8,5/10  (453 Oy) · 
1.956 okunma  · 
408 beğeni  · 
8.122 gösterim
1868-1936 yılları arasında yaşayan, doğduğu kente sonradan Gorki adı verilen büyük Rus-Sovyet yazarı Maksim Gorki'nin en ünlü yapıtını sunuyoruz: Ana. Gorki, 1907 yılında yayımlanan Ana romanında, Pavel adlı bir işçinin anası olan Pelage'yi anlatırken, o yılların 1905 devrimi öncesi Rusya'sının toplumsal panoramasını ustalıkla yansıtmıştır. Ülkemizde de yayımlanan çok sevilen bu romanı Ayda Düz'ün Türkçe'siyle sunuyoruz.
  • Baskı Tarihi:
    1999
  • Sayfa Sayısı:
    416
  • ISBN:
    9789753790017
  • Orijinal Adı:
    Мать
  • Çeviri:
    Ayda Düz
  • Yayınevi:
    Engin Yayıncılık
  • Kitabın Türü:
Anıl 
 20 May 17:27 · Kitabı okudu · 10 günde · 10/10 puan

“Asık suratlı, kasları hala yorgun insanlar, ürkütülmüş hamam böcekleri gibi dışarı fırlardı külrengi evlerden… Asık suratlı, kara bacalar, mahallenin üstüne kaldırılmış kalın sopalar gibi gökyüzüne doğru yükselirdi… Akşam olup da batan güneşin kızıl ışınları pencere camlarını tutuşturunca, fabrikanın taş karnı kusmuk gibi dışarı atardı öğüttüğü insanları… ”

Maksim Gorki, eserine işte bu fabrika ve işçi betimlemeleri ile hoş geldin diyor okuyucusuna. İlk andan anlaşılıyor kitabın nasıl ilerleyeceği… Anlıyorsun anlamasına ama her şey anlamak ile bitmiyor ve bazı şeyleri mantıkla, bilgiyle çözemiyor insan ve bu sebeple insan bazen yüreği ile bakabilmeli… Ve tarafını seçmeli; eli sopalı güçlüden yana mı olmalı yoksa haklı ancak güçsüzden yana mı?

Kitabı okurken bir anlamda yazar sizi taraf seçmeye mecbur kılıyor. Bir yanda zenginin düzeni devam etsin diye elini kana bulamaktan çekinmeyen insanlar, diğer yanda sevgi ve inançla hak arayan bir tutam insan topluluğu. Evet azlar ama cesurlar ölmekten korkmuyorlar. Konu buralara gelmişken işte o efsane söz zihinler de vuku buluyor.

“Elbet bir bildiği var bu çocukların. Yoksa, kolay değil öyle genç yaşta ölmek!”

Dedim ya anlamak mühim mesele ancak asıl mesele inanmakta. Bunun tam tersi de oldukça tehlikeli çünkü bilgisiz körü körüne inanmak; bir başkasının vicdanına sığınan topluluklar doğurur. İnsanlar kötü olmaktan çok aptaldırlar bu nedenle düşünmeden, sorgulamadan eylemlerde bulunan insan toplulukları, her zaman insanlık için en büyük tehdidi oluşturur. Okumak, bilgi edinmek sonrası haklı olduğuna inandığın davanda sonuna kadar savaşmak ve insan olduğunu hatırlamak gerek.

Hayat on sekiz yaşına kadar güzelmiş sonrası tamamen tutunma çabasıymış. Kim demişse ne kadar da doğru demiş. Yaşım yirmi altı ve ben tam sekiz senedir korkarak hayata tutunmaya çalışıyorum. Dört sene üniversite okudum, bu süreçte; aman Anıl sağa sola bulaşma okulunu bitir işine bak, normal bir insan olmak zor değil dedim kendi kendime. Ne olduysa sustum fikrimi dahi paylaşmadım bu süreçte ve tüm haksızlığa hukuksuzluğa sessiz kaldım bir de o zamanlar suç ve cezayı okuyordum nasıl olduysa buna rağmen sessiz kalabildim. Neden peki? Yarın bir gün bana bulaşmasınlar diye hep kendimi, ailemi düşündüm. Üniversite de bu bencilce düşüncem beni geçici müddette haklı çıkardı diyebilirim yani kazasız belasız okulumu bitirdim.

Sonrasında ne mi oldu? Bu sessizlik, esasen diğerlerinin çığlığı da diyebiliriz, bumerang gibi döndü dolaştı ve en nihayetinde beni buldu… Bir bilgisayar öğretmeni olarak mezun olmuştum ve diğer arkadaşlarım gibi bir sene bilemedin iki sene kpss’ye çalışacak sonrasında öğretmen olup hayatımı sessiz sedasız sürdürüp gidecektim. Yaşamam gerek ya işte, gittim sağda solda iyi olan birkaç firmaya iş başvurusunda bulundum. Türkiye genelinde iyi sayılabilecek bir kamu kurumunda iyi bir maaşla işe başladım. Tabi bu süre zarfında ülkemde çığlıklar giderek artmaya devam ediyordu, bense susmaya… Susuyorum ama hiç mutlu değilim, işimin bürokratik yanı bir kenara çalışanlarının çoğu mühim adam. Gogol’un Palto’sundaki gibi… Orada nelere şahit olmadım ki; ülkemde binlerce genç hayaller kurarak bu firmaya girebilmek için ne zorluklar çekerken, işe alınan yanlı insanları gördükçe mutsuzluğum katlanıyordu ama ben susmak zorundayım. Şahit olduğum bir olayı daha şu an yazıyorum ve siliyorum. Yani ben hala korkuyor ve her şeye rağmen susabiliyorum helal olsun bana…

Susarak yıllar geçti… Ve bir gün kaçınılmaz olan gerçekleşti ve sıra bana geldi. Benle alakalı inceleme yapılmış ve sonuç olarak ele avuca gelir bir done bulamayınca da; senin işe girdiğin zamanda şu anda düşman olduğumuz yapı olduğu için “Hakkınızda duyulan şüphe gereği iş akdiniz fesh edilmiştir.” Gerekçeli bir kağıt ile işime son verildi… Yani yönetimi onlara veren değil, yönetimde işe giren ben suçlu oldum. Neyse sessizliğimin karşılığı olarak keyfe göre işten atılma ile ödüllendirildim.

Ben bu olayın sadece işten çıkartılmakla kalacağını düşünürken asıl gerçeği, hemen herkesin ben susarken karşı karşıya kaldığı bu dış dünyada suratıma inen bir tokat edasında kavradım. Bu gerçek ne mi? Bir referans olmadan birikimin ne olursa olsun herhangi iyi bir firmadan kapı içeri dahi alınmayacağın gerçeği, özel sektörün taşeronlaşmasıyla vatandaşın kanını nasıl emmeye çalıştığı gerçeği… Neyse ben sustum hak ettim vesselam… Yarın formaliteden kpss ye gireceğim. Umutlarım, hayallerim bir kitapçığa ve mülakata bağlı. Kitapçık hallolur da mülakat nasıl olur bilmem…

Bu arada kitabı okumadan ölmeyin.

mehmet pak 
 12 Oca 05:49 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Çok uzun zamandır kütüphanemde okunmayı bekleyen nedense hep ertelenen bir kitap. Her halde zamanını bekliyordu. Bundan daha iyi bir zaman da olamazdı.Her sayfasında kendimden bir şeyler bulabildiğim bu kitabı okurken beyninizdeki bütün ideolojileri bir kenara bırakıp öyle okursanız ön yargılarınızdan arınmış olursunuz. Kutsallaştırdığımız bir çok değerin kirliliğini görmenin vakti gelmedi mi ?

Kölelik ve feodalizm gibi sömürücü düzenden bugün ki kapitalist düzene kadar varlığını koruyan sermayenin devletler eliyle insanlığı nasıl yok ettiğini ve insanları ayrıştırarak varlığını nasıl sürdürdüğünü belki tam anlamıyla anlayamasakta (ekonomik ,siyasi ve politik nedenleri ) anlamak için en azından küçük bir adım atmış oluruz Ana eseri ile. Anlamak için entel olmaya gerek yok körlüğü doğuştan olmayan herkesin anlayabileceği bir dille yazılmıştır. Sermaye ve devlet ilişkisinde polislerin , askerlerin ,savcıların ,hakimlerin ,Mit 'in devletlerin hemen hemen bütün kurumlarının halkın karşısında nasıl yer aldığını göreceğiz.. Devletler bu güçlerin hepsini sermayenin çıkarına kullanır ve çoğu zaman en acımasız yollara başvururlar. İnsanlığı, zindanlar , sürgünler ,göz altılar ,baskılar ve işkenceler ile yıldırmaya çalışırlar. Aynı kurumlar halkın karşısında durup sermayenin bekçiliğini ve tetikçiliğini yaparlar.Vur derler vurur, işkence et derler eder,tutukla derler tutuklarlar.Birde terörist damgası yapıştırıp ,gözleri körelmiş halkın sessizliğine vicdan rahatlatmak için malzeme verirler. Bunu kendileri de yaparlar .Nede olsa terörist değiller mi ?En kötüsü ise insanlığı birlik olmasınlar diye ayrıştırır ve kutuplaştırırlar. İşçi sınıfının birliğine engel olabilecek her türlü oyunu oynar kan akıtır ,can alır, insanları biribirlerine kırdırmaktan çekinmezler. Hatırlar mısınız renault işçileri üç kuruş zaman almak için başlattıkları grevde ,Patronlar elleri cepte polise emir yağdırıp, işçileri hedef göstertipte nasıl darp ettirdiğini.

Sonra Pavel ,Andre ,Mazin gibi yiğitler çıkar .Yoksulun sesi ,ezilenin umudu, sömürülenin sloganı olurlar.Fabrikalara ve kırsala koşar bildiriler dağıtır halkın bilinçlenmesi için mücadeleyi başlatırlar., Fabrikada işçiye ,kırsalda köylüye haklarını anlatırlar. Bu bana hiç yabancı gelmedi, kırsal denilince aklıma İbrahim Kaypakkaya geldi. Fabrikalar denilince Deniz Gezmişler ,Hüseyinler, Yusuflar, Mahirler geldi. Neyse biz yine Rusya 'ya dönelim. Tabi Pavel ve arkadaşları bu mücadeleyi verirken ,sermayenin bekçileri durur mu ? Bütün acımasızlığı ve ahlaksızlığı ile saldırır da saldırır. Haydi arkadaşlar safınızı belirleyin ! Bizleri sömüren ,emeğimizi çalan, alınterimizi gasp eden sermayenin mi yanındayız ? Yoksa Pavel ve arkadaşlarının mı ? Pavel 'in Ana 'sı Pelageya o yaşına rağmen bizden daha cesur be. O nasıl bir yürek . Evladının haklı mücadelesine engel olmasa da ,hatta o mücadelenin en büyük parçalarından biri de olsa ,sistemin acımasızlığını bildiği ve anladığı için yüreği ağzındadır. Ana işte en iğrenç aşağlanmalar ile tutuklanan evladı için nasıl tedirgin olmasın ?Tutuklanan insanların tecritte nasıl yok edildiğine şahit olmuş, cezaevlerinden cenazelerin çıktığına tanıklık etmiş bir Ana.Yinede düşmana belli etmemeye çalışır.Dik durmasını bilir. Bu sayfaları okurken benim anamın kısa bir zaman önce yaşadıkları aklıma gelir. Kar maskeli timlerin evladını kelepçeleyip götürürken, onların karşısında çaresiz kalışı ömrümün sonuna kadar unutamayacağım bir andır. Evde resmen faşizm uyguluyor garibim bana. Aslında neyin ne olduğunu en az benim kadar biliyor ama yinede ana yüreği. Bende boş durur muyum ? Evde anama propaganda yapmaya başladım bile ! Belki Pelageya gibi dik durmasını sağlayabilirim. Anacım zaten başımıza ne geliyorsa bu korkudan gelmiyor mu ? Düşmanın en büyük silahı değil mi ?Baskı kurmak ,zulüm etmek ,hapishaneler ile tehdit etmek ? Sen bu şekilde korkarsan ,evladının arkasında dik bir şekilde durmazsan , Pelageya gibi bu mücadelenin bir ucundan da sen tutmazsan , Pavel tutuklandığında Pavel 'in taşıdığı özgürlük bayrağını sen taşımazsan ,bildirileri fabrikalara götürmezsen ,sadece karnını doyurmak için var olan yığınlardan ne farkımız kalır ? Bak Gorki ne diyor ana ; ''İşte bu korku yüzünden değil mi hepimiz yok oluyoruz . Bize hükmedenler de bu korkudan yararlanıyorlar zaten ve bizi daha çok korkutmanın yollarını arıyorlar. Şunu iyi bil ana , insanlar korktukça bataklık içinde çürüyen ağaçlar gibi ölüp ,yok olurlar. '' . Oysa anamın 12 Eylül döneminden kalan kitaplarından öğrendim ben insan olmayı.İnsanların yanında saf tutmayı. Bak diyorum ana daha geçen gün kitaplarımı yaktınız oysa bana o kitapları emanet ederken ömrümün sonuna kadar hepsini okuyup bitirmem ve okuduklarımı anladıklarımı insanlığa anlatmam için daha ben küçücükken and içtirmiştin değil mi ? Bak Ana Görki ne diyor ; '' Yasak kitaplar okuyorum. Hükümet bunların okunmasını yasaklamış ;çünkü bunlar yaşayışımıza ,halkın hayatına ait ne kadar güzel gerçekler varsa onları anlatıyor... Bunları evimizde bulacak olurlarsa beni hapsederler. Anladın mı , ana ? '' Kitaplardan bile korkan insanlık düşmanlarına karşı mücadele etmek kadar onurlu bir direniş varmıdır ana diyorum. Yok daha başaramadım faşizmi çok sert uyguluyor Anam.Hatta niyeti bozmuş evlendirecek beni . Yok diyorum ana biz aşkları devrimden sonraya erteledik. Evlenir senin gibi çocuk sahibi olursam, bende senin gibi olurum. Çala çocuğa karışan arkadaşlarımızın nasıl bu işlerden ellerini ayaklarını çektiğini devrimci klasikleri okuyarak devrimcilik oynadıklarını görebiliyorum anacım. ( onlarda haklılar ).

Kitapta sadece bu kahramanlıklar anlatılmıyor tabiki. Gorki kendine yakışır bir ustalıkla işçi sınıfının fabrikalardan çıktıktan sonra, kapitalizmin kirli hayat sahnesinde nasıl yer aldığına da değinmiştir. Sosyal yaşamdan soyutlanmış bir yığın haline dönüştürülen bu insanların Pavel ve yoldaşlarının sabırla vermiş oldukları mücadele sonunda uyanışlarını ve mücadeleye tam anlamıyla katılmasalar da en azından mücadeleyi veren insanları anlamışlardır. ( onları terörist görmüyorlar ! )

Yıllarca kocası tarafından dövülen, aşağılanan bir kadının ,kocasının ölümünden sonra evladının vermiş olduğu mücadeleye tanıklık etmesi ,bu sürece şahit olup mücadelenin bir ucundan tutmaya başlaması hatta mücadeleye tanıklık ettiği an itibaren yaşıyor olduğunu fark etmesi beni en çok etkileyen bölümler olmuştur.Özellikle tekrar tekrar okunması gereken bir bölüm var ki mahkeme sürecindeki diyaloglar.Bir kaç defa okudum.Her satırında bu günleri gördüm. Kitabın hemen hemen her sayfasında bu günlerden emin olun mutlaka bir pay çıkaracaksınız. Bugün nasıl ki bunları anlatan yazarlar tutuklanıyorsa, 1800 lü yıllarda Maksim Gorkilerde tutuklanmıştı.

'' Elbet bir bildiği var bu çocukların. Yoksa, kolay değil öyle genç yaşta ölmek! ''


'' Bütün ülkelerin işçileri, birleşin! ''

Sinan yaprak 
 30 Mar 04:12 · Kitabı okudu · 1 günde · Beğendi · 10/10 puan

Bu kitap beni edebiyat ve öykülerle tanıştıran kitaptır. Onun için, bende yeri çok farklıdır. Bu kitaptan sonra, kendimi olabilecek bütün olumsuzluklara karşı dik ve her türlü kavgaya hazır hissettim. Ne bileyim, bazen Pavel oldum,. Ruhunda her zaman mücadele taşıyan.
Bazen Pelageya oldum. Başkalarının bir şekilde devam ettiremedıği mücadelenin bir parçası veya en başı.
Bazen de, ismi yanlış hatırlamıyorsam, Yegor oldum. Ölüme giderken bile, gülüşünde vazgeçmemiyi öğrendim.
Ve her zaman bu kitabı her yerde anlatmışımdır. Sahi, bu kitabı olan okuyan herkese soruyorum. Sizce böyle bir kitabın filmi olmamalı mı? Bence olmalı. Çünkü, harika bir film çıkar.
Okumayan birileri varsa da, okusun. Hemde acilen, vakit kaybetmeden okusun.

1 Çay 1 Kitap™ 
06 Nis 12:18 · Kitabı okudu · 1 günde · Puan vermedi

İşçi mahallesinde sıradan bir günle başlayan roman sosyalizmin; aksiyon planında ortaya çıkışı, bu süreçte toplumun nasıl anlayışa sahip olduğu, insanların hak ve hürriyet gibi temel kavramlardan beklentilerin ne kadar dar olduğu ve böylece yaşanması zulüm olan hayata karşı hiçbir başkaldırın olmadığı bir toplumsal zihniyetten bahsedilmektedir.

Yazımızın devamını okumak için https://1cay1kitap.wordpress.com/2017/04/06/ana/

Doğan Yalçın 
04 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 10/10 puan

“Bizleri aldatmak için Tanrı’dan bile faydalanıyorlar”


“SPOT: Maksim Gorki “Ana” kitabında, bir annenin yüreğinden kopup gelen sese yer verirken, bu annenin oğluna, inancına ve sonradan benimseyip sahipleneceği davasına karşı yüklendiği sorumluluğu da bu sorumluluğun ciddiyetini de büyük bir ustalıkla satır satır işlemiştir.”

Maksim Gorki’nin “Ana” kitabını ilk lisede okumuştum. O zaman çok etkilendiğimi, bu kitabı hakkında tarih hocamla çok sancılı bir konuşma da yaptığımı hatırlıyorum. Sonrasında benden kitap tavsiye etmemi isteyenlere hep önerdiğim bir kitap olmuştur. Okuma listemde hep kendisine yer bulmuştur. Kitabı işçileri anlamak ve onların haklı davaları için öneriyordum ve öneriyorum. Bu haklılık davasını anlamak için bir görüşe sahip olmanın gerekmediğini düşünüyorum.

Gork’nin kahramanlarını Anadolu coğrafyasının envai yerlerinde bulabilirsiniz. Bugün bu toprakların neresine giderseniz gidin bir Pavel bir Pelageya bulacaksınız. Omuzlarında hayatın ağır yükü, yükün hayatlarını şekillendirmesi, şekillenen bu hayatın ruh dünyalarında ve geleceklerindeki kasvetli havayı her kelimesinde ve her cümlesinde hissedeceksiniz. Onlar bu hayatta mahkûm edilirken birilerinin onlardan faydalanmaları için kan emilişlerinin sebeplerini ve sonuçlarını usta bir kalem olan Maksim Gorki bu kitabında ilmek ilmek işlemiştir.

Faşizme karşı Sosyalizmin nimetlerini ve mücadelesini işçilerin omuzlarında, çatlamış ellerinde, önlerine konulan faşizm tahakkümü altında arayacaksınız. Pavel ve arkadaşlarının tüm yasaklamalara karşı faşizmle inatla savaşmaları ve verdikleri mücadele sizleri bugünkü Sol ve Sol çevrelerin- hakiki manada sol ve mücadelesi- davasını tasdik ettirecektir. Ana, yani Pavel’in annesi Palegeya tüm bu süreçlerde oğlunun yanında olması, arkadaşlarıyla beraber mücadeleye katılması, işçileri bilinçlendirmek için gizliden gizliye fabrikalara ve çeşitli yerlere bildiri dağıtması, bunun yanında sadece Pavel’e değil onun ve kendisinin tüm dava arkadaşlarına adaması bu davanın kutsiyet derecesini göz önüne sermektedir.

Pavel üzerine aldığı sorumluluğun farkındadır. Ve bu mücadelede hep öndedir. Yapılan gösterilerde örgütleme ve bilinçlendirme görevini yürütürken, verdiği mücadelenin kutsallığı ve doğuracağı sonuçları da hep aklının bir köşesinde bulundurur. Kendi canından daha değerli bulur bu davayı ve bu davadaki yol arkadaşlarını. Onun, için mücadele her yerdedir. Hapishanede, sokakta, fabrikada…

Maksim Gorki’nin cümlelerindeki ve kahramanların üzerindeki hâkimiyeti ve samimiyeti size kendisini ilk cümlelerde hissettirecektir. Pavel ve dava arkadaşlarının konuşmaları ve bu konuşmaları ilk başta yadırgasa da ve korku içerisinde izlese de, Ana’nın sonraki tüm hayatını belirleyecek konuşmalar olacaktır. Bu konuşmaları Gorki’nin samimi kaleminde okurken siz de orada, onların içinde bu davanın bir ferdi olmak isteyeceksiniz. Sohbet havasında geçen tüm konuşmalar aslında; sosyalizmi, anneliği, dava arkadaşlığı, anne-oğul ilişkisini, aşkı, faşizmi, bilinçli davranışlarının kimliğinin fotoğrafını çekmektedir. Bu konuşmalar ve kahramanlardaki azim ve mücadele sonraki tüm sayfalarda size eşlik etmektedir. Haklılık ve haksızlık kavramlarını, Çar’ın keyfiyeti ve bu keyfiyete karşı bilinçlenmek ve bilinçlendirmek adına yapılan okumaları ve propagandaları, halkın kendi içinde örgütlenmesi, bu örgütlenmelerin neticeleri sayfa sayfa size eşlik edecek bu cümlelerin içinde kendinize yer vermek isteyeceksiniz.

Bugünde olduğu gibi bilinçlenmeye ve okumaya dair yasakları en iyi anlatan şu cümlelerin:” Yasak kitaplar okuyorum. Bu kitapları yasaklıyorlar çünkü biz işçilerin yaşantısı üzerine gerçekleri anlatıyorlar orada. Gizlice basılıyor bunlar. Eğer bizim evde bulurlarsa beni hapse gönderirler… Gerçeği bilmek istediğimiz için bizi hapse tıkarlar. Anlıyor musun?” gerçekliğine bakar mısınız? O son soru sadece Pelageya’ya değil, hepimize sorulmuş bir soru aslında.


Çeşitli masum ve gayri-ciddi devlet tanımlamalarını okumuşuz veya duymuşuz. Ama isterseniz bir de Pavel’ın ağzından yazarın yapmış olduğu devlet tanımını okuyalım: “Görüyor musun insanları nasıl birbirlerine karşı kışkırtmışlar, budalalık ve korku sayesinde onları kör etmişler, ellerini, ayaklarını bağlamışlar. Onlara zulmediyorlar, ter döktürüyorlar, eziyorlar birine öbürünün eliyle vurduruyorlar. Onları tüfek, cop, kaldırım taşı haline getiriyorlar, sonra da: ‘Bu, devlettir!’ diyorlar.”(S.162) bugünkü devlet tanımı tamda budur!

Maksim Gorki “Ana” kitabında, bir annenin yüreğinden kopup gelen sese yer verirken, bu annenin oğluna, inancına ve sonradan benimseyip sahipleneceği davasına karşı yüklendiği sorumluluğu da bu sorumluluğun ciddiyetini de büyük bir ustalıkla satır satır işlemiştir. Burada Pelageya’nın cesareti de takdire şayandır. Ki bu cesaret en sonunda kendisi ele verecek ama o inandığı davadan vazgeçmeyecek ve bağıra bağıra onları yüzüne gerçeği şu cümlelerle: “ Gerçeğin ateşi kan deryalarında bile söndürülemez…(S.400)” haykıracaktır.

Pavel’ın Devrimcilik ve Sosyalizme, kendilerine ve davalarına dair mahkemede yaptığı 364. ve 365. sayfalardaki konuşmasını buraya almak istemedim ama tıpkı o mahkemede bulunan herkesi heyecanlandırdığı gibi beni de heyecanlandırdı ve birkaç kez üst üste okuma gereğini duydum. Okuyucularımızın da orayı iyice okuyup idrak etmeleri, kitabın ana konusunu ve yazarın mesajını anlamalarında yardımcı olacaktır.

Yazının sonuna gelirken, klasikleri klasik yapan o cümle bütünlükleri, akıcılıkları, tekrara düşmemeleri, okuyucuyu yormadan fazla da yüzeyselliğe yer vermeden, okuyucu ve kahramanları arasındaki sahici, samimi diyalogları ve sıcaklığı bu kitapta da bulacaksınız.

mısra 
05 Mar 01:54 · Kitabı okudu

*Kitabın içeriği ile ilgili bilgi içerir.
Maksim Gorki babası ve annesi küçük yaşta ölünce, bir süre büyük babasının yanında kalır, çok kısa bir süre okula gidebilir, daha çocukken ağır şartlarda ağır işlerde çalışmak zorunda kalır, dayak yer, aşağılanır. Bir gemide bulaşıkçılık yaparken okuma merakı sarar. Kendini geliştirir. Rusya’nın değişik bölgelerinde çalışır toplumun en alt tabakalarını gözlemler, yoksulluk ve sefalete tanık olur. Eserlerinde kendisinin de bir parçası olduğu toplumsal gerçekleri okuyucuya anlatır. Ana yazarın tanınmasını sağlayan en önemli eseridir.

Rusya’da Çarlık rejimine karşı verilen mücadelenin işlendiği Gorki’nin Ana isimli kitabı 1906 yılında yayımlanmış ve yayınlandığı andan itibaren büyük ilgiyle karşılanmıştır. Birçok yabancı dile çevrilmiş ülkemizde de Tanin gazetesinde iki yıl süresince yayınlanmıştır.

Romanın basıldığı yıllara baktığımızda Rusya’da köylüler ve işçiler ağır koşullarda çalıştırılmakta, sömürülmekte, insani olmayan koşullarda yoksulluk içinde yaşamaktaydılar. 1905’te işçiler isteklerini yazdıkları dilekçeyi Çar’a iletmek üzere yaptıkları yürüyüşte askerlerin ateş açmalarıyla binden fazla işçi ölür, amaçlarına ulaşamazlar ancak bu daha sonra gerçekleşecek 1917 Ekim Devrimi’ne ivme kazandırır.

Kitapta köylülerin Çar’a karşı olan devrimci mücadelesi anlatılmaktadır. Kitabın ana karakterlerinden biri olan Pelageya Vlasova kendisini döven kocasını kaybetmiş, oğlu Pavel’le yoksulluk içinde yaşayan köylülerden biridir. Köylüler gündüzleri fabrikada çalışıp, yoksulluk, hastalık, sefalet içinde yaşamaktadırlar. Erkekler akşam fabrikadan çıktıklarında içerek, birbirlerine kin besleyip kavga ederek zaman geçirmekteler eve gittiklerinde de eşlerine, çocuklarına şiddet uygulamaktadırlar. Yaşamlarını kader olarak algılayıp kabullendikleri için yaşamlarının neden böyle acılar içinde geçtiğini düşünmezler.

Pavel önceleri fabrikada çalışan diğer arkadaşları ve bir zamanlar babasının yaptığı gibi akşamları içki içip eğlenmeye onlar gibi davranmaya çalışır, ancak bu durum onu mutsuz eder, arkadaşlarından uzaklaşır. Ana onun eve kitaplar getirdiğini okuduğunu, notlar aldığını, ağırbaşlı olduğunu, kendisine kibar ve yardımcı olmaya çalıştığını görür, bu değişikliklere anlam vermeye çalışır, endişelenir. Bir gün ona ne okuduğunu sorar, Pavel yasak kitaplar okuduğunu halkın yaşayışıyla ilgili gerçekleri halkın öğrenmemesi için devletin bunları yasakladığını, ancak yaşamın neden bu kadar acımasız olduğunu bilip, anlamak, insanlara öğretmek için okuduğunu söyler. Pavel annesinin yaşamındaki boşlukları, acıları anlatır şimdiye kadar hiç kimse onun yaşamıyla ilgilenmemiştir, acılarını, isteklerini farketmemiştir, oğlundan duymak onu mutlu eder. Yine de oğlunun bu düşüncelerinden korkar, tek başına onun hiçbir şey yapamayacağını düşünse de bunu dile getirmez. Eve gelen Pavel’in arkadaşlarını tanıdıkça, onları dinledikçe haklı olduklarına inanır, onların insanca yaşamak için verdikleri mücadelede yer alır. Ondaki değişimin en önemli nedeni oğluna duyduğu sevgidir.

Kitap yalın, açık, akıcı bir dille yazılmış. Kişiler arasında geçen konuşmalar çok fazla. Yazar Pavel ve arkadaşlarının Çar’a karşı verdikleri mücadelenin yanı sıra sosyalizmle ilgili görüşlerini karakterlerin yaptığı konuşmalar aracılığıyla okura iletiyor. Konuşmalar ezilen-ezen insanların özellikleri, insanlar için olması gereken yaşam, insan sevgisi, aile, din, aşk, hak arayışı, mücadelenin boyutu gibi birçok konunun sosyalizmdeki yerini anlamamızı sağlıyor. Öğretici yönüyle bir rehber niteliğinde, herkesin anlayabileceği basit bir dilde yazılmış, düşünmeye iten sorgulatan bir kitap. Anlatılanları günümüzde yaşanan birçok olayla ilişkilendirmek mümkün. Okunması gereken kitaplardan biri.

Aysel 
30 Mar 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 9/10 puan

Öncelikle şunu belirteyim ki “Ana” kitabı bir çok dile çevrilmiş ve neredeyse bütün dünyada satışa sunulmuştur. Maksim Gorki kitapta sosyalizm, işçi sınıfının mücadelesi ve yaşantısını ele alıyor. Eğer yanlış bilmiyorsam da bu mevzuyu ele alma bakımından yazılmış ilk kitaptır. Belki bunun içindir bu kadar değerli olması..

Olaylar bir annenin (ananın) bakış açısından anlatılıyor. Bir ana düşünün kocasından dayak yiyor, hayatta hiç kendi kararını verememiş, ne için yaşadığını bile bilmiyor. Ve bu ananın hayatı kocası öldüğünde tamamen değişiyor...

Oğlu dönemin Rusya'sına kafa tutuyor, Tanrıyı hiçe sayıyor, Ana'nın o çok sevdiği Çara karşı geliyor yine de ana oğluna inanıyor. Yavaş yavaş kendi de bilmeden kendini geliştirmeye, oğluyla taban tabana olsun diye yaşına aldırmaksızın harfleri öğreniyor, geceleri gizli gizli oğlunun kitaplarını okuyor... Ne kadar zor iş varsa oğlunun davasıyla ilgili hepsini seve seve yapmak istiyor. Ne için peki?

Hep anne babalarına yaranmak isteyen çocuklar gördük. Burada ise ananın tek derdi oğlunun onu hep sevmesi ona güvenmesi. Yalnız oğlunu da sevmiyor. Onun o sıcacık kalbinde herkese eşit dağıtabileceği sevgi saklıdır hep.

Sorgulatan bir kitap. Sorular sorduran, sorduğunuz sorulara kendisi cevap veren, annelerin kıymetini bilmemizi sağlayan kitap... Her anne kıymetlidir diyor yazar. Palegeya daha da değerlidir çünkü onun oğluna olan inanılmaz sevgisi inandığı değerleri hiçe saymasına, oğluna hep inanmasına, ne olursa olsun en üste hep oğlunu koymasına neden oluyor.

Ben kitapta iki Ana karakteri gördüm sanki.

1. Bazı yerler de çok vurdumduymaz kendi doğrularına inanan;
2. Etrafına duyarlı, sevgi saçan, sıcacık, başkalarının (özellikle oğlunun) doğrularına inanan; ana..

Velhasıl, okunması gereken faydalı bir kitap.

kitapları seven 
03 Ağu 2016 · Kitabı okudu · 4 günde · Beğendi · 10/10 puan

O kadar derin ve o kadar etkileyici kitap ki duygularımı kusursuzca iletmek için 10 000 tane kitap okumam gerekir sanırım. Seneler önce okumayı denedim ama okuyamadim.
bir kaç gün önce tekrar deneyeceğim diye karar verdim ve toplam iki günde okudum. nedenini şimdi anlıyorum. Bu tür kitaplar sadece kendine odaklanmak ister o zaman anlayabiliriz ancak, o zaman yaşayabiliriz, paylaşabiliriz gorki nin kaleminden yazılan acı gerçekleri.

Mustafa Oner 
07 Şub 14:10 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ana, devrimci niteliği açısından Maksim Gorki’nin en önemli eserlerinden birisidir. Bu eser, roman kahramanının içinde bulunduğu sosyal koşulları yansıtan, hem Gorki’nin eserleri arasında hem de Rus edebiyatında ilk örneklerinden birisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu roman, Rusya’daki devrimci mücadeleyi sergileyen en önemli eserdir.
Kitap şu şekilde özetlenebilir:
Kitabın ana karakteri olan “Pelage”, başka bir deyişle “Ana”, kendisini sürekli döven işçi kocasının ölümünden sonra oğlu Pavel ile büyük bir yalnızlık ve yoksulluk içinde birlikte kalır. Bir süre sonra oğlunu, o kasabadaki kavgacı ve geçimsiz gençlikten farklı olarak olgun bir kişiliğe bürünürken bulur. Bir süre sonra evleri kitaplarla dolmaya başlayınca, Ana, oğlunun gizli yaşantısını merak eder. Pavel fabrikada çalışmaya başlamıştır ve zeki, kitaplara meraklı ve devrimci düşünceye eğilimli arkadaşları olan bir gençtir. Pavel, anasını sosyalizm ile ve ezilen işçi/köylü sınıfının burjuvalarla olan çatışmasıyla tanıştırır. Evine getirdiği arkadaşlarına verdiği söylevlerde Ana ilkin bir şey anlamasa da daha sonraları kendisinde özgürlük ve yaşama hakkı düşüncelerinin uyanışına tanık olur. Pavel, artık her gün şehirden arkadaşları ile kendi evinde toplanıp sorunu çözmek için uğraşır. Bunun yanında fabrikadaki sefil işçi hayatı üzerine konuşup bildiriler hazırlarlar.
Başta ürkek davranan Ana, bir süre sonra oğlunun bu arkadaşlarıyla içli dışlı olmaya başlar. Artık o da bu yolun doğru olduğunu düşünerek bu yola oğluyla beraber baş koyar. Ve gün geçtikçe oğlu ile arkadaşlarının devrimci umutlarını paylaşır. 1905 devriminden önceki bu hazırlıklar işçileri despotizme karşı ayaklandırır ve en sonunda 1905 devrimi patlak verir. Başta köyde çalışmalarını sürdürüp gizlice işçilere ve köylülere bildiri dağıtan Ana, toplulukta etkin bir üye olur. En sonunda oğlu ve onun bazı arkadaşları defalarca hapislere düşer. Ana da kentteki başka bir sosyalist genç olan Nikolay’ın evine yerleşir. Mahkemeye çıkan Pavel ve arkadaşları için sürgün hükmü verildikten sonra, Moskova’ya gidip Pavel’in mahkemede yaptığı savunma konuşmasını dağıtmak için hareket eder. Burada fark edilir ve oğlunun gittiği yoldan gittiği için öldürülür.

Emine ÖZBEK 
19 Nis 08:15 · Kitabı okudu · 6 günde · Puan vermedi

Ana sürekli kendisine eziyet eden kocasının ölümünden sonra oğlunun diğer gençlerden farkli yaşayışa ve olgun bir kisilige büründüğünü farkeder.ilk başlarda oğlu için endişelensede oğlu pavel onu sosyalizmle ve ezilen işçi hayatı ile tanıştırır. Bir süre sonra bu herşeyden korkan kadın yürekli bir dava kadını olmuştur ve oğlunun yarım bırakmak zorunda olduğu davayı devam ettirir. Bildiriler dağıtır ve davada etkin rol oynar.ve kitabın sonunda dediği gibi " Hayır, gerçeği kanla söndüremeyecekler."
Ana kitabını okuyan kişi aslında bu kitabın 1906 da yazılmasına karşılık belkide hala pavellerin ana larin hala var olan mucadelesini görecekler. Ana gençlerin hayatları uğruna böyle bir davayı yürütüyorlarsa bunun kolay bir iş olmadığını yani haklı olduklarını söylüyor aslında ananın bu durumu hala kendi cografyamizda olan anaları anlatıyor galiba eğitimsiz fakat çocuklarının anlattıklarını akılları bazen kavramasada gönülleri ile bağli olan analar. Kitabi okuyunca aklimda tek şey canlandı bütün karakterler hala aramızda dolaşiyor iyilerde kötülerde, çar hala ezilen halka zulm ediyor, polisler hala bence halkı bastırmak için kullanılan fakat kullanildiklarini unutmuş kitleler, paveller yasak kitap okudulari ve yazdıkları için hapishanelere girdiler analar dışarda belkide hiç inanmadıkları adalet arayışında, daha saymadığım kitabın onlarca karakteri...

Kitaptan 428 Alıntı

Ferah 
15 Şub 2015 · Kitabı okudu · Puan vermedi

''İnsanların ruhunu öldürüyorlar anne. İşte asıl cinayet bu… Utanılacak bir cinayet… Bir takım silahlar çıkartıyorlar, insanları öldürüyorlar ve bunu yapanlara devlet diyorlar.
Evlerine, sosyal statülerine ve paralarına hiçbir zarar gelmesin diye garip insanları harcıyorlar. Anlıyorsun beni değil mi anne? Halkın ruhunu kurutuyorlar ve hiç bir şey anlamaz hale getiriyorlar.''

Ana, Maksim GorkiAna, Maksim Gorki
Sadettin TANIK 
25 Haz 2015 · Kitabı okudu · Beğendi · 10/10 puan

Ben inanıyorum, bir zaman gelecek ki insanlar birbirlerine değerlendirici gözlerle bakacak, herkes birbirinin gözünde bir yıldız gibi parlayacak. Herkes birbirinin sesini güzel bir müzik gibi dinleyecektir. O gün gelecek.

Ana, Maksim GorkiAna, Maksim Gorki
kitapları seven 
02 Ağu 2016 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

"Namuslu insanlar için yaşamak zor, ölüm daha kolay oluyor. Acaba ben nasıl öleceğim?"

Ana, Maksim Gorki (Sayfa 310)Ana, Maksim Gorki (Sayfa 310)
Akif Gündoğdu (Ötekilerden Biri) 
 09 Mar 17:48 · Kitabı okudu · Puan vermedi

''-Sık sık gülen insanların içinde daha fazla acı vardır.
- Bunu biliyor musun Andre?''

Ana, Maksim GorkiAna, Maksim Gorki
Aysel 
30 Mar 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"İyi bir insan için yaşam zor, ölüm kolay."

Ana, Maksim GorkiAna, Maksim Gorki
mehmet pak 
10 Oca 20:12 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 10/10 puan

Üstümü değil , beynimi arayın benim.

Ana, Maksim Gorki (Sayfa 101)Ana, Maksim Gorki (Sayfa 101)
Aysel 
26 Mar 2015 · Kitabı okudu · İnceledi · Beğendi · 9/10 puan

"Analarda her şey için yeterince gözyaşı bulunur... her şey için!"

Ana, Maksim GorkiAna, Maksim Gorki