Yazarken Kanamayı Öğrenmek
ve Diğer Gereksiz Şeyler
》1.
İlk kanı nerede döktüğünü hatırla.
Yazmaya başladığın an, yazarlığının başladığı an değildir.
Yazarlık, yazmak istemediğin ama yazmak zorunda hissettiğin an başlar. Kalemin ucundan nefret, suçluluk, yetersizlik, rezil bir sabah kahvaltısı ya da on yıl sustuğun bir şey akmıyorsa sadece yazı yazıyorsun demektir. Kendi yazı defterimde ilk kelime “kaç”tı. Sonrası boşluk.
》2.
Sustuğun her şeyi yaz.
Seni gerçekten rahatsız eden şeyleri yazmadıkça okurunla bağ kuramazsın. Bir karakterin intihar etmeye karar verdiği sahne, aslında senin yaşamak istemediğin bir günü anlatmalı. Birinin bağırarak gerçeği haykırdığı diyalog, senin yıllarca yutkunduğun bir söz olmalı. Çünkü okur yalanı tanır. Ve çoğu yazar yalan söyler.
》3.
Kendi kendini sabote et.
Plan yapma. Harita çizme. Bırak hikaye karanlık bir tünel gibi olsun. Bazen karakterler kıçlarını nereye koyacaklarını bilmeden odalarda dolaşsınlar. Sen bile bilmiyorsan ne olacağını, okur hiç tahmin edemez. Bu iyi bir şey. Kötü bir şey. Harika bir şey.
》4.
İsimleri unut.
Karakter isimleri geçici dövmelerdir. Yazdıkça pul pul dökülürler. “Ahmet” yazarsın, sonra “Delik Ahmet” olur. En sonunda “3 Nolu Bozuk Ses” diye anarsın. Çünkü insanları sadece adlarıyla değil, ne kadar kırıldıklarıyla hatırlarız.
》5.
Diyaloglar, sessizlikle yarışmalı.
Yazdığın her replik, aslında söylenmeyen şeylerin gürültüsüdür. Karakter “İyiyim,” dediğinde okurun midesine oturmalı o yalan.
“Beni seviyor musun?” sorusu yanıtlanmasa da