Cahit Sıtkı Tarancı

Cahit Sıtkı Tarancı

Yazar
8.6/10
1.809 Kişi
·
7,4bin
Okunma
·
1.823
Beğeni
·
33,5bin
Gösterim
Adı:
Cahit Sıtkı Tarancı
Tam adı:
Hüseyin Cahit Tarancı
Unvan:
Şair, Yazar
Doğum:
Diyarbakır, Türkiye, 4 Ekim 1910
Ölüm:
Viyana, Avusturya, 12 Ekim 1956
Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en önemli şairlerinden birisidir. En ünlü şiirleri "Yaş Otuz Beş" ve "Memleket İsterim"'dir.

4 Ekim 1910’da Diyarbakır’da dünyaya geldi. Babası, Diyarbakır'da ticaret ve ziraatle uğraşan köklü Pirinçcizadeler ailesinden  Bekir Sıtkı Bey; annesi, babasının amca kızı Arife Hanım'dır.  Ailesi, ona dedesinin ismi olan “Hüseyin Cahit” adını verdi. Akrabaları 1934'te Soyadı Kanunu ile “Pirinççioğlu” soyadını aldığı halde aynı yıl pirinç ekiminden çok zarara uğrayan babası Bekir Sıtkı Bey, bu duruma kızarak “çiftçi” anlamına gelen “Tarancı” soyadını almıştır. 

Diyarbakır'da başladığı ilk eğitimin ardından aile geleneğinden ötürü orta öğrenim için Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne gönderildi. Lise öğrenimi için 1927 yılında Galatasaray Lisesi'ne geçti. Fransızcayı çok iyi öğrenerek Baudelaire, Rimbaud, Mallarme'yi özümsedi. Şiir yazmaya lise yıllarında başladı. İlk şiirleri Galatasaray Lisesi’nin “Akademi” isimli dergisinde ve Servet-i Fünun dergisinde yayımlandı. Ömürboyu yakın dost olacak Ziya Osman ile 1928-1929 yılında okulda tanıştı.

1931’de girdiği Mülkiye Mektebi'nden ikinci senenin sonunda atılınca Yüksek Ticaret Okulu'na girdi ancak memuriyet sınavını kazanıp Sümerbank’ta çalışmaya başladıktan sonra bu okuldan da ayrılmak zorunda kaldı. “Ömrümde Sükût” adlı ilk şiir kitabı henüz Mülkiye Mektebi’nde iken yayımlandı.

Çalıştığı pozisyonun Zonguldak, Karabük’e atanması üzerine Sümerbank’ta başladığı memuriyetten ayrıldı; çalışma hayatını öykülerini yayımlamakta olduğu Cumhuriyet gazetesinde sürdürdü.

Cumhuriyet Gazetesi sahipleri Nadir Nadi ile Doğan Nadi'nin desteği ile Üniversite yüksek öğrenimini tamamlamak üzere Paris'e gitti. 1938-1940 yılları arasında Sciences Politiques'e devam etti. Paris'te iken Paris Radyosu'nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı; bir yandan da gazeteye öyküler göndermeye devam etti. Paris’teki öğrenciliği sırasında Oktay Rıfat ile tanıştı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman uçakları 1940 yılında Paris’i bombalamaya başlayınca öğrenimini tamamlayamadı; bisiklet ile kaçarak Lyon ve Cenevre yoluyla Türkiye'ye geri döndü.

12 Mart 1941'de askerliğini yapmak için hazırlık kıtasına katılmış, nisan ayı sonlarına doğru Ankara Yedek Subay Okulu'nda altı aylık döneminin ardından 10 Kasım 1941'de piyade asteğmeni olarak Burhaniye II. Tabur 5. Kıta Bölük Komutanlığı emrinde kıta hizmetine başlamıştır. Ünlü “Haydi Abbas” şiiri, askerlik döneminin bir ürünüdür.

O yıllarda ailesi artık İstanbul’a yerleşmişti; bir süre babasının Eminönü’deki ticarethanesinde çalıştı ancak içki sorunları yüzünden babası ile arası açılınca Ankara’ya gitti. Sırasıyla Anadolu Ajansı'nda, Toprak Mahsulleri Ofisi'nde ve Çalışma Bakanlığı'nda tercüman olarak çalıştı. “Otuz Beş Yaş” şiiri ile 1946'da CHP Şiir Ödülü'nde birincilik aldı ve yurt çapında tanınan bir şair oldu. Çalışma Bakanlığı'ndaki görevi sırasında tanıştığı Cavidan Tınaz ile 4 Temmuz 1951’de evlendi. Evlendikten sonra yazdığı şiirlerini “Düşten Güzel” adlı kitapta topladı.

1953 yılında geçirdiği bir krizden sonra felç oldu. Yatağa bağlı ve yarı bilinçli durumda olan şair; İstanbul ve Ankara’da çeşitli hastanelerde tedavi gördü; bir yıl kadar Diyarbakır’daki baba evinde bakıldı. Dönemin bakanı Samet Ağaoğlu'nun yardımıyla 6 Eylül 1956'da kardeşi Halit Tarancı refakatinde Viyana'da gönderilmiştir. Zatülcenp hastalığına yakalanarak 12 Ekim 1956’da Viyana'da vefat etti Cenazesi Ankara’da Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi. Arkadaşı Ziya Osman’a yazdığı mektuplar 1957’de “Ziya'ya Mektuplar” adıyla yayımlandı.

Kitaplarına almadığı şiirlerle şiir çevirileri ve kendisi için yazılanlar “Sonrası” adlı kitapta toplanarak 1957’de yayımlandı.

Ailesinin Diyarbakır’daki evi 1973 yılında "Cahit Sıtkı Müze Evi" olarak ziyarete açıldı.

Öyküleri, “Cahit Sıtkı Tarancı Hikâyeciliği ve Hikâyeleri" adıyla Selahattin Önerli tarfından 1976'da kitaplaştı.

Şairi anlatan kapsamlı bir araştırma, Prof. Dr. Ramazan Korkmaz tarafından 2002 yılında "İkaros’un Yeni Yüzü – Cahit Sıtkı" adıyla yayımlanmıştır.

Edebi yaşamı

Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan Cahit Sıtkı’nın Fransız okullarında okumuş olmasının etkisiyle ilk şiirlerinde Fransız şairlerin üsluplarıyla benzerlikler görüldü.

Kimileri 'Muhit' ve 'Servet-i Fünun/Uyanış' dergilerinde yayımlanan ilk şiirlerini 1933 yılında yayımlanan Ömrümde Sükut adlı kitapta topladı. Otuz Beş Yaş şiirinin, 1946’da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin düzenlediği, yarışmada birincilik kazanmasıyla ününü pekiştirdi ve Cumhuriyet Dönemi’nin önemli şairleri arasına girdi.

Sanat için sanat ilkesine bağlı kaldı. Ona göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Vezin ve kafiyeden kopmamış; ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır. Açık ve sade bir üslubu vardır. Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere başvurmuştur.

Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiş, nedense hep ölümün üstüne gitmiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur.
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
Şakaklarıma kar mı yağdı ne var?
Benim mi Allahım bu çizgili yüz?
Ya gözler altındaki mor halkalar?
Neden böyle düşman görünürsünüz,
Yıllar yılı dost bildiğim aynalar?
Zamanla nasıl değişiyor insan!
Hangi resmime baksam ben değilim.
Nerde o günler, o şevk, o heyecan?
Bu güler yüzlü adam ben değilim;
Yalandır kaygısız olduğum yalan.
Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;
Hâtırası bile yabancı gelir.
Hayata beraber başladığımız
Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;
Gittikçe artıyor yalnızlığımız.
Gökyüzünün başka rengi de varmış!
Geç farkettim taşın sert olduğunu.
Su insanı boğar, ateş yakarmış!
Her doğan günün bir dert olduğunu,
İnsan bu yaşa gelince anlarmış.
Ayva sarı nar kırmızı sonbahar!
Her yıl biraz daha benimsediğim.
Ne dönüp duruyor havada kuşlar?
Nerden çıktı bu cenaze? Ölen kim?
Bu kaçıncı bahçe gördüm tarumar?
N’eylersin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak.
Kimbilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.

Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.

Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.

Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.
280 syf.
·67 günde·9/10 puan
Doğup büyüdüğü evi bugün müze haline Cahit Sıtkı Tarancı bende yeri ayrı olan şairlerden biridir. Diyarbakır'a yolunuz düşerse mutlaka uğrayın. Şiirlerinde hayat, aşk doğa ölüm kavraarının boy gösterdiği bu kitabında derin bir hüzün buldum kendimce. Ayrıca çok akıcı idi hangi ara bitti anlamadım. Şiirin düz yazıdan farkı; az kelimeyle çok şey söylemektir. Bazı cümleler bilerek mi yarım bırakılmış onu anlamadım. Herhalde kalanını bizim düşünüp yorumlamamız için.

Keyifli okumalar diler, böyle güzel bir mecrayı bizlere sunduğu için 1K ekibine teşekkür ederim.
280 syf.
·10/10 puan
Sene 1900lerin sonu milenyuma gireceğiz. Ortaokuldayız. Çok sevdiğim, gecemizin günümüzün bir geçtiği, sevdiğimiz yemeklere kadar her zevkimiz ortak olan arkadaşımla tek farkımız; ben kitap okuma delisi o ise hiç sevmezdi.

Ona kitap okumayı sevdirmek istiyordum ki hiç farklı yanımız kalmasın. Okul kütüphanesinde iki adet Cahit Sıtkı Tarancı 35 yaş şiir kitabı vardı. Şiir kitabını okunması kolay olduğu için seçtim. Her gün okuldan eve dönerken sesli bir şekilde bir mısra o, bir mısra ben okuyoruz sokakta yürürken.

Bir gün ders ortasında arkadaşım bir kelimenin anlamını bulamadığını söyledi. Cebimizde telefon yok tabi bilgiye kolay ulaşamıyoruz. Sıranın altında kitabı açıp kelimeyi gösterirken öğretmene yakalandık. Kızdı bağırdı. Kitabı aldı yırttı paramparça etti bizi de disipline verdi.

Müdürün yanına gittik. Müdür de aynı şekilde kızıyor bağırıyor neden rahat durmuyorsunuz diyordu. Arkadaşım çok ağlıyordu. Bense ona karşı mahcup olmuştum. SUÇ!! benimdi. Onu okumaya ben teşvik etmiştim. Biz sustukça müdür daha çok bağırıyordu. "Vereceğim elinize tastiknamelerinizi
sizi okuldan atacağım" dedi. Okuldan atılırsam babam çok kızardı. Cümle aleme rezil olurdum. En son dayanamadım. "Biz ne yaptık, neden okuldan atılıyoruz, kitap okumak suç mu hem derste okumadık sadece bir şey gösterdi" dedim. Ayağa kalkıp gömleğinin kolunu yukarıya sıyırdı. Bizi dövecek zannettim. Feci bir yara gösterdi. Evet suç, kitap okumak suç. Ben de gençliğimde kitap okuduğum için bana bunu yaptılar dedi. Korktuk. Ağladık. Kitap okuyana neden öyle yaparlar hiç anlamadık.

Müdür, okul öğretmenin yaptığı salaklığı savunmak adına bizi harcıyordu, kısaca "derste başka şeyle ilgilenmeyin" diyebilirdi ama kitap okumayı kötüleyip kalbimizde derin yaralar açıyordu farkında değildi. "Bu seferlik sizi affediyorum. Okul kütüphanesine girmeniz yasak. Okuyacaksanız sadece ders kitaplarınızı okuyun" dedi.

Arkadaşım bir daha eline kitap almadı. Bense uzun bir süre okuyamadım sonra dayanamadım evde gizli gizli okudum, okudum, okudum. O kitap hala bende durur. Öğretmen arkadaşın kitabını yırtmıştı ama bendekini saklamıştım. Kütüphaneye girmem yasaklandığı için iade edememistim. Hala saklarım o günün anısına.

Kitap o zaman için yarım kalmıştı şimdi tekrar baştan okudum ama içimdeki o sızı hala devam eder. Kitap incelemesine gelince yaş 35 yolun yarısı eder deyip 46 yaşında ölen bir şairin kitabı için neler yazılır bilemedim.
135 syf.
·Puan vermedi
Yaş otuz beş ! yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider.
.
.
.
N'eylesin ölüm herkesin başında.
Uyudun uyanamadın olacak
Kim bilir nerde, nasıl, kaç yaşında?
Bir namazlık saltanatın olacak.
Taht misali o musalla taşında.


Ölüm teması...
İşlenmesi bakımından zor bir tema.
Hemen her şair üzerine birşeyler karalamıştır.

Fakat '' Ölüm acısı yaşamamış'' birisi tarafından ustaca kaleme alınması zor bir meziyet.

Kendisi bu şiiri yazarken,
İtalyan şair Dante’den ilham almıştır.

Dante, otuz beş yaşında ve sürgünde olduğu bir dönemde 'İlahi Komedya' adlı eserini “Hayat yolunun ortasında kendimi karanlık bir ormanda buldum.” diyerek kaleme alır.

Onun kalemini ve kaderini,
Ölüm şairimiz paylaşır.
Mukadderat

Bu şiir ömrün yarısına varmanın bilincine ermiş bir insanın, ölümden duyabileceği ürpertiyi dile getirmiştir. Gayet akıcı ve güzel bir eser.

Bazı dizeler vardır,
Ciltler dolusu kitaplara bedeldir.

Kendimizden birşeyler bulabileceğimiz,
Hayata yönelik hesaplarımızı tekrardan gözden geçirmemizi sağlayacak değerli bir hazine.

Okumanızı Tavsiye Ederim

_____________________________________________

Hayatın Veresiyesi Olmaz.

Keyifli Okumalar Dilerim
72 syf.
·Puan vermedi
1933 yılında ilk basımı yapılmış,
Cahit Sıtkı Tarancının ilk şiir kitabı.

İnternet ortamında baya araştırdım sadece
3 - 5 tane piyasada var, ki onlarda sahaflarda.

Bir tanesi 1.250 ₺ cik.
Diğeri 250 ₺ cik.

Diğer üç tanesi ise 15 ₺ 20 ₺ 25 ₺...

Kitapları değerli kılan
fiyatlar mı yoksa okurlar mı ?

Güzel bir sorunsal.

_____________________ɢÇʙ_____________________

Cahit Sıtkı Tarancı'dan okuduğum ikinci kitap. İlk kitabın incelemesini merak edenler için buraya eklemek istiyorum. #76237951

Şairin öğrencilik yıllarında yazmış olduğu ilk şiirlerini bir defterde toplayıp, o devirde fıkra ve makaleler yazan romancı Peyami Safa’ya göndermesiyle serüven başlıyor.

Edebiyatımıza yeni bir ses getiren bu şiirler üzerine, ünlü romancının “ Sanat ve Edebiyat” genel başlığı altında üst üste yazdığı üç makale ile, genç şair edebiyat dünyasında birdenbire tanınmış (1932), kitabı daha sonra basılmıştır. (1933).

Söz konusu makalelerde, o günlerin daha adı sanı pek duyulmamış genç sanatçısından şöyle söz edilmektedir:

“ Kendisinde bir dehâ tomurcuğu sezdiğimiz genç ve yeni bir imza” ,

“ Cahit Sıtkı Bey'de yükseklere doğru kendini fırlatmak için hız almanın gerginliği var. Kanatlarının kuvvetini bize de hissettiriyor.Bu tarafından bakılınca, zamanımızın en büyük kabiliyeti olduğuna şüphemiz kalmaz.”

(Bu olayın bir benzerine, XIX . yüzyıl ortalarında, Rus edebiyatında rastlıyoruz :

Dostoyevski’nin ilk romanı olan “ İnsancıklar” ı daha basılmadan okuyan ünlü eleştirmeci Belinski’nin eser üzerine yazdığı makalenin yayımlandığı sabah, Dostoyevski tanınmış bir yazar olarak uyanmıştı.)


Okunmaya değer, kısa ve akıcı bir eser.
Tavsiye ederim.

_____________________ɢÇʙ_____________________


Kuruyan sular gibi zamanı da kaybettik.

Cahit Sıtkı Tarancı

Yağan yağmurlar altında kendimizi ararken.

Keyifli Okumalar Dilerim
504 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
"Bir ben vardır ben'den içeri"
Şiirin düz yazıdan farkı; az kelimeyle çok şey söylemektir.
Şiir yalnız duymakla değil,sevgiyle dikkatle yazılmalıdır. İşte şairlerden beklediğimizde budur.
Cahit Sıtkı Tarancı'nın_Otuz Beş Yaş,şiir kitabı muhteşemdi.
280 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Tarancı... Zor bir şair.. Şiirlerindeki sembolleri, atıfları bilmeden, altyapı olmadan okunamayacak şiirleri var. Tema aynı, bilirsiniz: Ölüm korkusu. Ayrıca, her şey zıttıyla kaimdir düşüncesinden yola çıkarak, ‘yaşama isteği’ de diyebiliriz. Temanın aynı olması, şiirlerinin sıkıcı olacağını düşündürebilir, hatta sırf bu iç karartıcılığı sebebiyle, okumak istemeyenler olduğunu biliyorum. Ancak, genel tema ‘ölüm’ olsa da, ‘aşk, sevgi, vatan, memleket, hayat,güzellik’ gibi yan temalar da var. Şairin en sevdiğim yanı, döneminde o kadar edebi akım var iken, hiçbir akıma dahil olma çabasına girmeden, özgürce şiirlerini yazmış olması. Bunula ilgili sorulan bir soruya şu şekilde cevap vermiş şair:
“Şiirle hayat arasındaki sıkı ilişkiye inandığım içindir ki, şiiri hiçbir zaman bir düşüncenin kanıtlanması olarak düşünmedim. Şiirin yapısının gerektirdiği bu bağımsızlık, şairlerin özgürlük aşkıyla da açıklanabilir.”

Tema için ‘ölüm korkusu’ demek aslında tam olarak doğru değil. ‘Ölümün her şeyden üstün gelmesi’ ve şairin de bir şekilde bunu kabul etmesi desek daha doğru. Ama bu Tarancı’nın yaşama aşkının daha çok olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Şu dizelerinden de bunu net bir şekilde anlayabiliriz:

#119459211

Şiirlerindeki semboller üzerine de şunları söyleyebilirim: Bahar, gemiler, deniz, kuşlar ve aynalar en sık kullandığı semboller. Özellikle ‘aynalar’... Ölüm ve yaşam, bu varoluşumuzun iki gerçeği, Tarancı’da ‘ayna’ yoluyla bu denli etki yaratmış. Otuz Beş Yaş efsane şiirine gelene kadar, şiirlerindeki ayna sembolü, ‘yaşam’ı simgeliyordu. Otuz Beş Yaş’tan sonra yavaş yavaş ‘ölümün üstünlüğü ve kabulleniş’ kendini göstermeye başladı:

#119663357

Kitabın son bölümünde de Tarancı’nın çevirisini yaptığı yabancı şiirler var. Bunları okuyana kadar, Can Yücel’i çevirinin üstadı zannederdim, ama artık öyle düşünmüyorum çünkü Tarancı, çeviride de bir efsane.
Keyifli okumalar dilerim.
280 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Otuz Beş Yaş şiiri ile yıllar öncesinden gönlümde yer edinmiş olan Cahit Sıtkı Tarancı'nın şiirlerini yeni okuma fırsatı buldum ve okurken kendimi bulduğum bir çok şiiri ile karşılaşmak, benim için hem düşündürücü hem de mısralarında kendimi bulmak büyük keyif oldu.
Bazı şiirleri okurken kendimizden anlar bulabileceğimiz, hayata yönelik planlarımızı tekrardan gözden geçirmemizi sağlayacak değerli bir kitap.
280 syf.
·1 günde·9/10 puan
Kitabı
Listen to Yedi Güzel Adam - Özlem - Entrümantal by Yedi Güzel Adam #np on #SoundCloud
https://soundcloud.com/...edi-guzel-adam-ozlem
müziği eşliğinde okumak ayrı bir huzur verdi.

Ölümden korkanlar asla bu tip şiirler yazamaz ancak ölüme seranad yazanlar bu hislerle şiir yazıp okuruna hissettirir.

46 yaşında hayatını yitirmiş. Otuz beş yaş yolun yarısı etmemiş onun hayatı için. Fakat Otuz Beş Yaş şiiri ile hayatını sonsuza çevirdiği kesin.

Her bir şiirinde ayrı yaşlara geçtiğim, şairin ağlamasını hissettiğim ve ağladığım, bunalmışlığın arasında huzuru keşfettiğim bu şiir kitabını okumak ve okutmak gerek.

Bazen diyorum. Lisede bize bu insanların hangi akıma mensup oldugunu anlatmak yerine kitaplarını okutup hislerimizi sorsalar, daha sonra hislerimizi alevlendiren yazar ve şairlerin hayatlarını merakla biz araştırsaydık edebiyata olan ilgimiz daha derin olurdu sanırım.

Ne yazık ki Lys sınavinda edebiyat sınavına girecek öğrenciler mecburen ezbere bilgileri bilmek ve bıktırıcı soğuk testleri çözmek zorundalar.

Bir öğrencim neredeyse edebi eserlerin çoğunu okumuştu, yazar ve şairlerin hayatını okuduğu kitaplara duyduğu ilgiden dolayı kendiliğinden öğrenmişti. Ben ona matematik çözerken "edebiyatı yetiştirebiliyor musun? Aran nasıl?" diye sorduğumda yukarda anlattıklarımı cevap olarak almıştım. Sonuç ne oldu: bu öğrencim edebiyat sınavından sadece bir boş bıraktı gerisi doğru idi.Bunları neden anlattım yaşayarak yaşatarak öğrenmenin önemini göstermek için.

Kendi hayatıma bir göz atacak olursam bir öğretmenimin bize Sezai Karakoç'un "Mona Roza" şiirini okurken ki hislerini yaşatması, adeta kendi yazmışcasına hissettirmesi, sesinin tonundaki titremeler... Beni şiirle tanıştıran bu öğretmenimdi. Branşı edebiyat da değildi. Hayatımda bir yol çizmeme sebeptir bu olay. Demek ki edebiyata ilgili olmak için edebiyatçı olmak zorunlu değil. Ve yaşayan bir kitap olup öğrencilere anlatmak gerek.

Keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Cahit Sıtkı Tarancı
Tam adı:
Hüseyin Cahit Tarancı
Unvan:
Şair, Yazar
Doğum:
Diyarbakır, Türkiye, 4 Ekim 1910
Ölüm:
Viyana, Avusturya, 12 Ekim 1956
Cumhuriyet dönemi Türk şiirinin en önemli şairlerinden birisidir. En ünlü şiirleri "Yaş Otuz Beş" ve "Memleket İsterim"'dir.

4 Ekim 1910’da Diyarbakır’da dünyaya geldi. Babası, Diyarbakır'da ticaret ve ziraatle uğraşan köklü Pirinçcizadeler ailesinden  Bekir Sıtkı Bey; annesi, babasının amca kızı Arife Hanım'dır.  Ailesi, ona dedesinin ismi olan “Hüseyin Cahit” adını verdi. Akrabaları 1934'te Soyadı Kanunu ile “Pirinççioğlu” soyadını aldığı halde aynı yıl pirinç ekiminden çok zarara uğrayan babası Bekir Sıtkı Bey, bu duruma kızarak “çiftçi” anlamına gelen “Tarancı” soyadını almıştır. 

Diyarbakır'da başladığı ilk eğitimin ardından aile geleneğinden ötürü orta öğrenim için Kadıköy Fransız Saint Joseph Lisesi'ne gönderildi. Lise öğrenimi için 1927 yılında Galatasaray Lisesi'ne geçti. Fransızcayı çok iyi öğrenerek Baudelaire, Rimbaud, Mallarme'yi özümsedi. Şiir yazmaya lise yıllarında başladı. İlk şiirleri Galatasaray Lisesi’nin “Akademi” isimli dergisinde ve Servet-i Fünun dergisinde yayımlandı. Ömürboyu yakın dost olacak Ziya Osman ile 1928-1929 yılında okulda tanıştı.

1931’de girdiği Mülkiye Mektebi'nden ikinci senenin sonunda atılınca Yüksek Ticaret Okulu'na girdi ancak memuriyet sınavını kazanıp Sümerbank’ta çalışmaya başladıktan sonra bu okuldan da ayrılmak zorunda kaldı. “Ömrümde Sükût” adlı ilk şiir kitabı henüz Mülkiye Mektebi’nde iken yayımlandı.

Çalıştığı pozisyonun Zonguldak, Karabük’e atanması üzerine Sümerbank’ta başladığı memuriyetten ayrıldı; çalışma hayatını öykülerini yayımlamakta olduğu Cumhuriyet gazetesinde sürdürdü.

Cumhuriyet Gazetesi sahipleri Nadir Nadi ile Doğan Nadi'nin desteği ile Üniversite yüksek öğrenimini tamamlamak üzere Paris'e gitti. 1938-1940 yılları arasında Sciences Politiques'e devam etti. Paris'te iken Paris Radyosu'nda Türkçe yayınlar spikerliği yaptı; bir yandan da gazeteye öyküler göndermeye devam etti. Paris’teki öğrenciliği sırasında Oktay Rıfat ile tanıştı.

İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman uçakları 1940 yılında Paris’i bombalamaya başlayınca öğrenimini tamamlayamadı; bisiklet ile kaçarak Lyon ve Cenevre yoluyla Türkiye'ye geri döndü.

12 Mart 1941'de askerliğini yapmak için hazırlık kıtasına katılmış, nisan ayı sonlarına doğru Ankara Yedek Subay Okulu'nda altı aylık döneminin ardından 10 Kasım 1941'de piyade asteğmeni olarak Burhaniye II. Tabur 5. Kıta Bölük Komutanlığı emrinde kıta hizmetine başlamıştır. Ünlü “Haydi Abbas” şiiri, askerlik döneminin bir ürünüdür.

O yıllarda ailesi artık İstanbul’a yerleşmişti; bir süre babasının Eminönü’deki ticarethanesinde çalıştı ancak içki sorunları yüzünden babası ile arası açılınca Ankara’ya gitti. Sırasıyla Anadolu Ajansı'nda, Toprak Mahsulleri Ofisi'nde ve Çalışma Bakanlığı'nda tercüman olarak çalıştı. “Otuz Beş Yaş” şiiri ile 1946'da CHP Şiir Ödülü'nde birincilik aldı ve yurt çapında tanınan bir şair oldu. Çalışma Bakanlığı'ndaki görevi sırasında tanıştığı Cavidan Tınaz ile 4 Temmuz 1951’de evlendi. Evlendikten sonra yazdığı şiirlerini “Düşten Güzel” adlı kitapta topladı.

1953 yılında geçirdiği bir krizden sonra felç oldu. Yatağa bağlı ve yarı bilinçli durumda olan şair; İstanbul ve Ankara’da çeşitli hastanelerde tedavi gördü; bir yıl kadar Diyarbakır’daki baba evinde bakıldı. Dönemin bakanı Samet Ağaoğlu'nun yardımıyla 6 Eylül 1956'da kardeşi Halit Tarancı refakatinde Viyana'da gönderilmiştir. Zatülcenp hastalığına yakalanarak 12 Ekim 1956’da Viyana'da vefat etti Cenazesi Ankara’da Cebeci Asri Mezarlığı’na defnedildi. Arkadaşı Ziya Osman’a yazdığı mektuplar 1957’de “Ziya'ya Mektuplar” adıyla yayımlandı.

Kitaplarına almadığı şiirlerle şiir çevirileri ve kendisi için yazılanlar “Sonrası” adlı kitapta toplanarak 1957’de yayımlandı.

Ailesinin Diyarbakır’daki evi 1973 yılında "Cahit Sıtkı Müze Evi" olarak ziyarete açıldı.

Öyküleri, “Cahit Sıtkı Tarancı Hikâyeciliği ve Hikâyeleri" adıyla Selahattin Önerli tarfından 1976'da kitaplaştı.

Şairi anlatan kapsamlı bir araştırma, Prof. Dr. Ramazan Korkmaz tarafından 2002 yılında "İkaros’un Yeni Yüzü – Cahit Sıtkı" adıyla yayımlanmıştır.

Edebi yaşamı

Şiir yazmaya lise yıllarında başlayan Cahit Sıtkı’nın Fransız okullarında okumuş olmasının etkisiyle ilk şiirlerinde Fransız şairlerin üsluplarıyla benzerlikler görüldü.

Kimileri 'Muhit' ve 'Servet-i Fünun/Uyanış' dergilerinde yayımlanan ilk şiirlerini 1933 yılında yayımlanan Ömrümde Sükut adlı kitapta topladı. Otuz Beş Yaş şiirinin, 1946’da, Cumhuriyet Halk Partisi’nin düzenlediği, yarışmada birincilik kazanmasıyla ününü pekiştirdi ve Cumhuriyet Dönemi’nin önemli şairleri arasına girdi.

Sanat için sanat ilkesine bağlı kaldı. Ona göre şiir, kelimelerle güzel şekiller kurma sanatıdır. Vezin ve kafiyeden kopmamış; ama ölçülü veya serbest, her türlü şiirin güzel olabileceği inancını taşımıştır. Açık ve sade bir üslubu vardır. Çoğu gerçeğe bağlı olan mecazları, derin, karışık ve şaşırtıcı değildir. Uzak çağrışımlara ve hayal oyunlarına pek itibar etmemiştir. Zaman zaman bazı imaj ve sembollere başvurmuştur.

Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer vermiş, nedense hep ölümün üstüne gitmiştir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur.

Yazar istatistikleri

  • 1.823 okur beğendi.
  • 7,4bin okur okudu.
  • 164 okur okuyor.
  • 2.274 okur okuyacak.
  • 51 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları