Adı:
Ateşten Gömlek
Baskı tarihi:
Şubat 2016
Sayfa sayısı:
250
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750723216
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Ateşten Gömlek, cepheden, romanda anlatılan kişilerle omuz omuza yaşamış birinden gelen bir yapıt. Kurtuluş Savaşı’nın ateşten gömleğinin içinden çıkmış bir roman. Halide Edib Adıvar, her birini yakından tanıdığı roman kişilerini, yani silah arkadaşlarını içtenlikle, çağına ve yaşanan acı olaylara sorumlulukla tanıklık ederek anlatıyor. Bağımsızlık savaşımızı bütün gerçekliği ve canlılığıyla anlatan belki de en önemli roman, Ateşten Gömlek.

İhtilal ve isyan günlerinden beri koza, kurt, kelebek devirleri tetkik edilen mahlûkat gibi Sakarya silâh arkadaşlarımın "Ateşten Gömlek"te birkaç solgun aksini İstanbul, ihtilal ve ordu günlerinden alıp kâğıt üstüne koymaya çalıştım. İstediğim gibi olmadığı için silâh arkadaşlarımdan af dilemek isterdim. Bize onlar ilham ettiler.
HALİDE EDİB ADIVAR
Kitap hakkında uzun bir inceleme yazacağım, kitabı okumadan önce okumayınız. Umarım canınızı sıkmadan, beni çok etkileyen bu roman üzerine uzun bir inceleme yazacağım.

Halide Edip Adıvar'ın Kurtuluş Savaşı yıllarında orduda onbaşı rütbesiyle gönüllü olarak görev yaparken yazdığı Ateşten Gömlek, okuyucunun, özellikle bir Türk okuyucunun, heyecanla okuyacağı, sürükleneceği ve kıpır kıpır olacağı bir roman . Kitabın ön sözünde Yakup Kadri'ye yazdığı açık mektupta belirttiği gibi aslında Yakup Kadri'nin tasarısı olan Ateşten Gömlek ismini o kadar beğeniyor ki kendi romanına da bu adı koymak istediğini söylüyor. Bu açık mektupta ayrıca bu iki Ateşten Gömlek 'i zaman eğer söndürüp atmazsa Türk romanları arasında aynı isimde iki kurtuluş romanı olacağını ve belki elli sene sonra raflarda yan yana oturacağını ve uzak Türk gençliğini harlayacağını, yüksek umutlarla belirtiyor.

Yazar, romanda ilginç bir anlatım tekniği kullanmış, hastanede iki bacağını savaşta kaybetmiş Peyami'nin hatıra defterinden ve anılarından dinliyoruz olayları. Silik, cansız bir Hariciye memuru iken tanıdığı birkaç insan "sayesinde" nasıl ateşten gömleği giydiğine tanık oluyoruz. Aslında olayın kahramanlarının onlar olduğunu, kendisinin ise yalnızca onların arasında bulunduğunu ve kendi hayatının da onların hikayesiyle başladığını söylüyor bize. Etkileyici bir girişe sahip roman beni daha ilk cümlelerden heyecanlandırmayı başardı. Annesi bir şişli hanımı olan Peyami, annesinin onu uzak akrabaları olan Ayşe adında bir köylü kızıyla evlendirme ısrarı üzerine Peyami'nin yurdun karışıklığından da faydalanıp yurtdışına kaçması ve geri döndüğünde Ayşe'nin abisi Cemal' ile iyi ilişkiler kurmasıyla başlar hikayemiz. Cemal Peyami ile savaş konuşurken, İzmir'de evli ve çocuklu olan Ayşe'nin ailesinin öldürülmesi ve Ayşe'nin kendisinin de yaralanması üstüne İstanbul'a gelişiyle harlanır olaylar. Bir savaş gazisi görülen Ayşe gözlerindeki ateş ve intikam hırsı gençleri arkasına alarak İzmir'in Kurtuluşu simgesine dönüşür. Birlik beraberlik sanki o zamana dek bir işaret bekliyormuş gibi oluşur ve İstanbullu gençler Anadolu'nun kurtuluşu için gözlerini karartıp yollara düşlerler. Peyami bu anıları anlatırken ara ara kendi zamanına döner ve kafatasında olan merminin ameliyatla alınacağını, bundan biraz tedirgin olduğu belirtir ve hafızasını yitirmekten de korkuyordur. Sathı müdafaya geçen Türk milleti, komutanların da katılımıyla bir kurtuluş savaşı başlatır. Peyami' de İhsan , Cemal ve Ayşe ile bu savaşın içindedir. Anılarının sonunda hepsi ölür ve Peyami'de anlatmaya son verip girdiği ameliyatta hayatını kaybeder. Doktorlar ameliyatta sayıklayan Peyami'nin bağırdığı isimleri araştırırlar fakat ne İhsan adında bir komutan ne de Ayşe adında bir kadının varlığına dair en ufak bir bilgi bile bulamazlar. Halide belki de yaşananları bir kabus gibi gördüğü için böyle bir final yapmıştır.

Halide Edip Adıvar bu olayları Peyami'nin hatıra defterinden bize o kadar ustaca kurgulayıp anlatmış ki yaşanmış bir gerçeğe ek olarak, harika bir roman görüyoruz. Karakterleri bize Peyami'nin anı defterinden tanıtırken karakterlerin nasıl öldüğünü öğreniyoruz. Biz artık öleceğini bildiğimiz karakterlerin hikayesini dinliyoruz. Sonunu bildiğimin bu karakterler, bizim onların peşinden gitmemize engel olmuyor. Bu kurgu biçimini bir de Gabriel Garcia Marquez' in " Kırmızı Pazartesi" adlı kısa romanında görmüştüm. Orda da hoşuma gitmişti fakat bu romandan sonra kimin daha yaman bir yazar olduğunu kendimce çok net bir biçimde anladım. Bu eşi benzerine rastlamadığım güçlü eser üzerine çokça düşündüm, kıyasladım. Bu roman ancak keskin bir zeka, yoğun bilgi birikimi ve hepsinden daha önemlisi savaşın içinde, ölülerin arasında, vatan için gözünü karartmış, her şeyi geride bırakıp hayatının sadece bir amaçta birleştirmiş ve bunun uğruna savaşmış olmanın verdiği tutku ile yazılabilirdi ve bu yüzden okuduğum diğer tüm romanlardan daha güçlü ve samimi geldi bana. Hatta " daha " demek yanlış olur, bu roman kıyaslanacak bir eser değil. İçinde bir insanlık var çünkü. Zaten bir eser bir şey anlatıyorsa, sahibinin anlattığı şeyi yaşaması gerekir diye düşünüyorum. Büyük bir sanat eseri oluşturmanın bence ilk şartı budur. Bu eserin yaşanmışlığı ise büyük bir gerçektir. Bir vatan kurtuluşu , bir çocuğun silah tutuşu, halktan yaşlı, genç herkesin giydiği ateşten gömlek... Bunlar kumar borcu yaşanmışlığına benzemeyen şeyler. Üstelik savaş henüz devam ederken yazılmış. Çok fazla edebiyat yapmak istemiyorum ama resmen mürekkep kandanmış. Tüm bunların yanında ustaca kurgulanıp, şairane diyalogları da ekleyince olağanüstü bir iş olmuş. Sadece savaştan bahsedilmemiş, bu karmaşanın ve zorluğun içinde bizi sürükleyen karakterlerin insanoğlu olduğunu unutturmayacak bir aşk hikayesi de var. Üstelik baş karakter Peyami'nin tüm olaylar gibi bu olaya da yalnızca bir gözlemci gibi. Romanda yer alan her karakterin kendi sorunları, kendi istekleri var fakat hepsinin de bir ortak amacı var ,o da kurtuluş. Mesela baş karakter Peyami iki bacağını kaybetmekten yakınmıyor, sadece yoldaşlarının onu bu halde göremediği için, kendisinin de onlar gibi bu mücadelede yer aldığını, ateşten gömleği giydiğini, pasif bir hariciye memuru olmadığını kanıtlamadan öldükleri için üzülüyor. Yani her karakterin psikolojik boyutları da ustaca ele alınmış. Romanın çok yönlülüğünü vurgulamak için şöyle bir alıntı yapmak istiyorum.

"Allah kalbimi olduğu gibi görüyor. Ben, demir gibi şeref ve haysiyete bağlı asker utanmadan itiraf ederim ki,o bir gün bana “muharebeden kaç! ”diyeydi, beş dakika sonra beynimi kendi elimle parçalamak şartıyla o söyledi diye hattı-harbı terk ederdim." Syf. 110

Sonuç olarak yüce gönülden çıkma yüce bir roman olmuş. Bu romandan çok etkilendim ve Halide Edip Adıvar'ı merak edip biraz daha araştırdım, araştırdıkça daha da etkilendim. Hemen Sinekli Bakkal adlı romanını da okudum ve ustalığına tamamen inandım. Böyle bir gerçeği fark ettiğim, böyle bir yazarı daha iyi tanıdığım için şanslı hissediyorum.
İnceleme yazısı yazmayı beceremediğim için inceleme yapmayacağım diye bir karar almıştım ki bu kitabı okuyana kadar.
Kurtuluş Savaşımızın ilk romanı olma özelliğini taşımakta ve 1922'den belli kütüphanelerimizde yerini almaktadır.
Halide hanımın okuduğum ilk kitabı iyi ki bu kitapla başlamışım dedim ve neden bu kadar geç kalmışım diye de kızdım kendime.
İçinde bulunduğu ortamı o kadar güzel analiz etmiş ve bunu bize o kadar güzel yansıtmış ki... Dilinin ağır olması bile kitabın akıcılığını bozamıyor.
Vatan aşkının yanı sıra İhsan beyin Ayşe hanıma olan aşkı gözlerimi doldurdu.
Okumalı ve okutmalıyız.
  • Kiralık Konak
    7.8/10 (468 Oy)370 beğeni2.523 okunma188 alıntı8.939 gösterim
  • Mai ve Siyah
    7.9/10 (545 Oy)518 beğeni2.578 okunma253 alıntı13.292 gösterim
  • Aşk-ı Memnu
    7.9/10 (370 Oy)331 beğeni2.204 okunma111 alıntı9.062 gösterim
  • Araba Sevdası
    6.9/10 (584 Oy)445 beğeni3.397 okunma164 alıntı12.535 gösterim
  • Yaban
    8.2/10 (1.120 Oy)981 beğeni5.391 okunma423 alıntı15.545 gösterim
  • Savaş ve Barış
    8.7/10 (663 Oy)699 beğeni2.723 okunma606 alıntı20.903 gösterim
  • Madame Bovary
    7.7/10 (729 Oy)588 beğeni3.467 okunma439 alıntı20.980 gösterim
  • Yaprak Dökümü
    8.0/10 (831 Oy)709 beğeni5.103 okunma232 alıntı13.871 gösterim
  • İntibah
    7.6/10 (704 Oy)564 beğeni3.871 okunma454 alıntı12.756 gösterim
  • Osmancık
    8.4/10 (594 Oy)538 beğeni2.375 okunma274 alıntı11.571 gösterim
Epeyce ses getiren filmin bir sahnesinde; komutan, gece üç-beş nöbetinde uyuya kalan askere en karizmatik sesiyle bağırıyordu: “ Sen uyursan herkes ölür…”

Bu kitap da sanki bize bağırıyor: “ o rahmetlilerden sadece biri bile savaşa katılmasaydı, bu vatan ölürdü…”

Kaybedilmesi “mantıklı” ve “ realist” zihinlerde kesin gözüyle bakılan bir savaşa koşa koşa giden , “mantıksız”, “hayalperest” ve dibine kadar duygusal atalara sahip olduğumuz için ne kadar şanslı olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyor.

Ve son olarak aşktan bahsediyor, Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşine inat; zaman, koşul, mekan tanımayan, en minöründen en majörüne, her daim hep önde olan aşktan…

Cebren okutunuz efenim…
Kurtuluş Savaşının ilk romanı...
Nereden nasıl başlasam bilemiyorum. Kitapla birlikte ben de bittim. Halide teyzem o nasıl bir içtenliktir. Kitabı bizzat yaşadım resmen.

Kitabın baş karakteri Peyami, kurtuluş savaşı sürecini kendi ağzından, bir hastane odasındayken yazarak anlatıyor.
Olaylar Ayşe adında İzmirli bi hemşirenin etrafında gelişiyor.
Bizzat içinde bulunduğu savaş zamanlarını karakterlerle birlikte yaşadım. Fazlasıyla etkileyici oldu benim için. Hâla okumayan varsa lütfen okuyun.

"Arkamdan bütün koğuş gürleyerek devam etti: 'Senin için ey sancağımız, güle güle kurban oluruz.'"

Biz onlara çok şey borçluyuz. Bu Cumhuriyet kolay kurulmadı.
Belki kitapta biraz fazlaca bilmediğimiz kelimeler çıkabiliyor ama eğer kendi yazarlarımızı tanımak, okumak, o dönemlere şahitlik etmek istiyorsak, zamanla üstesinden daha kolay gelebileceğimiz bu kelimeleri öğrenmeliyiz. Zira yazarlarımız olsun, tarihimiz olsun her yönüyle okunmayı hak ediyorlar. "Ateşten gömlek" gerek vatan gerekse aşk uğruna, her yönüyle tam bir mücadele örneği. Bu kitap, bugün yaşadığımız bu toprakların bedelini ödeyenlerin, kanlarıyla yazılmış hikayesidir.
Ateşten Gömlek romanı, İzmirli Ayşe etrafında, Anadolu’da, önce çetelerle başlayan, sonra düzenli ordu ile devam eden ve zaferle sonuçlanan Türk Kurtuluş savaşının hikâyesini anlatıyor. Okumanızı tavsiye edrim :-) :-)
" İçimi dökeceğim bir Sakarya kaldı; asıl facia ve son perde..."
Asıl facia, son perde Kurtuluş Savaşı...

Anadolu cayır cayır yanıyordu... Her kafadan, her topluluktan ayrı bir ses: Padişah!.. Hilâfet!.. İngiliz Mandası!.. Amerikan Mandası!..

Hiçbiriyle yetinmeyip yaralarını geçici merhemlerle dindirmek yerine kanata kanata istiklâl merhemi için koştu şehitlerimiz, gazilerimiz. Destekçileri az, köstekçileri çoktu. Kimine göre hayalperest kimine göre deliydiler ama onlar özgürlüğe susuz kalmış, vatanını ölümüne seven neferlerdi... Esirliğin yanında göğüste açılan yaranın, kopan kolun, kesilen ayağın lafı bile olmadı. Düşman Anadolu'nun göğsüne bayrağını saplamışken alınan yarım nefes yaşatır mı bu aziz milleti, düşmanın bayrağının gölgesi altında serinler mi yanan yürekler?.. Bağımsızlık hasreti ekmekleri, intikam hırsı katıkları oldu, inançlarıyla ferahlattılar yüreklerini. Etten tepelere diktiler yine de yere değdirmediler sancağımızı.
Anadolu'nun sırtına geçirilen bu ateşten gömleği kendilerini kül ederek soydular.
Bu vatanın bir karışı için şehit olanlara ne yapsak ne söylesek kâfi gelir şimdi?..
Ruhunuz şad olsun!

Halide hanım şehitlerimize olan minnetini Kurtuluş'umuzun ilk romanını yazarak sunmuş. Savaşın içinde yer alan yazarımız henüz savaş bitmeden sıcağı sıcağına kaleme alıyor romanını. Peyami'nin notlarıyla, mektuplarıyla aktarıyor bize o zorlu mücadeleyi. Yağmur gibi inen mermileri, patlayan gülleleri, yaralıların iniltilerini, Allah Allah nidalarını... Yazar, İzmir ile tutuşan Ayşe'yi, Ayşe'nin sevdası ile yanan Peyami ve İhsan'ın daracık aşk üçgeni içinde sıkışan yüreklerinin üzerinden cephede yaşananları ve cephe arkasındaki acı izleri gösteriyor. Cephe arkasında kalan insanı duygular da yerli yerince duruyor tabi. Aşk, kıskançlık, dostluk...
Vatan sevgisinden ziyade beşeri aşkla yanan yüreklerin daha baskın çıkıyor olması, İzmir'i Ayşe için kurturmaya çalışmaları beni birazcık hayal kırıklığına uğrattı. Mehmet Çavuş'un, Kezban'ı kıskanmasıyla nefret ettiği hilafet tarafına geçmesi, İhsan gibi yiğit bir komutanın Ayşe savaşı bırak gel dese kafamı ezer yine gelirim, demesini yazarın aşkı daha üstün tutmasını kabullenemedim.
Kurtuluşumuzun ilk romanından beklentim daha fazlaydı.
Romanın dili biraz ağır olup sık sık sözlüğe baksamda olaylardan kopmadan akıcı bir şekilde ilerledik.

Bu vatanın ne şartlarda kazanıldığını elbet biliyoruz ama tekrar tekrar hatırlamak gerekir ne de olsa insan "unutan" demekti.
Halide Edip’in Ateşten Gömlek’i TRT’de Ateşten Günler adıyla dizi olarak gösterilmişti. Ben o zamanlar 9-10 yaşlarımda idim. Romanı daha lise yıllarımda okumam lazımdı ve kabul ediyorum bu benim eksikliğimdir. Halide Edip’in başka kitaplarını okuduysam da Ateşten Gömlek’i okumak nasip olmamıştı.

Ateşten Gömlek, bende değişik duygular uyandırdı. Romanı okuduğum neredeyse bütün zaman diliminde ‘ağır işleyen ve bir tıkanıklık hissi veren’ bir roman olarak gördüm, düşündüm. Hatta sıkıldığımı dahi söyleyebilirim. Ancak ilginçtir, roman bittiğinde, özellikle de son bölümlerin de tesiriyle olsa gerek bir anda romanı beğendiğimi ve pek çok sahnesinin bende kalıcı bir etki oluşturduğunu fark ettim.

Tabii romanın esas özelliği Milli Mücadelenin ilk romanı olmasıdır. Öyle ki, roman bittiğinde henüz Milli Mücadele bitmemiştir bile. Bu nedenle muhteviyatında o tazeliği ve gerçeklik hissini de görmek pekala mümkün.

Halide Edip, İhsan ile Ayşe’nin sıra dışı aşklarına da yer verdiği romanını savaşta yaralanan ve iki bacağı da kesilmek zorunda kalan bir asker olan Peyami’nin ağzından vermektedir. Dönemin pek çok hadisesi ve kahramanı da romanda karşımıza çıkıyor. Yine romandaki Mehmet Çavuş karakteri dönemin iyilikle kötülük, kahramanlıkla hainlik arasında gidip gelen kişileri için iyi bir prototip olmuş.

Demem o ki, Ateşten Gömlek okuması biraz zormuş, sıkıcıymış gibi olan ama bittiğinde zihnimizde epeyce makes bulan bir roman.

Bir Milli Mücadele romanı…
Geçmiş yıllarda okuduğum bu kitabın incelemesini yapmak istedim.

Kurtuluş Savaşı döneminde yazılan ve bu mücadeleyi konu edinen ilk roman olarak yazıldığı dönemde de günümüzde de önem kazanmıştır.

Roman, İzmir’in işgali üzerine şehri kurtarmaya amaçlayan milli mücadele kuvvetlerinin hedeflerine nasıl ulaştığını anlatmaktadır.

İzmir’in işgali sırasında eşi ve çocuğu düşman tarafından öldürülen Ayşe, İstanbul’a akrabası Peyami’nin yanına gelir. İkisinin yanına Binbaşı İhsan da katılır ve Anadolu’ ya geçeip Kuvayi Milliye’ye hizmet etmeye başlarlar.
Kitabın karakterlerinden Peyami ve Binbaşı İhsan Ayşe’ye aşık olur. Bu aşk her ikisi için de ateşten bir gömleğe dönüşür... (Sonunu okuyacaklar için anlatmamam lazım)

Kitabı beğenmediğimi ifade edebilirim. Sanırım bu kitaptan beklentimin yüksek olmasıyla alakalı bir durumdur.
Ama asıl düşüncem;
Halide Edib Adıvar siyasi kimliğinden dolayı ne yazarsa yazsın okunacağına eminim. Bu kitabı başka biri yazmış olsaydı sanırım bu kadar çok ilgi görmezdi. Yani bilirsiniz, popüler olan veya siyasi bir grubun üyesi olan biri kitap satışı açısından pek az kaygılıdır.
Adıvar belli bir gruba mal edilmemiştir. Yani toplumumuz tarafından kendisine grupların üzerinde bir yer biçilmiş ama zaten bu durum onun yazarlık kısmını olduğundan daha değerli kılmıştır.

Bu kitapta insanın içine sinen şeyler ya da kitaba sahip çıkılmasını gerektiren şeyler "Kurtuluş Dönemi ve Mücadele"nin romana kattığı maneviyat (özgürlük, birlik beraberlik...) olması ve yerelliği temsil etmesidir benim için. Her ne kadar bu eserde yaşanan aşkların tarzı ve yazılan aşk sözleri "Batı Özentisi" veya hayranlığıyla yazılmış olduğunu hissettirse de...
Kurtuluş Mücadelesi'ne katılmış kahraman kadınlarımızdan Halide Edip'in ustaca bir kurguyla, harp devam ederken kaleme aldığı eser Ateşten Gömlek.
Yaşananlar harpte iki bacağını kaybeden Peyami'nin anı defterinden aktarılıyor bize.
Romanda kullanılan dil biraz ağır, bilinmeyen kelimeler çoğunlukta. Fakat bu kitabın akıcılığını bozmuyor.
Destansı bir kurtuluş mücadelesi...Top tüfek iniltilerine, savaşa aldırmadan süregelen aşk...
Kitabı okuyunca üzerinde yaşadığımız toprakların kolay kazanılmadığı bilincine bir kez daha varıyor insan.
Bugünümüzü ateşten gömleği hiç düşünmeden sırtına geçirenlere borçluyuz. Hepsini sevgi, saygı ve rahmetle anıyorum.
Halide Edib Adıvar kalemi ne kadar da ağır... Anlamını bilmediğim çokça sözcüklere yer verilmişti. Ya benim kelime hazinem çok zayıf, ya da hakikaten ilk cümlemde belirttiğim gibi kitabın dili fazla ağır... Osmanlıca kelimelerin, eski Türkçe ağırlıklı kelimelerin hakim olduğu bir romandır. Okurken çok sıkıntıya girdiğim ayrıca, en uzun sürede bitirebildiğim romandı. Fakat, Halide Edib Adıvar kalemini dili ağır da olsa okurum diyorsanız, savaş dönemini anlatan Ateşten Gömlek romanını okuyabilirsiniz.
Kullanılan dilin ağırlığı bilmediğim kelimelerin çokluğu sebebiyle maalesef içine giremedigim bilmediğim kelimelerin anlamına bakarken konudan uzaklaşıp gittiğim içinde kaybolduğum hala da kendimi bulamadığım bir kitap oldu benim için
Düşük bir puan verip kitabın ve yazarın hakkını yememek için puan vermedim ama bu kitap bana hitap etmedi
Ne zamana kadar kan, ne zamana kadar meşakkat! Ne zaman bu kadar mebzul akan genç kanı ve gözyaşına mukabil bir avuç toprağımız bize kalacak?
Halide Edib Adıvar
Sayfa 110 - Can Yayınları
Herkesin iradesi kendinden yüksek bir elde.kimse o ateş tarlasını nasıl geçecegini düşünmüyor.her kütle orada bir defa karışıyor,açılıyor,bağlanıyor,birşeyler oluyor,sırtların diplerinden kaybolup gidiyorlar.
"-Çanakkaleye bunlar girmesin diye saatte on bin Türk'ün şehit düştüğü harpler yaptik, dedi."

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ateşten Gömlek
Baskı tarihi:
Şubat 2016
Sayfa sayısı:
250
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750723216
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Ateşten Gömlek, cepheden, romanda anlatılan kişilerle omuz omuza yaşamış birinden gelen bir yapıt. Kurtuluş Savaşı’nın ateşten gömleğinin içinden çıkmış bir roman. Halide Edib Adıvar, her birini yakından tanıdığı roman kişilerini, yani silah arkadaşlarını içtenlikle, çağına ve yaşanan acı olaylara sorumlulukla tanıklık ederek anlatıyor. Bağımsızlık savaşımızı bütün gerçekliği ve canlılığıyla anlatan belki de en önemli roman, Ateşten Gömlek.

İhtilal ve isyan günlerinden beri koza, kurt, kelebek devirleri tetkik edilen mahlûkat gibi Sakarya silâh arkadaşlarımın "Ateşten Gömlek"te birkaç solgun aksini İstanbul, ihtilal ve ordu günlerinden alıp kâğıt üstüne koymaya çalıştım. İstediğim gibi olmadığı için silâh arkadaşlarımdan af dilemek isterdim. Bize onlar ilham ettiler.
HALİDE EDİB ADIVAR

Kitabı okuyanlar 2.464 okur

  • Hilal yeşiloğlu
  • Pınar Kuş
  • Melek
  • Hasan Yıldırım
  • Esengül
  • Nergiz
  • Binnaz Kara
  • Esma tepe
  • by.rendes
  • Nehir Demir

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%4.3
14-17 Yaş
%9.5
18-24 Yaş
%24.1
25-34 Yaş
%26.9
35-44 Yaş
%20.7
45-54 Yaş
%10
55-64 Yaş
%2.1
65+ Yaş
%2.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.5
Erkek
%26.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.4 (126)
9
%16.7 (83)
8
%23.3 (116)
7
%15.1 (75)
6
%9.9 (49)
5
%3.8 (19)
4
%2.4 (12)
3
%1.8 (9)
2
%0.4 (2)
1
%1.2 (6)

Kitabın sıralamaları