Of, bitti mi bu seri şimdi? Sanki müthiş keyif aldığım bir tatilden yeni dönmüşüm de işe başlamışım gibi bir hisle uğurluyorum kendisini.
Durrell’in alametifarikası felakete dönüşebilecek tuhaflıkları, insanın içini yumuşatan bir neşeyle anlatabilmesi. Birçok mizahi yazar absürtlüğü küçümseyerek kurar; Durrell ise kucaklıyor. O yüzden okurken insan sadece gülmüyor, tuhaflıkların yaşanmaya değer olduğuna da ikna oluyor.
Bu kadar absürt olayın bir araya toplanıp da alaycılıkla, hoyratlıkla karşılaşmadan yazıya dökülmesini ancak şefkatle açıklayabiliyorum. Herkese, insanlara, hayvanlara, çalıya çiçeğe, tüm o eksantrik akrabalara karşı şefkat.
Herkesin biraz çılgın, biraz taşkın, biraz garip olduğu bu aileyi özleyeceğim.
Bir eşek, bir baykuş ya da bir yediuyurun ailedeki herhangi biri kadar yere sahip olduğu o deli evini özleyeceğim.
En çok da Korfu’yu özleyeceğim galiba. Sanki bir kitabı bitirmiş gibi değil de Korfu’dan zorunlu taşınıyormuşum gibi hissediyorum. Hoşçakal güneş, deniz, böcek sesleri, öğleden sonraların ağır uyuşukluğu..
Kendinize bir güzellik yapmak istediğinizde bu seriyi mutlaka okuyun.