·
Okunma
·
Beğeni
·
16037
Gösterim
Adı:
Mahur Beste
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759955755
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Mahur Beste
Mahur Beste
Mahur Beste'de Tanpınar'ın Huzur ve Sahnenin Dışındakiler adlı romanlarında önemli bir motif olan "Mahur Beste" teması önemli bir yer tutar. Eser, acı bir aşk hikâyesinin klasik musiki kalıplarıyla soyutlanmasıdır. Tanpınar, klasik Türk musikisini medeniyetimizin özlü bir yansıması olarak kabul eder. Tanpınar'ın diğer eserlerinde de görülen medeniyet meselesi, büyük bir ağırlıkla bu eserinde de ele alınır. Mahur Beste, Tanzimat sonrasında toplum hayatımızın her yönüne yansıyan değişim ve başkalaşımın yansıtıldığı ve her fırsatta tartışıldığı bir roman özelliğindedir.
156 syf.
“o mahur beste çalar
Müjgânla ben ağlaşırız.''

İncelememe bu sözlerle başlamak istedim.
Çünkü biliyorum okuyan, okumayan kitabın ismini duyan herkesin aklından geçecektir.
Peki burda 'mahur' nedir? Müjgân kimdir?

**Mahur besteyi çalan “o” herhangi bir enstrüman, müjgan ise Klasik edebiyatın kirpik remzidir: Geniş bir hayal ve rüya dünyası içinde bu beste yalnızlığı lirik bir eda ile anlatan, insani özü yalnızlığı noktasından kavrayan bir senfonidir.** (kaynaktan alıntıdır.)

Kendilerinin 3. yıldönümünü geçtiğimiz ay kutladığım bu nasıl adlandırayım bilemedim bu mağrur kitabı şiddetli bir kararla alıp okumaya başladım.
Türk Edebiyatına yatkın olmadığımdan ötürü başta tereddüt ettim.
Ve söz konusu Ahmet Hamdi Tanpınar ise...
Öncesinde arkadaşımla kitapla ilgili konuştum sonrasında kitapla ilgili çok faydalı bilgiler içeren bir makale okudum.
İyi ki de okudum, yoksa ben Mahur Beste kimdir tanımazdım.

---Mahur Beste bir kitap değil bir KARAKTERDİR.
Bunu okuyanlar bilir, bilmeyenlere duyurulur.

Tanpınar bir roman yazmamış, bize tasvir ettirdiği kişilerle, konularla, mekânlarla bir karakter oluşturmuş bulunuyor ve o karakter kitaba ismini vermiş ve bu karakterimiz diğer eserlerinde de karşımıza çıkacak (imiş).

---Mahur Beste de OLAY yok.
Kitapların ortak özelliği mutlaka bir olay vardır lakin zannımca Mahur Beste’de bir olay yok.
Tanpınar bütün gücü ve kuvvetini kullanarak bilinçaltımıza karakter analizi yapmamızı istiyor.
Biri bana kitabın konusu nedir diye sorarsa direkt bu cevabı veririm. ‘’Karakterler üzerine analiz.’’

Ve kitabımızda zaman yok.
Nasıl mı yok, bas baya zaman yok.
Tanpınar okurundan zamanı gizliyor ve bunu o kadar ustaca bir şekilde yapıyor ki bir bölümde veya konuda değil de okurken satır aralarından çekip çıkarmamızı istiyor.
Ben şimdi neyden bahsediyorum?
Şimdiden mi, geçmişten mi, gelecekten mi?
Bunu okurken bizim bulmamızı istiyor.

---Mahur Beste SİZSİNİZ
Evet, efendim Tanpınar diyor ki;
Mahur Beste sizsiniz sizin kendiniz, toplumunuz, içinde bulunduğunuz hayat.

---Mahur Beste Medeniyet romanı!
*bir medeniyet
‘’insanı yapan manevi kıymetler manzumesidir.’’

Şimdi kitapla ilgili bir şeyler yazalım.
Tanpınar’ın roman türündeki bu ilk denemesi 1944-1945 yılında yayınlar. Toplamda 7 bölümden oluşan kitabımız ‘’İki Uyku Arasındaki Düşünceler’’ ile başlıyor. Bölümlerin içeriği ile ilgili bilgi vermeyeceğim Behçet Bey ile başlıyoruz burdan sonra Cavide Hanım’ın gelişini bekliyoruz ama hiçte öyle olmuyor. Onlarca karakter, onlarca kişilikle karşı karşıya bırakıyor bizi Tanpınar, yer yer gerilim hissettiğimi söylemem gerek. Bu bölümden sonra birçok karakter ile karşılaşıyoruz ve bütün olaylar Behçet Bey’in etrafında oluyor. Hepsi birbirinden bağımsız (gibi gözükse de) bölümlerde karakterleri tanıyoruz. Tanımakla kalmıyor her bölümde farklı bakış açıları, toplum düzeni bu toplumdaki hayat düzenleri ile karşı karşıya kalıyoruz. Kitabımız Abdülhamid’in padişahlığı döneminde geçiyor ve o dönemin özelliklerini de karşımıza çıkarıyor. Ve hepimizin de bildiği üzere olmazsa olmazımız musiki…
Buraya da bir bölümde yoğun olarak değinmiş sevgili Tanpınar.
İstanbul mu İnsan mı? Yazarımız aynı zamanda İstanbul üzerinden insanlara özgü özellikleri ustaca aktarıyor.

Bütün İstanbul’u dolaştım!

Özel Parantez: Garip Bir İhtilalci
Sabri Hoca kitapta sanırım en sevdiğim bölüm ve karakterlerden birisiydi.
‘’Hoca, o devir İstanbul’unun bütün tarihini yaşayanlardandı. Katılmadığı vak’a yok gibiydi. Hiçbirine şahsiyetinden mühim bir şey katmadan, en yakınlarına bile kendilerini kabul ettirmeden her hadiseye girip çıkmış, daima ön safta, en tehlikeli yerde bulunduğu halde, garip bir talihle, bir türlü kendini göstermemiş bir adamdı…’’
Burada neredeyse Sabri Hoca’nın tüm kişiliği yer alıyor ki daha fazlası da var.

Kitapla ilgili yazılacak çok şey var ama daha fazla yazamayacağım.
Okuduktan sonra “Özlem” duygusunu canlandırdığını belirtmek isterim.

Ve son olarak bu alıntıyla sonlandırmak istiyorum incelememi.

“Sizde garip bir mazhariyet var, Behçet Bey; herkes gibi maddesiyle gezinen bir insan olduğunuz hâlde bir rüyaya benziyorsunuz.”

Rüya mı? Gerçek mi?
156 syf.
·2 günde·Beğendi
Söze “keşke önceden okusaymışım, böyle bir yazarı neden bu kadar bekletmişim” gibi bir cümleyle pişmanlığımdan dem vurmak yerine “iyi ki okumak için beklemişim ve iyi ki başlangıç olarak bu kitabını seçmişim ” gibi içimde şaşaalar koparan hodbin şansımı belirten bir cümleyle başlamanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Kitabı okumadan önceki süreçle, gerek okurken, gerek de okuduktan sonraki süreç zihnimde köprüye benzemeyen bir köprü oluşturdu. Kitabı okumadan önce ismini ne zaman duysam ya da kapağa bakıp ismini görsem istemsiz olarak, ne için söylendiği ya da kime ithaf edildiği hiç alakadar etmiyor, aklıma “O mahur beste çalar, biz Müjgan’la ağlaşırız” dizeleri gelip kulaklarımı dövüp durdu. Bu garipliğin ilk köprü ayağı. İkincisi insana daha mantıklı geliyor. Ahmet Hamdi’nin cümlelerini okurken “Allah Allah, ben bu cümleleri nerede okudum acaba” deyip durdum. Meğer bu tarz cümleleri başka Türk yazarlardan okumuşum ben, Ahmet Hamdi Tanpınar okuyup da ondan etkilenen Türk yazarlardan. İşte böylece de o garip köprü kurulmuş oldu. Tasavvur etmesi bile garip.

Kitabı okuduktan sonra bahsedecek çokça konunun olduğunu belirtmek isterim. Öncelikle kitabın ele alındığı dönemden(Abdülhamid Dönemi) bahsedebilirsiniz, ele alınan karakterlerin derinlemesine anlatılmasından bahsedebilirsiniz, Tanzimat sonrası adeta yazarların kalemlerini birbirine vurdurmuş olan medeniyet meselesinden, neden daha fazla musikinin içerisine girilmediğinden, kitabın ismi ile cümlelerin altından sessizce sızan musiki havasının birbirleriyle ilişkili olup olamayacağından, kitabın neden yarım bırakıldığından, şayet kitabın devam edilip bitirilmesi halinde ortaya konan eserden ne gibi farklarının olacağından falan filan bahsedebilirsiniz. Konu çok. Kitap Behçet Bey adında bir adamın yarı uykulu halinde kafasından geçirdiği şeylerin anlatılmasıyla başlıyor. Eşinden, ailesinden, hobilerinden, nasıl bir kişiliği olduğundan gibi. Yani kısaca yazar tarafından Behçet Bey’in öztanıtımı geçiliyor. Anlatım tarzı baştan başlayarak çok hoşuma gitti ki, bunda Tanpınar’ın kurduğu cümlelerin ve insanı tasvir etme yeteneğinin büyük payı var. İlk bölümde Behçet Bey’in evine Pazartesi sabahı geleceği söylenen Cavide diye genç bir kızdan bahsediliyor. İkinci bölümde Behçet Bey ile Cavide’nin görüşmesinden bahsedileceğini düşünürken Behçet Bey’in babası anlatılmaya başlatıldı. Üçüncü bölüm oldu hala Cavide ortalıkta yok. İlerleyen bölümlerde kimlerin kimlerin hayatını öğrendim ki aklımdan uçup gitti o kızın gelip gelmemesi. Size şuan basit geliyor olabilir ama neredeyse adı geçen her karakterin hayatı anlatılıyor. Tabii, aralarda Behçet Bey’in hayatından, kişiliğinden, insanların hakkında ne düşündüğünden bahsediliyor. Bir ara iyice, bir yol problemi kişilere nasıl uyarlanabilir acaba Tanpınar onu mu denemek istemiş diye düşündüm. Şöyle ki: “A kişinin halet-i ruhiyesini anlatarak yola çıkan Ahmet Hamdi B kişinde durarak onunla ilgilendikten sonra C kişine geliyor. Burada diğer kişilerde kat edilen yolun yorgunluğunu atmak için mola verip bulunduğu yeri anlatıyor, moladan sonra D kişine geçiyor, sonra EFGH... diye devam ediyor…” sorunun devamını getirmek isterdim ama kitap yarıda kesiliyor. Devam ettiği yere kadar edebi olarak çok keyif aldım. Kitabı bitirdikten sonra keşke dediğim tek şey kitabın biraz daha devam etmesiydi. Ama yine de bu durumu bir okur için şans sayıyorum çünkü kitabın bittiği yerde tadı damağınızda kalıyor. Devamı elbet gelir.

İlk okuduğum Ahmet Hamdi Tanpınar kitabı olduğu için daha fazla yazacak bir şeyim kalmadı. Bu kitapta çok beklenti içine girdim ne zaman asıl meseleye gelecek bu adam yahu diyerek. Ama içimden de hep daha da uzatmasını isteyip durdum. İstediğimi de bir nevi almış oldum kitaptan. Tanpınar’ın kurduğu cümlelerin, insanın içini analiz eden bakış açısının(hatta kitabı okurken kullandığım ayracın üstünde “Okunacak en büyük kitap insandır” sözü vardı. Tanpınar bu işi gayet iyi yapmış bana göre), musikiyi bir meta haline getirip okura yansıtmasının gücünü Mahur Beste’de gördüm. Büyük yazarların büyük kitaplarını artık eskisi gibi en önce değil birkaç kitabını okuduktan sonra okumaya dikkat ediyorum. Sanırım Ahmet Hamdi Tanpınar’da da bu böyle olacak. Romanlarını Sahnenin Dışındakiler, Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü sırasıyla okumayı düşünüyorum. Ya da Huzur ile Saatleri Ayarlama Enstitüsü yer değişebilir henüz karar vermedim. Net olarak karar verdiğim şey ise ben kitap okumasını gerçekten seviyorum diyen birinin Tanpınar’ı okuması gerektiğidir. İyi okumalar.
156 syf.
·Puan vermedi
Spoiler İçermektedir
Merhabalar Türk edebiyatının en iyi ruhsal tahliller yapan yazarlarından olan A.Hamdi Tanpınar Huzur kitabıyla tanımış ve çok beğenmiştim.Huzurdan sonra yazarın okuduğum ikinci kitabı olan Mahur Beste Türk Sanat Musikisinde Mahur makamı denildiğinde ilk akla gelen bestecilerimizden Eyyubi Bekir Ağa’ya ithafen yazılıp ona armağan edilmiştir.Mahur Beste kısa bir eser olmasına rağmen diğer eserleri gibi kolay hazmedilemiyor.Kitapta ana karakter olan Behçet Bey yer almaktadır ancak birden fazla karaktere yer vererek onların çok güzel yaşam öykülerine yer veriliyor.Abdülaziz,Abdülhamit dönemlerinden ve Jön Türklerden bahsetmektedir.Diğer bir konu olan Doğu ve Batı kültürleri arasında ne yapacağını tam olarak bilemeyen bir toplumdan bahsedilmektedir.Kitaba da ismini veren Mahur Beste Türk Sanat Müziğinde Mahur makamının bestelenen güftelere denilmektedir.Kitapta yer alan karakterleri inceleyecek olursak her birinin yaşamında maddiyat ve gösteriş olduğunu belirtmektedir.
Keyifli Okumalar Dilerim
160 syf.
·3 günde·8/10
Kitabın dilinin ağır olacağını düşünüp biraz korkmuştum. İçerisinde günümüzde kullanılmayan fazlaca kelime vardı fazla takılmadan bazılarının da açıp anlamına bakarak devam ettim. Düşündüğüm kadar değildi sadece çok yavaş ilerleyen bir kitap oldu. Kitapta betimlemelerde oldukça fazlaydı.

Okuduğum ilk Ahmet Hamdi Tanpınar kitabıydı.
Kitabın yarıda kalmış gibi olduğunu, kitabın devamı olmasa da "Sahnenin Dışındakiler" ve "Huzur"  ile seriye bağlanarak okunması gerektiğini de okumuştum. O yüzden sıradaki Tanpınar kitaplarım belli oldu.

Kitap Sultan Abdülhamid-Abdülaziz zamanında İstanbul'da yaşayan Behçet bey ve hayatıyla ilgili yazılmış. Ana teması Behçet ile Atiye olsa da bölüm bölüm okudukça her karakterden uzunca bahsedilmiş. Kitapta fazla olay örgüsü olmasa da karakterleri tanıyoruz. Kişilik analizleri ustaca yapılmış.
160 syf.
·5 günde·Beğendi
#heraybirahmethamditanpinar okuma etkinliğimizin ilk eseri Mahur Beste’ydi. Aynı zamanda Tanpınar’ın nehir roman üçlemesinin de 1. cildi. 1800’lü yıllar. Abdülhamit ve Abdülaziz döneminde yaşayan, Behçet Bey ve onun çevresindeki birkaç kişinin karakter analizleri yer alıyor. Biz de bu karakterlerden dönemi, batılılaşma hareketini, doğulu yönlerimizi okuyoruz. Yenilik ve eski alışkanlıklar arasında bocalayan ve yalnızlaşan insanların hikayesi. Sonu olan bir kurgu değil, burada sadece karakterlerimizi özellikle Behçet Bey’i yakından tanıyoruz. Şubat ayında Sahnenin Dışındakiler ile devam edeceğiz. Tanpınar edebi kalemi çok iyi geldi. Ara ara açıp okuyabileceğiniz, bilmediğiniz kelimelere çok takılmadan ilerleyip, kaleminin keyfine varacağınız bir eser.


Youtube kanalım : https://www.youtube.com/user/ayseum
156 syf.
·9/10
Koç bıyıklı, koca omuzlu İSTEMEZÜKlerin koca devin mağarasından def-i pak edilmesinden yıllar sonraydı. Mağarayı ‘İstemezüüük! İstemezüüüük!’ naraları yerine ‘Hürriyeeet! Adaleeet! Eşitlik!! “ naraları çınlatmaya başlamıştı. Devin mağarasını yeni naralarla inleten, toz duman edenler, mağaranın dışına çıkıp etrafta biraz dolaşmış Fitneci Zındıklar idi.

İstemezüklerin mağaradan defedilmesinden sonra, istemezükler tarafından deve öfkelenildikçe omuzlanıp yıkılan kazanda; “ Mademki bundan sonra beni omuzlayıp yıkacak koç yiğitler yoktur, bana da bu mağara da artık luzüm yoktur” diyerek terk-i diyar eylemişti. Bu duruma çok içerlenen dev, nerede bulup geldiyse bu kazanın yerine yeni bir kazan buldu. Bu kazan güneş ışığı olmadan fayda etmeyen bir kazan idi.

Dev yardımcı Cücelerini başına topladı, kazanın kaynamasını emretti. Altına odunlar atıldı. Kazan kaynamaya başladıkça gün ışığına kavuşmak için bir sağa bir sola sallanmaya başladı. Kazan sallandıkça telaşa kapılan cüceler bir araya toplandılar. Bazısı buna sağdan bir destek kurmalı diyor, diğeri olmaz soldan destek yapmalı, diyordu. Bazısı ise buna odun yetersizdir, diyordu. Biri bir yandan olumlu bir iş yaparken diğeri onun yaptığının tam zıttını yapıyordu.

Fitneci Zındıklar da diğer yandan ateşin yansımasında olanları seyretmekte, “bu kazanı yıkalım bu devi de mağaradan kovalım, biz bize yeteriz!” demekteydiler. Bu şaşaalı cümlelere kanan bir takım mağara halkı Fitneci Zındıkların yanında çoktan yerini almış, deve ateş püskürmeye başlamışlardı.

Bazen bu yeni grup arasında bir kaynaşma oluyor, grup harekete geçiyor, kazana saldırıyor, kazan bu saldırıyla sallanmasının şiddetini artırırken üstünden taşan sular ile birkaç kişiyi haşlıyor, birkaçını da ezip Hakkın Rahmetine kavuşturuyordu. Dev de oturduğu yerden olan biteni izliyor, Fitneci Zındıkların yaptıklarına öfkeleniyor, bir yandan da “Buranın tek hakimi benim. Bırakın Kazan kaynasın, zamanla ritmini bulacaktır.” diyordu.

Kazan bu mağara için çok önemliydi. Mağaranın aydınlığı, yiyeceği, içeceği, huzuru her şeyiydi. Yıllarca, yüzyıllarca eski kazan kaynamış mağaraya huzur ve sukünet getirmişti.

Kazanın sukut içinde kaynadığı dönemlerde koca Dev İstemezüklerden çekinir, cücelere danışır, itimat ederdi. Eski dönemki Cücelerde yenilerden farklıydı. Şimdikiler gibi Devin her emrini koşulsuz, şartsız yerine getirmezler, yeri geldiğinde kazanın kaynaması için altına odun diye kendilerini atarlar, yeri geldiğinde kazanın içine atlarlar, yeri geldiğinde İstemezüklerle bir olup devi koltuğundan ederlerdi.

Bir gün kazan kendi kendine devrildi. Kazanın devrilmesiyle mağaranın içini bir telaş kapladı. Bu temaşada koca bir kaya gelip mağaranın kapısının kapattı. Devin mağarası koca bir karanlığa gömüldü. Oysa yeni kazanın huzur ve sükûnet getirmesi için tek ihtiyaç gün ışığında altına odun atılmasıydı.

Kısa hikayemiz burada biter. Kısa hikayemizi bitirdiğimize göre kitaba geçebiliriz. Kitap ikinci dünya harbi esnasında yaşamış Behçet Bey ile başlar. Behçet Bey’in zihninden geçmişe, onun tanıdığı bildiği insanlara geçer. Hepsi geçmişte yaşamış insanlardır.

Behçet Bey’in Babası İsmail Molla ve kayınpederi Ata molla Tanzimat dönemi bürokratlarındandır. Roman genelde bu dönemde geçer. AHT’nin zaman, mekan olgusu bu romanda da Nirvana yapar. Hatta denebilir ki bu roman AHT’nin takıntısı zaman olgusu açısından bu roman bir baş yapıttır.

Herkese keyifli okumalar dilerim.
156 syf.
·2 günde·7/10
Anlatım ve uslüb dışında kitabı genel olarak beğenemedim.1. Bölüm,2.bölüm,3.bölüm...vs derken kitap bitiyor ve yazar konuya yani merakla beklediğim Kitabın başında da bahsettiği asıl mevzuuya hiç girmiyor.Başından sonuna kadar kitap da adı geçen tüm karakterler en ince ayrıntısına kadar anlatılıyor,sanki bir şeyler tam rayına oturmadan eksik kalıyor ve asıl konuya girilmeyerek kitap bitiyor.Zaten son bölüm de de yazar kendine özeleştiri yaparak bu fikirlerimi destekler tarzda yazarak konuyu yarım bıraktığını itiraf ediyor.Açıkcası tasvirler betimleme harika kelimeler ve cümleler ile dans ediyor ve yazarın diğer kitaplarını okuma merakı yaratıyor.Esasen kafam da soru işaretleri ile kaldım ve hayal kırıklığına uğradım ama yazarın başka kitaplarına da okumam gerekli olduğunu düşünüyorum
160 syf.
"Mahur Beste" Tanpınar'ın nehir roman diye kastedilen ( Nehir roman, birbirlerinden ayrı eserler olarak kaleme alınmış, ancak bazı ortak temaları, karakterleri, konuları ve motifleri olan kitapları topluca ifade etmek için kullanılır.Bu romanlar, her durumda birbirinin devamı olarak nitelendirilebilecek eserler olmayabilir, ancak bir şekilde, bu eserleri birbirine bağlayan unsurlar ve karakterler bulunur.) üçlemesinin ilk romanı diğerleri "Huzur" ve "Sahnenin Dışındakiler" dir. Ben ilk olarak Huzur'u okumuştum orda Mahur Besteden o kadar çok bahsettiki Tanpınar haliyle merak edip okumaya başladım Mahur Besteyi...

Mahur Beste Tanpınar'ın yarım bıraktığı ya da kendi tarafından yarım bırakılmaya mecbur kaldığı bir roman .Roman aslında tek bir karakterle başlayıp bu karakterin bitmek bilmeyen sohbetiyle sonu gelmeyen karakterlere uzanıyor tam siz bütün karakterlerin özelliklerini iyiden iyiye öğreniyorsunuz ve artık olaya geçebiliriz diyorsunuz bi de bakıyorsunuz karakterler olaya karışamadı esas konuya geçemediler çünkü Tanpınar kendi oluşturduğu karakteriyle ters düştü ve ben buna bayıldım.
(İkinci Cihan Harbi'ne şahit olmuş bir neslin adamının Kırım Muharebesi'nde ne işi vardı, Behçet Bey?)


Kısacası, okuyun efendim bu romanı ama "Huzur" dan sonra okuyun :)
160 syf.
·Beğendi·9/10
Ahmet Hamdi Tanpınar'ın ilk romanı olduğunu bilmeden okuduğum bu kitap; içinde bulunulan 2.Abdulhamid döneminin toplum üzerindeki sosyal, dini, siyasi & sanat anlamında etkilerini Behçet Bey ile yola çıkarak anlatan çok gerçekçi & yoğun bir dile sahiptir.
Toplumsal zıtlıkların, fikirsel ayrılıkların verdiği bir buhrana karşın birbirlerine öyle ya da böyle mecbur kalan & beraber yaşayan insanların hayatlarını tek tek ele alarak, dönemini çok güzel anlatmıştır.
Kitap içeriği: Behçet Bey ne kadar içine kapanık, kitap tutkunu & eşya düşkünü ise babası o kadar zıttıdır & kendisinden çoğu zaman utanmaktadır. Evlendiği eşi, eşinin babası Ata Molla, ablasının eşi & onların kardeşleri de dahil olmak üzere aile ağacının dalları misali onların bakış açıları & yaşadıklarını sahne sahne anlatmıştır yazar.
Kişiler üzerinden anlattığı, yaşanılan bu dönemi yazarken ağır bir dil kullanmamış olsa da durağan bir ilerleme söz konusu okurken. Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın kullandığı hicivli anlatımını çok sevmeme rağmen; yakın dönemleri anlatan & yazan Ahmet Hamdi Tanpınar'ın anlatımını da sade, ağır ilerleyen & düşünmek için ayrı zamana yönlendirmesini seviyorum.
Okuyacaklara şimdiden çokça keyifler.
160 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Son zamanlarda yabancı edebiyat okuyorken bu eser , her sayfasında , kendi kültürümüzle iç içe olduğumuz için herhalde, çok yakın, çok samimi , çok özüme yakın geldi.
Tanzimat sonrası , Abdülaziz ve Abdülhamit dönemlerinde toplumumuzu , Behçet Bey ile başlayıp , onun akraba çevresine dağılan karakterleri üzerinden anlatıyor Tanpınar. Dönemin İstanbul’ u , İstanbul’daki yaşayış ve değişim ihtiyacı, dirençli bir değişim dönemi.
Bir roman gibi olaylar örgüsü yok ama anlatımla karakterlerin akrabası olup İstanbul’ u, Anadolu’ yu geziyorsunuz. Ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ a hayran oluyorsunuz . Kronolojik sıra ile diğer eserlerini de okuyacağım.
160 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Mahur Beste
Tanpınar'ın okuduğum ilk eseri. Daha önce Saatleri Ayarlama Enstitüsü ve Huzur romanlarını okumaya çalıştım. Huzur'a başladım ancak okuyamadım. Aynı şekilde Mahur Beste de ikinci okumam sonucu başladığım bir kitap. A.Hamdi Tanpınar ustalığı biraz okuyucuyu ürkütüyor sanırım ya da bana öyle geldi. Kapalı bir kutuyu açmaya çalıştığımı hissederim. (Ki yazar sf.151'de buna gönderme de yapar. Behçet Bey'e Mektup kısmında)
Mahur Beste, bekledigim kadar kapalı bir üsluba ve anlaşılması zor cümle yapısına sahip değildi. Zorlanmadan bitirdim diyebilirim. Kitap bitince bir eksiklik hissettim kitap bütünsel bir sona sahip değil. Hep bir yarim kalmışlık hissi verdi. Zaten bitince diğer kitapları da inceleme gereği duydum. Sonra öğrendim ki Mahur Beste yarim kalmış eseri. Ayrıca Huzur ve Sahnenin Dışındakiler eserleriyle nehir roman özelliğine de sahip. Ben de farkında olmadan serinin ilk kitabıyla başlamışım. 9 bölümden oluşan kitap farklı karakterler sunuyor. Her bölümde nerdeyse yeni bir karakter var ve Behçet Beyle, kitapla bağını sorgulatıyor. Aslında soruya da yazar 156. sayfada kendisi cevapliyor: "Tek kahramanlı hikaye artık canımı sıkıyor..."
Tanpınar denince akla ilk ZAMAN ve RÜYA kavramaları gelir. Sanki sahibi Ahmet Hamdi'dir. Mahur Beste de Behçet Bey eşinin ölümünü bir uykuya dalma olarak nitelendirerek okuyucuya kendini bir nevi hatırlatıyor.
İçerik olarak Doğu batı çatışması, Tanzimat dönemi değişimleri, Abdülhamit istibdadı, Jön Türkler, Tekke eleştirisi gibi birçok konuyu birçok kahramanla sohbet havasında anlatıyor. Ama kahramanımız birçok yazarda olduğu gibi yine çocukluğuna da göndermede bulunmuş gibi. Babasıyla uyuşmayan, babası tarafından beğenilmeyen ve yadırganan bir evlattır Behçet Bey...
Birçok bölüm kendi içerisinde bir hikayedir ancak son bölümde Mahur Beste Hakkında Behçet Bey'e Mektup yazar ile kahramanın yüzleşmesi bakımından farklı bir nitelikte...
Serinin diğer kitaplarını bitirdikten sonra tekrar Mahur Beste'nin kapısını çalacağımı düşünüyorum. Eksik parçaları böyle tamamlamış olurum.

Zaman ve Rüyanın belini bükmeye çalışan ya da ona teslim olan ya da cebelleşen yazara hayranlık her eserden sonra artarak devam ediyor. Diğer kitaplarını okumak için sabırsızlanmaya başladım. Siz de geç kalmayın... Keyifli okumalar... Ahmet Hamdi Tanpınar
...bu tek adam, bu otuz (82) milyona göz açtırmıyor. Bütün hayat hakkını gasp etmiş...
...Kimse itiraz edemez. Hepimiz onun nasıl bu memleketi yıktığını biliyoruz.
Sarayın etrafındaki beş on kişi hariç, ordu, memur, halk, herkes, onu düşünüyor. Onun fenalıklarını saya saya cezbeye geliyoruz.
"Cahilsin; okur, öğrenirsin. Gerisin; ilerlersin. Adam yok; yetiştirirsin, günün birinde meydana çıkıverir. Para yok; kazanırsın. Her şeyin bir çaresi vardır. Fakat insan bozuldu mu, bunun çaresi yoktur."
Ahmet Hamdi Tanpınar
Sayfa 91 - Garip Bir İhtilâlci

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Mahur Beste
Baskı tarihi:
Mart 2019
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759955755
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
Baskılar:
Mahur Beste
Mahur Beste
Mahur Beste'de Tanpınar'ın Huzur ve Sahnenin Dışındakiler adlı romanlarında önemli bir motif olan "Mahur Beste" teması önemli bir yer tutar. Eser, acı bir aşk hikâyesinin klasik musiki kalıplarıyla soyutlanmasıdır. Tanpınar, klasik Türk musikisini medeniyetimizin özlü bir yansıması olarak kabul eder. Tanpınar'ın diğer eserlerinde de görülen medeniyet meselesi, büyük bir ağırlıkla bu eserinde de ele alınır. Mahur Beste, Tanzimat sonrasında toplum hayatımızın her yönüne yansıyan değişim ve başkalaşımın yansıtıldığı ve her fırsatta tartışıldığı bir roman özelliğindedir.

Kitabı okuyanlar 1.781 okur

  • Büşra Solmaz
  • • Emine •
  • Elif aşkan
  • Berkay Güneş
  • Mehmet Yıldız
  • Erdem Bayzit
  • Esra "ENDLESS"
  • Elif
  • Yiğit Poyraz
  • Onur MOCU

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.6
14-17 Yaş
%2.8
18-24 Yaş
%27.2
25-34 Yaş
%41.1
35-44 Yaş
%15
45-54 Yaş
%5.6
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%2.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%57.2
Erkek
%42.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%19.8 (96)
9
%20.4 (99)
8
%26 (126)
7
%13.8 (67)
6
%8.2 (40)
5
%2.5 (12)
4
%1 (5)
3
%0.6 (3)
2
%0.4 (2)
1
%0

Kitabın sıralamaları