Adı:
Mahur Beste
Baskı tarihi:
Mart 2016
Sayfa sayısı:
156
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750802144
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Mahur Beste'de Tanpınar'ın Huzur ve Sahnenin Dışındakiler adlı romanlarında önemli bir motif olan "Mahur Beste" teması önemli yer tutar. Mahur Beste, acı bir aşk hikayesinin klasik musiki kalıplarıyla soyutlanmasıdır. Tanpınar, klasik Türk musikisini medeniyetimizin özlü bir yansıması olarak kabul eder. Mahur Beste'de Tanpınar'ın diğer eserlerinde de görülen medeniyet meselesi büyük bir ağırlıkla ele alınır.
Söze “keşke önceden okusaymışım, böyle bir yazarı neden bu kadar bekletmişim” gibi bir cümleyle pişmanlığımdan dem vurmak yerine “iyi ki okumak için beklemişim ve iyi ki başlangıç olarak bu kitabını seçmişim ” gibi içimde şaşaalar koparan hodbin şansımı belirten bir cümleyle başlamanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Kitabı okumadan önceki süreçle, gerek okurken, gerek de okuduktan sonraki süreç zihnimde köprüye benzemeyen bir köprü oluşturdu. Kitabı okumadan önce ismini ne zaman duysam ya da kapağa bakıp ismini görsem istemsiz olarak, ne için söylendiği ya da kime ithaf edildiği hiç alakadar etmiyor, aklıma “O mahur beste çalar, biz Müjgan’la ağlaşırız” dizeleri gelip kulaklarımı dövüp durdu. Bu garipliğin ilk köprü ayağı. İkincisi insana daha mantıklı geliyor. Ahmet Hamdi’nin cümlelerini okurken “Allah Allah, ben bu cümleleri nerede okudum acaba” deyip durdum. Meğer bu tarz cümleleri başka Türk yazarlardan okumuşum ben, Ahmet Hamdi Tanpınar okuyup da ondan etkilenen Türk yazarlardan. İşte böylece de o garip köprü kurulmuş oldu. Tasavvur etmesi bile garip.

Kitabı okuduktan sonra bahsedecek çokça konunun olduğunu belirtmek isterim. Öncelikle kitabın ele alındığı dönemden(Abdülhamid Dönemi) bahsedebilirsiniz, ele alınan karakterlerin derinlemesine anlatılmasından bahsedebilirsiniz, Tanzimat sonrası adeta yazarların kalemlerini birbirine vurdurmuş olan medeniyet meselesinden, neden daha fazla musikinin içerisine girilmediğinden, kitabın ismi ile cümlelerin altından sessizce sızan musiki havasının birbirleriyle ilişkili olup olamayacağından, kitabın neden yarım bırakıldığından, şayet kitabın devam edilip bitirilmesi halinde ortaya konan eserden ne gibi farklarının olacağından falan filan bahsedebilirsiniz. Konu çok. Kitap Behçet Bey adında bir adamın yarı uykulu halinde kafasından geçirdiği şeylerin anlatılmasıyla başlıyor. Eşinden, ailesinden, hobilerinden, nasıl bir kişiliği olduğundan gibi. Yani kısaca yazar tarafından Behçet Bey’in öztanıtımı geçiliyor. Anlatım tarzı baştan başlayarak çok hoşuma gitti ki, bunda Tanpınar’ın kurduğu cümlelerin ve insanı tasvir etme yeteneğinin büyük payı var. İlk bölümde Behçet Bey’in evine Pazartesi sabahı geleceği söylenen Cavide diye genç bir kızdan bahsediliyor. İkinci bölümde Behçet Bey ile Cavide’nin görüşmesinden bahsedileceğini düşünürken Behçet Bey’in babası anlatılmaya başlatıldı. Üçüncü bölüm oldu hala Cavide ortalıkta yok. İlerleyen bölümlerde kimlerin kimlerin hayatını öğrendim ki aklımdan uçup gitti o kızın gelip gelmemesi. Size şuan basit geliyor olabilir ama neredeyse adı geçen her karakterin hayatı anlatılıyor. Tabii, aralarda Behçet Bey’in hayatından, kişiliğinden, insanların hakkında ne düşündüğünden bahsediliyor. Bir ara iyice, bir yol problemi kişilere nasıl uyarlanabilir acaba Tanpınar onu mu denemek istemiş diye düşündüm. Şöyle ki: “A kişinin halet-i ruhiyesini anlatarak yola çıkan Ahmet Hamdi B kişinde durarak onunla ilgilendikten sonra C kişine geliyor. Burada diğer kişilerde kat edilen yolun yorgunluğunu atmak için mola verip bulunduğu yeri anlatıyor, moladan sonra D kişine geçiyor, sonra EFGH... diye devam ediyor…” sorunun devamını getirmek isterdim ama kitap yarıda kesiliyor. Devam ettiği yere kadar edebi olarak çok keyif aldım. Kitabı bitirdikten sonra keşke dediğim tek şey kitabın biraz daha devam etmesiydi. Ama yine de bu durumu bir okur için şans sayıyorum çünkü kitabın bittiği yerde tadı damağınızda kalıyor. Devamı elbet gelir.

İlk okuduğum Ahmet Hamdi Tanpınar kitabı olduğu için daha fazla yazacak bir şeyim kalmadı. Bu kitapta çok beklenti içine girdim ne zaman asıl meseleye gelecek bu adam yahu diyerek. Ama içimden de hep daha da uzatmasını isteyip durdum. İstediğimi de bir nevi almış oldum kitaptan. Tanpınar’ın kurduğu cümlelerin, insanın içini analiz eden bakış açısının(hatta kitabı okurken kullandığım ayracın üstünde “Okunacak en büyük kitap insandır” sözü vardı. Tanpınar bu işi gayet iyi yapmış bana göre), musikiyi bir meta haline getirip okura yansıtmasının gücünü Mahur Beste’de gördüm. Büyük yazarların büyük kitaplarını artık eskisi gibi en önce değil birkaç kitabını okuduktan sonra okumaya dikkat ediyorum. Sanırım Ahmet Hamdi Tanpınar’da da bu böyle olacak. Romanlarını Sahnenin Dışındakiler, Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü sırasıyla okumayı düşünüyorum. Ya da Huzur ile Saatleri Ayarlama Enstitüsü yer değişebilir henüz karar vermedim. Net olarak karar verdiğim şey ise ben kitap okumasını gerçekten seviyorum diyen birinin Tanpınar’ı okuması gerektiğidir. İyi okumalar.
' Behçet Beyefendi, merhum zevcesi Atiye Hanımefendi'nin bundan otuz beş sene evvel, sırf kadın inadını yerine getirmek için birdenbire küçük ve manasız bir hastalık bahanesiyle genç ve güzel hayatına veda ederek tek başına kendisine bıraktığı geniş ve eski yatakta, bu gece belki bu otuz beş senenin en sıkıntılı uykularından birini uyumuştu.'

Giriş cümlesi bence bir ' dönüşüm ' girişinden daha afilli. Ama neden Tanpınar sadece huzur ve saatleri ayarlama enstitusunden ibaretmis gibi bahsediyoruz. Mahur beste (okuyanlar bilir) A.H.T. için romanlarında büyük öneme sahiptir. Nedir bu beste diye aranıp durmuş Attila İlhan şiiri ve Ahmet Kaya şarkısı ile karşılaşıp bunda ters bir şey var diye düşünmüştüm. Öyle bir beste yok :)
Kitaptan bahsedecek olursak diline diyecek lafımız olamaz. Eski İstanbul Türkçesi kullanıldığından bazı kelimeler anlaşılmıyor ancak cümlenin gidişatından o anlam hissediliyor. Bir çok yan karakterin hayatı ayrıntılarıyla anlatılıyor ki benim en sevdiğim taraflarından biridir. Bu hayatların altında bizim görmediğimiz yasamadigimiz tarihi okuyoruz. O meşhur istanbul yangınları , safahat sürülen konaklar, musikili sazlı geceler, padişahın emri ile nikahlanmalar...
Ahmet Hamdi Tanpınar yine şark- garp meselesini atlamadan da geçmemiş. Ufkunuzu genişletecek zıt görüşleri okuyacaksınız.

Bu kitabı 1 günde hatta çoğunu okulda teneffüs arasında okumuş biri olarak, çok zamanınızı almayacak ama eğer Tanpınar ile tanışmamış iseniz onu seveceginiz ve anlayacağınız bir eseri olarak görüyorum.
Galiba bu gidişle benim de en sevdiğim yazar olacak kendisi.
İyi okumalar.
Anlatım ve uslüb dışında kitabı genel olarak beğenemedim.1. Bölüm,2.bölüm,3.bölüm...vs derken kitap bitiyor ve yazar konuya yani merakla beklediğim Kitabın başında da bahsettiği asıl mevzuuya hiç girmiyor.Başından sonuna kadar kitap da adı geçen tüm karakterler en ince ayrıntısına kadar anlatılıyor,sanki bir şeyler tam rayına oturmadan eksik kalıyor ve asıl konuya girilmeyerek kitap bitiyor.Zaten son bölüm de de yazar kendine özeleştiri yaparak bu fikirlerimi destekler tarzda yazarak konuyu yarım bıraktığını itiraf ediyor.Açıkcası tasvirler betimleme harika kelimeler ve cümleler ile dans ediyor ve yazarın diğer kitaplarını okuma merakı yaratıyor.Esasen kafam da soru işaretleri ile kaldım ve hayal kırıklığına uğradım ama yazarın başka kitaplarına da okumam gerekli olduğunu düşünüyorum
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın edebiyatımızdaki muhkem yerini tutmasına vesile olan kendine has üslubu, birçok yazarın kuramadığı kara mizah unsurlarına olan hakimiyeti ve onu kullanmaktaki ustalığı, karakterleri bize tanıtırken onları bulundukları hale getiren tüm çerçeveyi ince ince işleyerek yaptığı tahlilleri, yani Ahmet Hamdi'nin edebiyatımızdaki en önemli romancılardan biri olmasını sağlayan tüm özelliklerini bu kitapta da görebiliyoruz. Üstelik tüm bunları yaparken kitabın kahramanlarının yaşadığı atmosferi okuyucuya sunmak adına, Çırağan Baskınından Şark-Garp meselelerine, Sultan Aziz'den Sultan Abdülhamid'e, Tanzimat'a, eskinin unutulmuş geleneklerine, Jön Türklere ve ihtilallere kadar çeşitli meseleyi kitabın doğrudan doğruya ana konusu yapmadan, edebiyatın güzel bir sanat olduğunu hissettirecek ölçüde kuvvetli cümleleriyle güzelce anlatıyor.

Kitap Behçet Bey'in her yönüyle doğu-batı, eski-yeni çatışmasını yaşadığı odasında bir gece vakti, hayatında yakın zamanda büyük değişikliklere yol açacağından çekindiği bir meseleyi düşünmesiyle başlıyor. Sonrasında ise az evvel bahsettiğim üzere konu Behçet Bey'den çıkıyor, geniş bir yelpazeyle başkaca hayreti mucip karakter ve vak'alarla dönemi işlemeye başlıyor. Kitabın bir yerinde Ahmet Hamdi, Behçet Bey'i tarif ederken herkesin onu günde birkaç defa unuttuğundan bahsediyor. Kendisi de bunu yapmış olacak ki, kitabın sonunda bizzat Behçet Bey'i muhatap alarak neden konuyu bu denli dallandırıp budaklandırırken Behçet Bey'den bu kadar uzaklaştığını anlatan bir bölüm koymuş. Bu bölümün de yazarın hikayenin dışından doğrudan seslendiği bir bölüm olması sebebiyle değerli olduğunu düşünüyorum.

Mahur Beste bir yanıyla da kaybedilmekte olduğu düşünülen medeniyetimizin tekrar inşa edilmesi yolları üzerine kafa yoranların, bir çıkış kapısı arayanların, yahut o kapının mevcudiyetine inanmayanların anlatıldığı bir roman. Bu yönüyle de kitabın bir dert taşıdığını rahatlıkla söyleyebiliriz.

Bunların dışında, kitap bir nehir roman özelliği taşıdığından genelde okuma yolculuğunda sırasıyla Mahur Beste, Sahnenin Dışındakiler ve Huzur'un takip edilmesi tavsiye edilir.

Velhasılı kelam, okuyunuz, okutunuz.
‘’Hiçbir zaman tek başına mevcut olmayacak, daima ikinci ve orta kalacak, uçmak nasip olmadan sürünecekti...’’ Behçet Bey’in hikayesi ve hatırladıkları...Tanzimat, Abdülhamit Dönemi, musikinin hayatlardaki yeri ...İnsan tasvirinin en güzel örneği...Ahmet Hamdi Tanpınar ağzımıza bir parmak bal sürüyor ve bizi diğer kitaplarına da yolculuğa davet ediyor ...
#okudumbitti
#MahurBeste; mûsıkide bir makam,Deniz Gezmiş ve arkadaşları için yazılan o güzelim Atilla İlhan şiiri ve Ahmet Kaya ile özdeşleşen muhteşem bir şarkı olarak hayatımda bir anlam taşırken Tanpınar'ın bu güzel eseriyle mânâsını benim için son derece pekiştirdi ve derinleştirdi.
Yazarın "Mahur Beste" teması #Huzur ve #Sahnenindışındakiler kitaplarında da önemli bir motif olarak yer tutacağı için kitabı titizlikle okumaya gayret ettim.Kitaba başlarken yazarın hayatını anlattığı karakter ortalara doğru yok oluyor yerini başka kişiler başka zaman ve mekanlar alıyordu.Bu durumun neden olduğunu anlamamışken ve yazarın neden bu kadar konuyu dağıttığını merak ederken kitabın son sayfasına geldiğimde nihayet sorularıma cevap bulabildim.
Yazar kitabın başında bir hayli hayatını anlattığı kahramanı Behçet Bey'e yazdığı mektupta neden böyle yaptığını şu cümlelerle anlatıyordu:
"...Evet, öyle...Sizin hikayeniz olarak başladı,fakat arkanızdan o kadar büyük bir kalabalığı sahneye taşıdınız ki, sizin hikayeniz olmaktan çıktı.Hepinizin hikayesi,daha doğrusu yaşadığınız,yaşadığımız devirlerin hikayesi oldu.Bu kadar kalabalığı bir insanın etrafında toplayamazdım.Madem ki bahis açıldı,şunu da söyleyeyim:Tek kahramanlı hikaye artık canımı sıkıyor." (s.158)
↪Bu ifadeden de anlaşılacağı üzere yazar başlarda Behçet Bey adında bir kişiden,onun özelliklerinden,Babası İsmail Molla Beyden,eşi Atiye Hanım ile evliliğinden,kayınpederi Ata Molla Beyden vs. bahsederken bir anda garip bir İhtilalci olan Sabri Hoca'yı, Behçet Bey'in bacanağı olan Halit Bey'i, onun babası Nuri Bey'i, Nuri Bey'in dostu Agop Efendi'nin hayatını anlatmaya başlıyor.Bir çok isim olduğu için hayli kafam karışmıştı ancak yazarın mektuptaki ifadesinden sonra kişilerden kendimi soyutladım ve o devrin hikayesine dikkatimi vererek kafa karışıklığımı giderdim:)
Çöküşe bir hayli yaklaşmış olan İmparatorluğun son demlerini kaleme alan yazar özellikle Abdulhamit'e karşı olan kişilerin düşüncelerini dile getirmiş.Çırağan Baskını, Suavi vakası, Şark-Garp meseleleri, Tanzimat, ihtilal, Jön Türkler derken o devirdeymişsiniz gibi hissediyorsunuz. Mühim olan da bu değil miydi?
Ahmet Hamdi TANPINAR - Mahur Beste

Tanpınar kalemi ile tanışmak kesinlikle bir ayrıcalık. “Mahur Beste” eseri de oldukça harika idi. Fakat “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” kadar etkilenemedim. Gerçi “Saatleri Ayarlama Enstitüsü” ilk göz ağrım idi belki de sebep budur

“Mahur Beste” Osmanlı zamanlarının Tanzimat değişimini anlatan bir eser. Bir detayı kesinlikle belirtmeliyim ki Tanpınar zaman kavramı harika betimliyor.

Eserin kahramanı Behçet Bey. 70'li yaşlarında ve geçmişiyle yaşayan bir adam. Eski, renkli ve güzel şeyleri seven ve onlarla zaman geçirmekten keyif alan bir adam. En çok hoşuma giden bölüm ise Behçet Bey'in sevdiği kitaplar ile uyuduğu bölüm idi.

Eserde yer alan karakterler harika betimlenmiş. İsmail Molla karakteri kesinlikle favorim. Çapkın olması dışında

Eserde sekiz bölüm mevcut. Kimi bölümler sonuca varmış, kimi bölümler ise yarım kalmış. Ne olduğunu anlamak imkansıza yakın halde bırakılmış. En etkilendiğim bölüm “Mahur Beste Hakkında Behçet Bey'e Mektup” oldu. Çünkü burada yazar ve Behçet Bey karşı karşıya ve harika bir serzeniş ile karşımızdalar.

“Mahur Beste” yarım kalmış bir eser. “Huzur” ve “Sahnenin Dışındakiler” eserleri ile yazar süreci tamamlamıştır.

“Mahur Beste” bence zor bir eser fakat okudukça devleşen ve devleştiren bir eser.

Herkese keyifli okumalar kitapsever güzel insanlar.
Kesinlikle tek seferlik okumayla kalmaması gereken bir kitap. O kadar çok konu, zaman, mekan, karakter iç içe ki takip etmek keyifli olduğu kadar zordu. Müziği kelimelerden dinlemenin şaşkınlığı ve keyfiyle yavaş yavaş okuyacağınız bu kitap Tanpınar'ın en güzel romanlarından biri.
"Huzur" ve "Sahnenin Dışındakiler" serisinin ilk romanı. diğerlerine göre hacmi küçük de olsa derinliğinden bir şey kaybetmemiş. Ve tabii ki yine müthiş bi anlatım.
8 bölümden oluşuyor kitap. "İki Uyku Arasında" ile Behçet Bey'in saat tiktakları ve kitap kokularıyla dolu dünyasına giriyoruz. "Baba ile Oğul" kısmında Behçet Bey ile babası İsmail Molla arasındaki ilişki anlatılıyor. "İki Dünür" bölümünde İsmail Molla ile çocukluk arkadaşı ve dünürü Ata Molla'nın hikayesine konuk oluyoruz. Tabii bunları okurken o dönemin yaşayışı, sarayı ve saraya yakın kişilerin yaşayışlarını da öğreniyoruz. "Behçet Bey'in Evlilik Yılları" bölümünde Atiye Hanım'la tanışıyoruz. Başlı başına bi roman olabilecek bölüm ise "Garip Bir İhtilalci". Doğu medeniyetinin çöküşünü ve değişim sancıları içindeki imparatorluğu anlatıyor Sabri Hoca ile. "Hısım Akraba Arasında" bölümünde Halit Bey'in hikayesi yer alıyor. "Eski Bir Konak" adlı bölümde dönemin sosyal hayatı gözler önüne seriliyor. Son bölüm "Mahur Beste Hakkında Behçet Bey'e Mektup". Her bölüm bir hikaye gibi tek başına okunabilir.
Tanpınar'dan okuduğum ilk romandı. Karakterleri geniş geniş ele alması, sanatlı cümleleri, düşündürücü ve canlı tasvirleriyle gerçekten keyif veren bir kitaptı. Fazla söyleyecek bir şeyim yok. Kısaca: Tanpınar sanatı
Bu kadar az bilinmesine şaşırdığım, Saatleri Ayarlama Enstitüsü veya Huzur kadar güzel olan roman. Dönem hakkında da çok fazla bilgi veriyor. Özellikle İsmail Molla ile Sabri Hoca arasında geçen konuşma Abdülhamid dönemi hakkında çokça fikir edinmeyi sağlıyor. bir de Ahmet Hamdi'nin romanlarında o kadar karakter içinden birinde mutlaka kendini görüyorsun. Ben çoğunlukla o baş karakter olmasına rağmen silik kişiliğiyle geride kalmış, neredeyse unutulacak olan insanda kendimi görüyorum. Mahur Beste'de de bu kişi Behçet Bey'di. romanın sonlarına doğru iyice unutulmuşken, yazarın Behçet'e yazdığı mektup sayesinde daima hatırlanacak bir karakter haline geldi.
''sizde garip bir mazhariyet var, Behçet bey; herkes gibi maddesiyle gezinen bir insan olduğunuz halde bir rüyaya benziyorsunuz. belki de hayatınızı doğru dürüst yaşamadığınız için bu tesiri yapıyorsunuz. o kadar ki, yaklaştığınız insanlara kendinize mahsus bir zamanı aşılıyorsunuz. bölünmezlerin bölünmezi, çekirdek halinde bir zaman..''
Kitapta en sevdiğim şey o kadar çok karakterin hayatına dokunuyor ki zamanda yolculuk hissi ve hüzün tadıyorsunuz. Ahmet hamdi' nin betimlemelerini seviyorum karakterler , mekan gözlerimin önünde canlanıyor sanki.
Halbuki kitaplar, sevginin birleştirici bir şey olduğunu
yazıyorlardı. Evet, kitaplar ne derse desin, dünya ikiye ayrı­lıyordu: bir yanda annesi, kardeşi ve ona benzeyenler, bir yanda da, bilerek veya bilmeyerek onların ıstırabına sebep olanlar vardı.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mahur Beste
Baskı tarihi:
Mart 2016
Sayfa sayısı:
156
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750802144
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Mahur Beste'de Tanpınar'ın Huzur ve Sahnenin Dışındakiler adlı romanlarında önemli bir motif olan "Mahur Beste" teması önemli yer tutar. Mahur Beste, acı bir aşk hikayesinin klasik musiki kalıplarıyla soyutlanmasıdır. Tanpınar, klasik Türk musikisini medeniyetimizin özlü bir yansıması olarak kabul eder. Mahur Beste'de Tanpınar'ın diğer eserlerinde de görülen medeniyet meselesi büyük bir ağırlıkla ele alınır.

Kitabı okuyanlar 399 okur

  • Selim Pusat
  • Serap türksoy
  • Pınar Kuş
  • Ayşenur Kök
  • Yılmaz Metin Temizkan
  • Elif Bilge Yurtsever
  • Benim Kitaplığım
  • Beyzanur Kaç
  • Gizem Görgülüer
  • Aydolu

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.6
14-17 Yaş
%2.8
18-24 Yaş
%27.2
25-34 Yaş
%41.1
35-44 Yaş
%15
45-54 Yaş
%5.6
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.2
Erkek
%42.8

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%24.2 (23)
9
%23.2 (22)
8
%33.7 (32)
7
%8.4 (8)
6
%4.2 (4)
5
%4.2 (4)
4
%0
3
%2.1 (2)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları