Benim Adım Kırmızı

8,0/10  (359 Oy) · 
1.421 okunma  · 
270 beğeni  · 
5.986 gösterim
Orhan Pamuk'un "En renkli ve iyimser romanım" dediği Benim Adım Kırmızı, yazarın dünyada şimdiye dek en çok satan romanı oldu; Fransa ve İtalya'da yılın kitabı seçildi, dünyada bir romana verilen en prestijli ödüllerin başında gelen Uluslararası IMPAC Dublin ödülünü kazandı. Eski resim sanatımız, Doğu ve Batı'nın dünyayı görme biçimleri, aşk ve ölüm hakkında unutulmaz bir tarihi roman olan bu çağdaş klasiği, ilk yayımlanışından 15 yıl sonra, yazarın sonsözü ve kapsamlı bir sanat-tarih kronolojisiyle birlikte sunuyoruz.

Benim Adım Kırmızı, hem Orhan Pamuk'un en çok dile çevrilen ve en çok hayranlık duyulan eseri hem de modern edebiyat tarihimizin dünyada en çok okunan kitabı.

Orhan Pamuk'un "en renkli ve en iyimser romanım" dediği Benim Adım Kırmızı, 1591 yılında İstanbul'da karlı dokuz kış gününde geçiyor. İki küçük oğlu birbirleriyle sürekli çatışan güzel Şeküre, dört yıldır savaştan dönmeyen kocasının yerine kendine yeni bir koca, sevgili aramaya başlayınca, o sırada babasının tek tek eve çağırdığı saray nakkaşlarını saklandığı yerden seyreder. Eve gelen usta nakkaşlar, babasının denetimi altında Osmanlı Padişahı'nın gizlice yaptırttığı bir kitap için Frenk etkisi taşıyan tehlikeli resimler yapmaktadırlar. Aralarından biri öldürülünce, Şeküre'ye âşık, teyzesinin oğlu Kara devreye girer. İstanbul'da bir vaizin etrafında toplanmış, tekkelere karşı bir çevrenin baskıları, pahalılık ve korku hüküm sürerken, geceleri bir kahvede toplanan nakkaşlar ve hattatlar sivri dilli bir meddahın anlattığı hikâyelerle eğlenirler. Herkesin kendi sesiyle konuştuğu, ölülerin, eşyaların dillendiği, ölüm, sanat, aşk, evlilik ve mutluluk üzerine bu kitap, aynı zamanda eski resim sanatının unutulmuş güzelliklerine bir ağıt.

"Türk romancısı Orhan Pamuk, Avrupa'ya roman nasıl yazılır, gösteriyor."
-Frankfurter Allgemeine-
(Tanıtım Bülteninden)
  • Baskı Tarihi:
    Temmuz 2013
  • Sayfa Sayısı:
    552
  • ISBN:
    9789750825927
  • Yayınevi:
    Yapı Kredi Yayınları
  • Kitabın Türü:
Uğur D. 
 01 Şub 13:46 · Kitabı okudu · 16 günde · Beğendi · 10/10 puan

Öncelikle Orhan Pamuk’a bu kitabı yazma cesaretinden dolayı hayranlığım daha da arttı ve sevilmemesinin, kendisine karşı oluşturulan önyargının ve karalama kampanyasının başlamasının en büyük sebeplerinden birinin kitap içindeki bazı kısımlar olduğunu belirtmek isterim. Neler var mesela bu kısımların içinde: Kur’an’a uymayan hadislere yaptığı göndermeler, 4 hak mezhep diye kendilerini tahtta oturtmuş ve kendilerine biz hak mezhebiz diyen mezheplerin aslında kendi aralarında olan tutarsızlıklarını, uyuşmazlıklarını kurgu içinde başarılı cümleler içinde göstermesi ve bunları da Kur’an’dan ayetler ile çürütmesi takdire şayan gerçekten. Bir köpeğe bile Müslümanlar ve Kur’an arasındaki bağı, ilişkiyi aslında olan uzaklığı çok güzel örneklendirmiş ve tabii ki de bu örneklerini ayetler ile kuvvetlendirmiş. Maalesef ülkemizdeki belli bir kesim Müslüman olmasına rağmen, uydurmalara, dogmalara, hurafelere inandığı için karşısına ayetler ile ispatlar sunulunca rahatsız olurlar; ama uydurmalara vs. inandıkları için de başka bir uydurmadan yola çıkılarak bir roman yazarının da, Salman Rushdie ‘nün Şeytan Ayetleri isimli kitabı için ölümünü hak görürler hatta ülkemizde de çevirisini yapmak isteyen büyük bir kişiyi de Sivas’ta otelde “Allah’ım bu senin ateşin” diyerek yakmayı kendilerine hak görürler, keşke bu düşüncelerden kurtulabilsek de yazarlar da belki o zaman düşüncelere dokundurma gereği duymazlar.

Benim Adım Kırmızı, 1591 yılının kış aylarında, zamanın İstanbul sokaklarında, bir kahvehanesinde, bir evinde hatta sarayın hazine odasında geçen 9 günlük bir hikâye. Orhan Pamuk, Benim Adım Kırmızı kitabını en iyimser kitabı olarak tanımlıyor ama acaba sonradan en iyimser kitabı Kafamda Bir Tuhaflık olmuş mudur onu da ayrı merak ediyorum, Benim Adım Kırmızı da denildiği kadar içinde fazlası ile iyimserlikler bulunduran bir kitap, ki ülkemiz ve dünya için de böyle olacak ki Orhan Pamuk’un en çok dile çevrilen kitabı, en çok hayranlık duyulan kitabı ve edebiyatımızın en güzel modern edebiyat örneklerinden biridir şüphesiz. Kitap içinde çok güzel edebi cümleler barındırıyor hatta Orhan Pamuk bu cümlelerinde köpeği, ağacı, parayı, kırmızı rengini hatta Şeytanı da konuşturarak (şeytan bölümündeki tespitler çok iyiydi) kurguyu bizlere sunuyor ama bu güzel cümlelerin içinde de üreme organlarının argodaki isimlerinin hiç beklenmedik anlarda yazılmasına gerek var mıydı diye de düşünmeden edemiyorum; bir taraftan bu kısımları karakterlere yakıştırırken bir taraftan da romana yakıştıramadım. Kitabın bir başka güzel yönü de bu derece edebi boyutu yüksek kısımları heyecanlı bir şekilde okutabilmesi çünkü kitaba bir nevi polisiye roman da diyebiliriz, aslında kitabı okurken katili de arıyoruz ve katili ararken aslında gizliden gizliye de Orhan Pamuk bizimle dalga geçiyor, alttan ve çaktırmadan bak katil bu derken sonra “yok hayır bu kişi kesinlikle katil olamaz” dedirtiyor, acaba Orhan Pamuk günümüzde geçen saf bir polisiye roman yazsa nasıl olurdu?

Roman konusu gereği içinde bolca resim ve nakkaş sanatına yer veriyor ve bu nakkaşların da farklı farklı düşüncelerini bizlere okutuyor. Osmanlı nakkaşlarının, bir kısmının kendilerine Acem Diyarı’ndan geçen belli başlı resim sanatından uzaklaşmalarını, minyatür sanatına duyulan ilginin yavaş yavaş azalması ile beraber Rönesans resim anlayışına ve Frenk ressamlarına özenen nakkaşların, kimi nakkaşlara göre de Frenk ressamlarını taklit etmelerini anlatıyor. İşte bu bölümlerde Acem resim sanatının artık geride kaldığının belirtilmesi ve Frenk resim sanatına duyulan ilginin başlaması ve artmasını konu etmesi ve konu etme şekli de kimi eleştirmenler tarafından Orhan Pamuk’a oryantalist tanımlaması yaptırmıştır hatta bu kitabın bizlere değil de batı için yazıldığı fikrini ileri sürüp batıda da kazandığı ödülleri göstererek görüşlerini ispatlama gereği duymuşlardır ama minyatür sanatının gerçekte de bitip Rönesans dönemi resimlerinin artık topraklarımızda yaygınlaşmasından da belli olacağı üzere bu ifadelerin aslında Orhan Pamuk’a sadece birer hakaret olduğu açıkça kendini belli etmektedir. Orhan Pamuk bunları anlatırken de zamane nakkaşlarının sorunlarına değinip kurgu içinde düşüncelerini ve kararlarını bizlere okutuyor, nedir mesela zamanın nakkaşlarının en büyük sorunları: resim sanatının en büyük günahlardan biri olarak görülmesi, nakkaşların yaptığı eserlerde bireysel tarzlarının olamaması ve bununla beraber Frenk ressamlarında yükselişte olan bireyselliğine ve tarzlarını resimde belirtebilmeleri denilebilir. Mesela dikkat edersek eğer resim sanatına az çok ilgi duyanlar özellikle eski ressamların eserlerine baktığında kimin eseri olduğunu tahmin edip bilebiliyorlar, benim en rahatlıkla tanıyabildiğim ressam içindeki karamsar havadan dolayı Hieronymus Bosch’tur ama tarihimizdeki minyatür sanatı maalesef böyle değildir, ders kitaplarımızdan tutun da birçok yerde müzelerde vs. minyatür eser görmüşüzdür ama hepsi sanki bir tek fırçadan çıkmış gibidir, çizenin herhangi bir bireyselliğini bırakma, tarzını belirtebilme özelliği minyatür sanatında yokmuş maalesef ve aslında düşününce de bu durum sanatçı için gerçekten de acı bir durumdur, kitapta da karakterimizin ağzından okuduğum “Üslup diye tutturdukları şey, kişisel bir iz bırakmamamıza yol açan bir hatadır yalnızca” cümle ile bu acıyı daha da kuvvetli hissedebildim.

Kara Kitap’ta uzun cümle örnekleri ile gördüğümüz Orhan Pamuk bu kitabında özellikle iki cümlede bu özelliğini daha da arttırmış ve 186. sayfada başlayan bir cümleyi 364 kelime ile 188. sayfada sonlandırırken, 291. sayfada başlayan bir cümleyi ise 199 kelimede aynı sayfada sonlandırmış. Kitabın bir de radyo tiyatrosu olarak uyarlaması mevcutmuş ve hala bulamadım maalesef.

Kitabın son cümlesi ise ayrı bir güzeldi, sırf son cümlesi için bile okunması gereken bir kitap.

Orhan Pamuk'u daha yakından tanımak için:
https://www.youtube.com/watch?v=AHNm0ptOMnA

fazi 
 02 Tem 19:49 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 9/10 puan

Orhan Pamuk'un 60 dile çevrilen romanı. Bu şekilde tanımlarsak daha mı etkili olur bilemiyorum. Ancak, ben kitabın ilk cümlesi ile etkilemek isterim okuyacakları;
"Şimdi bir ölüyüm ben, bir ceset, bir kuyunun dibinde."
Unutulmayacak bu cümle ile okuyucuyu selamlayan, içine çeken, meraklandıran ve kendisine hayran bırakan bir kitap Benim Adım Kırmızı.
Konuya kısaca giriş yapmak niyetindeyim. Çünkü romanı neresinden anlatırsam anlatayım özetlemiş gibi olacağım. Bu nedenle olayların başlangıcından bahsetmek yeterli olacaktır okuyacaklara bir fikir vermeye.
Bu kez 1591 yılından sesleniyor Orhan Pamuk, İstanbul'un karlı dokuz gününden. Kitap, en iyi nakkaşlardan Zarif Efendi'nin öldürüldüğünü kendi ağzından anlatmasıyla başlıyor. Ve bu kısa ama etkileyici giriş sonrası asıl konu olan katili aramaya başlıyoruz.
Dört yıl önce savaşa giden kocasının dönmesini bekleyen iki çocuklu Şeküre artık umudunu yitirmiştir ve yeniden evlenmek ister. Bu nedenle babası Enişte Efendi tarafından Osmanlı Padişahı için yapılacak gizli bir kitap hazırlığına yardım eden ünlü nakkaşları (Zeytin, Leylek ve Kelebek) gizlice izlemeye başlar. Bu esnada Enişte'nin yeğeni Kara İstanbul'a geri döner. Kara, gençliğinden beri Şeküre'ye aşıktır. Zarif Efendi'nin ölümü sonrasında nakkaşlar arasında büyük bir korku olur. Herkes bir şüpheli bulma derdindedir. Ancak kimsenin gizlice hazırlanan kitaptan haberi yoktur...
Eserde herkesi konuşturuyor Pamuk. Herkesin düşüncelerini, duygularını okuyoruz; Şeküre'nin, Kara'nın, Zarif Efendi'nin, bir ağacın, kırmızının hatta katilin bile! Bu da daha heyecanlı bir hale getiriyor kitabı emin olun.
Renklerle görmenin nasıl olduğunu da benimsetiyor okuyucuya yazar. Öyle ki kitabın adını da uzun süre düşündüğünü, ilk düşündüğü ismin İlk Resimde Aşk olduğunu (okuyanlar neden bu ismi düşündüğünü anlayacaktır) ve sonra Benim Adım Kırmızı'ya karar verdiğini anlatıyor bir röportajında.
İslamda yasak tabusunu da korkusuzca ve açık yüreklilikle yazıyor, Batı'nın resim anlayışını ayrıntılarıyla okuyucuya sunuyor, İslami kültürden alıntılar yapıyor Orhan Pamuk. Ve bunu yaparken karakter kurgusu ile de büyülüyor.
Bir aşk romanı olduğu düşünülse de elinize alınca öyle olmadığı anlaşılan; dini, ihaneti, sanatı, resmi ve daha fazlasını içtenlikle konu edinen güzel bir roman okuyacaksınız..

Ayşenur Albayrak 
12 Eki 2015 · Kitabı okudu · 2 günde · Puan vermedi

Sizlerde benim gibi büyük beklentilerle başladıysanız muhtemelen 'hayal kırıklığı' ile sonuçlanacaak olan kitap. Olaylar özenle seçilmiş fakat olay kurgusunun yavaşlayıp hızlanması insanı kitaptan soğutuyoorr.Kitabı övgülerin çokluğu nedeniyle, sıkıla sıkıla, ama sonuna kadar okudum.
Üsluba diyecek yok fakat ben söylediğim nedenlerden ötürü sevemedim.. Okuyup bitirebilenini tebrik ediyorum

DERYA... 
11 Tem 16:14 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

Hayatıma aldığım insanları da kitapları da hiç bir ideolojiye göre değerlendirmedim...Sağcıymış-solcuymuş,siyahmış-beyazmış,Türkmüş-yabancıymış bana ne bunlardan...İnsan mı,yüreği güzel mi,merhametli mi,vicdan sahibi mi,sevmeyi biliyor,saygıyı gösteriyor mu oldu benim kriterlerim...Yaradılanı yaradan ötürü sevdim,saydım...

Bir kitabı okurkende bakmadım yazarın kimliğine...Kendini okutturan,bana yepyeni ufuklar açan,kalbimin ritmini değiştiren her kitabı okudum,sevdim,kalbimin içine koydum...

Okuduğum ilk Orhan Pamuk kitabı Benim Adım Kırmızı...Resmen büyülendim,cesur kalemine bayıldım...Eleştirilerin aksine kitabı çok ama çok beğendim...Sevgili Orhan Pamuk benim kalbime dokunmayı başardı...Hem de sadece kırmızı olanından değil,rengarenk dokundu,gökkuşağı gibi...Geç kalınmış bu tanışmaya çok memnun oldum kendi adıma...

Ezgi 
21 May 02:39 · Kitabı okudu · 32 günde · Beğendi · 9/10 puan

"Benim Adım Kırmızı", Orhan Pamuk'un dehasını kanıtladığı romanıdır bana göre. Böyle bir konu, böyle bir anlatım, böyle bir kurgu tam da Orhan Pamuk'a ait olabilecek türden. Pamuk Osmanlı dönemindeki gözde nakkaşların hayatını işliyor kalemiyle "Benim Adım Kırmızı"da. Bu hayatı da işlenen bir cinayetin perde arkası olarak, araya bolca sevda katarak irdeliyor. Orhan Pamuk eşyaları konuşturuyor, Pamuk'un karakterleri okuyucuyla konuşuyor ve birbirinden güzel eski hikayeleri kendi romanında pasajlarla yer vererek bizlere hatırlatıyor. Kısacası nakşın büyüleyici dünyası sizi alıp götürüyor. Orhan Pamuk'un son sözünden öğrendiğim kadarıyla ise romandaki Şeküre, Şevket ile Orhan karakterleri ve gündelik ev yaşamları Pamuk'un gerçek hayatından esinlenerek yazdığı kesitlerden oluşuyor. İyi okumalar...

Orhan Pamuk'un kalemini merak ederek bu kitaba başladım beklentim gerçekten yüksekti fakat beklediğimden daha alt düzeylerde kaldı, bir cinayet olayını gereksiz yere çok fazla uzatılmış, orta düzeyde bir kitap.

Ahmet Y 
05 Tem 10:27 · Kitabı yarım bıraktı · Puan vermedi

Uzun zamandır Türk Edebiyatı'ndan uzaklaşmıştım.Bu uzaklaşma beraberinde sıla hasreti gibi bir hasret zerketti zihnime ve geri dönmek istedim.Yaz için yanıma aldığım kitaplara baktım,50. sayfada bıraktığım bu kitap vardı sadece Türk Edebiyatından.İlk okumaya çalıştığımda halet-i ruhiyemden kaynaklı,kitabın içine giremediğimi düşündüm ve baştan başladım.Ben bir kitabı okurken hiç bu kadar tiksinmemiştim.Farklı bir tarzı olabilir,birileri bu kitabı bir Orhun Kitabeleri kadar değerli görebilir ama umrumda değil.Kendi tarihine,kendi milletine,kendi değerlerine bir yazar bu kadar düşman olabilir.Bu adam entelektüel ve ya aydın kategorisine sokulabilir birileri tarafından..Edward Said'in entelektüel tanılamasıına girebilir,Cemil Meriç'in tanımını kısmen karşılar belki..Meriç şöyle der;Her aydın bir put kırıcıdır! Evet buna ben de katılıyorum nasıl ki Hz. ibrahim bir gün putları kırıp baltayı bir putun eline verip,bu olayı putun gerçekleştirdiğini öne sürüp putun gerçekte bundan bile aciz olduğunu gösterdiyse bugün de aynı şey yapılarak putkırıcılık görevi üstlenilebilirdi.Söz gelimi Orhan Pamuk bu putları kırıyor ama kendi milletinin ve tarihinin kafasında parçalıyor.Böyle bir aydınlık olmaz,Aydın kendi milletinin gözünü açar,gözüne çomak sokmaz.Aydın aşağılayabilir,hakaret edemez..Aşağılamak bir sanattır,hakaret ise basit insanlara yaraşır..Çok fazla üzerine konuşmak istemiyorum,hayranlarını kırdıysam kimse kusura bakmasın ben böyle düşündüm maalesef...Bir daha bu kitabı elime alır mıyım bilmiyorum....

Ebru Özgür 
04 Oca 08:21 · Kitabı okudu · 6 günde · Beğendi · 10/10 puan

"Şimdi bir ölüyüm ben, bir ceset, bir kuyunun dibinde. Son nefesimi vereli çok oldu, kalbim çoktan durdu, ama alçak katilim hariç kimse başıma gelenleri bilmiyor."
Bu satırları her nerede okursanız okuyun, kendinizi bir filmin sahnesinde veyahut bir rüyada kurban seçilmiş olarak görebilirsiniz. Gerçek olan ile hayal arasında sürüklenen bir insan gibi nefes alan karakterler ,ilk satırından nerede ve ne halde olduğumuzu az çok kestirmemize sebep olan, ama bir yandan da mantığımızın sınırlarını zorlayan bir kitaba hoşgeldiniz.

Metinler arasında bir oyunseverlik olarak algılayabileceğimiz kitapta, 19 karakter ve her birisinin ağzından kendi hayatlarını, doğrularını, aşklarını, hırslarını görebiliyoruz. Öyle bir kitap düşünün ki sizi bütün karakterler üzerinden ilmek ilmek işleyerek katili bulmaya sevkederken resimlerin içine girerek kendini kaybeden renkler alemine sürüklesin. İçinde kaybolacağınız aynı zamanda kendinizi bulacağınız bu dünyada kimler yok ki.. Köpekler, şeytanlar, katiller ve hatta ölüler. Yani artık sayfaları çevirdikçe hem ölü, hem köpek hem de katil olabilirsiniz. Çok karakterin olması sizin gözünü korkutmasın aksine sizi sürükleyecek tek bir renk vardır o da; kırmızı ki kitabın sayfalarını çevirdikçe karşınıza çıkacak renklerden birisidir. Siyah beyaz dünyanın içinde asıl tonunu arayan renk, Osmanlı nakkaşlarının elinde özünü bulacaktır.

cosmiclatte 
18 Nis 22:47 · Kitabı okudu · 87 günde · 8/10 puan

Bir sureligine 1591 yilinin Istanbul'una gidiyorsunuz ve kendinizi rengarenk bir dunyada buluyorsunuz. Orhan Pamuk kitaplarindaki kiyida kosede kalmis meslekleri/zanaatlari derinlemesine okurlarina sunma takintisini bu kitabinda da essiz sekilde gostermis. Nakkaslari sanki onlarla ayni evde yasarmis gibi size tanitmasinin yaninda bir de kitabi ask ve polisiye ile harmanlamis. Kisacasi okuyun. Rengarenk bir roman.

Gezgin 
10 Oca 11:13 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Geç ilerleyen, fakat osmanlının bilinmeyen yönlerini, sanata bakışını bizlere daha net sunan bir eser. Bilmecelerle dolu bir kitap. Kitabın sonunda , yazarın yoğun bir araştırma yaptığı fikrine kapılıyorsunuz...

Kitaptan 212 Alıntı

Hüseyin Erol 
17 Oca 2015 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Bir mektup, diyeceğini yalnız yazıyla demez. Mektup, tıpkı kitap gibi koklayarak, dokunarak, elleyerek de okunur. Bu yüzden akıllı olanlar, oku bakalım, mektup ne diyor derler. Aptallar ise oku bakalım, ne yazıyor derler. Hüner yalnız yazıyı değil, mektubun tümünü okumakta.

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 47 - İletişim Yayınları)Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 47 - İletişim Yayınları)
Hüseyin Erol 
22 Ara 2014 · Kitabı okudu · 7/10 puan

Bir an önce cesedimi bulsunlar, namazımı kılıp, cenazemi kaldırıp beni gömsünler artık! Daha önemlisi katilim bulunsun! O alçak bulunmadıkça istiyorlarsa en muhteşem mezara götürsünler beni, huzursuzluk içinde mezarımda döne döne bekleyeceğimi, hepinize inançsızlık aşılayacağımı bilmenizi isterim. Katilim olacak orospu çocuğunu bulun, ben de size öte dünyada göreceklerimi tek tek anlatayım! Ama katilimi bulduktan sonra ona mengene aletiyle işkence edip kemiklerinden sekiz onunu, tercihen göğüs kemiklerini, yavaş yavaş çıtırdatarak kırmanız, sonra da o iğrenç ve yağlı saçlarını, işkencecilerin bu iş için yapılmış şişleriyle kafatasının derisini delerek, tek tek ve bağırtarak yolmanız gerekir.

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 12 - İletişim Yayınları)Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 12 - İletişim Yayınları)
Hüseyin DEMİR 
30 Ağu 20:27 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Çocukluğunda yediği dayakların altında kalıp ezilenler, onlar hep ezik kalırlar.

Benim Adım Kırmızı, Orhan PamukBenim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk
Uğur D. 
18 Oca 08:50 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Ben Köpek
Sizlere Kuran-ı Kerim'in en güzel surelerinden Kehf suresini hatırlatmak isterim. Bu güzel kahvede, aramızda Kuran-ı Kerim okumaz kitapsızlar bulunduğundan değil, şöyle hafızaları tazeleyelim diye: Bu surede putperestler arasında yaşamaktan bıkmış yedi genç hikaye edilir. Bunlar bir mağaraya sığınırlar ve uyurlar. Allah bunların kulaklarına birer mühür vurur ve onları üç yüz dokuz sene uyutur. Uyandıklarında aradan şu kadar sene geçtiğini bu yedi gençten birisi insanlar arasına karıştığında, elindeki geçer olmayan sikkeden anlar; çok şaşırırlar. İnsanoğlunun Allah'a bağlılığını, onun mucizelerini, zamanın geçiciliğini, derin bir uykunun tatlılığını anlatan surenin haddim olmayarak sizlere hatırlatacağım on sekizinci ayetinde bu yedi gencin uyuduğu Kehf nam mağaranın girişinde yatan köpekten bahis vardır. Tabii ki herkes Kuran-ı Kerim'de kendi adının geçmesiyle gururlanabilir. Bir köpek olarak bu sureyle övünüyor ve düşmanlarına it kopuk diyen Erzurumilerin akıllarını inşallah başlarına getirir diyorum.

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 20 - Yapı Kredi Yayınları)Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 20 - Yapı Kredi Yayınları)

Aşk
"İçinizde kalbinize nakşeylediğiniz bir sevgilinin yüzü yaşıyorsa eğer, dünya hâlâ sizin evinizdir."

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 41)Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 41)
Songül 
08 Nis 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

Zeytin yağında kızarmış kırmızı biberin kokusunu, şafak vakti durgun denize yağan yağmurları, açık pencerenin kenarında bir an bir kadının belirişini, sessizlikleri, düşünmeyi ve sabrı severim.
Kendime inanırım ve çoğu zaman benim hakkımda söylenenlere aldırmam.

Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 330)Benim Adım Kırmızı, Orhan Pamuk (Sayfa 330)