Mahur Beste

8,4/10  (71 Oy) · 
306 okunma  · 
72 beğeni  · 
4.167 gösterim
Mahur Beste'de Tanpınar'ın Huzur ve Sahnenin Dışındakiler adlı romanlarında önemli bir motif olan "Mahur Beste" teması önemli yer tutar. Mahur Beste, acı bir aşk hikayesinin klasik musiki kalıplarıyla soyutlanmasıdır. Tanpınar, klasik Türk musikisini medeniyetimizin özlü bir yansıması olarak kabul eder. Mahur Beste'de Tanpınar'ın diğer eserlerinde de görülen medeniyet meselesi büyük bir ağırlıkla ele alınır.
  • Baskı Tarihi:
    Mart 2016
  • Sayfa Sayısı:
    156
  • ISBN:
    9789750802144
  • Yayınevi:
    Dergah Yayınları
  • Kitabın Türü:
Murat Sezgin 
 15 Tem 2017 · Kitabı okudu · 2 günde · Beğendi · 8/10 puan

Söze “keşke önceden okusaymışım, böyle bir yazarı neden bu kadar bekletmişim” gibi bir cümleyle pişmanlığımdan dem vurmak yerine “iyi ki okumak için beklemişim ve iyi ki başlangıç olarak bu kitabını seçmişim ” gibi içimde şaşaalar koparan hodbin şansımı belirten bir cümleyle başlamanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Kitabı okumadan önceki süreçle, gerek okurken, gerek de okuduktan sonraki süreç zihnimde köprüye benzemeyen bir köprü oluşturdu. Kitabı okumadan önce ismini ne zaman duysam ya da kapağa bakıp ismini görsem istemsiz olarak, ne için söylendiği ya da kime ithaf edildiği hiç alakadar etmiyor, aklıma “O mahur beste çalar, biz Müjgan’la ağlaşırız” dizeleri gelip kulaklarımı dövüp durdu. Bu garipliğin ilk köprü ayağı. İkincisi insana daha mantıklı geliyor. Ahmet Hamdi’nin cümlelerini okurken “Allah Allah, ben bu cümleleri nerede okudum acaba” deyip durdum. Meğer bu tarz cümleleri başka Türk yazarlardan okumuşum ben, Ahmet Hamdi Tanpınar okuyup da ondan etkilenen Türk yazarlardan. İşte böylece de o garip köprü kurulmuş oldu. Tasavvur etmesi bile garip.

Kitabı okuduktan sonra bahsedecek çokça konunun olduğunu belirtmek isterim. Öncelikle kitabın ele alındığı dönemden(Abdülhamid Dönemi) bahsedebilirsiniz, ele alınan karakterlerin derinlemesine anlatılmasından bahsedebilirsiniz, Tanzimat sonrası adeta yazarların kalemlerini birbirine vurdurmuş olan medeniyet meselesinden, neden daha fazla musikinin içerisine girilmediğinden, kitabın ismi ile cümlelerin altından sessizce sızan musiki havasının birbirleriyle ilişkili olup olamayacağından, kitabın neden yarım bırakıldığından, şayet kitabın devam edilip bitirilmesi halinde ortaya konan eserden ne gibi farklarının olacağından falan filan bahsedebilirsiniz. Konu çok. Kitap Behçet Bey adında bir adamın yarı uykulu halinde kafasından geçirdiği şeylerin anlatılmasıyla başlıyor. Eşinden, ailesinden, hobilerinden, nasıl bir kişiliği olduğundan gibi. Yani kısaca yazar tarafından Behçet Bey’in öztanıtımı geçiliyor. Anlatım tarzı baştan başlayarak çok hoşuma gitti ki, bunda Tanpınar’ın kurduğu cümlelerin ve insanı tasvir etme yeteneğinin büyük payı var. İlk bölümde Behçet Bey’in evine Pazartesi sabahı geleceği söylenen Cavide diye genç bir kızdan bahsediliyor. İkinci bölümde Behçet Bey ile Cavide’nin görüşmesinden bahsedileceğini düşünürken Behçet Bey’in babası anlatılmaya başlatıldı. Üçüncü bölüm oldu hala Cavide ortalıkta yok. İlerleyen bölümlerde kimlerin kimlerin hayatını öğrendim ki aklımdan uçup gitti o kızın gelip gelmemesi. Size şuan basit geliyor olabilir ama neredeyse adı geçen her karakterin hayatı anlatılıyor. Tabii, aralarda Behçet Bey’in hayatından, kişiliğinden, insanların hakkında ne düşündüğünden bahsediliyor. Bir ara iyice, bir yol problemi kişilere nasıl uyarlanabilir acaba Tanpınar onu mu denemek istemiş diye düşündüm. Şöyle ki: “A kişinin halet-i ruhiyesini anlatarak yola çıkan Ahmet Hamdi B kişinde durarak onunla ilgilendikten sonra C kişine geliyor. Burada diğer kişilerde kat edilen yolun yorgunluğunu atmak için mola verip bulunduğu yeri anlatıyor, moladan sonra D kişine geçiyor, sonra EFGH... diye devam ediyor…” sorunun devamını getirmek isterdim ama kitap yarıda kesiliyor. Devam ettiği yere kadar edebi olarak çok keyif aldım. Kitabı bitirdikten sonra keşke dediğim tek şey kitabın biraz daha devam etmesiydi. Ama yine de bu durumu bir okur için şans sayıyorum çünkü kitabın bittiği yerde tadı damağınızda kalıyor. Devamı elbet gelir.

İlk okuduğum Ahmet Hamdi Tanpınar kitabı olduğu için daha fazla yazacak bir şeyim kalmadı. Bu kitapta çok beklenti içine girdim ne zaman asıl meseleye gelecek bu adam yahu diyerek. Ama içimden de hep daha da uzatmasını isteyip durdum. İstediğimi de bir nevi almış oldum kitaptan. Tanpınar’ın kurduğu cümlelerin, insanın içini analiz eden bakış açısının(hatta kitabı okurken kullandığım ayracın üstünde “Okunacak en büyük kitap insandır” sözü vardı. Tanpınar bu işi gayet iyi yapmış bana göre), musikiyi bir meta haline getirip okura yansıtmasının gücünü Mahur Beste’de gördüm. Büyük yazarların büyük kitaplarını artık eskisi gibi en önce değil birkaç kitabını okuduktan sonra okumaya dikkat ediyorum. Sanırım Ahmet Hamdi Tanpınar’da da bu böyle olacak. Romanlarını Sahnenin Dışındakiler, Huzur ve Saatleri Ayarlama Enstitüsü sırasıyla okumayı düşünüyorum. Ya da Huzur ile Saatleri Ayarlama Enstitüsü yer değişebilir henüz karar vermedim. Net olarak karar verdiğim şey ise ben kitap okumasını gerçekten seviyorum diyen birinin Tanpınar’ı okuması gerektiğidir. İyi okumalar.