Adı:
Ateşten Gömlek
Baskı tarihi:
Mart 2014
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750707759
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınevi
Baskılar:
Ateşten Gömlek
Ateşten Gömlek
Ateşten Gömlek
Ateşten Gömlek
Ateşten Gömlek
Kurtuluş Savaşı’nın en hararetli günlerinden birinde Halide Edib, Yakup Kadri’yle yaptığı bir söyleşide, onun “Ateşten Gömlek” adlı bir roman yazacağını öğrenir. O sözü duyduğu andan itibaren Ana­dolu’ya bakarken, Anadolu’yu hissederken sadece “ateşten gömlek” der. İki ay içinde bitirdiği romanı Ateşten Gömlek, bir Kurtuluş Savaşı destanıdır:

Anadolu’nun, yalçın kayalar gibi, insanın kafasına, suratına, âdeta maddî bir acı ile çarpan hayatına girdiğim zaman onu yadırgamamıştım. Göçmüş bir harabe ile kanlar içinde doğan taze şeyi bu emsalsiz ve ıssız ‘dekor’ içinde göreceğimi biliyor gibiydim. Bana öyle geldi ki millet de ben de hep bu günü hazırlamak için geçirdiğimiz şeyleri geçirmişiz ve mazimin hep bu günü anlayan bir manâsı varmış. Yalnız bu duyduğum şeylerin en renksiz gölgelerini bile sanata sokmaya ne arzum, ne de kâbiliyetim vardı. Dağının, çölünün, ovasının, muztarib insanlarının; hepsinin içindeki Anadolu, damarlarımda daraban ediyordu.
250 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
Kitap hakkında uzun bir inceleme yazacağım, kitabı okumadan önce okumayınız. Umarım canınızı sıkmadan, beni çok etkileyen bu roman üzerine uzun bir inceleme yazacağım.

Halide Edip Adıvar'ın Kurtuluş Savaşı yıllarında orduda onbaşı rütbesiyle gönüllü olarak görev yaparken yazdığı Ateşten Gömlek, okuyucunun, özellikle bir Türk okuyucunun, heyecanla okuyacağı, sürükleneceği ve kıpır kıpır olacağı bir roman . Kitabın ön sözünde Yakup Kadri'ye yazdığı açık mektupta belirttiği gibi aslında Yakup Kadri'nin tasarısı olan Ateşten Gömlek ismini o kadar beğeniyor ki kendi romanına da bu adı koymak istediğini söylüyor. Bu açık mektupta ayrıca bu iki Ateşten Gömlek 'i zaman eğer söndürüp atmazsa Türk romanları arasında aynı isimde iki kurtuluş romanı olacağını ve belki elli sene sonra raflarda yan yana oturacağını ve uzak Türk gençliğini harlayacağını, yüksek umutlarla belirtiyor.

Yazar, romanda ilginç bir anlatım tekniği kullanmış, hastanede iki bacağını savaşta kaybetmiş Peyami'nin hatıra defterinden ve anılarından dinliyoruz olayları. Silik, cansız bir Hariciye memuru iken tanıdığı birkaç insan "sayesinde" nasıl ateşten gömleği giydiğine tanık oluyoruz. Aslında olayın kahramanlarının onlar olduğunu, kendisinin ise yalnızca onların arasında bulunduğunu ve kendi hayatının da onların hikayesiyle başladığını söylüyor bize. Etkileyici bir girişe sahip roman beni daha ilk cümlelerden heyecanlandırmayı başardı. Annesi bir şişli hanımı olan Peyami, annesinin onu uzak akrabaları olan Ayşe adında bir köylü kızıyla evlendirme ısrarı üzerine Peyami'nin yurdun karışıklığından da faydalanıp yurtdışına kaçması ve geri döndüğünde Ayşe'nin abisi Cemal' ile iyi ilişkiler kurmasıyla başlar hikayemiz. Cemal Peyami ile savaş konuşurken, İzmir'de evli ve çocuklu olan Ayşe'nin ailesinin öldürülmesi ve Ayşe'nin kendisinin de yaralanması üstüne İstanbul'a gelişiyle harlanır olaylar. Bir savaş gazisi görülen Ayşe gözlerindeki ateş ve intikam hırsı gençleri arkasına alarak İzmir'in Kurtuluşu simgesine dönüşür. Birlik beraberlik sanki o zamana dek bir işaret bekliyormuş gibi oluşur ve İstanbullu gençler Anadolu'nun kurtuluşu için gözlerini karartıp yollara düşlerler. Peyami bu anıları anlatırken ara ara kendi zamanına döner ve kafatasında olan merminin ameliyatla alınacağını, bundan biraz tedirgin olduğu belirtir ve hafızasını yitirmekten de korkuyordur. Sathı müdafaya geçen Türk milleti, komutanların da katılımıyla bir kurtuluş savaşı başlatır. Peyami' de İhsan , Cemal ve Ayşe ile bu savaşın içindedir. Anılarının sonunda hepsi ölür ve Peyami'de anlatmaya son verip girdiği ameliyatta hayatını kaybeder. Doktorlar ameliyatta sayıklayan Peyami'nin bağırdığı isimleri araştırırlar fakat ne İhsan adında bir komutan ne de Ayşe adında bir kadının varlığına dair en ufak bir bilgi bile bulamazlar. Halide belki de yaşananları bir kabus gibi gördüğü için böyle bir final yapmıştır.

Halide Edip Adıvar bu olayları Peyami'nin hatıra defterinden bize o kadar ustaca kurgulayıp anlatmış ki yaşanmış bir gerçeğe ek olarak, harika bir roman görüyoruz. Karakterleri bize Peyami'nin anı defterinden tanıtırken karakterlerin nasıl öldüğünü öğreniyoruz. Biz artık öleceğini bildiğimiz karakterlerin hikayesini dinliyoruz. Sonunu bildiğimin bu karakterler, bizim onların peşinden gitmemize engel olmuyor. Bu kurgu biçimini bir de Gabriel Garcia Marquez' in " Kırmızı Pazartesi" adlı kısa romanında görmüştüm. Orda da hoşuma gitmişti fakat bu romandan sonra kimin daha yaman bir yazar olduğunu kendimce çok net bir biçimde anladım. Bu eşi benzerine rastlamadığım güçlü eser üzerine çokça düşündüm, kıyasladım. Bu roman ancak keskin bir zeka, yoğun bilgi birikimi ve hepsinden daha önemlisi savaşın içinde, ölülerin arasında, vatan için gözünü karartmış, her şeyi geride bırakıp hayatının sadece bir amaçta birleştirmiş ve bunun uğruna savaşmış olmanın verdiği tutku ile yazılabilirdi ve bu yüzden okuduğum diğer tüm romanlardan daha güçlü ve samimi geldi bana. Hatta " daha " demek yanlış olur, bu roman kıyaslanacak bir eser değil. İçinde bir insanlık var çünkü. Zaten bir eser bir şey anlatıyorsa, sahibinin anlattığı şeyi yaşaması gerekir diye düşünüyorum. Büyük bir sanat eseri oluşturmanın bence ilk şartı budur. Bu eserin yaşanmışlığı ise büyük bir gerçektir. Bir vatan kurtuluşu , bir çocuğun silah tutuşu, halktan yaşlı, genç herkesin giydiği ateşten gömlek... Bunlar kumar borcu yaşanmışlığına benzemeyen şeyler. Üstelik savaş henüz devam ederken yazılmış. Çok fazla edebiyat yapmak istemiyorum ama resmen mürekkep kandanmış. Tüm bunların yanında ustaca kurgulanıp, şairane diyalogları da ekleyince olağanüstü bir iş olmuş. Sadece savaştan bahsedilmemiş, bu karmaşanın ve zorluğun içinde bizi sürükleyen karakterlerin insanoğlu olduğunu unutturmayacak bir aşk hikayesi de var. Üstelik baş karakter Peyami'nin tüm olaylar gibi bu olaya da yalnızca bir gözlemci gibi. Romanda yer alan her karakterin kendi sorunları, kendi istekleri var fakat hepsinin de bir ortak amacı var ,o da kurtuluş. Mesela baş karakter Peyami iki bacağını kaybetmekten yakınmıyor, sadece yoldaşlarının onu bu halde göremediği için, kendisinin de onlar gibi bu mücadelede yer aldığını, ateşten gömleği giydiğini, pasif bir hariciye memuru olmadığını kanıtlamadan öldükleri için üzülüyor. Yani her karakterin psikolojik boyutları da ustaca ele alınmış. Romanın çok yönlülüğünü vurgulamak için şöyle bir alıntı yapmak istiyorum.

"Allah kalbimi olduğu gibi görüyor. Ben, demir gibi şeref ve haysiyete bağlı asker utanmadan itiraf ederim ki,o bir gün bana “muharebeden kaç! ”diyeydi, beş dakika sonra beynimi kendi elimle parçalamak şartıyla o söyledi diye hattı-harbı terk ederdim." Syf. 110

Sonuç olarak yüce gönülden çıkma yüce bir roman olmuş. Bu romandan çok etkilendim ve Halide Edip Adıvar'ı merak edip biraz daha araştırdım, araştırdıkça daha da etkilendim. Hemen Sinekli Bakkal adlı romanını da okudum ve ustalığına tamamen inandım. Böyle bir gerçeği fark ettiğim, böyle bir yazarı daha iyi tanıdığım için şanslı hissediyorum.
250 syf.
·5 günde·Beğendi·10/10
İnceleme yazısı yazmayı beceremediğim için inceleme yapmayacağım diye bir karar almıştım ki bu kitabı okuyana kadar.
Kurtuluş Savaşımızın ilk romanı olma özelliğini taşımakta ve 1922'den belli kütüphanelerimizde yerini almaktadır.
Halide hanımın okuduğum ilk kitabı iyi ki bu kitapla başlamışım dedim ve neden bu kadar geç kalmışım diye de kızdım kendime.
İçinde bulunduğu ortamı o kadar güzel analiz etmiş ve bunu bize o kadar güzel yansıtmış ki... Dilinin ağır olması bile kitabın akıcılığını bozamıyor.
Vatan aşkının yanı sıra İhsan beyin Ayşe hanıma olan aşkı gözlerimi doldurdu.
Okumalı ve okutmalıyız.
  • Kiralık Konak
    7.9/10 (894 Oy)760 beğeni5.024 okunma692 alıntı18.145 gösterim
  • Sinekli Bakkal
    8.1/10 (976 Oy)978 beğeni5.743 okunma696 alıntı20.986 gösterim
  • Araba Sevdası
    7.1/10 (1.089 Oy)948 beğeni6.827 okunma495 alıntı28.448 gösterim
  • İntibah
    7.7/10 (1.593 Oy)1.350 beğeni8.545 okunma2.232 alıntı31.643 gösterim
  • Yaban
    8.2/10 (2.354 Oy)2.247 beğeni11.750 okunma1.764 alıntı36.447 gösterim
  • Mai ve Siyah
    8.0/10 (1.139 Oy)1.127 beğeni5.618 okunma1.627 alıntı34.133 gösterim
  • Eylül
    7.6/10 (1.783 Oy)1.716 beğeni9.967 okunma2.891 alıntı46.010 gösterim
  • Yaprak Dökümü
    8.0/10 (1.532 Oy)1.442 beğeni9.711 okunma668 alıntı26.376 gösterim
  • Madame Bovary
    7.7/10 (1.510 Oy)1.388 beğeni7.349 okunma2.416 alıntı45.315 gösterim
  • Kaşağı
    8.2/10 (1.033 Oy)914 beğeni8.009 okunma150 alıntı22.325 gösterim
250 syf.
·4 günde·8/10
Epeyce ses getiren filmin bir sahnesinde; komutan, gece üç-beş nöbetinde uyuya kalan askere en karizmatik sesiyle bağırıyordu: “ Sen uyursan herkes ölür…”

Bu kitap da sanki bize bağırıyor: “ o rahmetlilerden sadece biri bile savaşa katılmasaydı, bu vatan ölürdü…”

Kaybedilmesi “mantıklı” ve “ realist” zihinlerde kesin gözüyle bakılan bir savaşa koşa koşa giden , “mantıksız”, “hayalperest” ve dibine kadar duygusal atalara sahip olduğumuz için ne kadar şanslı olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyor.

Ve son olarak aşktan bahsediyor, Maslow’un İhtiyaçlar Hiyerarşine inat; zaman, koşul, mekan tanımayan, en minöründen en majörüne, her daim hep önde olan aşktan…

Cebren okutunuz efenim…
250 syf.
·9/10
Kurtuluş Savaşının ilk romanı...
Nereden nasıl başlasam bilemiyorum. Kitapla birlikte ben de bittim. Halide teyzem o nasıl bir içtenliktir. Kitabı bizzat yaşadım resmen.

Kitabın baş karakteri Peyami, kurtuluş savaşı sürecini kendi ağzından, bir hastane odasındayken yazarak anlatıyor.
Olaylar Ayşe adında İzmirli bi hemşirenin etrafında gelişiyor.
Bizzat içinde bulunduğu savaş zamanlarını karakterlerle birlikte yaşadım. Fazlasıyla etkileyici oldu benim için. Hâla okumayan varsa lütfen okuyun.

"Arkamdan bütün koğuş gürleyerek devam etti: 'Senin için ey sancağımız, güle güle kurban oluruz.'"

Biz onlara çok şey borçluyuz. Bu Cumhuriyet kolay kurulmadı.
250 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
" İçimi dökeceğim bir Sakarya kaldı; asıl facia ve son perde..."
Asıl facia, son perde Kurtuluş Savaşı...

Anadolu cayır cayır yanıyordu... Her kafadan, her topluluktan ayrı bir ses: Padişah!.. Hilâfet!.. İngiliz Mandası!.. Amerikan Mandası!..

Hiçbiriyle yetinmeyip yaralarını geçici merhemlerle dindirmek yerine kanata kanata istiklâl merhemi için koştu şehitlerimiz, gazilerimiz. Destekçileri az, köstekçileri çoktu. Kimine göre hayalperest kimine göre deliydiler ama onlar özgürlüğe susuz kalmış, vatanını ölümüne seven neferlerdi... Esirliğin yanında göğüste açılan yaranın, kopan kolun, kesilen ayağın lafı bile olmadı. Düşman Anadolu'nun göğsüne bayrağını saplamışken alınan yarım nefes yaşatır mı bu aziz milleti, düşmanın bayrağının gölgesi altında serinler mi yanan yürekler?.. Bağımsızlık hasreti ekmekleri, intikam hırsı katıkları oldu, inançlarıyla ferahlattılar yüreklerini. Etten tepelere diktiler yine de yere değdirmediler sancağımızı.
Anadolu'nun sırtına geçirilen bu ateşten gömleği kendilerini kül ederek soydular.
Bu vatanın bir karışı için şehit olanlara ne yapsak ne söylesek kâfi gelir şimdi?..
Ruhunuz şad olsun!

Halide hanım şehitlerimize olan minnetini Kurtuluş'umuzun ilk romanını yazarak sunmuş. Savaşın içinde yer alan yazarımız henüz savaş bitmeden sıcağı sıcağına kaleme alıyor romanını. Peyami'nin notlarıyla, mektuplarıyla aktarıyor bize o zorlu mücadeleyi. Yağmur gibi inen mermileri, patlayan gülleleri, yaralıların iniltilerini, Allah Allah nidalarını... Yazar, İzmir ile tutuşan Ayşe'yi, Ayşe'nin sevdası ile yanan Peyami ve İhsan'ın daracık aşk üçgeni içinde sıkışan yüreklerinin üzerinden cephede yaşananları ve cephe arkasındaki acı izleri gösteriyor. Cephe arkasında kalan insanı duygular da yerli yerince duruyor tabi. Aşk, kıskançlık, dostluk...
Vatan sevgisinden ziyade beşeri aşkla yanan yüreklerin daha baskın çıkıyor olması, İzmir'i Ayşe için kurturmaya çalışmaları beni birazcık hayal kırıklığına uğrattı. Mehmet Çavuş'un, Kezban'ı kıskanmasıyla nefret ettiği hilafet tarafına geçmesi, İhsan gibi yiğit bir komutanın Ayşe savaşı bırak gel dese kafamı ezer yine gelirim, demesini yazarın aşkı daha üstün tutmasını kabullenemedim.
Kurtuluşumuzun ilk romanından beklentim daha fazlaydı.
Romanın dili biraz ağır olup sık sık sözlüğe baksamda olaylardan kopmadan akıcı bir şekilde ilerledik.

Bu vatanın ne şartlarda kazanıldığını elbet biliyoruz ama tekrar tekrar hatırlamak gerekir ne de olsa insan "unutan" demekti.
250 syf.
·Beğendi·10/10
Belki kitapta biraz fazlaca bilmediğimiz kelimeler çıkabiliyor ama eğer kendi yazarlarımızı tanımak, okumak, o dönemlere şahitlik etmek istiyorsak, zamanla üstesinden daha kolay gelebileceğimiz bu kelimeleri öğrenmeliyiz. Zira yazarlarımız olsun, tarihimiz olsun her yönüyle okunmayı hak ediyorlar. "Ateşten gömlek" gerek vatan gerekse aşk uğruna, her yönüyle tam bir mücadele örneği. Bu kitap, bugün yaşadığımız bu toprakların bedelini ödeyenlerin, kanlarıyla yazılmış hikayesidir.
250 syf.
·17 günde·Beğendi·8/10
Ateşten Gömlek romanı, İzmirli Ayşe etrafında, Anadolu’da, önce çetelerle başlayan, sonra düzenli ordu ile devam eden ve zaferle sonuçlanan Türk Kurtuluş savaşının hikâyesini anlatıyor. Okumanızı tavsiye edrim :-) :-)
250 syf.
Halide Edip’in Ateşten Gömlek’i TRT’de Ateşten Günler adıyla dizi olarak gösterilmişti. Ben o zamanlar 9-10 yaşlarımda idim. Romanı daha lise yıllarımda okumam lazımdı ve kabul ediyorum bu benim eksikliğimdir. Halide Edip’in başka kitaplarını okuduysam da Ateşten Gömlek’i okumak nasip olmamıştı.

Ateşten Gömlek, bende değişik duygular uyandırdı. Romanı okuduğum neredeyse bütün zaman diliminde ‘ağır işleyen ve bir tıkanıklık hissi veren’ bir roman olarak gördüm, düşündüm. Hatta sıkıldığımı dahi söyleyebilirim. Ancak ilginçtir, roman bittiğinde, özellikle de son bölümlerin de tesiriyle olsa gerek bir anda romanı beğendiğimi ve pek çok sahnesinin bende kalıcı bir etki oluşturduğunu fark ettim.

Tabii romanın esas özelliği Milli Mücadelenin ilk romanı olmasıdır. Öyle ki, roman bittiğinde henüz Milli Mücadele bitmemiştir bile. Bu nedenle muhteviyatında o tazeliği ve gerçeklik hissini de görmek pekala mümkün.

Halide Edip, İhsan ile Ayşe’nin sıra dışı aşklarına da yer verdiği romanını savaşta yaralanan ve iki bacağı da kesilmek zorunda kalan bir asker olan Peyami’nin ağzından vermektedir. Dönemin pek çok hadisesi ve kahramanı da romanda karşımıza çıkıyor. Yine romandaki Mehmet Çavuş karakteri dönemin iyilikle kötülük, kahramanlıkla hainlik arasında gidip gelen kişileri için iyi bir prototip olmuş.

Demem o ki, Ateşten Gömlek okuması biraz zormuş, sıkıcıymış gibi olan ama bittiğinde zihnimizde epeyce makes bulan bir roman.

Bir Milli Mücadele romanı…
250 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Romanın başında bulunan 'Yakup Kadri Bey'e açık mektup' bölümünden de anlıyoruz ki Halide Edib Adıvar romanın ismini Yakup Kadri'den duymuş, esinlenmiş ve kendi romanında kullanmış. Bu mektupta da bundan bahsediyor.

Roman ise Hariciye memuru Peyami'nin ağzından anlatılıyor. İşgal altına alınan İstanbul ve Şişli'nin durumu; İngilizler'e teslim olanlar, içinde hala bir kurtuluş ümidi besleyenler anlatılmış. Olaylar ise Yunanlıların İzmir'e girişi ile şiddetleniyor. İzmir'de yaşanan katliamlar ve eziyetlerden nasibini alıp İstanbul'a gelen Ayşe hemşire, bu bölümden itibaren romanın merkezi oluyor. Etrafındaki herkes bir süre sonra onu kurtuluşun simgesi ve İzmir'i tekrar elde etmenin ümidi olarak görüyorlar. Asker olan kardeşi Cemal ve onun arkadaşı İhsan da bu mücadelenin neferlerinden. İhsan, Ayşe'yi ilk gördüğü andan itibaren aşık oluyor ve artık tek hayali İzmir'i tekrar alıp Ayşe ile evlenmek oluyor.

Bir süre sonra kahramanlar Anadolu'ya geçiyorlar ve mücadele burada devam ediyor. Birinci İnönü, İkinci İnönü, Kütahya ve Sakarya Savaşı'nın bahsi geçiyor. Bu savaşlar sırasında yaşanan olaylar ve Ayşe'nin hemşire olmasından dolayı sürekli revirlerde bulunan yararlı askerlerin inlemelerine tanık oluyoruz. Kiminde sızlama var kiminde acı var kiminde ise canı çok yansa da hala umudun çağrısı var.

Sakarya Savaşı sırasında ve neticesinde roman son buluyor. Spoiler olmaması için burayı es geçiyorum. Fakat romanın son sözünde çok güzel bir tahlil yapan Selim İleri'nin de belirttiği gibi roman bütün bu yaşananların bir kabus olması temennisi ile son buluyor.

Romanda orijinalliğe sadık kalmak amacıyla çoğu kelime değiştirilmemiş olup bazen anlamayı zorlaştırsa da bu kelimeler kitap sonunda belirtilerek anlamlarının verilmiş olması bir yarar sağlıyor. Neticede her ne olursa olsun her Türk gencinin okuması ve kitaplığında bulundurması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.
250 syf.
Geçmiş yıllarda okuduğum bu kitabın incelemesini yapmak istedim.

Kurtuluş Savaşı döneminde yazılan ve bu mücadeleyi konu edinen ilk roman olarak yazıldığı dönemde de günümüzde de önem kazanmıştır.

Roman, İzmir’in işgali üzerine şehri kurtarmayı amaçlayan milli mücadele kuvvetlerinin hedeflerine nasıl ulaştığını anlatmaktadır.

İzmir’in işgali sırasında eşi ve çocuğu düşman tarafından öldürülen Ayşe, İstanbul’a akrabası Peyami’nin yanına gelir. İkisinin yanına Binbaşı İhsan da katılır ve Anadolu’ ya geçip Kuvayi Milliye’ye hizmet etmeye başlarlar.
Kitabın karakterlerinden Peyami ve Binbaşı İhsan Ayşe’ye aşık olur. Bu aşk her ikisi için de ateşten bir gömleğe dönüşür... (Sonunu okuyacaklar için anlatmamam lazım)

Kitabı beğenmediğimi ifade edebilirim. Sanırım bu kitaptan beklentimin yüksek olmasıyla alakalı bir durumdur.
Ama asıl düşüncem;
Halide Edib Adıvar, sahip olduğu siyasi kimliğinden dolayı ne yazarsa yazsın okunacağına eminim. Bu kitabı başka biri yazmış olsaydı sanırım bu kadar çok ilgi görmezdi. Yani bilirsiniz, popüler olan veya siyasi bir grubun üyesi olan biri kitap satışı açısından pek az kaygılıdır.
Adıvar, belli bir gruba mal edilmemiştir. Yani toplumumuz tarafından kendisine grupların üzerinde bir yer biçilmiş ama zaten bu durum onun yazarlık kısmını olduğundan daha değerli kılmıştır.

Bu kitapta insanın içine sinen şeyler ya da kitaba sahip çıkılmasını gerektiren şeyler "Kurtuluş Dönemi ve Mücadele"nin romana kattığı maneviyat (özgürlük, birlik beraberlik...) olması ve yerelliği temsil etmesidir benim için. Her ne kadar bu eserde yaşanan aşkların tarzı ve yazılan aşk sözleri "Batı Özentisi" veya hayranlığıyla yazılmış olduğunu hissettirse de...
250 syf.
·4/10
Halide Edib Adıvar kalemi ne kadar da ağır... Anlamını bilmediğim çokça sözcüklere yer verilmişti. Ya benim kelime hazinem çok zayıf, ya da hakikaten ilk cümlemde belirttiğim gibi kitabın dili fazla ağır... Osmanlıca kelimelerin, eski Türkçe ağırlıklı kelimelerin hakim olduğu bir romandır. Okurken çok sıkıntıya girdiğim ayrıca, en uzun sürede bitirebildiğim romandı. Fakat, Halide Edib Adıvar kalemini dili ağır da olsa okurum diyorsanız, savaş dönemini anlatan Ateşten Gömlek romanını okuyabilirsiniz.
— İngiliz kanıyla Türk kanı bir mi, Madam?
— Mikroskop altında İngiliz kanını görmedim. Rengi bizimki kadar kırmızı mı yoksa mavi mi, bilmiyorum. Fakat Türk kanı ateş gibi sıcak ve kırmızıdır.
Cemal uykuda konuşuyor gibi:
— Çanakkale’de bunlar girmesin diye saatte on bin Türk’ün şehit düştüğü harbler yaptık, dedi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ateşten Gömlek
Baskı tarihi:
Mart 2014
Sayfa sayısı:
256
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750707759
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınevi
Baskılar:
Ateşten Gömlek
Ateşten Gömlek
Ateşten Gömlek
Ateşten Gömlek
Ateşten Gömlek
Kurtuluş Savaşı’nın en hararetli günlerinden birinde Halide Edib, Yakup Kadri’yle yaptığı bir söyleşide, onun “Ateşten Gömlek” adlı bir roman yazacağını öğrenir. O sözü duyduğu andan itibaren Ana­dolu’ya bakarken, Anadolu’yu hissederken sadece “ateşten gömlek” der. İki ay içinde bitirdiği romanı Ateşten Gömlek, bir Kurtuluş Savaşı destanıdır:

Anadolu’nun, yalçın kayalar gibi, insanın kafasına, suratına, âdeta maddî bir acı ile çarpan hayatına girdiğim zaman onu yadırgamamıştım. Göçmüş bir harabe ile kanlar içinde doğan taze şeyi bu emsalsiz ve ıssız ‘dekor’ içinde göreceğimi biliyor gibiydim. Bana öyle geldi ki millet de ben de hep bu günü hazırlamak için geçirdiğimiz şeyleri geçirmişiz ve mazimin hep bu günü anlayan bir manâsı varmış. Yalnız bu duyduğum şeylerin en renksiz gölgelerini bile sanata sokmaya ne arzum, ne de kâbiliyetim vardı. Dağının, çölünün, ovasının, muztarib insanlarının; hepsinin içindeki Anadolu, damarlarımda daraban ediyordu.

Kitabı okuyanlar 5.279 okur

  • Asddddd
  • Gamze Taşdelen
  • Zeynep Polatdemir
  • MELİKE GÜL ÖZKAPLAN
  • Faruk Kahraman
  • Büşra Aklan
  • Ahsen Pınar Sarıdoğan
  • FIRAT KAZOVA
  • Sena
  • Büşra Çakmak

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%0.5 (5)
9
%0.9 (9)
8
%1.2 (13)
7
%0.7 (7)
6
%0.2 (2)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları