Sana dokunmak teni soyunmaktır yokluğa
Tan ağarırken giyinmek kalabalık şehirleri
Rütbesiz acıların kan kaybıyla vurulmak...
Sana dokunmak birazda aşka benzer
Destanlar vurulur sırtından
Aşığın sazı kırılır,şairin sözü....
Dünya haritası, üzerinde sınır çizgileritaşır; ama insanın iç haritası, yalnızca kelimelerle çizilmiş uçurumlardanibarettir.
"Ne ölümün hüznü var ne de hayatın
Eduardo Galeano bize nesnelerin nasıl canlandığını ve insanların nasıl nesneleştiğini anlatmıştı.
Bugün o kehanet tam anlamıyla gerçekleşti.
Arabalar insanlardan daha kıymetli, çünkü yollar onlar için yapılıyor; insanlar ise sadece onların arasından kaçabilen kazazedeler.
Akıllı telefonlar sahiplerini eğitiyor; parmaklarımızın nasıl hareket edeceğini, gözlerimizin ne kadar süre açık kalacağını onlar belirliyor.
Giyim markaları bedenlerimizi etiketliyor; biz kıyafetleri değil, kıyafetler bizim kim olduğumuzu taşıyor.
Şeyler dünyasında her nesne bir kimlik kazanırken, insan sadece o nesneleri satın alabildiği ölçüde var olabilen bir gölgeye dönüşüyor. Tüketim tapınağının ışıkları altında, satın aldığımız her şey bizi biraz daha eksiltiyor.
Yine de tarihin ters akıntısında, kayıtlara geçmeyen küçük mucizeler olmaya devam ediyor.
Resmi tarihin ve büyük medyanın asla yazmayacağı cinsten hikayeler:
Betonların arasından başını uzatan o isyankar sarı çiçek,
Algoritmalara inat, sokakta birbirinin gözünün içine bakarak şarkı söyleyen iki genç,
Bir tarlada, açgözlü şirketlere karşı atalık tohumunu göğsünde saklayan o yaşlı köylü kadını.
Dünyayı kurtaracak olanlar büyük füzeler ya da devasa bütçeler değil. Dünyayı, unutulmuş köşelerde insan kalmakta direnenlerin o küçük, adsız ve asil inatları kurtaracak.
Eduardo Galeano'nun da dediği gibi: "Küçük insanlar, küçük yerlerde, küçük şeyler yaparak dünyayı değiştirebilirler."