Emel Keleş

Emel Keleş
@okur_muyuz
.. Vakit varken durup ince şeyleri anlamaya çalışıyorum. İyi ki edebiyat var. Var olsun.. ..
İnsan ilişkilerinin karmaşıklığını anlatma ustalığı..
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2022 56. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2022 22:06
İza’nın Şarkısı macar yazar Magda Szabó’nun en bilinen eseri. Kitapta eşini kaybeden yaşlı bir kadının kızıyla birlikte yaşamaya başladıktan sonraki dönüşümü mercek altında. Ama bu kitap sadece ana karakteri değil, tüm karakterleri bir merceğin altına tutuyor. Bu yüzden ortada İza’ya ait bir şarkı yok aslında. Kitaptaki tüm karakterlerin bir araya gelip koro halinde söylediği bir şarkı var. Bu kadar farklı sesi bir araya getirip, bu kadar dokunaklı bir şarkı yazabilmek, ne büyük marifet. İzlediğimiz filmlerde, okuduğumuz kitaplarda bir iyi adam, bir de kötü adam olunca her şey nasıl da kolaylaşıyor değil mi? İyinin yanında saf tutulur, kötünün karşısında..Bu kadar basit. Ama hayat böyle midir ki? Her şey siyah ve beyaz kadar net, herkes sadece iyi, sadece kötü müdür ki? Szabó da böyle düşünüyor olsa gerek ki, okurken, “Allah canını alsın e mi İza” yla “Sen de haklısın İza” arasında mekik dokuyorsunuz. Tüm karakterleri hem çok sevip, hem de hepsinden nefret etme arasında başınız dönüyor. Karakterlerine bu kadar uzak kalabilmek..Bence bu, bir yazara alkış tutulması gereken becerilerden biri. Çünkü böyledir ya bu işler biraz. İlla bir yerlere taraf olasımız, birine omuz veresimiz lazımdır. Birini kendimize yakın bulasımız, birini yerden yere vurasımız lazımdır. Ama yazar tam da bu noktada durup, hem kendi tutumuyla hem de yazdıklarıyla, insan ilişkilerindeki karmaşa üzerine düşünmeye zorluyor bizi. Ve elimize kimlik, yabancılaşma, yalnızlık, insan ilişkilerinde karmaşayla ilgili çok fazla şey tutuşturuyor. Tüm bunları ne kadar da sade bir anlatımla yapmayı başarıyor. Herman Hesse’nin “Magda Szabó’yu keşfettiyseniz altın bir balık yakaladınız demektir. Yazmakta olduğu bütün kitapları alın, ileri de yazacaklarını da.” çağrısına omuz vermemek ne mümkün. Szabó tam da
Edebiyat
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma
Derya isimli okura yanıt verildi
Emel Keleş
🫂
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
İnsan ilişkilerinin karmaşıklığını anlatma ustalığı..
10/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2022 56. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 15 Mayıs 2022 22:06
İza’nın Şarkısı macar yazar Magda Szabó’nun en bilinen eseri. Kitapta eşini kaybeden yaşlı bir kadının kızıyla birlikte yaşamaya başladıktan sonraki dönüşümü mercek altında. Ama bu kitap sadece ana karakteri değil, tüm karakterleri bir merceğin altına tutuyor. Bu yüzden ortada İza’ya ait bir şarkı yok aslında. Kitaptaki tüm karakterlerin bir araya gelip koro halinde söylediği bir şarkı var. Bu kadar farklı sesi bir araya getirip, bu kadar dokunaklı bir şarkı yazabilmek, ne büyük marifet. İzlediğimiz filmlerde, okuduğumuz kitaplarda bir iyi adam, bir de kötü adam olunca her şey nasıl da kolaylaşıyor değil mi? İyinin yanında saf tutulur, kötünün karşısında..Bu kadar basit. Ama hayat böyle midir ki? Her şey siyah ve beyaz kadar net, herkes sadece iyi, sadece kötü müdür ki? Szabó da böyle düşünüyor olsa gerek ki, okurken, “Allah canını alsın e mi İza” yla “Sen de haklısın İza” arasında mekik dokuyorsunuz. Tüm karakterleri hem çok sevip, hem de hepsinden nefret etme arasında başınız dönüyor. Karakterlerine bu kadar uzak kalabilmek..Bence bu, bir yazara alkış tutulması gereken becerilerden biri. Çünkü böyledir ya bu işler biraz. İlla bir yerlere taraf olasımız, birine omuz veresimiz lazımdır. Birini kendimize yakın bulasımız, birini yerden yere vurasımız lazımdır. Ama yazar tam da bu noktada durup, hem kendi tutumuyla hem de yazdıklarıyla, insan ilişkilerindeki karmaşa üzerine düşünmeye zorluyor bizi. Ve elimize kimlik, yabancılaşma, yalnızlık, insan ilişkilerinde karmaşayla ilgili çok fazla şey tutuşturuyor. Tüm bunları ne kadar da sade bir anlatımla yapmayı başarıyor. Herman Hesse’nin “Magda Szabó’yu keşfettiyseniz altın bir balık yakaladınız demektir. Yazmakta olduğu bütün kitapları alın, ileri de yazacaklarını da.” çağrısına omuz vermemek ne mümkün. Szabó tam da
Edebiyat
Iza'nın ŞarkısıMagda Szabo · Yapı Kredi Yayınları · 20245,4bin okunma
Derya Yaşar isimli okura yanıt verildi
Emel Keleş
🫂
Puan vermedi·176 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
Elimden bırakamadan okudum bu kitabı; bir yandan da duvara fırlatıp atma isteğiyle. Beni en çok sarsan metinlerin ortak noktası bu galiba: insanı uçlarda dolaştırmaları, rahatsız etmeleri, kaçacak yer bırakmamaları. Vejetaryen aslında çok yakından tanıdığımız bir meseleyi odağına alıyor: tahakküm. Erkek egemen sistemin kadın bedeni ve iradesi üzerindeki tahakkümünü, insanın hayvan bedeni üzerindeki sınırsız tahakkümüyle birlikte düşünüyor. Çünkü ikisi de aynı ahlaki kökten, aynı şiddet dilinden besleniyor. İlk bölümde, kadının vejetaryen oluşu bir tercih değil, bir bedensel grev gibi. Kocası için mesele karısının ne hissettiği değil, evde et pişmemesi. Ailesi için mesele kızlarının ruh hali değil, “damada mahcup olmamak”. Kadın, kendi hayatının öznesi değil, başkalarının konforunu sağlayan bir düzen parçası. Ataerki burada kaba bir şiddetle değil, gündelik alışkanlıklarla işliyor: “normal” olan her şey, kadının silinmesi üzerine kurulu. İkinci bölümde bakışın enişteye geçmesiyle şiddet biçim değiştiriyor. Kadın bu kez bir fantezi nesnesine dönüşüyor. Bedeni çiçeklerle boyanıyor, bitkiye benzetiliyor. Daha rafine bir kılığı var bu sefer düzenin: Kadın, bu kez de güzel bir yüzey, üzerine anlam yazılacak bir tuval. Kadının insanlığını görünmez kılan bir fetişizm bu. Üçüncü bölümde ise en sarsıcı bakış geliyor: abla. Güçlü, ayakta kalan, hayatı sürdüren kadın. Ama onun içinde baktığımızda anlıyoruz ki, bu “sağlamlık” bir özgürlük değil, bir zorunlu dayanıklılık. Kocasının aslında bir eş ya da bir baba olmadığını biliyor, ama yine de o evliliğin içinde kalmaya zorluyor kendini. Kız kardeşi dünyaya “hayır” dediği için çöküyor; abla “evet” demeye devam ettiği için tükeniyor. Han Kang’ın romanı, kadın bedeninin nasıl hem şiddetle hem arzuyla denetlendiğini; ataerkinin
Edebiyat
VejetaryenHan Kang · April Yayıncılık · 20259,7bin okunma
BERFİN ŞAHİN isimli okura yanıt verildi
Emel Keleş
🫂
Kaçırılmış hayat…
9/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 10:22
İshiguro her kitabında başka biri gibi yazıp beni şaşırtan yazarlardan. Beni Asla Bırakma’daki o sessiz distopya, Klara ile Güneş’teki kırılgan yapay zekâ bakışı, Gömülü Dev’deki sisli masal dünyası, Değişen Dünyada Bir Sanatçı’daki hafıza ve suç ortaklığı meselesi… Ve Günden Kalanlar’da neredeyse bir sessizlik yazarı.Bu sefer yazarken taktığı maske ise:İngiliz ağırbaşlılığı.Ama bu ağırbaşlılığın altında korkunç bir yalnızlık var. Bence de bu kitap Ishiguro’nun en “kusursuz ayarlanmış” romanı.Bunun nedeni yalnızca iyi yazılmış olması değil;insanın kendi hayatını yanlış yaşadığını fark etmesini inanılmaz bir incelikle anlatması. Bir uşak olan Stevens’ın birkaç günlük araba yolculuğunu okuyoruz.Ama aslında o yolculuk boyunca bir insanın bütün ömrünü, bastırdığı duyguları,sadakat fikrini,sınıf meselesini, “erdemli olmak” adına kaçırılmış hayatını, geç kalmışlık hissini okuyoruz. Stevens, insanın kendi hayatına bile yabancılaşabileceğinin kanıtı gibi biri. Yol boyunca karşılaştığı, akşam olunca işini geride bırakıp sohbet eden, eğlenen, ayaklarını uzatıp hayatın tadını çıkarabilen insanlara bakarken Stevens’ın kendi hayatına yüklediği anlam da sarsılıyor sanki. Çünkü onun için “akşam”, dinlenmenin ya da yaşamanın değil, iyi hizmet etmenin devamı olmuş hep.Üstelik bir yandan da hayatını adadığı o “başuşaklık” ideali çağın dışında kalmış,eski saygınlığını yitirmiş. Stevens yalnızca kaçırdığı hayatla değil, kendisini uğruna feda ettiği dünyanın artık var olmamasıyla da yüzleşiyor. Ta ki kitabın sonunda “Kendi hatalarımı kendim işledim bile diyemiyorum.” dediği yere kadar ondan açık bir pişmanlık itirafı okumuyoruz aslında. Hayatı boyunca kendi vicdanını, kendi kararlarını, kendi ahlaki tavrını nasıl hizmet ettiği asillere devrettiğini anlatırken bunu bir erdem gibi
Edebiyat
Günden KalanlarKazuo Ishiguro · Yapı Kredi Yayınları · 20196,9bin okunma
Kübra isimli okura yanıt verildi
Emel Keleş
O eski zamanın tozunu, yavaşlığını öyle güzel hissettiriyor ki. Atmodfer yaratmak deyince de İshiguro. Puro sahnesinde ben de sizinle aynı fikirdeyim🥲. Belki de hep emir altında olan birinin başkasına üstünlük taslama halini yansıtmak istediler.
Ayrılıktan sonra kadından geriye kim kalır?
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 55. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 10 Mayıs 2026 19:28
Bunu okurken bir kez daha anladım ki ben insanı rahatlatan doğrulardan çok, insanı yerinden eden dürüstlükleri seviyorum. Ve Rachel Cusk bunu en iyi yapanlardan biri. Sadece kendini soyup ortaya koymakla kalmayıp bir de gerçekliğine adını verebilenlerden. Sonrası bence Cusk’ın en çıplak, en rahatsız edici metinlerinden biri. Roman değil; boşanma, evlilik, annelik, kimlik ve dağılmış bir hayatın ardından geriye ne kaldığı üzerine çok kişisel ama aynı zamanda düşünsel bir anlatı. Alt başlığı “Evlilik ve Ayrılığa Dair” biraz açıklayıcı duruyor ama kitabın özü aslında şu soruda yatıyor: Bir kadın, yıllarca kurduğu yapının içinden çıktığında geriye kim kalır? İnsanlar ayrılık anlatılarında çoğu zaman ahlaki merkezi kendilerine yerleştirir. “Ben incindim, karşı taraf değişti” der. “Yıllardır evli olduğum adamı hiç tanıyamamışım” der. Cusk ise kamerayı sürekli kendine çeviriyor. Üstelik bunu kendini aklamak için değil, kendi karanlığını görmek için yapıyor. Bu yüzden Sonrası alışıldık bir boşanma anlatısı gibi işlemiyor. Bir mağduriyet hikâyesi kurmuyor. Hatta bazen okuru rahatsız edecek kadar kendini suç ortaklığı içine sokuyor. Özellikle çocuklar konusunda anneliğin “kutsal fedakârlık” mitiyle hiç uyuşmayan duyguları dile getiriyor: sahiplenme, kıskançlık, kontrol arzusu, bencillik… Bunları bastırmadan yazıyor. Ve bunu okurken insan şunu hissediyor: Cusk, iyi görünmek istemiyor. Bence edebiyatta en nadir cesaretlerden biri bu. Çünkü çoğu otobiyografik metin sonunda yine bir benlik inşasıdır; yazar kendi anlatısının mimarı olarak kalır. Cusk ise yer yer kendi imajını parçalamayı göze alıyor. Bu yüzden metin bazen neredeyse mahremiyet sonrası bir hâl alıyor; sanki yalnızca yaşadıklarını değil, kendi benlik kurgusunu da dağıtıyor. Acımasız bir dürüstlükle yazmış. Ama bu
Edebiyat
SonrasıRachel Cusk · Yapı Kredi Yayınları · 202626 okunma
Sercan isimli okura yanıt verildi
Emel Keleş
Ben de aynı biçimde, bu cümleyi kurdurduğu için Cusk’a teşekkür ettim. 😌