Geri Bildirim
·
Okunma
·
Beğeni
·
17.261
Gösterim
Adı:
Huzur
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
419
ISBN:
9789759952471
Kitabın türü:
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Tanpınar, kültürümüzü bir iç alem medeniyeti'nin tezahürü olarak görür. Bu medeniyeti, belirli, bir ahlakı taşıyan "manevi vazifelerine inanmış, muayyen bir ruh nizamından geçmiş, nefislerini terbiye etmiş"insanlar meydana getirmiştir.

Huzur'un kahramanlarından Mümtaz, roman boyunca kendisini "huzur"a kavuşturacak bir "iç nizam"ı aramaktadır. Eserde hastalık, ölüm, tabiat, kozmik unsurlar, medeniyet, sosyal meseleler, çeşitli ruh halleri ve estetik fikirleri iç içe verilir. Ancak bütün bunların üzerinde romana hakim olan Mümtaz'la Nuran'ın aşklaradır. İstanbul, bu aşkın yaşandığı çevre olmaktan çıkarak, adeta bir roman kahramanı gibi ele alınır.

Huzur için, belli bir dünya görüşüne, bir hayat nizamına kavuşamamış Cumhuriyet aydınlarının "huzursuzlukları"nı dile getiriyor denebilir.
(Arka Kapak)
Huzur romanını İKİNCİ KEZ okudum.(ilk okuduğumda yirmili yaşlarda idim şimdi ise otuz yaşındayım),Kitabı henüz bitirmeme rağmen belki size garip gelecek ama ÜÇÜNCÜ KEZ okuma isteği uyandı.Çünkü HUZUR kitabı çok derin ve onu anlamak için keşke romanlara teknik analiz yazacak kadar usta bir EDEBİYATÇI olsaydım diye düşündüm.Şimdi ise EDEBİYATÇI olmadığım için bu değerli romana yüzeysel bir yorum yazacağım için üzgünüm !

A.HAMDİ TANPINAR en çok sevdiğim Türk edebiyatçılarından biridir,Oğuz ATAY ile birlikte Tanpınar'ın 7 kitabını okudum,Oğuz ATAY'IN ise tüm kitaplarını okudum.Her iki yazara olan hayranlığım onların yazdığı eserlerini okudukça artarak devam etti.

Tanpınar romancı olmanın yanında aynı zamanda büyük bir şairdir,eserlerinde şiirsel ahenk dikkat çeker.Biyografik özellik taşıyan şekilde eserlerini meydana getirir,bu romanda MÜMTAZ ile AYDAKİ KADIN'DA ise SELİM karakteri ile kendini özdeşleştirmiştir.

Her şeyden önce Huzur bir aşk romanı değildir,onu aşk için okuyanlar hayal kırıklığına uğrayacaklardır.Aşk sadece romanın ana merkezine alınmış basit bir olgudur,yazarın amacı aşkı anlatmak değildir,yazar Cumhuriyet Dönemini hem toplumsal hem de bireysel açıdan irdelemektir amacı,aşk sadece çorbaya katılan bir tuzdan öte değildir,Tanpınar'ın bu romanı yazmaktaki amacı çok daha büyüktür:

-Cumhuriyet Dönemi ile İkinci Dünya Savaşı öncesinde yaşadığımız toplumsal buhranlar...

-Doğu-Batı çatışması

-Birey olamama sorunu (bağımsız ve özgür olamama,kendi düşüncelerini dile getirememe,kendi fikrini üretememe,fikirsel bağlılık,eylemsizlik,atalet,Oblomovluk...),topluma boyun eğiş(Topluma uyma,toplumdan bağımsız olamama,koyun sürüsü gibi toplumun peşinde sürüklenme...)

-Aydınların içsel çatışmaları,huzuru aramaları,kendi içindeki çelişkiler...

-Nesnelerin yaşamamıza etkisi

-Çocukluğa özlem,maziye olan hasret,eskiyi benliğimizde yaşatma,anılarımızdan etkilenme...

...

Yazar,Cumhuriyet döneminden,İkinci Dünya Savaşı öncesi geçen zamanda,doğu-batı arasında gidip gelmemizi irdeler.Bunun için musikiyi kullanır:

Doğu müziği ona göre: benliğin yok edilmesi ,kendini kendi içinde bulmak...Batı Müziği ise varoluş arayışı,birey olma,kendini arama...

Aynı zamanda duygu-mantık çatışmasından yola çıkar,ona göre Doğu duygusaldır,mistiktir,durgundur,toplumcudur,bireyi yok etmedir,kadercidir...Bu yönlerimiz benliğimize kadar işlemiştir,ondan vazgeçemeyiz, onu her an kendi benliğimizde taşırız.

Yazara göre biz batılılaşmayı yapamadık,çarpık bir yenileşme hareketi görüldü,Doğu bizi duygusal açıdan engelledi.

Ne doğu'dan vazgeçtik ne de batılılaştık,yazar aslında hem doğulu hem batılı olduğumuz için zengin bir birikime sahip olduğumuza işaret ederken ona göre çözüm Doğu ile Batı'yı birbiri içinde eritmektir.Ama aynı zamanda romanda bu zenginliğin aydınlarımızda olumsuz şekilde etki ettiğini ,her iki kültürü de özdeşleştirememiş aydınlarımızın içsel huzurunu yitirmesine değinir.

Romanda diğer dikkat çekici nokta ise nesnelerin duygularımıza etkisi,Doğu müziği ile büyülenmemiz duygusal olduğumuz için değişen duygularımız yüzünden nesnelere bakış açımızı değiştirdiğine değinir.

Romanın aynı zamanda metafiziksel yönü,varoluş arayışı,rüyaların yaşamımıza olan etkisi de göze çarpar:

SUAT karakteri nihilisttir, varoluş arayışındadır, CİNLER kitabındaki MÜHENDİS KRİLOV karakteri gibi bir eylemde bulunur. Suat karakteri Batıyı sembolize eder.

MÜMTAZ ise zayıftır,duygusaldır,duygu dünyası tüm yaşamına etki eder,fikirsel açıdan özgür bir bireydir ama eylemsel açıdan toplumun kölesidir,topluma karşı çıkacak kadar cesur değildir.Sürekli arayış içindedir,aşkı bulunca nesnelere neşe ile bakar ama aşkı kaybedince ise dünyası kararır.Duygularının etkisinden kurtulamaz. Suat'ın hayali ile yüzleşmesi FAUST benzeri bir hesaplaşmadır. Bu yüzleşme aynı zamanda KARAMAZOV KARDEŞLER romanındaki İVAN'IN metafiziksel yüzleşmesini de andırır.MÜMTAZ karakteri TÜRKİYE'Yİ temsil eder.

NURAN ise özlemleri ile sorumlulukları arasında kalmıştır,,bir yanda yaşamak,eğlenmek,aşkı yaşamak ister,diğer yandan ise toplum ne der baskısı , kendi çocuğuna olan sorumluluğu onu zincire vurur.Bir yandan İÇİNDEKİ ÇOCUK(kendi hayatını yaşamak isteyen ) diğer yandan ise İÇİNDEKİ EBEVEYN(Sorumluluk,vazifeler...) arasında kalır.NURAN hepimizi temsil eder:İÇ BENLİĞİNİ DENGESİZ: YAPMAK İSTEDİKLERİ İLE YAPMAK ZORUNDA KALDIKLARI ARASINDA BOCALAMIŞ bir karakterdir.

İHSAN ise Doğu'dur,toplumcudur,milliyetçidir,Doğu müziği hayranıdır,Doğu'ya içten bağlıdır. SUAT'IN tam zıddıdır. Doğu'yu temsil eder.

Birçok yerde SUAT karakterinin zıddı MÜMTAZ olduğu iddia edilmiş.Buna katılmıyorum,MÜMTAZ (Doğu-Batı ) (Duygu-Mantık ) arasında bocalayan bir karakterdir.Bana göre SUAT'IN tam zıddı İHSAN'DIR.İhsan romanda fazla detaylı irdelenmez ama onun SUAT'ın zıddı olduğuna dair çok fazla ipucu var:İhsan,Suat'tan nefret ederdi birbirlerini hiç sevmezlerdi,fikirleri birbirine zıddı gibi.

MÜMTAZ tutunamamıştır,tıpkı SELİM IŞIK,TURGUT ÖZBEN(TUTUNAMAYANLAR),HİKMET (TEHLİKELİ OYUNLAR) gibi,aynı zamanda onda oblomovluk gözlenir aynen ÖMER(İÇİMİZDEKİ ŞEYTAN) gibi.

Müziği,resmi,rüyaları ve nesneleri de romanının içine metafiziksel açıdan katan yazar çok kıymetli bir hazineyi bize miras bırakmıştır.

HUZUR romanının dili ağırdır,okunması güçtür ama onun derinliğini fark ederseniz ona hayran olursunuz !
"Ben kimim ki bir Ahmet Hamdi Tanpınar romanı için bir şeyler yazıyorum" düşüncesi içindeyim o yüzden incelememe çok çekimser olduğumu söyleyerek başlamak istiyorum. Bence haddim değil bu kitap için bir şeyler yazabilmek çünkü sırf en başındaki Mehmet Kaplan yazısından başlayarak adeta kitabın altında ezildim, kendimi kaybettim. Yine de burada düşüncelerimi bırakmak istiyorum çünkü hem üzerine birileri ile konuşmak istiyorum hem de -ömrüm yeterse eğer- yıllar sonra -muhakkak- tekrar okuduğumda bugünden o güne bendeki etkilerinde neler değişmiş gözlemlemek istiyorum.

Huzur benim için edebiyata olan aşkımı, hayranlığımı ve en önemlisi saygımı kat kat arttıran bir kitap oldu. Bu okuduğum bir romansa diğerleri ne diye sordum kendime okurken. Musiki ile, şiir ile, İstanbul ile işlenmiş Mümtaz ve Nuran'ın aşkı; İhsan ve Suat'ın tartışmaları, münakaşaları, hayat üzerine yargıları; Mümtaz'ın içinde boğulmaya yol açacak iç hesaplaşmaları... Her şey öylesine ince ince işlenmiş ki hakikaten ben okurken yoruldum, bunaldım bazen ama Ahmet Hamdi nasıl bir ustaysa bütün bunları ilmek ilmek dokurken yorulmamış. Yaklaşık 70 yıl önceki tespitleri günümüze bile nasıl böylesine oturuyor, hakikaten aklıma sığmadı. Evet muhtemelen kitapta anlamadığım bir sürü kısım oldu, hatta bazı bölümleri geçmek istedim bir an önce sıkılıp da... Ama inanın ki onlar için bile olumsuz hiçbir şey diyemiyorum, tamamen kendi noksanlığıma bağlıyorum, inşallah bir sonraki okumamda onlar da yerine oturur. (Kendi gelişmemi görmek için de güzel olacak :)

Daha şimdiden özlüyorum Nuran ve Mümtaz'ın hayallerine ortak olmayı, İstanbul'a kendimi bırakmayı, İhsan'ın sohbetini dinlemeyi, Suat'la beynimin içinde münakaşa etmeyi... En önemlisi de Mümtaz ve diğerleri gibi huzuru aramayı... Bilmiyorum belki de bu yüzden bu kitabı çok sevmişimdir, henüz çok genç yaşıma rağmen huzursuzluk belasından bir türlü kurtulamadığım için. Roman denip geçilecek bir kitapla kendime neler kattım halbuki; toplumumu sorguladım, insanlığı sorguladım, aşkın niteliği ve niceliği üzerine çıkmazlara girdim, hatta ki İhsan Mümtaz'a "Halbuki sen tek bir insanın etrafında dünyayı toplamağa çalıştın." (sf 357) eleştirisini yaparken, "haklısın abi" diyip ben kafamı salladım. Keşke Nuran ve Mümtaz için "yaz" hiç bitmeseydi...

İncelememi kitapta geçen, Şeyh Gâlib'in bir dizesi ile bitiriyorum; sırf bu dizenin çarpıcı etkisi bile Huzur'a hayran kalmaya yeter:

Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen
Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen

( Hoşça bak kendine ki kainatın özüsün sen.
Bütün yaratıkların gözbebeği olan insansın sen.)

Benzer kitaplar

kitapta aşkın birçok boyutu ele alınmış,günümüzde ki basit ve sıradanlaşmış aşktan ziyade hakiki bir sevgi ve daha etraflıca anlatılmış birçok hakikatmevcut
Kitabı bitirdiğimde aklıma takılan ilk soru kitabın isminin neden “Huzur” oluşuydu.İnsandaki huzur arayışının nasıl huzursuz edici bir süreçten geçtiği işlenilmişti sanki eserde.Doğu ile Batı ,gelecek ile mazi, birey ve toplum, inanç ve tanrısızlık arasında sıkışmış entelektüel bir çevrenin içinde;sanat,edebiyat,şiir,resim, mimarinin ve musikinin İstanbul özelinde bir aşk hikayesiyle sunulduğu romanda “ayrılık” ve “ölüm” vurgusunun baskınlığı dikkat çekmekte diyebiliriz. Mümtazın Nuran’dan ayrılışını, Suat’ın intiharını, İhsan’ın ölüm döşeğinde olduğu vakit Mümtaz’ın kendini kaybetme sürecini ve dış dünyada harbin başlamasını toplu düşünürsek aklın ve hayatın “Huzur” içinde mümkün olmadığı sonucuna varabiliriz.Ayrıca romanda, modern zamanların ölüme kattığı yeni anlam üzerinde de durulmuştur.Her ölümün doktorla gerçekleştirilmesi, meleklere artan nüfus karşısında ölülerin yardım etmesi...Birincisinde tıbba adeta ölümü ne zaman yeneceksin mesajı verilmektedir.Doktor hastalığın iyileşmesine bir aracı değil ölümü durdurması gereken bir kişi olarak algılanmıştır.Diğerinde ise melek kavramını, metafiziği dışlamış adeta öldürmüş insanın, ölülerini nasıl hayatında yaşattığını, açtığı o metafizik boşluğu nasıl doldurmaya çalıştığına yer verilmiştir. Sonuç olarak uzun cümleler, muazzam tasvirler, dolu dolu İstanbul’la, Osmanlı çöküş yıllarıyla, Cumhuriyet ve sonrası dönemde yaşayan “insan”ın arayışı sorgulanmıştır.İçinde, dışında,sanatında, aşkında, edebiyatında…”HUZUR” ne zamandır?...
Türk edebiyatının betimleme ustası rahatlıkla diyebiliriz, yazarın kahramanını öyle harmanlayıp yoğurması gerçekten mûthişti, kitabın her sayfasını alıntı yapabilirdim. öyle derinden yazdı ki öyle içimize işledi ki kelimeleri büyüledi, okumaya doyulmayan sözcükleri ustalıkla dizdi, kitabı bir defa okumak çok büyük haksızlık olur okuduğum ilk kitabında hayran bıraktı,kitabın bitirdikten sonra ki o düşünme anı uzun sürdü gerçek dünyaya alışmam zaman aldı.
"Değerler arası çatışma ve bu çatışmanın kahramanımız Mümtaz'da vücut buluşu... Kişisel mutlulukla içtimai sorumluluğun çatışması..."
Romandan çıkabilecek ana fikrin bu cümleler etrafında şekilleneceğini düşünüyorum. Mümtaz, bir yandan tutkuyla bağlandığı Nuran'la kişisel mutluluğunu düşünürken bir yandan da bir aydın olarak II. Dünya Savaşı arefesinde ülkesi için duyduğu toplumsal sorumluluğun altında ezilmektedir.

Bu roman için Ahmet Hamdi'nin kişiliğini, edebi yönünü bilenler tereddütsüz otobiyografik diyebilirler. Üçüncü kişi ağzını tercih eden yazarın Mümtaz ile kişilikleri neredeyse aynıdır.
Zamanı II. Dünya Savaşı’nın başlama arefesi olan roman "İhsan-Nuran-Suat-Mümtaz" başlıklarıyla dört bölümden oluşuyor.
Fakat bölümlerde kişiler değil, kahramanın hayatında oynadıkları roller anlatılıyor.

Kitabı bitirdiğimde "Bir şair roman yazarsa böyle olur." dedim. Bunu hem olumlu hem de olumsuz manada söyledim. Olumsuz tarafı eserin birçok yerinde fazlaca şairane hatta abartılı denilebilecek bir anlatım var. Baş döndürücü uzun cümleler ki sonuna geldiğinizde başı neydi dedirtecek kadar uzun. Hele bir de cümleye iki kısa çizgi arasına alınmış ara söz ya da cümleler girince başınızın dönmesi gerçekten kaçınılmaz oluyor. Yazarın, Mümtaz'ın sevgilisi Nuran’la kayıkla dolaştıkları bir geceyi anlatışı var ki okuru gerçekten zorluyor.
Olumlu tarafına gelince: İstanbul'un tarihi güzelliklerini, roman boyunca bir motif gibi kullanılan Türk musikisi eserlerinin fikirlerle kucaklaşmasını ancak bir şair ruhuyla anlatılabilirdi dedirtiyor.
Doğu-Batı sorununu da derinlemesine işleyen yazar "Hayatın anlamı ve amacı nedir? Sanat ve aşk hayatımızın neresinde olmalıdır?" sorularının cevaplarını da kahramanımızın iç alemini okutarak anlatmaya çalışıyor.
Bu eserde Ahmet Hamdi'nin sanata, tarihe, toplumsal meselelere dair engin birikimi gözden kaçmıyor.
Keyifli okumalar...
Huzur'un değil, aslında huzursuzluğun romanı bu...
Çok derin, çok ağır, anlaması güç... Çok kaliteli bir yazar Tanpınar. Edebiyatımızın güçlü kalemlerinden bir tanesi olmayı bu kitapla da hak etmiş doğrusu. Daha önce Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nü okumuştum ve o da baya ağır ilerleyen bir kitaptı. Anladım ki, Tanpınar'ın yazım dili bu.

Kitabımızın kahramanı Mümtaz, kendisini "huzur'a" kavuşturacak bir iç nizamı aramaktaydı. İçerisinde siyaset, Türkiye'nin bulunan mevcut durumdan nasıl kurtulacağı konusunda fikirler, sanat, medeniyet, sosyal meseleler, estetik fikirler ve psikolojik tahliller iç içe verilmişti. Bundan mütevellit kitabın dili baya ağırdı, ve bir çırpıda okunacak bir kitap asla değildi. Özümsemek için bir kaç sene lazım gelen bir kitap kendisi. Bir kaç sene sonra tekrar okuduğumda daha farklı bir tat alacağımı umuyorum.

Okuyacaklara,kendilerine geniş zaman vermelerini, çabucak bitirip bırakacaklarını sanmamalarını öneriyorum. Emek isteyen ve yorucu bir kitap...
Keyifli okumalar dilerim...
Genel olarak sosyal ilişkilerin, fikirlerin, huzursuzlukların konu edildiği bir Tanpınar eseri. Mümtaz isimli karakterin iç dünyasına ağırlık verilerek yazılmış. Romanda olay akışından ziyade betimlemeler ve ruhsal analizler daha baskın. Hasta ve huzursuz insanların hayatına ayna tutulmuş. Üslup açısından çok hoş ifadeler mevcut fakat anlatım olarak akıcı değil. Bu da yazarın tarzina has bir durum. Güzel bir eserdi.
Huzur'u Vadideki Zambak eserinden hemen sonra okudum. İki eseri kıyaslamaya gittiğimde birçok ortak yönleri olduğunu fark ettim. Balzac gerek romanlarda oluşturduğu karakterlerle gerek o karakterlerin iç dünyalarını yansıtmakta ve romanlarındaki aşk ve duygu ilişkilerini derinlemesine ele almakta oldukça ustadır.( Ki geride 85’i tamamlanmış, 50’si taslak halinde eser bıraktı) Dostoyevski keza aynıdır. Roman karakterlerinde karakterlerin iç dünyalarına pencere açar. Cinayet işleyen kişinin vicdanıyla verdiği savaşı, yaptığı muhakemeyi derinlemesine irdeler. Ahmet Hamdi Tanpınar'a gelecek olursak bahsettiğim kişilerden hiçbir farkı olmadığını gördüm(tek farkı bu topraklarda var olmasıydı). Her zaman batıya yönelen, batıyı örnek alan ve doğuya sırt çeviren okurlar ve aydınlarımız sayesinde gelişti belki de bazı değerlere geç kavuşmamız ya da yanlış tanımamız. Kendi öz toprağına yabancılaşan halk ve sözde aydın tabakasının yaptığı yanlış ve bir o kadar da yaptıklarından gururlu halleri! Cemil Meriç'in de dediği gibi : '' Türkiye ruhunu kaybetti. toprak mı, en değersiz şeyimizdir belki de, belki de en değersiz şeyimizi kaybedince, her şeyi kaybettiğimizi anladık: Ruhumuzu! ''
Her şeye geç kaldığımız gibi kendi insanımızı anlamakta da geç kaldık. Hep ötekine hayran olduk. Musikimize, şiirimize sırtımızı çevirdik. Eyyübi Bekir Ağalar, Dede Efendiler, Tatyos Efendiler, Nedim ve Nef'ilerden tiksindik, beğenmedik. Belki de geçmişten kopan, koparılan bağımızdan dolayı anlayamadık...

Tanpınar bu yabancılaşmayı Huzur'un bir bölümünde şöyle özetliyor: '' Bugün Türkiye'de nesillerin beraberce okuduğu beş kitap bulamayız. Dar muhitlerin dışında, eskilerden zevk alan gittikçe azalıyor. Biz galiba son halkayız. Yarın bir Nedim, bir Nef'i , hatta bize o kadar çekici gelen eski musiki ebediyen yabancısı olacağımız şeyler arasına girecek. Biz şimdi bir aksülamel devrinde yaşıyoruz. Kendimizi sevmiyoruz. Kafamız bir yığın mukayeselerle dolu; Dede'yi, Wagner olmadığı için, Yunus'u, Verlaine, Baki'yi Goethe ve Gide yapamadığımız için beğenmiyoruz. Uçsuz bucaksız Asya'nın içinde o kadar zenginliğin içinde, dünyanın en iyi giyinmiş milleti olduğumuz halde çırılçıplak dolaşıyoruz.''

Kitaba gelecek olursak, Huzur ; 1948 tarihinde Cumhuriyet Gazetesi tarafından tefrika edilmiş, 1949 yılında da kitap olarak tek cilt halinde basılmıştır. 1949 yılından 2004 yılına kadar on üç kez basımı yapılan Huzur, en son Dergah yayınları tarafından yayınlanmıştır. İstanbul'da Mümtaz karakteri çerçevesinde kurulan romanda sevgilisi Nuran'a kavuşma - kavuşamama gelgitleri yaşayan, İkinci Dünya Savaşı'nın her an patlayacak olması korkusuyla tetikte bekleyen, Cumhuriyet sonrası kültürü red ya da kabul ikilemleri yaşayan, sorunlu bir kuşağın temsilcisi olan Mümtaz; ana hatlarıyla varoluş sorununa çare arayan bir İstanbulludur.
Zamanın Türk erkeğinin iç dünyasında yaşadığı gelgitlerin, buhranların, doğu-batı çatışmasının en değerli örneklerinden biridir Mümtaz karakteri. Tanpınar'ın roman karakterlerinin çokluğu ve zenginliği de ayrı bir lezzet eserlerine yansıyan.

Bir çocuklu dul Nuran, Mümtaz'ı seven ama toplum baskısı ve dedikodulardan bunalmış, yeni cumhuriyetin hayatına pek de olumlu katkısı olmadığı aşikar, sonuçta topluma karşı yenilen ve sevgisini yok edip, Mümtaz'la evlenmekten vazgeçen, kitabın ana kadın kahramanıdır.

Öte yandan roman dört bölümden oluşmaktadır. İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz şeklinde. Bölüm gibi görünse de geçişleri hiç anlamadan okuduğunuz bu Türk Edebiyatının şaheserini tavsiye ediyorum. Okuma geminizin rotasını batıya çevirmeden evvel Liman'da neler var görmeliyiz diyorum ve iyi okumalar diliyorum...
Mümtazla beraber cumhuriyet döneminin ilk yıllarında buluyor insan kendisini . O dönemin sosyal yaşantısı insanların fikirleri düşünceleri Tanrı ya olan inanışları her şey burada çok açık gösteriyoriliyor . Garbla şark arasında gidip gelen hayatlar kendisini herhangi bir yere ait hissedemeyen insanlar kimi zaman şarktan utanan kimi zamana da şarka özlem ...
"Vücutlarımız, birbirimize en kolay vereceğimiz şeydir. Asıl mesele, birbirimize hayatlarımızı verebilmektir. Baştan aşağıya, sadece bir aşkın olabilmek, bir aynanın içine iki kişi girip oradan tek bir ruh olarak çıkabilmektir."
"Düşünce,sanat,yaşama aşkı,hepsi sende toplandı. Hepsi,senin hüviyetinde birleşti. Senin dışında düşünememek hastalığına müptelâyım."
Ahmet Hamdi Tanpınar
Sayfa 180 - Dergâh Yayınları
"Elbisem çok eski olsun....Fakat bahçemde en iyi güller yetişsin."
Fenalığı kabul etmemek lazım. Haksızlığı her kabul ediş,daha büyüğünü doğuruyor.
Kendi kendime biz gurbetin insanlarıyız diyorum. Mesafelerin terbiye ettiği insanlar.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Huzur
Baskı tarihi:
2005
Sayfa sayısı:
419
ISBN:
9789759952471
Kitabın türü:
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Tanpınar, kültürümüzü bir iç alem medeniyeti'nin tezahürü olarak görür. Bu medeniyeti, belirli, bir ahlakı taşıyan "manevi vazifelerine inanmış, muayyen bir ruh nizamından geçmiş, nefislerini terbiye etmiş"insanlar meydana getirmiştir.

Huzur'un kahramanlarından Mümtaz, roman boyunca kendisini "huzur"a kavuşturacak bir "iç nizam"ı aramaktadır. Eserde hastalık, ölüm, tabiat, kozmik unsurlar, medeniyet, sosyal meseleler, çeşitli ruh halleri ve estetik fikirleri iç içe verilir. Ancak bütün bunların üzerinde romana hakim olan Mümtaz'la Nuran'ın aşklaradır. İstanbul, bu aşkın yaşandığı çevre olmaktan çıkarak, adeta bir roman kahramanı gibi ele alınır.

Huzur için, belli bir dünya görüşüne, bir hayat nizamına kavuşamamış Cumhuriyet aydınlarının "huzursuzlukları"nı dile getiriyor denebilir.
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 1.310 okur

  • Seçilmiş
  • Murat Uğurlu
  • Ayça
  • Veli Altinkaya
  • Hilal
  • Nur
  • SihirliFlut
  • Sümeyye Sümer
  • Elif
  • Gönül Çakmak

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.3
14-17 Yaş
%1.9
18-24 Yaş
%21.4
25-34 Yaş
%38.2
35-44 Yaş
%21.7
45-54 Yaş
%7.1
55-64 Yaş
%1.2
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%60.1
Erkek
%39.9

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.8 (141)
9
%21.8 (86)
8
%19.3 (76)
7
%11.9 (47)
6
%5.1 (20)
5
%3.6 (14)
4
%0.8 (3)
3
%0.5 (2)
2
%1 (4)
1
%0.3 (1)

Kitabın sıralamaları