8,3/10  (271 Oy) · 
841 okunma  · 
237 beğeni  · 
8.994 gösterim
Fyodor Mihayloviç Dostoyevski (1821-1881): İlk romanı İnsancıklar 1846’da yayımlandı. Ünlü eleştirmen V. Belinski bu eser üzerine Dostoyevski’den geleceğin büyük yazarı olarak söz etti. Ancak daha sonra yayımlanan eserleri o dönemde fazla ilgi görmedi. Yazar 1849’da I.Nikola’nın baskıcı rejimine muhalif Petraşevski grubunun üyesi olduğu gerekçesiyle tutuklandı. Kurşuna dizilmek üzereyken cezası sürgün ve zorunlu askerliğe çevrildi. Cezasını tamamlayıp Sibirya’dan döndükten sonra Petersburg’da Vremya dergisini çıkarmaya başladı. Dostoyevski, 1846 yılında yayımlanan Öteki adlı eserinde kişilik bölünmesini, parçalanmış bilincin kurduğu ürkütücü ve tehlikeli dünyayı konu edinmiştir.

Tansu Akgün (1977): İstanbul Üniversitesi Rus Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Rusça ve İngilizceden çeviriler yapan Tansu Akgün, Maksim Gorki ve Anton Çehov’dan tiyatro oyunları, F.M Dostoyevski’den romanlar ve Jakob Abbott’dan biyografiler çevirdi.
  • Baskı Tarihi:
    2010
  • Sayfa Sayısı:
    188
  • ISBN:
    9789944889209
  • Çeviri:
    Tansu Akgün
  • Yayınevi:
    Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
  • Kitabın Türü:
Erhan 
26 Mar 17:40 · Kitabı okudu · 4 günde · 8/10 puan

Neyse ki Dostoyevski'nin , Öteki/Öteki Ben/İkiz gibi isimleri olan kitabını da bitirdim ve incelemesini yazabiliyorum. Neymiş, Dostoyevski'ymiş de, insan psikolojisinden en iyi o anlarmış da. Bakıyorum diğer incelemelerine kitabın, yere göğe sığdıramamış herkes. Ne alakası var kitabın Dövüş Kulübü ile. Altı üstü bir devlet memurunun maceralarını anlatmış. Yakov Petroviç Golyadkin'in kendisi gibi olan bir ikizi var. Şimdi uzun uzun yazıyor insanlar isimleri böyle Rus olunca. İnceleme daha uzun oluyor tabi haliyle. Ben de mi öyle yapsam ki- yok daha neler, ben herkes gibi niceliğe önem veren birisi değilim. Dürüst biriyim en azından. İnsanların ne düşündüğüne önem vermem- belki de bunun yüzünden kaybediyorum hep. Ya kısa diye beğenmezlerse- yok artık, beğenen beğenir, beğenmeyenler de - olur mu gerçekten beğenmeyen? Sanki herkes beğeniyor Fyodor Mihailoviç Dostoyevski'yi. Bak Vladimir Nabokov'a, adam benim gibi dürüst. Dış kapının mandalı muamelesi yapıyor Fyodor Mihailoviç Dostoyevski'ye. Gerçi bu kitabı için en iyi kitabı demiş. Kim bilir ne hinlikler peşindeydi Vladimir Nabokov o zamanlarda? Güven olmuyor ki hiç kimseye. Önemli olan kendisini bilmesi insanın. Mesela herkes bilir benim ne kadar sözümün eri olduğumu, kitaptaki Yakov Petroviç Golyadkin gibi. Hayır esas kahraman olan Yakov Petroviç Golyadkin'den bahsediyorum. Öteki, ya da ikizi olan Yakov Petroviç Golyadkin değil elbette. Herkes tanır beni, en çok da- Yo hayır, beni en iyi kimin tanıdığını açık edemem burada. Kim bilir nasıl bir şekilde kullanırsınız bu bilgiyi, kimin ne olduğu belli değil ki, Andrev Filipoviç gibi insanların olmadığı ne malum burada? O da en başta gülümsüyordu zavallı Yakov Petroviç Golyadkin'in yüzüne elbette. Öteki değil, esas Yakov Petroviç Golyadkin'dan bahsediyorum yine. Sonra o baloya bile almadılar. Balo ki ne balo, koskoca (O kadar da koca değil işin aslı) Fyodor Mihailoviç Dostoyevski bile kitabın içine giriyor baloyu anlatmak için. Neyse, bu kadar ayrıntıya girmemeliyim belki. Sonuçta her bölümü teker teker anlatırsam kitap özeti olmanın ötesine geçmez bu inceleme. Ama neden kitap özetlerine değer verilmiyor ki burada? Belki de gerçekten yapılması gereken böyle bir şey. Görmek güzel olurdu, ama ben kesinlikle böyle bir şey yapmam. Bir kere heyecanı kaçar kitabın. Sigmund Freud zamanında kaçırmış zaten herkesin heyecanını. Hasta demiş Yakov Petroviç Golyadkin'e, sözde öteki de yokmuş. İnanmıyorum ben böyle şeylere, sonuçta her insan ara sıra görebiliyor öteki kendini. Siz görmüyor musunuz? Hep bir şeyler peşindesiniz değil mi, başarıma engel olmak için? Kıskanıyorsunuz beni, uzun incelemelerim için. Ben de başlayacağım kitabı incelemeye, fırsat bulursam şu etraftaki seslerden. Evet, sustunuz sonunda, ilk bölüme geçelim. Kitabın başında dokuzuncu dereceden değerli memurumuz Yakov Petroviç Golyadkin tam da kendinden bekleneceği gibi nankör uşağı Petruşka'yla alışverişe çıkıyor. Bolca parası var kahramanımızın, kendisine kahraman demekte bir sakınca görmüyorum. Biriktirebilir insan azmederse o kadar para, ben de ... ben biriktirmedim hayır, beni niye karıştırıyorsunuz canım kitaba. Okumak istemeyen okumasın canım, incelemeyi. Okuyun ya da, yapacak başka bir işiniz mi var ki? Okuyun ve beğenin, uzun ve güzel yazıyorum çünkü ben. Başkaları gibi, fasa fisodan bahsetmiyorum hem. Bakın ikinci bölüme geçtim bile, ikinci bölümde doktor Krestan İvanoviç Rutenspitz'le görüşüyor kahramanımız. Başta girmeyecek içeri ama giriyor. Bu arada ben Öteki yayın evinin çevirisinden okudum kitabı. İletişim de güzeldi, Varlık ve Bordo-Siyah da. Hangisi en iyiydi derseniz, tabi ki yayın evine kitabın ismini veren Öteki ya da İletişim . Varlık daha iyi gibiydi galiba ama. Siz neden böyle sorular soruyorsunuz peki, bir şeyler mi ima ediyorsunuz? Ağzımdan laf almaya çalışıyorsunuz incelemenin başından beri. Sanmıyorum ama böyle bir şey olabileceğini. Çok değerli okurlar var çünkü bu sitede, bütün öteki incelemelerini okudum. Hepsi birbirinden güzel. Ben de onlar gibiyim, sizin gibiyim ben de. Dostoyevski'yi ilk defa incelemiyorum burada. Yeraltından Notları da inceledim ben. Ben değil miydim yoksa o? Suç ve Ceza da olabilir, ama daha zaman var ona da. Uzun uzun yazsa mıydım acaba Dostoyevski'nin adını? Ayıplarlar mı beni kısa kullandım diye ismi? Sanki çok biliyorlar da, anlaşılamıyorum ben, Dostoyevski de anlaşılamamıştı Belinski tarafından. Koskoca yazar, Belinski kim? Gogol kim? Puşkin kim? Dostoyevski kim? Ben üçüncü bölüme geçeyim en iyisi. Üçüncü bölümde Golyadkin bir balodan kovulur ama o hepimizin yapacağı gibi düşünür taşınır ve arka kapıdan gizlice girer bu baloya dördüncü bölümde. Beşinci bölümde Petersburg sokaklarında tanıdık bir tipe rastlar gece yarısı. Hepimiz kendimizin kötü ahlaksız ikimize rastlamışızdır bir yerlerde, beraber yaşadığımız. Bazen de aynadaki şahıs bizimle konuşur. Belki de konuşmaz, aslında bunları anlatmamam lazım size. Uzun olması lazım ama incelemenin. Diğer bölümleri de tek tek yazmam gerek buraya, öteki Yakov Petroviç Golyadkin'in aynı işe geldiği, haliyle kimse tarafından garipsenmediği, her türlü pisliği yaptığı bölümleri detaylı olarak açıklamalıyım ki kafanızda soru işareti kalmasın. Anlatayım ki Dostoyevski'nin anlattığı bu gerçek yaşam hikayesinin sonunda siz de bir parça göz yaşı dökün Yakov Petroviç Golyadkin için. Çok matah bir şey değil aslında kitap, okumasanız da olur. Günümüzle hiç bir ilgisi yok, inanmayın böyle safsatalara. 2013 yılında Richard Ayoade diye biri de uyarlamış sözde sinemaya, eminim uymamıştır fazla. Onu da izleyeceğim sonra, gerçi izlemem belki de. Daha incelemeyi bitirmem gerekiyor. On bölüm daha yazacağım, O alçak Yakov Petroviç Golyadkin'i anlatacağım size . Hayır öteki olan değil, sadece kendini düşünen. Benim gibi, sizin gibi ya da. Ben... benim biraz düşünmem lazım, daha sonra tamamlarım incelemeyi.