Geri Bildirim
Adı:
Ezilenler
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
396
ISBN:
9789944883146
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Униженные и оскорбленные
Çeviri:
Nihal Yalaza Taluy
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
1861'de yayımlanan Ezilenler eleştirmenlerin sert tepkileriyle karşılaştı, ancak geniş bir okuyucu kitlesi tarafından beğeniyle okundu. Daha sonra yazdığı Suç ve Ceza, Ecinniler, Karamazov Kardeşler adlı romanlarıyla dünya edebiyatının dâhi yazarları arasında ilk sıralarda yer aldı.
Ezilenler kitabını okuduğum sıralarda Kur'an-ı Kerim'de karşıma çıkan bir ayet bana bu kitap hakkında şunu diyordu : Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım. Kasas Suresi 5. ayet

Yeryüzünde üst kesim tarafından ezilmekte olanlar ezilmelerine karşın mutsuzlar mıydı ki peki? Yani zaten onların birbirine karşı duyduğu sevgi ezim ezim ezilmelerine rağmen onlar için bir lütuftu ki aslında. Hem onların önderlik arzusu da sevgilerinde birbirlerine karşı hissettiği önderlik arzusu değil miydi?

Ezilme ile sevginin niteliği ters orantılıdır. Üst kesimde para ve rütbe arzusuyla yanıp kavrulan insanlar seni ne kadar ezmeye çalışırsa senin içindeki sevginin de o kadar artma ihtimali var. Hani Kleist'ın Michael Kohlhaas adlı romanında geçen şu #15657621 alıntı gibi adaletsizlikten emin olunan ortamlarda başka bir çare olmadığı için insanın kendi kalbindeki dürüstlükten emin olduğu bir an oluyor.

"...ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin" diyen Nazım Hikmet'e karşı da bir serzeniştir aslında bu kitap. Çünkü romandaki karakterlerin her biri kabahatlerinin oldukça farkındalığında ve bu kabahatleri sevgi arayışı, merhamet ve acıma duyguları olduğu için bundan gocunmamaktalar. Tam tersine birbirlerini en çok nasıl sevebileceklerse o yöne doğru bir arayış içindeler. Hani bizim de tam olarak yapamadığımız o arayışı.

Slav kadınları kötüdür abi... Kötüdür. Defalarca gözlerinin içlerine kadar bakabilmiş biri olarak masmavi bir deniz rengiyle karşılaşırsınız çoğu zaman. Bu masmavi denizin içinde muhtemelen ne batık gemiler, ne renkli balıklar, ne geçim sıkıntısıyla geçip giden hayatlar var dersiniz. Ama çoğu zaman öyle olmaz... Dostoyevski'nin kitaplarında da kadınlar genel olarak kötüdür. O masmavi gözlerinin içinde gördüğünüzü sandığınız şeyler aslında sadece bir perde gibi sizi kandırır. Çünkü soğuktur Slav topraklarının atmosferi. Her gün bir ambulans sesi duyulur ölen bir evsiz insanı yerinden almak için. Rönesans'ın değdiği sokaklarda fakirliğin ve ezilmişliğin Rönesansını yazarlar bu insanlar da. İçlerinde gerçekten sevgiye dair bir şeyler olduğunu görürsünüz. Çünkü ellerinde başka bir şeyleri kalmamıştır. Kadınların gözleri, altın orana yakın olan yüzleri ve fizikleriyle yanılttığı erkeklerin sevgilerinin bitmez tükenmez savaşını anlatır Dostoyevski de kitaplarında.

Ezilmek iyidir ama seversen.
İnsanı allak bullak eden bir roman bu. Daha önce okuduğum hiçbir Dostoyevski romanında bu kadar sert bir egemen sınıf (zenginler,asiller) eleştirisi görmemiştim. Prens ve çevresi ne kadar aşağılık, Alyoşa bile rezilin biri bence. Bu roman Rusya'da Ekim Devrimine giden yolun sağlam taşlarından biri olmalı. Romandaki ana karakterlerden biri (İvan Petroviç) ve romanın anlatıcısı doğrudan Dostoyevski'nin kendisi. Bu şahane kişiyi kendi romanlarından birinde kahraman olarak görmek bir edebiyatsever için ne kadar sevindirici. Aslında her Dostoyevski romanındaki iyilik ve yardımsever, aşırı fedakar bir kahraman bulunur. (Karamazov Kardeşler'de Aleksey, Budala'da Prens Mişkin) Ben bu kahramanların hep Dostoyevski olduğunu düşünürdüm. Bu romanda direkt karşımıza çıktı. Roman çok etkileyici bir şekilde başlıyor ve bütün roman süresince merak unsuru hiç eksik olmadan devam ediyor. Bu nedenle çok hızlı okunabilir. Romanın en etkileyici kısmı ise Prens'le İvan Petroviç'in gece yedikleri yemekteki konusmalariydi. Bir şeytanla melegin konuşması gibi. Ezilenler çevirileri içinde Nihal Yalaza Taluy'un bu güzel çevirisini tavsiye ederim.

Benzer kitaplar

"Ezinlenler" denince aklımıza direkt işçi sınıfı geliyor değil mi? Evet, ne yazık ki öyle... Kitaba başlamadan önce benim de aklıma işçi sınıfı geldi ama gelin görün ki kitabın konusu öyle değilmiş. Ama yine de sınıflarla karşı karşıyayız. Bu sınıfları "alt tabaka" ve "üst tabaka" olarak ikiye ayıralım.

Üst tabakaya mensup olan kişilerin nasıl bir kişiliğe sahip olduklarını açıklayalım: Mağrur bir kişilikleri vardır; sadece kendi çıkarlarını düşünen benci bir tıynete sahiptirler. İnsanları birer makine, bir eşya olarak görürler. Ruhları yoktur. Kendi sınıfında olmayanları hakir görürler. Ruhlara değil, bedenlere düşkündürler.

Alt tabakaya mensup olan kişilerin nasıl bir kişiliğe sahip olduklarını açıklayalım:
Acı çeken bir ruhları vardır. Çok acı çektiklerinden dolayı suskundurlar. İnsanı, insan olarak görürler. Kendilerini üst tabakayla kıyaslamazlar. Kendi tabakasına mensup olanın başarısını kıskanırlar.

Kitabın alt tabakaya mensup olan karekterleri, üst tabakaya olan nefretlerini sahte gülüşleriyle gizliyorlar. Sevgileri ayaküstü; hesaplı...Üst tabakanın ruha verdiği eziklik yetmezmiş gibi, alt tabaka da birbirinin ruhunu eziyor. Dostoyevski'nin oluşturduğu karakterlerden tiksindim!

İnsanların ruhlarını eziyoruz; küçük gören bakışlarımızla, düşüncelerini ve fikirlerini önemsemeyerek, bir tırnak fazlalığı kadar ehemmiyetsiz görerek...Neden? Çünkü bu insanlara karşı hiçbir menfaat beslemiyoruz. "Kendine bir yararı yok, bize nasıl olsun ki," diyoruz. Ve böyle yaptığımız için, toplum ister istemez suçlu doğuruyor. Suç bir hastalık mı? Yoksa bir ihtiyaç mı? Böyle hasta bir toplumda suç bir ihtiyaçtır.

Kitap, aşk öyküsü gibi görünse de öyle değil.
Üst tabakaya mensup olan bir şahsiyet, şahsi çıkarları için, oğlunu, zengin bir ailenin kızıyla evlendirmek ister ama ne yazık ki bu çocuğun gönlü başka bir kızdadır. Ve bu kız al tabakaya mensup biridir. İki aile arasında bir çatışma da vardır.
Kitabın konusu hiç yabancı gelmedi değil mi? Ne yazık ki evlilik denen şey bir ticarete dönüştü. İnsanlar, bir eşya olarak kullanılıyor.
Bir başka hikâye daha var. Bu hikâyedeki karekter bir kız, annesini kaybedince bir akrabası tarafından sahipleniyor ama ne sahiplenme! Ezinlenlerden biri de bu karekter...
Dostoyevski bu iki hikâyeyi birbirine bağlayarak akıcı bir roman önümüze koyuyor.

Kitabın konusu çok vasat...Bu konuyu her yazar ele alabilir. Dostoyevski farkını gerek betimlemelerle gerek analizlerle ortaya koymuş lakin kitap ben de hiç merak uyandırmadı. Sonlara doğru sıkılarak hızlı bir şekilde okuduğumu itiraf edeyim.
BİR GÜN DEĞİL SANA HER GÜN YALVARDIM, DUYMADIN SESİMİ, EZİLİYORUM!!!!

Evet dostlarım bu kitapta oldukça ezildim. Kitap beni çok hırpaladı. Aslında tam da Dostoyevski kitaplarından beklenecek bir etki bu. Sizi alır tokatlar, içinizi burkar, yerden yere vurur, ağlatır …

Okurken çok kapıldım kitaba, okuduğum kitaplarında bu kadar kendimi karakterlerin içlerinde bulduğum bir kitabı olmamıştı. Bütün karakterler çok etkileyiciydi, fikrimce. Vanya’nın dostluğu ve yardıma koşuşu, Nataşa’nın aşkı ve ailesine bağlılığı, Nelly’nin onurlu bir çocuk oluşu, Alyoşa’nın hovarda yüreği, Prens’in iticiliği, İhmenev’in harika bir baba oluşu….. Anlatmakla bitmeyecek galiba:)

Ailesinin göz bebeği Nataşa’nın sevdiği adama yani prensin oğluna kaçmasıyla gelişen olaylar silsilesini okurken sanki gerçekten onlardan biriydim. Bazen Vanya’ya bazen Nataşa’ya kızdım, İhmenev amca sessizce izlememi söyledi. Sonra bana dedi ki “Kaçmayın yavrum, Allah’ın emriyle gidin! Bak kaçarsanız bunlar oluyor işte. Düştüğümüz rezilliği görüyorsunuz evladım.” dedi.
Özür dilerim, işi yine maskaralığa döktüm:))

Hikaye ahım şahım, akla gelmeyecek bir hikaye değil. Hatta birbirine düşman olan ailelerin çocuklarının birbirlerine aşık olduğunu birçok ağlak Türk filminde görmüşsünüzdür.(Ağlak nedir ya?) Hikayenin özgünlüğü elbette önemli anca mesele anlatım şeklinde. Dostoyevski bu konuda ustanın da ustası hatta romancılığın virtiözü! Garip bir tanım oldu farkındayım, çaktırmayın canım sizde.

Onurlu ve fakir insanların, kendini soylu olarak gören-ki buna hiç anlam veremedim ömrüm boyunca- ve zengin insanlar tarafından hor görülüp parasıyla istediğini yaptırabileceklerini ve bu cümlenin nasıl biteceğini inanın bilmesem de hala yazıyor olmama şaşıyorum. Evet Türkçe öğretmenimin bir suçu yok inanın hepsi benim hatam:/ Sanırım havamda değilim:/

Sen mi büyüksün, ben mi büyüğüm? Ben büyüğüm, benim ben İhmenev usta!!! kıvamında sonu buruk ama güzel biten bir Dostoyevski romanıydı Ezilenler… Ezilen bir ailenin yaşadıklarına ve kalpsiz prens ve saf oğlunun yaşattıklarını bazen sinirlenip bazense tebessümle okuyacaksınız.

İnsanlara soylu, zengin, fakir, siyah, beyaz, Müslüman, Yahudi, Türk, Yunan diye ayırmadığımız ayrıca ezmediğimiz ve ezilmediğimiz günler, ömürler diliyorum…

Ayrıca etkinlik sahibi https://1000kitap.com/SinestezikMuz/Duvar/’a teşekkürlerimi sunuyorum:)

Sevgiyle ve kitapla kalın...
Kitabı okumaya başlamadan önce birçok incelemeyi okudum sınıf ayrımından söz ediliyordu çoğunlukla merak edip okumaya başladım. Okumak değildi bilakis an ve an yaşamış oldum. Müziğin de etkisiyle kayboldum, soyutlandım dış dünyadan. Nasıl bitirdiğimi sona geldiğimi anımsayamıyorum. Beni derinden etkileyen aşk hikayesi değil Nelly'nin minik yüreğinin onca eziyete dayanması boyun eğmeden ayaklarının üzerinde gururlu onurlu bir şekilde adına yaşamak denilen eziyetleri çekmesi oldu. Bu kitapta bir ezilen aranıyorsa oda Nelly'den başkası olamaz çünkü bencil olmayan bir tek o vardı.

Çevremizde Nelly gibi birçok örnek var sanırım bu yüzdendir kitaba bağımlı olduğum sonunu kabullenemediğim. Kitabın hissedilerek empati kurularak okunmasını tavsiye ederim. Belki o zaman çevremizde bize bakan o siyah çukurlu gözlerin gülmesine neden olabiliriz.
Dostoyevski, bu kitabında görünüşte bir aşk hikayesi anlatıyor. Ama aslında sadece görüntü olarak öyle. Esas olarak o günkü toplum yapısı içerisindeki ruhsal, fiziksel, ve sosyal olarak ezilenlerin hikayesini anlatıyor. Zaten Dostoyevski'den de romantik bir aşk hikayesi yazmasını bekleyemeyiz herhalde.

Hayır, kitapta ilk aklınıza geldiği gibi işçi sınıfının, köylü sınıfının nasıl ezildiğinin hikayesi anlatılmıyor. Aksine belkide ezildiğinin farkına varmayan insanların hikayesi anlatılıyor.

İç dünyası ve yaşantısı kötülüklerle dolu bir prens, bu prensin kişiliği tam gelişmemiş ama iyi niyetli oğlu ve onun etrafında biri soylu , diğeri ise onun için ailesini terk etmiş iki kız. İşte tüm hikaye sanki bu aşkın anlatımından ibaret görünse de esas olarak anlatılan apayrı bir hikaye mevcut. O da, 12 yaşında bir kız çocuğu olan Nelly'nin yürek burkan dramatik hayat hikayesi.

Peki bu hikayede gerçekten ezilenler kim ? Nelly mi ? prensin oğlu mu ? kızlar mı ? terk edilen aile mi ? ..vs.. İşte yazar burada kitabını yazmış, okuyucuya da düşünün ve bulun demiş. Ama bunu yaparken de yolları göstermiş.

Kitapta, muhteşem bir kurgulama, harika bir anlatım, eğer bazı uzun konuşma metinlerini saymazsak, kitabın son sayfasına kadar süren müthiş bir akıcılık ve sürükleyicilik mevcut. Ben büyük beğeniyle okudum. Kesinlikle okunmasını da tavsiye ediyorum.
Küçük bir kız çocuğunun yaşadığı travmaları onun psikolojik tahlilleri ve duyguları gayet başarılı işlenmiş. Buda birçok okuyucuya sabırlı ve bilinçli bir birey olmaları çocuklarını anlamalarına yardımcı olabilir. Yaşadığı ağır travmaların sabırlı bir sevgiyle tamir edilişi de çok iyiydi.Abes fakat gerçekle o kadar içice olan aşkların hikayesine dönelim. Aşk dediğimiz duygu bize kalbin ve aklın aynı ahenkte seslenmesi; birbirinden hem bihaber bir o kadar da birbirine yekpare hücreler gibi saf temiz olmalıdır. Aklın kenara fırlatılıp kalbin tek başına konuştuğu aşkın bedelini anne karnındaki bebekten tutunda koca aileleri nasıl bir Buhrana sürüklediği harika bir şekilde anlatılmış. Tolstoy'un bize''bir kadının kaderi sevdiği adamın ihaneti ve sevmediği adamın sadakati arasında çizilir cümlesine yazılmış, sanki. Karakterlerin tümünün bunun farkında olması olaylar örgüsünü değiştirmeyip buram buram gerçeklik koktuğunu söyleyebilirim. Ayrıca kopartılan aile ilişkilerinin yeniden tamir edilişini anlatırken okuyucuyu duygusal duruma fena halde sokmaktadır. İslenen karakterler ve duygular o kadar gerçekçi ve derin bir şekilde işlenmişti ki bana çok şeyler kattığını rahatlıkla söyleyebilirim. Dostoyevski'yi okuyun tüm kitaplarını okuyun...
Bu kitap uzun süredir kitaplığımdaydı. Bir türlü elime alıp okumaya başlayamamıştım. Şimdi ise böyle bir kitabı bu kadar geç okuduğum için çok pişmanım.
Dönemin Rusyasında hayatın ağırlığı altında ezilen insanları küçücük bir kız üzerinden çok güzel anlatmış Dostoyevski.
Kitap, günümüz yazarlarının kitaplarından çok daha ince düşünülerek yazılmış. Eski yazarlar "aman yazayım da geçeyim iste" hissiyatı uyandırmıyor bende. Ama günümüz yazarlarının bazıları bu hissiyatı veriyor zaman zaman...Kitapta karakterlerin hepsinin üzerinde fazlaca durulmus. Ana karakterlere verilen özen hepsine verilmis...Eserin en guzel taraflarından biri de hikayenin bizzat Dostoveyski' nin ağzından anlatilmasi. Ivan Petrovic karakterinin kendisi olması heyecan vericiydi...
Bazı nüanslara değinmek gerekirse, kitapta zengin ve fakirler arasındaki "itibar" farkı üzerinde çokça durulmuş. Zengin insanların sözüne daha çok itibar edildiğini, zenginlerin istenilmeyen bi durumdan sıyrılarak kolaylıkla çıkabildiğini, gerektiğinde ise maskelerini indirip kabalaşabildiğini bunun yani sira fakirlerinse; gurur, namus, merhamet, dogruluk ve inanc derdinde oldugunu goreceksiniz.
Günümüzde de örneği vardır aslında bu karakterlerin. Dostoveyski' nin kendi ağzından bu sınıfsal çatısma temalı ama aynı zaman da icinde ask, arkadaslik, aile kavramları da olan bu hikayeyi dinlemek güzeldi...
Sonunda bitirebildim ama bu kesinlikle benim kendime ayıracak kısıtlı vaktimin olmasından, küçük bir bebeğim var ve her fırsatta elime aldığım doğrudur. Uzun uzun inceleme yapan arkadaşlar var takdir ediyorum, hepsinin emeğine sağlık. Neyse fazla uzatmayım ve kısacık incelememe geçelim. :)

Daha önce lise yıllarımda suç ve cezaya başlamış ve yarim bırakmıştım, bana ağır gelmişti okumadığım için bilemiyorum ama bu o kadar akıcı ve yalın ki çok etkilendim. Okunmaya değer bir eser kitapta hayranı olduğum karakter Vanya, kim istemez ki onun arkadaşlığını, sevgisini, her koşulda yanında olmasını. Karekterlerin hepsine insanın içi gidiyor yaşanan sıkıntılar, zor yaşamlar, yitirilen yakınlar,güçlünün insanı ezmesi ben üstünüm havaları. Kesinlikle prense gıcığım:) belirtmeden geçemiyorum kusuruma bakmayın. Alyosanin ne yapacağını bilmemesi, Natasanın bitmeyen sevgisi ve fedakârlığı, Nellinin yaşadıkları, Nikolay Sergeyic'in sevimli babacan konuşmaları ve Vanya'nın herşeye yetişmek için ordan oraya sürüklenmesi. Benim hafızamda yer edecek ve unutmayacağım bi kitap. Kâh güldüm kâh ağladım, yatarken acaba diğer sayfayı okuyup da mi yatsaydım diye çok düşündüm ve bittiğine üzüldüm açıkcası.

Ve kitaba dair benim için en güzel alıntı:

Varsın ezilmiş, aşağılanmış olalım, madem hep beraberiz, önemi yok bunun; varsın bizi şimdi ezen, aşağılayan, o çıtkırıldım, kibirli yaratıklar zafer kazansınlar! Bizi diledikleri gibi taşlasınlar!

Etkinliği yapan Quidam a teşekkürler. Benim incelemem bu kadar, iyi geceler diliyorum efendim.
Sevgiyle kalın.
Yaşama arzum, hayata inancım vardı!.. Fakat bu düşüncenin ardından bir kahkaha attığımı da hatırlıyorum.
Dostoyevski
Sayfa 56 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 8. Basım
"Yoksul olmak günah değildir ama, varlıklı olup da başkalarını küçümseyip kırmak günahtır."
Bir insanın cömertliği ne kadar büyük ve gürültülüyse, onda o kadar bencillik bulunur, hem de en iğrenç, en tiksindirici türdendir.
...bir atasözü bile vardır:keyif aptallarındır, derler...
Dostoyevski
Sayfa 256 - Sentez Dünya Klasikleri

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Ezilenler
Baskı tarihi:
Ocak 2016
Sayfa sayısı:
396
ISBN:
9789944883146
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Униженные и оскорбленные
Çeviri:
Nihal Yalaza Taluy
Yayınevi:
İş Bankası Kültür Yayınları
1861'de yayımlanan Ezilenler eleştirmenlerin sert tepkileriyle karşılaştı, ancak geniş bir okuyucu kitlesi tarafından beğeniyle okundu. Daha sonra yazdığı Suç ve Ceza, Ecinniler, Karamazov Kardeşler adlı romanlarıyla dünya edebiyatının dâhi yazarları arasında ilk sıralarda yer aldı.

Kitabı okuyanlar 1.364 okur

  • Nadya Ivanova
  • Veli Altinkaya
  • Talha Deveci
  • Emre Ö.
  • Şevval Yıldırım
  • Deep Down
  • sana ne oluyor tolstoyevski
  • Levent Öz
  • Özgür Coşkun
  • Başak Yalçın

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.5
14-17 Yaş
%4.9
18-24 Yaş
%24.2
25-34 Yaş
%31.9
35-44 Yaş
%23.6
45-54 Yaş
%8.7
55-64 Yaş
%2.5
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%54.4
Erkek
%45.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%33.7 (133)
9
%23 (91)
8
%26.6 (105)
7
%10.9 (43)
6
%2.3 (9)
5
%2 (8)
4
%1.3 (5)
3
%0.3 (1)
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları