen bir şairin yazdıklarını okuduğunuzu bilerek okumalısınız. Duru olanı al, bulanığı bırak misali bize yakışan bu eserden de kendi muhayyilemize yarayacak mücevheratı alıp müellife hakkını teslim etmektir. Yaşantımızı anlamlı kıldığımız, eşyaya mana yüklediğimiz zaman masivamız maveraya, monoton hayatımız mücahedeye kalbolacak. İslam inkılabının İslam şiarı şehirlerini gezip satırlara, oradan da sadırlara aktaracağımız günün yaklaşması ümidiyle, çalışma bizden tevfik Allah’tandır. Selametle.
228 syf.
·11 günde·Puan vermedi
Beş Şehir, Tanpınar'ın Ankara, Konya, Erzurum, Bursa ve İstanbul şehirlerini birer kahraman edasıyla ilmek ilmek işlediği kitabı. İçimizdeki mazi gülünü harekete geçiren kitaplardan biri belki de.

Şehirlerden dördünü gezme fırsatı bulduğum için kendimi şanslı hissedenlerdenim hatta Bursa gezimi kitabı okurken yaptığım için kitabın tazeliğiyle Yeşil Cami'de Tanpınar bakışlarını da aradım. Tanpınar'a Hüdavendigâr Camii'nde gülümseyen çocuk yüzüne benim Emir Sultan türbesinin pencere kenarına oturduğum vakit yanıma oturan sıcak tebessümlü bir çehrede rastladım. Mekânların ve kişilerin tarihleri Tanpınar'ın anlatımıyla hikâyeye dönüşmüş ve bu da okumayı bir lezzete dönüştürüyor.

Kitapta beni en çok etkileyen kısımlardan ilki yoldaşı olduğum için Bursa kısmıydı ama bir diğeri de İstanbul. Gönlümün Payitahtı İstanbul.Yıllar boyu taşına bastığımız, havasını soluduğumuz, suyunu içtiğimiz ama bir türlü tam manasıyla tanıyamadığımız İstanbul. İstanbul'u sevmek için tanımak, tanımak için de emek vermek gerekiyor. Gerçekten emek istiyor İstanbul'u sevmek, şöyle bir fotoğraf çekeyim de elâleme göstereyim değil de taşına, çiçeğine, çeşmesine, camisine kulak vermek gerekiyor.

Kitabın 214. sayfasında şöyle yazıyor: "En büyük meselemiz budur; mazi ile nerede nasıl bağlanacağız, hepimiz bir şuur ve benlik buhranının çocuklarıyız, hepimiz Hamlet'ten daha keskin bir "olmak ya da olmamak" davası içinde yaşıyoruz. Onu benimsedikçe hayatımıza ve eserimize daha çok sahip olacağız. Belki de sadece aramak ve bütün kapıları çalmak kâfidir."

Mazi ile nereden bağlanacağımızı bilmediğimizden dilimizden hep şikayetler dökülüyor:"Nerede o eski günler" serzenişlerini duymuyor musunuz siz de? Asıl işin ilginç yanı bunu diyen insanların yalnızca şikayetten ibaret kalmaları beni şaşırtıyor, üzüyor. Örneğin hayatında hiç gül fidanını toprakla buluşturmamış olan kişi çıkıyor "Eskiden ne güzel çiçekler vardı, şimdi her yer beton" diyor. Evet, büyük şehirler için özellikle de artık her bir gökdeleninin saçlarına düşmüş aklar olduğunu düşündüğüm İstanbul için beton asla azımsanmayacak kadar çok ama bizler kendi bahçelerimizden, balkonlarımızdan, cam kenarlarımızdan başlayabiliriz annelerimiz gibi ya da büyükannelerimiz gibi çiçekler yetiştirmeye, en azından serzenişlerimiz şikayetle kalmaz. Eski bayramları özlüyorsak onları o en özlediğimiz haliyle yaşamaya çalışalım unutulmamalıdır ki her dönemde yaşayan insan geçmişini özlüyordu Tanpınar: "Niçin geçmiş bizi bir kuyu gibi çekiyor?" cümlesini 1946 yılında söylemiştir.

Savaş Ş. Barkçin Gelenekten Geleceğe adlı programının ilk bölümünde şöyle bir cümle kurmuştu: "Şikâyetten vazgeçip hikâyete geçelim."

Unutmayın; kendi özlerimizle beslenerek köklerimizi güçlü tutabiliriz.
Türküleri, dağ kekiğinin kokusunu, gelinciğin zarafetini, Ankara'nın pusunu, Erzurum'un dağını, Konya'nın bozkırını, Bursa'nın yeşilini, İstanbul'un erguvanını ve insanı hep sevin.
228 syf.
·Puan vermedi
Sıradan bir gezi yazısı değil elimizdeki Beş Şehir. Başlı başına bir cerrahi müdahale bence; masasına hatıraların, yaşanmışlıkların olduğu beş farklı şehri yatıran ve eline tarih, din, sosyokültürel yapı gibi neşterleri alan bir cerrah olarak çıkıyor karşımıza Tanpınar bu eseriyle.

Kitapla ilgili yazımız : http://1cay1kitap.com/bes-sehir/
"Asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır. "
Israrla tavsiye edeceğim kitaplardan biri sadece öğretmen ve öğretmen adaylarının değil herkesin okuması gereken harikulade bir eser.
228 syf.
Bir kitapla daha yolculuğum son buldu. Genel olarak baktığımda tarihi bir doku sahipti bu kitaba . Bir diğer taraftan da günlük diye nitelendirilebilir aslında . Yazarın ilk okuduğum kitabı oldu ama son olmayacağı kesin . Yaşadığı dönemde çocukluğunda şahit olduğu tarihi güzelliklerin , mimari eserlerin , devlet adamlarının yetişkinlik çağında olumsuz bir şekilde değişime uğraması yazarın iç dünyasında oldukça önemli bir yer kaplıyor ve özlemini dile getiriyor yazdıklarıyla. Özlemim bir kez daha arttı eskiye .
“Ancak sevdiğimiz şeyler bizimle beraber değişirler ve değiştikleri için de hayatımızın bir zenginliği olarak bizimle beraber yaşarlar.”
Mazi daima mevcuttur. Kendimiz olarak yaşayabilmek için, onunla her an hesaplaşmaya ve anlaşmaya mecburuz.
Ahmet Hamdi Tanpınar
Sayfa 10 - Dergah Yayınları
"Her düşünen insanımız gibi, ben de hayatımızın değişmesi için sabırsızım."
Ahmet Hamdi Tanpınar
Sayfa 9 - dergah yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Beş Şehir
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
978975995694
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Beş Şehir
Beş Şehir
Beş Şehir'in asıl konusu hayatımızda kaybolan şeylerin ardından duyulan üzüntü ile yeniye karşı beslenen iştiyaktır. İlk bakışta birbiriyle çatışır görünen bu iki duyguyu sevgi kelimesinde birleştirebiliriz. Bu sevginin kendisine çerçeve olarak seçtiği şehirler, benim hayatımın tesadüfleridir. Bu itibarla onların arkasında kendi insanımıza ve hayatımızı, vatanın manevi çehresi olan kültürümüzü görmek daha da doğru olur.

Kitabı okuyanlar 1.898 okur

  • Ayşegül Saraç
  • Hilal köse
  • Alper Akbulut
  • Habib Doğan
  • Yusuf Çelik
  • ibrahim filiz
  • Nejla YILMAZ
  • Betüşş
  • Selin Hatipoğlu
  • gogol'un paltosu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.4
14-17 Yaş
%3.6
18-24 Yaş
%25.8
25-34 Yaş
%37.1
35-44 Yaş
%20.1
45-54 Yaş
%6.1
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%1.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%55.2
Erkek
%44.7

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.3 (99)
9
%13.4 (62)
8
%26.9 (125)
7
%19 (88)
6
%8.8 (41)
5
%5.4 (25)
4
%1.9 (9)
3
%1.5 (7)
2
%0.4 (2)
1
%1.1 (5)

Kitabın sıralamaları