Bir hastanenin koridorlarında yürürken birçok kapı görürüz. Kimi kapıların ardında yeni bir hayat başlar, kimi kapıların ardında zor haberler bekler. Ancak o kapıların önünde neredeyse her zaman aynı insanlar vardır, doktorlar.
Doktorluk, yalnızca hastalıkları tedavi etmek değildir. Bazen bir çocuğun korkusunu yatıştıran gülümseme, bazen endişeli bir aileye verilen güven dolu bir cümle, bazen de hiç tanımadığınız bir insan için sabaha kadar süren bir mücadeledir.
Çoğu insan doktorları beyaz önlükleriyle tanır. Oysa o önlüğün içinde uzun yılların emeği, uykusuz geceler, zor kararlar ve büyük sorumluluklar saklıdır. Her gün onlarca insanın hayatına dokunurken kendi yorgunluklarını çoğu zaman ikinci plana bırakırlar.
Bir doktorun başarısı yalnızca yazdığı reçetelerde değildir. Asıl başarı, umudunu kaybetmeye başlayan bir insana yeniden güç verebilmesindedir. Çünkü bazen iyileşme bir ilaçla, bazen de doğru zamanda söylenen birkaç samimi sözle başlar.
Ve dünya döndükçe, insanlar hastalandıkça ve iyileşmeye ihtiyaç duydukça, doktorlar umudun sesi olmaya devam edecektir.
Gözlerimizi kapadığımız an düşmeyiz veya bir yana yatmayız. Ama güvenilmez bir dengesi olan Parkinson hastası için bu geçerli değildir. (Parkinson hastalarını sıklıkla eğik pozisyonda otururken görebilirsiniz, bu durumun farkında değildirler. Ama bir ayna ile oturma pozisyonlarını gördüklerinde hemen düzgün otururlar.)
Bir zamanlar marangozdum. Yerin düz olup olmadığını, yatay durumdan sapma olup olmadığını söylemek için su terazisi kullanırdık. Beyinde de bir çeşit su terazisi mi var?