Leyla ile MecnunBurak Aksak

·
Okunma
·
Beğeni
·
17.288
Gösterim
Adı:
Leyla ile Mecnun
Baskı tarihi:
Nisan 2018
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056785955
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Küsurat Yayınları
Bir yanımız çöl bir yanımız deniz...

Zaman döngüseldir ve farklı seçimler yapsan da aynı hayatı yaşarsın. Sana verilmiş bir ömür vardır. Bu dünyadaki zamanın bellidir. Ve her şey bir denge içindedir. Biz... Daha doğrusu ben, o dengeyi bozdum...

Aynı gün aynı hastanede doğmalarıyla başladı her şey. Bir hayatın birden fazla kez yaşanabileceğinin ve yarım kalmış her hikâyenin tamamlanmaya muhtaç olduğunun bir kanıtıydı onlar. Peki Mecnun bu sefer Leylasına kavuşabilecek mi? Yoksa yine çölde mi açacak gözlerini? Çünkü o çöl çaresiz âşıkların son durağıdır. Kavuşamayan âşıklar o çölde aralar sevdiğini, kavuşanlarsa emlakçı emlakçı dolanır dururlar, 2+1 kombili.

Yayınlandığı dönemde izleyicisini ekrana kilitleyen Leyla ile Mecnun, bu kez bambaşka bir hikâye ile sevenleriyle yeniden buluşuyor. Mecnun, İsmail Abi, Erdal Bakkal, Baba İskender, Yavuz Hırsız, Yedek Kamil, Gözlüklü Çocuk Kaan ve Aksakallı Dede bu kez bambaşka bir maceranın peşine düşüyor. O geminin geleceğine ilk günkü gibi inananların, sevdiği kızın gözlerinin içine bakarak 'seni seviyorum' diyemeyenlerin, kendi çölünde kaybolanların hikâyesi Leyla ile Mecnun Burak Aksak'ın kalemiyle yeni başlangıçlar için geri dönüyor.
Benim için şimdiye kadar yaptığım en özel inceleme olacak bu, umarım yazmak istediklerimin çeyreğini olsun ifade edebilirim.

Leyla ile Mecnun hayatımda en önemsediğim şeylerden biri. Bir diziye bu kadar anlam yüklemek ne kadar mantıklı tartışılabilir. Ama sitede son zamanlarda denk geliyorum benden yaşça büyük kişilerin yorumlarına; gençliğindeki detayları birbirleri ile paylaşmalarını gülümseyerek okuyorum. Çünkü biliyorum ki yıllar sonra ben de Leyla ile Mecnun dolu anılarımı düşünüp hüzünleneceğim. --> Hocanın ısrarla telefonları bırakın uyarısını takmadan sıranın altında tek kulaklıkla birlikte LM izlediğimizi, "Seni tanıdığımdan beri ne fark ettim biliyor musun, aynı Mecnun gibi konuşuyorsun sen!" şeklinde ilerleyen sohbetleri, hatta o konuşmanın bize iyice sinmesi ve günlük hayatta bilinçsizce ağızdan çıkması ile akabinde gelen kahkahalar, dizide geçen o çok özel şiirleri gönlündeki kişiyle paylaşmak ve üstüne bin kat daha anlam yüklemek, hediye almayı isteyip cesaret edemezken LM temalı bir şeyler almanın arkasına sığınmak, "Aaa zil sesini sen de mi o sahnedeki şarkı yaptın" diye ortak nokta bulmanın sevincini yaşamak... Daha niceleri işte. Kitabı okurken içinde küfür de görünce şaşırdım, arkadaşıma "Küfür de geçiyor biliyor musun" dedim, "Poşet gibi mi :D" dedi. Her şeyin özeti gibi bir olay aslında, Leyla ile Mecnun evreninde poşet küfürdür, kulpu kırık çaydanlık küfürdür, ıslak terlik küfürdür. Sakız sigaradır, erik içkidir. Bu dünyadan değildir Leyla ile Mecnun. Orada her şey mümkündür, uzaya da çıkılır, yerin dibine de batılır, mecaz değil cidden batılır! Hatta Mecnun "yeraltına" batmışken kenarda Dostoyevski göze çarpar bir şeyler yazarken :)) Yakalamasını bilene en ince absürd espriler oradadır. Bi de bunları anlayınca sevinir insan, "Yavvv adamlar ne ince düşünmüş yav helal olsun Burak Aksak!!" denilir. Bunu yapmak da farzdır.

Şimdi kitap incelemesinde diziyi anlatmak da eleştirilme sebebim olur belki ama buna da bir savunmam var. Ben diziyi azcık da olsa izlememiş birinin bu kitabı okuyup beğeneceğini kesinlikle düşünmüyorum. Cidden dürüst olalım, güzel bi kitap mıydı o kadar? Yooo. Leyla ile Mecnun evrenine yabancı biri olarak okusam "Ne yaşıyo ya bunlar" diye sorgulardım. Nitekim diziye ilk başladığım zaman da hiç anlam verememiştim inanın ki, bu kadar insan neyini seviyor bu dizinin demiştim. Ama sonra 104 bölümü de sıra ile izledim. Hayatımda bu kadar zamanımı aldığı halde zerre pişmanlık hissetmediğim tek konu da budur belki de. Bir sürü yapım harikası diziyi de bitirdim ama hiçbirini şu saçma sapan LM'ye değişmem. O küçük, bencil, gösteriş dolu dünyamızda gerçek samimiyeti bize hiçbir şey bu dizi kadar gösteremezdi.

Neyse işte ne diyordum, bu kitap da bir edebiyat harikası değil elbette. Bir sürü kusur var. Hatta çok komik giderken bi anda öyle bi son yazmış ki "Pardon noluyoruz???!!!" oldum. "Haa, o niye öyle oldu ki şimdi?" diye isyan ettim İsmail Abi sesiyle, "Nidennn?" diye sordum. Ama yine de eleştiremem ya. Gönlümde hanları sarayları var şu an bu kitabın. Vallahi uydurmuyorum, okurken her şeyi duydum ben kulağımda. Bütün o meşhur replikleri karakterlerin sesi ile okudum, belki de bu yüzden hayatımın en keyifli okumalarından biri oldu.

Yalnız bu kitap bana hiç yetmedi. Cidden her karakterden küçük bi tadımlık bırakmış önümüze. 104 bölüme gelen 105. bölüm gibi oldu biraz yani. Burak Aksak çok önceden Twitter'dan söz vermişti kitapla ilgili. "Bir gün mutlaka" demişti. Valla kralsın Burak reyiz, inan ki bu kadar çabuk beklemiyordum ben, nasıl mutlu ettin bi bilsen. Ama inşallah daha da çoook edersin, inan ki buna ihtiyacımız var.

Leyla ile Mecnun edebiyatının baydığını söyleyenleri görüyorum her geçen gün. Kimseyi de eleştirmeyeyim en iyisi. Üzerinden yıllar geçtiği halde hala sevenleri arasındaki dayanışmaya hayran kalmak çok daha keyifli. Eleştirenlere sormak istediğim tek şey var: "Senin ağzından çıkanla kulağının duyduğunun tuttuğu bir mi? Algıda mı seçicisin sen?" :)

Gerçekten canım hala yazmak istiyor ama buraya kadar bile okuyan çok az olacaktır diye düşünüyorum. Sonuna kadar dayananlar için klişelerin en güzelini, en umut dolusunu, en samimisini bırakıp kaçıyorum: O GEMİ BİR GÜN GELECEK.

---
Hee bi de unutmadan:
ÇAY ERDAL BAKKAL'DA İÇİLİR.
"Ben Mecnun diyilim. Ben Leyla'nın mezar taşıyım."

Şimdi yapacağım şeyi bir kitap incelemesi olarak değerlendiremem. Çok sevdiğim bir dizinin yıllar sonra yeni bölümü gelmiş gibi, yahut o diziden uzun soluklu bir film uyarlamışlar gibi bir hissiyatla geldim buraya. Ben okudum, kitabın bana yaşattığı okuduğumdan çok daha fazlasıydı.

Kitaplardan uyarlanan dizileri, filmleri fazlasıyla biliyoruz. Bu benim için ilginç bir deneyim oldu, çünkü kurgunun tam tersi olarak işlediği bir olayın içine ilk defa girdim. Ve şunu açıkça ifade edebilirim ki, öncelikle beyaz perdede ya da televizyon ekranlarında gördüğünüz bir eser eğer ki oyuncularıyla sizi tatmin edebilmişse sonrasında kitabını okuması muazzam bir zevk oluyor. Hani böyle okuduğunuz karaktere ait tek bir cümle dahi onun mimikleriyle, onun hali ve tavrıyla gözlerinizin önünde tekrar çekiliyormuş gibi. Okumaya başladığım andan itibaren bu hissi defalarca yaşadım.

Leyla ile Mecnun, televizyon kariyerinden itibaren insanların ya çok fazla sevdiği ya da hiç anlam veremediği bir yapım olmuştur. Kitabı okuyacaklar için söylüyorum, dizisini sevemediyseniz kitabı da sizin için farklı bir konumda olmayacaktır. Gerçek Leyla ile Mecnun ruhunu yakalayabilmişler içinse, odanız tekrar çocukluğunuzdaki gibi kokacak. Zaten bana göre kendini bu kadar güzel hatırlatan bir çocukluk vardır, bir de Leyla ile Mecnun.

"Zaman döngüseldir," diyor Aksakallı Dede. "Bir hayat en fazla kaç kere yaşanabilir ki?" diyor Leyla. "Üç," diye cevaplıyor Mecnun. Ve bir daha başlıyoruz aynı hikayeye. Belki kaderimiz hep aynı, belki verdiğimiz kararlar mutlak sonumuzu hiç değiştiremeyecek. Ama biliyorum ki bir kere daha yazılsa, yine aynı umutla okurum. Hatta İsmail Abi'nin ağzından çıkacak "İskndrabi?" sözünü tam da böyle yazılması gerekiyormuş gibi okurum. Yine ve yine hayal kırıklığına uğratmayan Burak Aksak'a sonsuz teşekkürler.
Dizi biteli 4 yıl olmuş. Ne kadar, 'çok yalnızım dağılmayın lan' desekte dağıldık. Bu samimi aile ortamı medya kurbanı oldu. Yeni başlayan her yapımda bu sıcaklığı arar olduk lâkin bulamadık.
Neydi leyla ile mecnun?
Küçük şeylerden mutlu olmaktı. Aile değerlerini bilmek, dostluğun hakkını vermek, mahalle kültürüyle büyüyen bir çok insana bunun bi' öz olduğunu unutturmamaktı. Zira çocukluğun, sokaklarda komşunun ağacına dadanmakla, tanıdığın her yüze selâm vermekle ve her gün gittiğin bakkalın herkesi tanımasıyla geçmişti. Bu, bir nevi eski Türkiye'nin sıcak insanlarıydı, biz bunu sevmiş ve bunu özlemiştik. Her gün içtiğimiz çayın bir ikram olduğunu sıcak sohbetler için bir meze olduğunu bilirdik. Çaylar demlenir konu komşu toplaşır, evin bahçesinde laf lafı açar yaz geceleri böyle geçerdi. Lm'de ki çay sevdası, bu kültürü empoze etmek isterken bize kalan ise bunun öbek öbek geyiği oldu. Şimdilerde ana akım medyada çay bir kültür değil, edebiyat fiyaskosudur meselâ.  Mevzu bahis olan konuya en iyi örnek Ismail Abi'nin, Küçük Prens ve Frida Kahlo aracılığıyla verdiği mesajlardı. " Orada burada ikon olursunuz, telefon kaplarına resim olursunuz ama kimse sizin kim olduğunuzu bilmek tanımak istemez." Popüler Kültüre yem olmak budur. Ve demek istediğim esas noktaya geldik, dizide popüleriteye ister istemez yenik düştü. Lm'den çok Lmcilik, çaydan çok çaycılık gibi oluşumlar vuku buldu. Ama bizim için, Burak Aksak'ın kıvrak zekâsıyla, ince esprileriyle yarattığı o dünya hâlâ aranan kandır. Çünkü seviyoz be haci. :D Bize bir takım yadigar değerler bıraktı. Nedir onlar? sevmek beklemek, özlemek, sarılmak, aile olmak gibi gibi....
Bu kadar güzelleme yeter kitaba geçelim.
 
-spoiler-

Diziden bağımsız olmamakla birlikte farklı bir evre düşlemiş Burak Aksak. Yapılan geyikler aynı, mizah aynı, lezzet aynı, lâkin bu sefer, kitap-film olayının tersi gerçekleştiği için, kitapta ki olaylar, detaylar, karakterler az ve özdü, kısırlaştırılmıştı. Sadece Mecnun'un Leylaya olan aşkı esas temaydı. Bu sefer sadece ikilinin aşkı gündemken finalinde tam kavuşsunlar diye beklerken ulan bu da mı gol değil bee dedik. Yâr olmadı Leyla. Kavuşursa aşk değil meşk olurmuş ya zaten.. (hemen klişeye vuralım.) Zaten varolan mutlak bir sonu değiştirmekte olmazdı bence. Fuzuli'ye saygı önemli :p Neyse ne diyordum, Mecnun düştü yine çöllere... Çünkü çöl bir arayıştır, bir kayboluş. Menkıbenin peşinde koşar durursun, zamanla kurursun, Vaha'ya ulaşana kadar seraplara takılırsın. Fırtınaya esir düşer bir toz tanesi olursun. O toz tanesi bir saatin içine hapsolur. Zaman akar, "Ve her insan zamanın dünya üzerinde bıraktiği birer yara izidir."
Aşkın en imkansız hali buymuş demek.

sevgilerle..
Leyla ile Mecnun... Kendi çölünde kaybolanların hikayesi...
Kitabı okuyup bitirdiğime, daha ziyade sindirdiğime göre şimdi gelelim yorum kısmına. Fakat baştan söyleyeyim, bu inceleme daha ziyade diziye olan hayranlığımın ve özlemimin bir dışavurumu olacak :)
Leyla ile Mecnun pazartesi günlerini sendromsuz bir şekilde geçirmeme sebep olan diziydi. Evde kimse sevmezdi, benim kahkahalar attığım sahnelerde kardeşim bunun neresi komik der gibi bakardı her seferinde :) Ben de onu gerçekten seven ve anlayan bir izleyici olduğum için mutluluk duymuşumdur hep nedense. Akranlarımın bahsettiği güncel dizilere karşılık onlara L&M ile direnmeye çalışıyorum hâlâ. Dizi biteli seneler geçmiş olsa da hâlâ aynı hazla izliyorum. Mesela mutsuz bir anımda komik bir sahneyi açıp gülebiliyorum ilk kez izliyormuşum gibi veya duygusal sahneleri açıp açıp hüzünleniyorum. Bu da böyle bir tutku işte :))
Girizgahımı diziyle yaptığıma göre şimdi gelelim kitaba. Kitap sınavlarımın en yoğun zamanında geldi. Birazcık bakıştık, bakıp bakıp mutlu oldum :) Arkadaşlarıma, ben çok merak ediyorum okumaya başlayacağım galiba dediğimde saçmala Sinem bırakmazsın elinden, kaptırırsın kendini. Bilmiyorsun sanki kendini gibi ikazlar üzerine kitaba kısa bir veda ettim :)

İsmail Abi’yle, Yavuz’la, Erdal Bakkal’la, İskender Baba’yla, Zeynep’le herkes oradaydı yine, tüm samimiyetiyle.Kitabı okurken Kireçburnu’nda gezindim sanki, Erdal Bakkal’ın sallama çayından içtim. İsmail Abiyle birlikte geçen gemilere el salladım sanki.
Bir çok yerde dizideki diyaloglar gözümde canlandı ve bu da daha bir keyif ve akıcılık kattı kitaba. Fakat bu durumun büyük kısmının benim diziye olan hayranlığımdan kaynaklı olduğu da aşikâr. O yüzden diziyi hiç izlemeyen biri bu kadar beğenir mi zannetmiyorum. Burak Aksak’ın hayal gücüne hayran kaldığım bölümlerde diziyi izlememiş biri ne saçmalıyor bu diyebilir. Çünkü kitabın içine tam giremiyorsunuz. Kitaba dair en büyük eleştirim bu olabilir belki de. Diziyi bile tam olarak izlemeyen birinin kurguyu anlaması zorken kitabın bu kadar basite indirilmesi pek mantıklı gelmedi bana. 100 küsür bölümde anlatılan olay örgüsü 270 sayfalık kitaba bastırılmış gibi geldi. Kendimi hızlandırılmış bir kursa gidiyor gibi hissettim çoğu yerde.

Kimi yerde çok güldüm kimi yerde ise duygularım birbirine karıştı L&M’nin büyük özelliği de budur belki, ani duygu geçişleri. Bu yüzden iyi ki sakin bir ortamda okuyup bitirmişim kitabı diyorum. Çünkü tüm duygularımı istediğim gibi dışa vurabildim, hunharca güldüm komik bulduğum yerleri veya şaşkınlığımı yüksek sesle ifade edebildim. Metroda, otobüste okusaydım gülmemek için yanaklarımı ısırırdım veya dayanamadığım yerlerde gülüp insanların değişik bakışlarına maruz kalabilirdim :)

Kitabın sonunu okumamak için direndin kendi kendime. Sonlara doğru yaklaştıkça boğazım düğüm düğüm oldu adeta. Hiç bitsin istemedim. Nitekim dizinin de son bölümünü izlemedim hâlâ, hayalimdeki gibi kalsın istediğimden.

Zamanında dizinin bitmesine üzülürken şimdi de kitabını bitirmenin burukluğunu yaşıyorum. E ne de olsa “zaman döngüseldir.” :) İyi ki Burak Aksak kitabı yazmış da o duyguları tekrar tekrar tatmışım. Aşkı, dostluğu, çaresizliği...

İncelememi diziden en sevdiğim sahne ile sonlandırıyorum. Tüm Leyla ile Mecnun sevenlere selam! https://youtu.be/6SAv05R0DMQ
“Bir yanımız çöl bir yanımız deniz...
“Zaman döngüseldir ve farklı seçimler yapsan da aynı hayatı yaşarsın. Sana verilmiş bir ömür vardır. Bu dünyadaki zamanın bellidir. Ve her şey bir denge içindedir. Biz... Daha doğrusu ben, o dengeyi bozdum…”
Kavuşamayan âşıklar o çölde aralar sevdiğini, kavuşanlarsa emlakçı emlakçı dolanır dururlar, 2+1 kombili. O geminin geleceğine ilk günkü gibi inananların, sevdiği kızın gözlerinin içine bakarak ‘seni seviyorum’ diyemeyenlerin, kendi çölünde kaybolanların hikâyesi :)
Senin ağzından çıkanla kulağının duyduğunun aynı şey olmadığının farkında değil misin? Benim dedem Darwin'di. :) :)
Dizi bitince de demiştim keşke burda ki gibi insanlığı güzel insanlar olsa hayatımızda , Hani diyoruz ya bi insan bi insanı bu kadar mı güzel sever.En güzeli de sonu adam hep bi final yapıyor ve inanın hiç beklenmedik şekildi o gemi gelecek mi sorusuna cevap :)
FdadsgfaDGSFDAGFdagdhgDFHGFhgfdhjFADhgfdhgfAHGDFdhgfaHDFHgfdadsgfaDGSFDAGFdagdhgDFHGFhgfdhjFADhgfdhgfAHGDFdhgfaHDFHgfdadsgfaDGSFDAGFdagdhgDFHGFhgfdhjFADhgfdhgfAHGDFdhgfaHDFHgfdadsgfaDGSFDAGFdagdhgDFHGFhgfdhjFADhgfdhgfAHGDFdhgfaHDFHgfdadsgfaDGSFDAGFdagdhgDFHGFhgfdhjFADhgfdhgfAHGDFdhgfaHDFHgfdadsgfaDGSFDAGFdagdhgDFHGFhgf

(2 Cümle Spoiler İçerebilir…) +18

Üstat Fuzuli’yi tiye alacak eser incelemesinde random yorum bulunması çok manidar olur diye düşündüm. Düşüncemin arkasındayım her zaman. Leyla ile Mecnun’u bu günlere taşıyan kişiye bir vefa borcumuz olduğunu unutmamamız gerekmektedir.

Dizisi 100 bölüm ise epi topu 5 bölüm izlemiş olduğum bir kitaptır ki LM, kah sevdik kitabı kah sevemedik. Mahalle jargonuyla yazılmış bir kitaptır. Evet, jargon dedim çünkü gerçekten de kitap da bozuk dil ve argo kullanılmıştır.

Herkes der ki çok ince espriler yapılmış falan filan. Pardon ama küçük düşürme, aşağılama espriden sayılmamalı. Özellikle sayfa 266’da bulunan;

“Niye başka bi’ gezegene gitmek istiyorsunuz ki?”

“Kuzenim Elroy’un sünneti var ona gidicez. Bayramda gitmedik diye Jane Halam çok bozulmuştu şimdi gitmesek ayıp olur.”

İkinci bir örnek ise sayfa 15’te bulunan,

“Ohoo! Sen de ayakta uyuyon otele para vermiyon ha.”

Mantıklı bir soruya aptalca bir cevap vermek espriden sayılmamalı. Bu kadar düşük ve kalitesiz, itici bir diyalog olamaz. Buna gülecek kişilerin gerçekten kendini bir yoklaması gerek. Ki kitabın içerisindeki espri kalitesi aşağı yukarı bu seviyede.

Bıdık Prens ve Kahlo bölümlerini de çok gereksiz buldum. Keza orada İsmail Ağbi gerçekten hikâyesini iyi bir şekilde anlatıp benim kalbimi feth edebilirdi. Lakin çok şey beklememek gerek nihayetinde İsmail Abi.

Dizi izlemeyen anlamaz dedikleri ise; kitap bence belli bir yaş arasına hitap ediyor. O yaş dışındakiler de edebi bir şey uyandırmıyor.

Beğendiğim yerler yok değil. Birçok alıntı ve birçok yer çizdim. Gidişat çok iyi konular birbirlerine güzel bir şekilde bağlanmış. Sıkılmadan okunabilecek türde. Lakin herkes profesyonel olduğu işi yapmalı. Kötü bir kitap değil iyi bir kitapta değil. Varsa zamanınız okuyun.

Beni şaşırtan bir yer ise; karakter konuşmalarını, dizi karakteriyle zihinde istem dışı konuşturmamdı. Bu gerçekten hoş bir durum idi benim için.

Sevgi ile kalın….

"İsmail Abi!"
"Hooop!"
"Beklemekten vazgeçme sakın. O gemi bir gün gelecek."
Leyla ile Mecnun... Kendi çölünde kaybolanların hikâyesi. Bitmesin diye yavaş yavaş okuduğum ama her güzel şey gibi biten kütüphanemdeki en değerli kitabım. Eğer diziyi izleyip de kitabı okuduysanız ne güzel. Her okuduğumda dizinin sahneleri gözümün önünde canlandı. O güzel duyguları bize tekrar kitap olarak sunan Burak Aksak'a teşekkür etmemek mümkün değil.
Bazen dil gönlün hissettiklerini kelimelere dökemez.Eğer sevdiğininin yanındaysan konuşmak gürültüden başka bir şey değildir.
Leyla ile mecnun bir diziden ibaret değildi bizim için
Hayat gibiydin; Yıllarca bekledik geminin gelmesini ve gemi bizler için geldi aslında. Umutla mutlulukla kitap ile geldi Umut oldun bize en ufak bir şeyde beklemeyi öğrendik .Kara bulutlar yerini güneşe bıraktı.Kitabın kalbinize dokunması umuduyla
Herkesin beklediği bir şey var. Bunu kimse inkâr edemez. Bu şey nesne olabilir, insan, gelecek, geçecek, ölüm... Kısacası her şey olabilir. Bu diziden öğrendiğim ilk şey buydu.
Dizinin başrolündeki şahıs daha ilk bölümden kız istemeye gidiyor (çarpışma, kavga vb. durumlarda tanışmanın olmaması çok dikkatimi çekmişti) ve istemeye giderken, lisede giydiği armalı ceketi giyiniyor. Dizide ilk güldüğüm sahne buydu.
Mecnun'un Leyla ile ilk karşılaştığı an "Baba bu kız çok güzel be." dediği zaman... Dizide ilk bu sahneyi izlerken "Yahu çok güzel!" demiştim.
Mecnun Leyla'nın ölüm haberini aldığı zaman yüksek bir yere çıkmıştı. Belki de atlamayı düşünüyordu. İsmail abi yanına gittiğinde "İsmail abi, Leyla gitti abi." demişti ve ağlamıştı. Diziyi izlerken ilk bu sahnede hüngür hüngür (benim anlık ruh halimle de ilgili olabilir) ağlamıştım.
Dahası, hakkıyla küfür ve beddua etmeyi de bu dizide öğrendim.
Pamuk şekerin pamuktan yapılmadığını bildiğim halde bu diziyi izlerken yeni öğrenmiş gibi üzüldüm.
Dizi biteli haftalar, aylar olmadı. Yıllar oldu. Bazı tuvalet terlikleri ufak bir su birikintisine haberi yokmuş gibi poz verip "o gemi bir gün gelecek" diye fotoğraf paylaştı. Bazı kulpu kırık çaydanlıklar Yavuz'un Eylül'e okuduğu "Tutunamayanlar" kitabını alıp daha bir sayfasını bile anlamaya üşendiler. O da yetmiyormuş gibi daha hangi kitaba ait olduğunu bile bilmedikleri "Albayım" ile başlayan bütün sözleri hayat felsefesi (yani WhatsApp durumu) yaptılar. Genel adları Sarkozy olan bu pipet topluluğunu bizler de Fadime'nin Düğünü'nü izler gibi izledik. Tam pastamızı bitirip limonatamızı içtiğimizde, düğünden kaçıp kurtulmak istedik. Fakat Burak Aksak bu kitabıyla bizim düğünde kalmamızı sağladı. İyi mi yaptı? Hem de çook iyi yaptı. 5 sene sonra ilk defa pazartesi gününü sabırsızlıkla bekledim.
Fakat kitap mı dizi mi deseniz... İlk defa böyle bir soruya dizi cevabını vereceğim sanırım.
Kitap eskiyi hatırlatma konusunda beni çok duygulandırdı. Eskiyi çok özlemişim. Moralim bozuk olduğunda Nurten'in yeğeni gibi davrandığım günleri, sinir olduklarıma "Şimbilli beeh!" diye bağırmayı özlemişim.
Uzun lafın kısası, hacılar, izleyin, okuyun, gülün, ağlayın. Ama şunu da belirtmek isterim ki benim dayım mafya.
E çay bana?
Şuan hala okuyorum ama inceleme yazma gereksinimi duydum :)
Kitap okumaya yaklaşık 1.5 sene önce başladım zamana göre çok güzel kitaplar okudum ama yok ya Leyla ile Mecnunu okuduğum kadar hiçbirini bu denli keyifle okumadım şuan 24. Sayfadayim ama haykırarak okuyorum 4 senedir beklediğim bir kitaptı gerçekten efsane anlatmaya gerek yok görüyorsunuz akıyor :))
Tıpkı dizinin kalan son bölümlerini, bitmesin diye izlemeyi hep ertelediğim gibi bu kitaba da bir türlü başlayamıyordum. En sonunda artık neyi bekliyorum ben deyip başladım. Her şey düşündüğüm gibi oldu ve muazzam bir kitap okudum. Her sayfasında ayrı bir hüzün ayrı bir sevinç yaşadım. Diziyi izlerken aldığım o eşsiz tatlar uzaklaşmamış, değişmemiş bu kitapta da beni bekliyordu.
Size Lm ile ilk karşılaşmamı anlatayım. Yıllar evvel bir gün televizyonda  kanaldan kanala gezerken denk gelmiş ve sadece bir dakika kadar izleyip " bu ne saçma bir şey yaa " diyip değiştirmiştim. Ön yargılarımın kurbanı olduğum onca andan birisi.   Ve malesef bu yüzden finalinden çok sonra başladım aslında izlemeye. Kısa bir zamanda günde 2 3 bölüm kadar izleyip epey ilerlemiştim her anım lm ile doluydu nerdeyse. Tabi sonunu falan da öğrendim bu sırada istemeden. Bu bile değiştirmedi duygularımı aynı sevgiyle merakla izlemeye devam ettim taa ki sonuna çok yaklaşana kadar...
Ara verdim çünkü bitmesin istedim, hâlâ da bitmedi. Kitap sayesinde çok çok özlediğimi farkettim ve devam etmeye karar verdim kalan bölümlere. Ama onlar da bitince ne olacak bilmiyorum kitap da zaten bitti. :((( Şu an sadece bu hüznü yaşıyorum. Keşke hep devam etse bir şekilde kitap, dizi, film hiç farketmez. Ama tabii bu kitap bile lm hayranı tayfa için büyük bir nimetti es geçmemek lazım. İyiki yazmış Burak Aksak ' da bizde tekrar güzel insanların güzel hayatlarına konuk  olduk. 

Diziyi hiç bilmeyip kitabı okuyanlar bilmem ne hissetti ama diziyi çok sevipte okuyanlarla eminim aynı tadı almamışlardır. Çünkü kitabı okurken kişilerin ağzıyla okumayı bile bilmiyorlar nasıl tam zevkine varabilirler ki? O yüzden diziyi hiç izlemediği halde okumayı düşünen varsa bence önce kesinlikle diziye başlayın ve daha sonra kitabı okuyun derim.

Şu an hâlâ Leyla ile Mecnun'un aşkı, İsmail abinin bitmeyen umudu, Yavuz'un fedakarlıkları, Erdal bakkalın sinir bozucu ama bir o kadar da yumuşak  olan kalbiyle doluyum. Yüzümde hâlâ buruk bir gülümsemeyle lm izleyeceğim.
Kendinize çok  iyi davranın kendi çölünde kaybolan dostlarım... 

Ve son olarak da şunu bırakayım belki bunları da özlemişinizdir...

 https://youtu.be/tF6chaYrOcY

O gemi bir gün gelecek...
Uzun süredir inceleme yazamamıştım fakat LM etkinliğinin son gününde bu kitaba inceleme yazmadan geçemezdim.
Bu kitap, dizi izleyenlere şiddetle ve ağız burun dalarak okumalarını tavsiye ettiğim bir kitap iken, diğer taraftan daha önce diziyi izlemeyenlere şiddetle okumamalarını tavsiye ettiğim bir kitap.
Benimkisi kıskançlıktan efendim. Sen 103 bölüm diziyi izle, her hafta o günün gelmesini bekle, dizinin 1 dakikası kaçmasın diye aradaki bütün reklamları ezberle, oyuncuların kavga etmesi gibi dizinin başına gelmeyen kalmasın ona üzül, her sezon başka bir leyla karakterine alışmaya çalış, sonra elin oğlu/kızı gelsin 250 sayfalık kitabı alsın okusun ve hikayenin içine dalsın. yok öyle yağma :)
Ancak kitabın dizi izlemeyenlere aynı etkiyi bırakmayacağı gerçeği de var tabi...
Peki kitaptan dizide aldığımız tadı aldık mı?
Hem evet hem hayır diyelim.
Sanırım Burak Aksak, önce dizisi çekilen bir şeyin kitabını yazmanın stresini çekmiş. Öyle ya dikkat etmesi gereken ortada bir hikaye var, ne kadar da aynı hikayeyi başka türlü kurgulamaya çalışsa da başı aynı, sonu aynı, ve karakteri aynı..
Bu kitapta ne eksikti biliyor musunuz?
Duygusallık...
Yoksa gülme konusunda beni aşırı tatmin etti. Bazı bölümlerde kahkahalarımdan yan odadan gelenler oldu.
Ama duygusal olarak tat vermedi. Dizide sürekli gözüme bir şey kaçıyordu, bir taraftan gülmeye çalışırken, diğer taraftan gözüme bir şey kaçıp duruyordu. Yoksa erkekler ağlamaz biliyorsunuz. Ancak kitabı okurken ben duygusal olarak pek bir şey hissetmedim (Odunlaşıyor muyum lan yoksa)
Ben bu kitap dizinin devamı olur diye düşünmüştüm ama Burak Aksak yine en başından başladı hikayeye. Bu da bize ilerde devamını yazacağı müjdesini veriyor. Eğlenmek için, hatırlamak için alın okuyun abicim/ablacım.
Erdal bakkallı bardağımın fotosunu da koyam da gidem..:)
https://i.hizliresim.com/1J8qnG.jpg
Okul insana hayatı öğretmez. Bi' başkasına gidip hadi bana hayatı öğret diyemezsin. Öğrenmek için merak etmek gerekir.
Kireçburnu'ndaki vahşi doğanın bir kanunu vardır: Erdal Abi'nin canını alabilirsiniz ama parasını asla!
Küçük tesadüflerden büyük anlamlar çıkarmaya çalışma.
Burak Aksak
Sayfa 87 - Küsurat Yayınları
Allah'ım hayallerime bile sığdıramayacağım böyle bir güzelliğin yeryüzünde işi ne? Belli ki varlığına delil olarak göndermişsin tamam da, bizim evde işi ne?
Dün gece de hiç uyuyamadım. Daha doğrusu öyle bi' rüya gördüm ki, sanki hiç uyumamış gibiyim. Her şey çok gerçekti. Yine böyle bi' kahvaltı masasındayız. Sen yine her zamanki gibi sevgini gösteriyosun bana. Akşam diyorsun hazırlan, kız istemeye gidicez. Her şey böyle başladı. Sonrası... Sonrası çok karanlık be baba.
Burak Aksak
Sayfa 14 - Küsurat Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Leyla ile Mecnun
Baskı tarihi:
Nisan 2018
Sayfa sayısı:
272
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786056785955
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Küsurat Yayınları
Bir yanımız çöl bir yanımız deniz...

Zaman döngüseldir ve farklı seçimler yapsan da aynı hayatı yaşarsın. Sana verilmiş bir ömür vardır. Bu dünyadaki zamanın bellidir. Ve her şey bir denge içindedir. Biz... Daha doğrusu ben, o dengeyi bozdum...

Aynı gün aynı hastanede doğmalarıyla başladı her şey. Bir hayatın birden fazla kez yaşanabileceğinin ve yarım kalmış her hikâyenin tamamlanmaya muhtaç olduğunun bir kanıtıydı onlar. Peki Mecnun bu sefer Leylasına kavuşabilecek mi? Yoksa yine çölde mi açacak gözlerini? Çünkü o çöl çaresiz âşıkların son durağıdır. Kavuşamayan âşıklar o çölde aralar sevdiğini, kavuşanlarsa emlakçı emlakçı dolanır dururlar, 2+1 kombili.

Yayınlandığı dönemde izleyicisini ekrana kilitleyen Leyla ile Mecnun, bu kez bambaşka bir hikâye ile sevenleriyle yeniden buluşuyor. Mecnun, İsmail Abi, Erdal Bakkal, Baba İskender, Yavuz Hırsız, Yedek Kamil, Gözlüklü Çocuk Kaan ve Aksakallı Dede bu kez bambaşka bir maceranın peşine düşüyor. O geminin geleceğine ilk günkü gibi inananların, sevdiği kızın gözlerinin içine bakarak 'seni seviyorum' diyemeyenlerin, kendi çölünde kaybolanların hikâyesi Leyla ile Mecnun Burak Aksak'ın kalemiyle yeni başlangıçlar için geri dönüyor.

Kitabı okuyanlar 1.541 okur

  • Büşra Yamanel
  • Enes Şenateş
  • Elif K
  • Nisa Alkan
  • Bayram Uludağ
  • Hazel E
  • Havvanur Yürük
  • Rümeysa ÖZDEMİR
  • Seda Ethemefe
  • Bilgehan Yılmaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%11.6
14-17 Yaş
%13
18-24 Yaş
%26
25-34 Yaş
%33.7
35-44 Yaş
%9.1
45-54 Yaş
%2.1
55-64 Yaş
%0.4
65+ Yaş
%4.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%58.6
Erkek
%41.3

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%52.5 (432)
9
%20.2 (166)
8
%13.4 (110)
7
%6.6 (54)
6
%3.3 (27)
5
%1.9 (16)
4
%1 (8)
3
%0.7 (6)
2
%0.1 (1)
1
%0.4 (3)

Kitabın sıralamaları