Benim Adım Kırmızı

7,8/10  (221 Oy) · 
1.046 okunma  · 
140 beğeni  · 
4.546 gösterim
Orhan Pamuk'un "En renkli ve iyimser romanım" dediği Benim Adım Kırmızı, yazarın dünyada şimdiye dek en çok satan romanı oldu; Fransa ve İtalya'da yılın kitabı seçildi, dünyada bir romana verilen en prestijli ödüllerin başında gelen Uluslararası IMPAC Dublin ödülünü kazandı. Eski resim sanatımız, Doğu ve Batı'nın dünyayı görme biçimleri, aşk ve ölüm hakkında unutulmaz bir tarihi roman olan bu çağdaş klasiği, ilk yayımlanışından 15 yıl sonra, yazarın sonsözü ve kapsamlı bir sanat-tarih kronolojisiyle birlikte sunuyoruz.

Benim Adım Kırmızı, hem Orhan Pamuk'un en çok dile çevrilen ve en çok hayranlık duyulan eseri hem de modern edebiyat tarihimizin dünyada en çok okunan kitabı.

Orhan Pamuk'un "en renkli ve en iyimser romanım" dediği Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında İstanbul'da karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel Şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve gelen usta nakkaşlar, babasının denetimi altında Osmanlı Padişahı'nın gizlice yaptırttığı bir kitap için Frenk etkisi taşıyan tehlikeli resimler yapmaktadırlar. Aralarından biri öldürülünce, Şeküre'ye âşık, teyzesinin oğlu Kara devreye girer. İstanbul'da bir vaizin etrafında toplanmış, tekkelere karşı bir çevrenin baskıları, pahalılık ve korku hüküm sürerken, geceleri bir kahvede toplanan nakkaşlar ve hattatlar sivri dilli bir meddahın anlattığı hikâyelerle eğlenirler. Herkesin kendi sesiyle konuştuğu, ölülerin, eşyaların dillendiği, ölüm, sanat, aşk, evlilik ve mutluluk üzerine bu kitap, aynı zamanda eski resim sanatının unutulmuş güzelliklerine bir ağıt.

"Türk romancısı Orhan Pamuk, Avrupa'ya roman nasıl yazılır, gösteriyor."
-Frankfurter Allgemeine-
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 2013
  • Sayfa Sayısı:
    552
  • ISBN:
    9789750825927
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
mithrandir21 | Uğur D. 
 01 Şub 13:46 · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · 10/10 puan

Öncelikle Orhan Pamuk’a bu kitabı yazma cesaretinden dolayı hayranlığım daha da arttı ve sevilmemesinin, kendisine karşı oluşturulan önyargının ve karalama kampanyasının başlamasının en büyük sebeplerinden birinin kitap içindeki bazı kısımlar olduğunu belirtmek isterim. Neler var mesela bu kısımların içinde: Kur’an’a uymayan hadislere yaptığı göndermeler, 4 hak mezhep diye kendilerini tahtta oturtmuş ve kendilerine biz hak mezhebiz diyen mezheplerin aslında kendi aralarında olan tutarsızlıklarını, uyuşmazlıklarını kurgu içinde başarılı cümleler içinde göstermesi ve bunları da Kur’an’dan ayetler ile çürütmesi takdire şayan gerçekten. Bir köpeğe bile Müslümanlar ve Kur’an arasındaki bağı, ilişkiyi aslında olan uzaklığı çok güzel örneklendirmiş ve tabii ki de bu örneklerini ayetler ile kuvvetlendirmiş. Maalesef ülkemizdeki belli bir kesim Müslüman olmasına rağmen, uydurmalara, dogmalara, hurafelere inandığı için karşısına ayetler ile ispatlar sunulunca rahatsız olurlar; ama uydurmalara vs. inandıkları için de başka bir uydurmadan yola çıkılarak bir roman yazarının da, Salman Rushdie ‘nün Şeytan Ayetleri isimli kitabı için ölümünü hak görürler hatta ülkemizde de çevirisini yapmak isteyen büyük bir kişiyi de Sivas’ta otelde “Allah’ım bu senin ateşin” diyerek yakmayı kendilerine hak görürler, keşke bu düşüncelerden kurtulabilsek de yazarlar da belki o zaman düşüncelere dokundurma gereği duymazlar.

Benim Adım Kırmızı, 1591 yılının kış aylarında, zamanın İstanbul sokaklarında, bir kahvehanesinde, bir evinde hatta sarayın hazine odasında geçen 9 günlük bir hikâye. Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı kitabını en iyimser kitabı olarak tanımlıyor ama acaba sonradan en iyimser kitabı Kafamda Bir Tuhaflık olmuş mudur onu da ayrı merak ediyorum, Benim Adım Kırmızı da denildiği kadar içinde fazlası ile iyimserlikler bulunduran bir kitap, ki ülkemiz ve dünya için de böyle olacak ki Orhan Pamuk’un en çok dile çevrilen kitabı, en çok hayranlık duyulan kitabı ve edebiyatımızın en güzel modern edebiyat örneklerinden biridir şüphesiz. Kitap içinde çok güzel edebi cümleler barındırıyor hatta Orhan Pamuk bu cümlelerinde köpeği, ağacı, parayı, kırmızı rengini hatta Şeytanı da konuşturarak (şeytan bölümündeki tespitler çok iyiydi) kurguyu bizlere sunuyor ama bu güzel cümlelerin içinde de üreme organlarının argodaki isimlerinin hiç beklenmedik anlarda yazılmasına gerek var mıydı diye de düşünmeden edemiyorum; bir taraftan bu kısımları karakterlere yakıştırırken bir taraftan da romana yakıştıramadım. Kitabın bir başka güzel yönü de bu derece edebi boyutu yüksek kısımları heyecanlı bir şekilde okutabilmesi çünkü kitaba bir nevi polisiye roman da diyebiliriz, aslında kitabı okurken katili de arıyoruz ve katili ararken aslında gizliden gizliye de Orhan Pamuk bizimle dalga geçiyor, alttan ve çaktırmadan bak katil bu derken sonra “yok hayır bu kişi kesinlikle katil olamaz” dedirtiyor, acaba Orhan Pamuk günümüzde geçen saf bir polisiye roman yazsa nasıl olurdu?

Roman konusu gereği içinde bolca resim ve nakkaş sanatına yer veriyor ve bu nakkaşların da farklı farklı düşüncelerini bizlere okutuyor. Osmanlı nakkaşlarının, bir kısmının kendilerine Acem Diyarı’ndan geçen belli başlı resim sanatından uzaklaşmalarını, minyatür sanatına duyulan ilginin yavaş yavaş azalması ile beraber Rönesans resim anlayışına ve Frenk ressamlarına özenen nakkaşların, kimi nakkaşlara göre de Frenk ressamlarını taklit etmelerini anlatıyor. İşte bu bölümlerde Acem resim sanatının artık geride kaldığının belirtilmesi ve Frenk resim sanatına duyulan ilginin başlaması ve artmasını konu etmesi ve konu etme şekli de kimi eleştirmenler tarafından Orhan Pamuk’a oryantalist tanımlaması yaptırmıştır hatta bu kitabın bizlere değil de batı için yazıldığı fikrini ileri sürüp batıda da kazandığı ödülleri göstererek görüşlerini ispatlama gereği duymuşlardır ama minyatür sanatının gerçekte de bitip Rönesans dönemi resimlerinin artık topraklarımızda yaygınlaşmasından da belli olacağı üzere bu ifadelerin aslında Orhan Pamuk’a sadece birer hakaret olduğu açıkça kendini belli etmektedir. Orhan Pamuk bunları anlatırken de zamane nakkaşlarının sorunlarına değinip kurgu içinde düşüncelerini ve kararlarını bizlere okutuyor, nedir mesela zamanın nakkaşlarının en büyük sorunları: resim sanatının en büyük günahlardan biri olarak görülmesi, nakkaşların yaptığı eserlerde bireysel tarzlarının olamaması ve bununla beraber Frenk ressamlarında yükselişte olan bireyselliğine ve tarzlarını resimde belirtebilmeleri denilebilir. Mesela dikkat edersek eğer resim sanatına az çok ilgi duyanlar özellikle eski ressamların eserlerine baktığında kimin eseri olduğunu tahmin edip bilebiliyorlar, benim en rahatlıkla tanıyabildiğim ressam içindeki karamsar havadan dolayı Hieronymus Bosch’tur ama tarihimizdeki minyatür sanatı maalesef böyle değildir, ders kitaplarımızdan tutun da birçok yerde müzelerde vs. minyatür eser görmüşüzdür ama hepsi sanki bir tek fırçadan çıkmış gibidir, çizenin herhangi bir bireyselliğini bırakma, tarzını belirtebilme özelliği minyatür sanatında yokmuş maalesef ve aslında düşününce de bu durum sanatçı için gerçekten de acı bir durumdur, kitapta da karakterimizin ağzından okuduğum “Üslup diye tutturdukları şey, kişisel bir iz bırakmamamıza yol açan bir hatadır yalnızca” cümle ile bu acıyı daha da kuvvetli hissedebildim.

Kara Kitap’ta uzun cümle örnekleri ile gördüğümüz Orhan Pamuk bu kitabında özellikle iki cümlede bu özelliğini daha da arttırmış ve 186. sayfada başlayan bir cümleyi 364 kelime ile 188. sayfada sonlandırırken, 291. sayfada başlayan bir cümleyi ise 199 kelimede aynı sayfada sonlandırmış. Kitabın bir de radyo tiyatrosu olarak uyarlaması mevcutmuş ve hala bulamadım maalesef.

Kitabın son cümlesi ise ayrı bir güzeldi, sırf son cümlesi için bile okunması gereken bir kitap.

Orhan Pamuk'u daha yakından tanımak için:
https://www.youtube.com/watch?v=AHNm0ptOMnA

Ayşenur Albayrak 
12 Eki 2015 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Sizlerde benim gibi büyük beklentilerle başladıysanız muhtemelen 'hayal kırıklığı' ile sonuçlanacaak olan kitap. Olaylar özenle seçilmiş fakat olay kurgusunun yavaşlayıp hızlanması insanı kitaptan soğutuyoorr.Kitabı övgülerin çokluğu nedeniyle, sıkıla sıkıla, ama sonuna kadar okudum.
Üsluba diyecek yok fakat ben söylediğim nedenlerden ötürü sevemedim.. Okuyup bitirebilenini tebrik ediyorum

Ebru Özgür 
04 Oca 08:21 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Şimdi bir ölüyüm ben, bir ceset, bir kuyunun dibinde. Son nefesimi vereli çok oldu, kalbim çoktan durdu, ama alçak katilim hariç kimse başıma gelenleri bilmiyor."
Bu satırları her nerede okursanız okuyun, kendinizi bir filmin sahnesinde veyahut bir rüyada kurban seçilmiş olarak görebilirsiniz. Gerçek olan ile hayal arasında sürüklenen bir insan gibi nefes alan karakterler ,ilk satırından nerede ve ne halde olduğumuzu az çok kestirmemize sebep olan, ama bir yandan da mantığımızın sınırlarını zorlayan bir kitaba hoşgeldiniz.

Metinler arasında bir oyunseverlik olarak algılayabileceğimiz kitapta, 19 karakter ve her birisinin ağzından kendi hayatlarını, doğrularını, aşklarını, hırslarını görebiliyoruz. Öyle bir kitap düşünün ki sizi bütün karakterler üzerinden ilmek ilmek işleyerek katili bulmaya sevkederken resimlerin içine girerek kendini kaybeden renkler alemine sürüklesin. İçinde kaybolacağınız aynı zamanda kendinizi bulacağınız bu dünyada kimler yok ki.. Köpekler, şeytanlar, katiller ve hatta ölüler. Yani artık sayfaları çevirdikçe hem ölü, hem köpek hem de katil olabilirsiniz. Çok karakterin olması sizin gözünü korkutmasın aksine sizi sürükleyecek tek bir renk vardır o da; kırmızı ki kitabın sayfalarını çevirdikçe karşınıza çıkacak renklerden birisidir. Siyah beyaz dünyanın içinde asıl tonunu arayan renk, Osmanlı nakkaşlarının elinde özünü bulacaktır.

Gezgin 
10 Oca 11:13 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Geç ilerleyen, fakat osmanlının bilinmeyen yönlerini, sanata bakışını bizlere daha net sunan bir eser. Bilmecelerle dolu bir kitap. Kitabın sonunda , yazarın yoğun bir araştırma yaptığı fikrine kapılıyorsunuz...

Bekir İstanbul 
10 Oca 18:27 · Kitabı okudu · 9/10 puan

Farklı kurgusuyla sizi içine çekecek, minyatür resim sanatı ve Osmanlı İmparatorluğu hakkında farklı bilgiler öğrenirken aynı zamanda katili bulmaya çalışacağınız ve keyif alarak okuyacağınızı umduğum bir kitap. Sitedeki olumsuz yorumlardan etkilenmeden ve kapak yazısını okuyup çok yüksek bir beklentiye girmeden okuyun derim.

Adar Zargana 
24 Kas 2014 · Kitabı okudu · Beğendi · 8/10 puan

Kitabın 250. sayfasındayım ve ben bu romanı çok sevdim. kitabı okumaya karar verdiğim ilk gün kitap hakkında yorumlara baktım bir çok okurun, sıkıcı diye niteleyip olumsuz yorumlar yapmaları beni korkutmadı değil ama, şuan herşey yolunda :)

Ayşe Şangüder Uzunoğlu 
20 Şub 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Hat sanatı gibi..ya da taş duvar gibi...örmüş adeta Orhan Pamuk...çözemiyor insan kendini bu kitapta...Üslup ve biçimiyle dikkat çeken bir kitap,okunması gerek.

Mehmet 
18 Nis 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Yazar kitap için bayağı çalışma yapmış, teknik olarak iyiydi.
Sürükleyici olduğunu söyleyemem. Bazı yerlerde abartılı bir müstehcenlik kullanmış gibi geldi bana.

Meşrebi Kalender 
20 Oca 2016 · Kitabı okudu · 13 günde · 8/10 puan

Emek verilmiş bir kitap olmasına rağmen, ne yazık ki piyasaya daha çıkar çıkmaz bir kitabın başına gelebilecek en kötü şeyle karşılaştı ve okunması değil “ bitirilmesi” gereken bir moda eşyası oldu. Son birkaç yıldır aynı dertten muzdarip olan bir diğer kitap Kürk Mantolu Madonna…)

Her karakterin kendi ağzından, kendi sesiyle konuşması okur için ne kadar ilgi çekici olsa da; yazarın, bu karakter farklılıklarını hakkıyla resmedebilmesi için mitoz bölünmeye uğradığını kitaba daha vira Bismillah demeden önce “bi” bilmemiz gerekiyor. (Hatta bu tarzı deneyen diğer diğer yazarlarla karşılaştırıldığında çok ayrı bir yerde olduğunu kabul ederek saygı duruşumuzu bir süre daha uzatmalıyız da.)

Öyle bir şey ki; seyrettiğimiz bir filmde oyuncuların kameraya bakıp konuşması gibi, romanın kahramanları size bir şeyler söylüyor hatta sizden ricalarda bulunuyorlar. Mesela ; bir bölümde ölü bir adam, Rashomon filmindeki gibi, direkt gözlerinizin içine bakıp tekrar hatırlatacak asıl korkulması gerekenin “yaşayan” olduğunu… Başka bir yerde ise çöpçatan bir bohçacı, Fellini’nin Cabiria'nın Geceleri filminde kadın karekterin son sahnede kameraya göz kırpması gibi, yaşayacaksın bu hayatı diyecek, evet “seve seve”… Çünkü yaşamazsan seve seve, Can Yücel’in ölümle ilgili en sade şiiri “ seke seke” deki metotla yaşatırlar hayatı sevmeyene…

Nakkaş ustalarının ileri yaşlarda kör olmalarının üstatlık mertebesine erişmekte bir kriter olarak kabul edilmesine bir yandan hayret ederken bir yandan da, doğuştan görme engelli olduğu için belki de, Türkiye’de bilgi yarışmalarında sorulmaya bile layık bulunmayan ama dünyada kendisine kadir kıymet verilen ressamımız Eşref Armağan’ı düşüneceksiniz.

Bir katile yataklık eden bu kitapta en son merak ettiğiniz şey katilin kim olduğu olacak.

Kitabın büyük bir bölümüne nakşedilmiş cinsellik ( hetero, homo,lezzo ve ötesi…) alerjik reaksiyona sebep olmayacak ise; ” İskender Pal a candır ancak Orhan Pamuk’la henüz tanışamadık” cılardansanız, Katre-i Matem’e hatta Babil’de Ölüm İstanbul’da Aşk’a yakın bir keyif olmasa da bu kitabı sıkılmadan okuyacağınızı iddia ediyorum.

Tabi ki peri padişahının da kızı değil bu kitap. Özellikle “herkeşler” okusun diye oryantalizmin nimetlerinden bolca faydalanması büyük bir kusur olmuş.

Kitabın sonunda bulunan “ yazdım ama niçün yazdım, yazdım ama nassığ yazdım” eki ayrı bir güzellik olmuş.

Nurten Ulaba 
06 Eki 2015 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · Puan vermedi

Elimden bırakmadan okudum desem yalan olur .Hiçbir kitabı yarım bırakmadığım için bunu da bitirmek zorunda hissettim kendimi .Güzel bir konu yakalamış ama o kadar çok olaylarla donatmış ki konudan uzaklaşacak duruma geldim. Neredeyse hiç paragraf yapmadan birkaç sayfa yazacakmış. Osmanlı döneminde nakkaşların arasında olan kıskançlıklar hırs padişaha şirin görmek için yapılan çalışmalar çekememezlikler hepsi detaylı bir şekilde işlenmiş. En azından Orhan Pamuk 'un tarzını anlamış oldum.

4 /

Kitaptan 64 Alıntı

Hüseyin Erol 
17 Oca 2015 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Bir mektup, diyeceğini yalnız yazıyla demez. Mektup, tıpkı kitap gibi koklayarak, dokunarak, elleyerek de okunur. Bu yüzden akıllı olanlar, oku bakalım, mektup ne diyor derler. Aptallar ise oku bakalım, ne yazıyor derler. Hüner yalnız yazıyı değil, mektubun tümünü okumakta.

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 47 - İletişim Yayınları)Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 47 - İletişim Yayınları)
mithrandir21 | Uğur D. 
18 Oca 08:50 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Ben Köpek
Sizlere Kuran-ı Kerim'in en güzel surelerinden Kehf suresini hatırlatmak isterim. Bu güzel kahvede, aramızda Kuran-ı Kerim okumaz kitapsızlar bulunduğundan değil, şöyle hafızaları tazeleyelim diye: Bu surede putperestler arasında yaşamaktan bıkmış yedi genç hikaye edilir. Bunlar bir mağaraya sığınırlar ve uyurlar. Allah bunların kulaklarına birer mühür vurur ve onları üç yüz dokuz sene uyutur. Uyandıklarında aradan şu kadar sene geçtiğini bu yedi gençten birisi insanlar arasına karıştığında, elindeki geçer olmayan sikkeden anlar; çok şaşırırlar. İnsanoğlunun Allah'a bağlılığını, onun mucizelerini, zamanın geçiciliğini, derin bir uykunun tatlılığını anlatan surenin haddim olmayarak sizlere hatırlatacağım on sekizinci ayetinde bu yedi gencin uyuduğu Kehf nam mağaranın girişinde yatan köpekten bahis vardır. Tabii ki herkes Kuran-ı Kerim'de kendi adının geçmesiyle gururlanabilir. Bir köpek olarak bu sureyle övünüyor ve düşmanlarına it kopuk diyen Erzurumilerin akıllarını inşallah başlarına getirir diyorum.

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 20 - Yapı Kredi Yayınları)Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 20 - Yapı Kredi Yayınları)
Hüseyin Erol 
22 Ara 2014 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Bir an önce cesedimi bulsunlar, namazımı kılıp, cenazemi kaldırıp beni gömsünler artık! Daha önemlisi katilim bulunsun! O alçak bulunmadıkça istiyorlarsa en muhteşem mezara götürsünler beni, huzursuzluk içinde mezarımda döne döne bekleyeceğimi, hepinize inançsızlık aşılayacağımı bilmenizi isterim. Katilim olacak orospu çocuğunu bulun, ben de size öte dünyada göreceklerimi tek tek anlatayım! Ama katilimi bulduktan sonra ona mengene aletiyle işkence edip kemiklerinden sekiz onunu, tercihen göğüs kemiklerini, yavaş yavaş çıtırdatarak kırmanız, sonra da o iğrenç ve yağlı saçlarını, işkencecilerin bu iş için yapılmış şişleriyle kafatasının derisini delerek, tek tek ve bağırtarak yolmanız gerekir.

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 12 - İletişim Yayınları)Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 12 - İletişim Yayınları)

Aşk
"İçinizde kalbinize nakşeylediğiniz bir sevgilinin yüzü yaşıyorsa eğer, dünya hâlâ sizin evinizdir."

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 41)Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 41)
Songül 
08 Nis 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Zeytin yağında kızarmış kırmızı biberin kokusunu, şafak vakti durgun denize yağan yağmurları, açık pencerenin kenarında bir an bir kadının belirişini, sessizlikleri, düşünmeyi ve sabrı severim.
Kendime inanırım ve çoğu zaman benim hakkımda söylenenlere aldırmam.

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 330)Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 330)
mithrandir21 | Uğur D. 
31 Oca 23:38 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Benim Adım İnsan
"Biz Âdemoğulları, vicdanımız ve aklımızla bir şeyin çirkin ve yanlış olduğunu bilmemize rağmen o şeyden çok zevk de alabiliriz."

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 382 - Yapı Kredi Yayınları)Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 382 - Yapı Kredi Yayınları)

Kitapla ilgili 2 Haber




Burası çok ıssız