Adı:
Öteki Ben
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054840816
Kitabın türü:
Çeviri:
Leyla Şener
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Antik Kitap
Baskılar:
Öteki
Öteki Ben
İkiz
Öteki
Öteki
Öteki
Yakov Petroviç Golyadkin toplumda kendine yer edinemeyen, kendisiyle sürekli çatışan, sosyal hayatın dışına itilen bir anti kahramandır. Romanda, Golyadkin'in zihinsel tutarsızlığının insanlarla iletişimini zorlaştırması, kendisinin giderek ötekileşmesi anlatılır. Okur, Dostoyevski'nin bu romanında bir keşfe çıkar; kahramanımızın dünyasının ikiliği ve gerçeklik dediğimiz zeminin kayganlığı merkezinde psikolojik bir yolculuk yapar. Parçalanmış bir zihnin kurguladığı dünyalarda Dostoyevski'nin eşsiz psikolojik anlatımıyla, gerilimi son ana dek süren sürükleyici bir yolculuktur bu.

Dostoyevski bu romanı için şöyle demiştir: "İleride Öteki Ben'den benim başyapıtım olarak bahsedecekler."

Leyla Şener'in Rusça aslından çevirisiyle...

"Öteki Ben, Dostoyevski'nin yazdığı en güzel şeydir."
-Vladimir Nabokov-
(Tanıtım Bülteninden)
Neyse ki Dostoyevski'nin , Öteki/Öteki Ben/İkiz gibi isimleri olan kitabını da bitirdim ve incelemesini yazabiliyorum. Neymiş, Dostoyevski'ymiş de, insan psikolojisinden en iyi o anlarmış da. Bakıyorum diğer incelemelerine kitabın, yere göğe sığdıramamış herkes. Ne alakası var kitabın Dövüş Kulübü ile. Altı üstü bir devlet memurunun maceralarını anlatmış. Yakov Petroviç Golyadkin'in kendisi gibi olan bir ikizi var. Şimdi uzun uzun yazıyor insanlar isimleri böyle Rus olunca. İnceleme daha uzun oluyor tabi haliyle. Ben de mi öyle yapsam ki- yok daha neler, ben herkes gibi niceliğe önem veren birisi değilim. Dürüst biriyim en azından. İnsanların ne düşündüğüne önem vermem- belki de bunun yüzünden kaybediyorum hep. Ya kısa diye beğenmezlerse- yok artık, beğenen beğenir, beğenmeyenler de - olur mu gerçekten beğenmeyen? Sanki herkes beğeniyor Fyodor Mihailoviç Dostoyevski'yi. Bak Vladimir Nabokov'a, adam benim gibi dürüst. Dış kapının mandalı muamelesi yapıyor Fyodor Mihailoviç Dostoyevski'ye. Gerçi bu kitabı için en iyi kitabı demiş. Kim bilir ne hinlikler peşindeydi Vladimir Nabokov o zamanlarda? Güven olmuyor ki hiç kimseye. Önemli olan kendisini bilmesi insanın. Mesela herkes bilir benim ne kadar sözümün eri olduğumu, kitaptaki Yakov Petroviç Golyadkin gibi. Hayır esas kahraman olan Yakov Petroviç Golyadkin'den bahsediyorum. Öteki, ya da ikizi olan Yakov Petroviç Golyadkin değil elbette. Herkes tanır beni, en çok da- Yo hayır, beni en iyi kimin tanıdığını açık edemem burada. Kim bilir nasıl bir şekilde kullanırsınız bu bilgiyi, kimin ne olduğu belli değil ki, Andrev Filipoviç gibi insanların olmadığı ne malum burada? O da en başta gülümsüyordu zavallı Yakov Petroviç Golyadkin'in yüzüne elbette. Öteki değil, esas Yakov Petroviç Golyadkin'dan bahsediyorum yine. Sonra o baloya bile almadılar. Balo ki ne balo, koskoca (O kadar da koca değil işin aslı) Fyodor Mihailoviç Dostoyevski bile kitabın içine giriyor baloyu anlatmak için. Neyse, bu kadar ayrıntıya girmemeliyim belki. Sonuçta her bölümü teker teker anlatırsam kitap özeti olmanın ötesine geçmez bu inceleme. Ama neden kitap özetlerine değer verilmiyor ki burada? Belki de gerçekten yapılması gereken böyle bir şey. Görmek güzel olurdu, ama ben kesinlikle böyle bir şey yapmam. Bir kere heyecanı kaçar kitabın. Sigmund Freud zamanında kaçırmış zaten herkesin heyecanını. Hasta demiş Yakov Petroviç Golyadkin'e, sözde öteki de yokmuş. İnanmıyorum ben böyle şeylere, sonuçta her insan ara sıra görebiliyor öteki kendini. Siz görmüyor musunuz? Hep bir şeyler peşindesiniz değil mi, başarıma engel olmak için? Kıskanıyorsunuz beni, uzun incelemelerim için. Ben de başlayacağım kitabı incelemeye, fırsat bulursam şu etraftaki seslerden. Evet, sustunuz sonunda, ilk bölüme geçelim. Kitabın başında dokuzuncu dereceden değerli memurumuz Yakov Petroviç Golyadkin tam da kendinden bekleneceği gibi nankör uşağı Petruşka'yla alışverişe çıkıyor. Bolca parası var kahramanımızın, kendisine kahraman demekte bir sakınca görmüyorum. Biriktirebilir insan azmederse o kadar para, ben de ... ben biriktirmedim hayır, beni niye karıştırıyorsunuz canım kitaba. Okumak istemeyen okumasın canım, incelemeyi. Okuyun ya da, yapacak başka bir işiniz mi var ki? Okuyun ve beğenin, uzun ve güzel yazıyorum çünkü ben. Başkaları gibi, fasa fisodan bahsetmiyorum hem. Bakın ikinci bölüme geçtim bile, ikinci bölümde doktor Krestan İvanoviç Rutenspitz'le görüşüyor kahramanımız. Başta girmeyecek içeri ama giriyor. Bu arada ben Öteki yayın evinin çevirisinden okudum kitabı. İletişim de güzeldi, Varlık ve Bordo-Siyah da. Hangisi en iyiydi derseniz, tabi ki yayın evine kitabın ismini veren Öteki ya da İletişim . Varlık daha iyi gibiydi galiba ama. Siz neden böyle sorular soruyorsunuz peki, bir şeyler mi ima ediyorsunuz? Ağzımdan laf almaya çalışıyorsunuz incelemenin başından beri. Sanmıyorum ama böyle bir şey olabileceğini. Çok değerli okurlar var çünkü bu sitede, bütün öteki incelemelerini okudum. Hepsi birbirinden güzel. Ben de onlar gibiyim, sizin gibiyim ben de. Dostoyevski'yi ilk defa incelemiyorum burada. Yeraltından Notları da inceledim ben. Ben değil miydim yoksa o? Suç ve Ceza da olabilir, ama daha zaman var ona da. Uzun uzun yazsa mıydım acaba Dostoyevski'nin adını? Ayıplarlar mı beni kısa kullandım diye ismi? Sanki çok biliyorlar da, anlaşılamıyorum ben, Dostoyevski de anlaşılamamıştı Belinski tarafından. Koskoca yazar, Belinski kim? Gogol kim? Puşkin kim? Dostoyevski kim? Ben üçüncü bölüme geçeyim en iyisi. Üçüncü bölümde Golyadkin bir balodan kovulur ama o hepimizin yapacağı gibi düşünür taşınır ve arka kapıdan gizlice girer bu baloya dördüncü bölümde. Beşinci bölümde Petersburg sokaklarında tanıdık bir tipe rastlar gece yarısı. Hepimiz kendimizin kötü ahlaksız ikimize rastlamışızdır bir yerlerde, beraber yaşadığımız. Bazen de aynadaki şahıs bizimle konuşur. Belki de konuşmaz, aslında bunları anlatmamam lazım size. Uzun olması lazım ama incelemenin. Diğer bölümleri de tek tek yazmam gerek buraya, öteki Yakov Petroviç Golyadkin'in aynı işe geldiği, haliyle kimse tarafından garipsenmediği, her türlü pisliği yaptığı bölümleri detaylı olarak açıklamalıyım ki kafanızda soru işareti kalmasın. Anlatayım ki Dostoyevski'nin anlattığı bu gerçek yaşam hikayesinin sonunda siz de bir parça göz yaşı dökün Yakov Petroviç Golyadkin için. Çok matah bir şey değil aslında kitap, okumasanız da olur. Günümüzle hiç bir ilgisi yok, inanmayın böyle safsatalara. 2013 yılında Richard Ayoade diye biri de uyarlamış sözde sinemaya, eminim uymamıştır fazla. Onu da izleyeceğim sonra, gerçi izlemem belki de. Daha incelemeyi bitirmem gerekiyor. On bölüm daha yazacağım, O alçak Yakov Petroviç Golyadkin'i anlatacağım size . Hayır öteki olan değil, sadece kendini düşünen. Benim gibi, sizin gibi ya da. Ben... benim biraz düşünmem lazım, daha sonra tamamlarım incelemeyi.
MERHABA DOSTOYEVSKİ!
Bir merhaba dedim. Çünkü ben akıllı ben, hiç Dostoyevski okuyan biri değilmişim. Etkinlik ile bu açığı kapatacağım.

Geldik yemeğe, ama kitapta da yemek var. Kovulmadık biz umarım. Oturduk mu masaya? Mozart eşliğinde yiyoruz kitaplarımızı. Mozart bu kitaba özel. Tabi ki başka şeyler de dinleyeceğiz elbette. Kemancı var mı kemancı? Neyse yemek faslını bir kenara bırakalım.
Benim kitapla ilk aklıma gelenleri anlatmakla başlayayım öyleyse:
İyi ve kötü geldi. İki kişi bana bunları anımsattı. Aslında benliğimizde iki kişi var iyi ve kötü. Biri gerçeğimiz diğeri içimizde saklı. Burada da o saklı kişilik, vücut almış ve yaşama yerleşmiş gibi.
Kahramanımız oldukça dürüst, iyi niyetli ve saf, yani temiz. Ancak ikinci kişi düzenbaz, hilekâr, alaycı birisi. Olmak istemeyeceği, olmadığını düşündüğü karakterleri, bir başka ben olarak yaratmış, hayal dünyası ile bütünleştirmiş sanki.

SEMA SEMA SEMA!
Sus biraz iç ses ne diyorsun ne?!
Sende öyle değil misin? Diyorum.
Şöyle; iyisin ama ben kötüyüm, içimde kötülük var. Yok ya tam tersi de olabilir.
Amaaannn! Boş verelim. Sonuçta ikisi de ben değil mi? Kabullendik mi? Devam o zaman ilerle!
Kahraman ne kadar yalnız değil mi? Bu yalnızlığı onun ruhsal bunalımını tetiklemiyor mu? Bakınız size iki örnek vereceğim. İkisi de gerçek; ikisi de vardı. İsimleri bile benzer, aynı hastalığa sahip, aynı yaşlarda ve de erkek.
BİRİNCİSİ RAMAZAN: Ramazan staj yaptığım psikiyatri servisinin bir hastasıydı. Hastaneden kaçmak, gitmek istiyordu. Beni bırakın, buraya düşmanlar gelecek, hastaneyi havaya uçuracaklar, benim gitmem gerek, bakın ben çok iyiyim, iyileştim, artık beni gönderin, eşyalarımı verin diyordu. Ramazan terk edilmiş biriydi. Hasta olduğu için yalnızlaştırılmış, kimse tarafından kabul görmeyen, ailesi tarafından bile terk edilmiş bir birey. Bu yüzden hezeyanları, korkuları var. O tipik hastalık hallerinin hepsine sahip. Normal yaşamını devam ettiremiyor bu yüzden.

İKİNCİSİ BAYRAM: Bayram ise, çalıştığım hastanede karşılaştığım, 4 sene boyunca da rastladığım birisi. Ailesi tarafından kabullenilmiş, hatta hastanedeki herkes tarafından kabul edilmiş birisi. Nasıl mı?
Bayram kendisini hastanede çalıştığına inandırmış. Her sabah saat 8’de işe geliyor, akşam 5’de evinin yolunu tutuyor. Kimse ona deli gözüyle bakmıyor. Hoşgörü ile yaklaşıyor. Bu yüzden Bayram kimseden kaçmıyor. Normal yaşamını sürdürüyor. Kimse ona tuhaf gözlerle bakmıyor. Onu tanımayanlar biraz garipsiyor ilk başta. Ama sonra gerçeği öğrendiklerinde hoşgörülü yaklaşıldığı için, onlar da aynı şekilde davranıyor.
Gelelim varmak istediğim noktaya. Bu insanlardan neden korkalım ki? Onlar bizden korkuyor aslında.

İnsanları olduğu gibi kabullenemiyoruz. İşte tüm mesele bu aslında. Herkes aynı olsaydı, bu dünya katlanılmaz olmaz mıydı? Farklılıklar iyi değil midir?

Yalnızlaştırılıyoruz değil mi? Yalnız kalmaya zorlanıyoruz bir bakıma. Birçok etken var bunda tabi ki. Arada bir, bu yalnızlığı kenara atıp, insanların arasına da karışmalı. Bunu benim söylemem de baya enteresan. Yaşamımda kimse ile oturup muhabbet etmeyen, özellikle de son zamanlarda. Ben bile bunları söylüyorsam, yapılmalı bence.

Hepimiz hastayız. Normal kimse yok. Bırakın normal olmayalım. Sadece o dozu ayarlayabilmeliyiz. Aşırısı her şeyin zarar sonuçta. Yazsam daha çok şey yazarım. En başa dönmek istiyorum tekrardan:
Bazen Sema diyorum, sen de herkes gibi yalan söyle be! Yalakalık yap diyorum. Deniyorum da, ancak yalan söylemeye kalktığım zaman kekeleyen birisi nasıl yalan söylemeyi becersin? Yalakalığa hiç bulaşmayayım. Hiçbir zaman yapamayacağım bir şey. Başıma iş açan başka bir şey ise, sevmediğim kişilere tatlı dille yaklaşamayışım. Bir Sema var ki sinirli, agresif… İnsan azıcık sessiz kalabilmeli, her şeye atlamamalı. Otur biraz sakinleş, öyle konuş değil mi? Yok ama illa parlayacak. Nereden geldim ben buraya? Saçmalamayı kesiyorum. Eveeeet! Ne diyorduk? Denge kurmalıyız. Dengeli olmalıyız. Ama teraziyi kim tutacak? Al işte başka bir soru. Neyse susayım mı ben artık? Susuyoruz.
Neyse başka bir kitapta görüşürüz. Biraz Mozart bırakıyorum keyifli vakitler:)
https://www.youtube.com/...DZi8vJ_lMxQI&t=7
  • Dönüşüm
    8.2/10 (7.883 Oy)8.170 beğeni26.104 okunma634 alıntı127.106 gösterim
  • Kürk Mantolu Madonna
    8.9/10 (14.136 Oy)17.537 beğeni39.608 okunma2.136 alıntı165.900 gösterim
  • Satranç
    8.7/10 (8.501 Oy)8.444 beğeni22.929 okunma1.460 alıntı106.076 gösterim
  • Yabancı
    8.3/10 (3.998 Oy)3.514 beğeni11.750 okunma1.023 alıntı47.907 gösterim
  • Küçük Prens
    9.0/10 (10.027 Oy)12.509 beğeni31.837 okunma2.822 alıntı132.965 gösterim
  • Fareler ve İnsanlar
    8.6/10 (5.270 Oy)5.379 beğeni18.201 okunma690 alıntı92.585 gösterim
  • 1984
    8.9/10 (5.542 Oy)5.826 beğeni15.286 okunma2.269 alıntı78.855 gösterim
  • Simyacı
    8.5/10 (7.246 Oy)8.172 beğeni24.054 okunma1.939 alıntı102.877 gösterim
  • İnsan Neyle Yaşar
    8.4/10 (3.906 Oy)3.777 beğeni14.369 okunma1.036 alıntı69.472 gösterim
  • Hayvan Çiftliği
    8.9/10 (6.845 Oy)7.376 beğeni20.691 okunma693 alıntı80.027 gösterim
Kitapla ilgili anlatmak istediklerim öyle dağınık dağınık ki bir araya toparlamayı başarabilirsem incelemenin altından kalkabileceğim.

Adım adım kendime not tutar gibi yazmayı deneyeyim. Kitapla ilgili elimizde olan veriler;

- Öncelikle kitabı Varlık Yayınları -Nihal Yalaza Taluy çevirisi ile okudum, başarılı buldum okurken garip kelimeler ya da cümleler çıkmadı karşıma ya da cümleleri anlamakta zorlanmadım.
- Dostoyevski'nin yazdığı 2.kitabı...
- İnsancıklar ile yakaladığı büyük çıkış sonrası yazdığı bu kitap hiç beğenilmemiş. (Dostoyevski'nin düşmanlarının kurduğu tuzak olabilir mi?) (Nasıl pişmandırlar şimdi, böyle popüler olacağını düşünemedikleri için.)
- Kitapla ilgili meşhur dövüş kulübü benzetmesi sebebiyle bütün kitap boyunca bunun ortaya çıkacağı sahneyi beklerken okumamın tadı kaçtı diyebilirim.
- Dostoyevski neden edebiyatın peygamberi kabul edilir sorusunun cevabını bulabileceğimiz bir kitap olabilir bu, çünkü 19.yy da kişilik bölünmesi ve şizofreniyi böyle işleyebilmesi gerçekten saygı duyulası. Daha Freud portakalda vitaminken, Dosto psikanalizin temellerini atmış diyebiliriz.


Memur Goladkin bir gece davet edilmediği doğum günü balosuna zorla sızıp, yaka paça dışarı atılınca kendisini bir böcek gibi hissederek yeraltındaki bir fare deliğine tıkılmak ister. (Evet evet biliyorum.) Balo günümüz tabiriyle sosyetik bir partidir, Goladkin ise sıradan, normal bir memurdur. Fakat o çevreye kendini kabul ettirmek istemektedir. Bu yüzden yaşadığı yerden taşınıp sosyete mahallesinde ev tutmuştur, hatta saygın kimseler gibi kendisine bir uşak tutar, kupa arabasıyla gezintiler yapıp pahalı dükkanları ziyaret eder ve alıcıymış gibi pazarlık yaparak gövde gösterisinde bulunur. O kadar ki büyük paraları cüzdanı şişkin gözüksün diye bozdurur. :) Gel gelelim yine de her zaman ÖTEKİ’dir, kabul edilmez bu çevreye...

Partiden sonra sırılsıklam bir halde köprüde yürürken birden sahneye ÖTEKİ çıkar.
Kimdir bu Öteki peki? Aslında büyük Goladkin’in küçümseyip, kıskandığı her şeydir.

Büyük Goladkin sürekli çelişir kendisiyle, dosdoğru bir insan olduğunu, oyunlar, entrikalar çevirmeyi bilmediğini gururla savunurken içten içe bir takım oyunlar yapabilmeyi diler. Yapabilseydi eğer o baloya katılan çevreyle yakın ilişkiler kurabilirdi. İkiz ise kendisinin çok arzu ettiği bu konumu kolaylıkla elde edebilir. Bunu bir nevi şöyle düşündüm ben, hepimize öğretilen içinde yaşadığımız toplumda hangi durumda nasıl davranmamız gerektiğini söyleyen yazısız bir takım kurallar var; ailemizin, arkadaş çevremizin, okulun ve sosyal çevremizin bize empoze ettiği kurallar… Örneğin yalakaları, ispiyoncuları kimse sevmez ve dışlar; dışlanma korkusu olan birisi de bunları yapmaktan kaçınır. Goladkin’de de durum böyle bence bir yandan arzu eder; bir yandan kötü bir şey olarak görüp aşağılar, küçük Goladkin’in davranışlarını. Hep bir kendiyle çelişme hali.

Demem o ki aslında hepimiz kendi ötekilerimizle ve başkalarının ötekileriyle bir arada yaşıyoruz. Ben bazen karşımdakine nazikçe cevap verirken, içimdeki tahammül sınırı daha düşük öteki ben, ağzına geleni saydırabiliyor. Ya da dış görüntü olarak aynı görünen bir kişi iş ortamında başka, sosyal ortamlarda bambaşka olabiliyor. Her ortama bir öteki çıkıp yerleşiyor.

Edebi dünyaya bakalım; yakın zamanda okuduğum Kör Baykuş bir ÖTEKİ romanı değilse nedir örneğin… Kitapta karakter ve karakterin amcası, babası, sürekli ortaya çıkan ihtiyar mezarcı en sonunda tek bir kişide yaşayan ÖTEKİler. Aynı zamanda kitaptaki esrarengiz kız, karakterin halası, kuzeni de ÖTEKİ’ye birer örnek.

Klişeye dönse de Dövüş Kulübü belki de buradan yola çıkılarak yazıldı, hatta Öteki kitabından 40 yıl sonra yayınlanan Dr. Jekyll ile Bay Hyde yine buradan esinlenilmiş olamaz mı? (Olabilir.) Hatta belki Kafka bile…

Dostoyevski’nin bu parçalanmış kişilik izleği burada başlayıp Ecinniler, Delikanlı ve dolaylı olarak da Suç ve Ceza’da devam etmiş. (Okuyup göreceğiz.)

Ve biz sevgili okurlar, kendi ötekilerimizle yüzleşmekten kaçmayalım, içimizdeki Goladkinlere sahip çıkalım, aslında onların hepsi bizim birer parçamız. =)
Edebiyat dünyasının en uzun soluklu filmlerinden biri olan Dostoyevski'nin fragmanına hoş geldiniz.

Fight Club kitabını yazan Chuck Palahniuk'un, Zorba kitabını yazan Nikos Kazancakis'in hatta ve hatta Ben Ruhi Bey Nasılım şiirini yazan Edip Cansever'in mutlaka okumuş olduğu bir eser olduğunu düşünüyorum Öteki hakkında.

Dostoyevski filminin fragmanı diyorum, çünkü bundan sonra ona dair okuyacağım kitapların sinyallerini verdiğini hissediyorum. Sanki Dostoyevski adında bir kasırga çıkmaya başlamış ve sirayet edeceği toplumlar, ülkeler, zihniyetler, beyinler ve edebiyat türleri derin bir heyecan içerisine girip onun oluşturacağı etki konusunda kendilerini hazırlamışlar gibi. Hatta ülkemizde bulunan ve gayet de nitelikli kitapları bize sunan Öteki Yayınevi'nin bu kitaptan geldiğini söylemeye gerek yoktur herhalde?

Daha Dostoyevski'ye ait okuduğum 2. kitap olmasına rağmen bugüne kadar okuduğum yazarlar arasında anlık duygu değişimlerini, bir insandaki derin ruhsal kara delikleri en iyi göz önünde canlandırmamı sağlayan yazar oldu.

Öteki kitabı hakkında ister şizofreniyi en iyi anlatan eser deyin, isterseniz de doppelganger vakasını en iyi yaşatan eser deyin. Tedirginlik mi istiyorsunuz buyrun tedirgin olun... Çıldırmak mı istiyorsunuz buyrun çıldırın... Dostoyevski Öteki kitabında bunların hepsini sizin iliğinize kadar işler. Hatta öyle sanıyorum ki bu kitap onun geleceğinden haberci olduğu için ona ait olan gayet yerinde giriş kitaplarından biridir.

Hiç mi kendinizi kaybettiğinizi düşünmezsiniz sanki bazen? Bir hareket yaptıktan sonra onun toplumunuza ve zamanınızın paradigmasına göre doğruluğuna ya da yanlışlığına bakmaz mısınız? Eğer siz de kendi ruhunuzun çift sesli olduğunu düşünüyorsanız okuyun bu kitabı. İnsanın içsel çatışmalarına, bürokrasi arasındaki büyük küçük gibi kavramlar fark etmeksizin küçük düşürücü iktidar çatışmalarına kulak vermek isterseniz okuyun. Duygularının olmadığını sandığınız ağaçlardan çıkan şu kitabın, duyguları olan bir insanın tüylerini nasıl diken diken ettiğine -çoğu insanın etkisiz kaldığı bir şekilde- tanıklık edin.

Bu kitabı okumayı seven Being John Malkovich filmini izlemeyi de çok sever. Çünkü hepimizin içinde, vücudumuzu saracak bir şekilde ya da şu dünyada kapladığımız hacmin herhangi bir yerinde olan bir ruh gerçeği var. Bu acaba ikinci bir benlik mi, yoksa etrafımızdakileri de bu ruha göre mi seçiyoruz ya da bizi sadece bir et parçası olmaktan ayıran bu ruh bizi aynı zamanda paranoyalara sürükleyen tek etmen mi? Bu soruların cevabını alacağınız değil, sorularınızı daha da artıracak bir kitap olur Öteki. Dostoyevski'nin öteki kitaplarını okuma isteğiniz perçinlenir. Hatta hayat boyunca aradığınız hayat arkadaşının, yani modern dilde ruh ikizinizin gerçekten de ruhunuz ve onun etrafında gelişen olayların derinliği olduğunu anlamanızı sağlar mı bilmiyorum. Bilmememin sebebi de Dostoyevski'nin kitaplarını tam olarak bitirmiyor olması. Kitabın sonuna geldiğinizde aynı İnsancıklar kitabı gibi en son sayfayı selülozuna kadar ayırıp başka yazı var mı diye bakasınız geliyor çünkü yine.

İçinizdeki, dışınızdaki, kişisel mekanınız dahilinde olan, ruh sınırlarınız ya da sınırsızlıklarınız içerisindeki bütün Öteki'lerinize selam olsun.
(Bu kitabı burda bir arkadaşımla birlikte okudum ona ithafen olsun :) Daha çok bilgilendirme amaçlı bir inceleme oldu.)

Hangi tarafın galip gelecek iyi tarafın mı
ÖTEKİ tarafın mı?

Kitabın adı bilinç çatışmasının girdabı da olabilirmiş.Çoğumuzun bir kimlik arayışı yani öteki tarafı vardır.Bay Golyandkin de öyle içindeki benle savaşıyor.Gerçekteki ve olmak istediği insanla arasındaki çatışma, bilinç altının acımasız oyunu, kendini sevdiğini düşünüyor ama bilinç altında kendisinden nefret ediyor.Yarattığı karakteri kıskanıyor ve olmak istediği insan aslında o.Kişilik bölünmesi yaşıyor karakterimiz.Şizofreni ye adım adım...İnsan psikolojisini yine çok güzel yansıtmış genelde karakterleri deliliğin sınırlarını zorluyorlar.Bu okuduğum bir çok kitabında böyle.Kitap bitince kendi kendinizi sorguluyorsunuz.Çok güzel bir konusu var.

İnsancıklarla aynı yıl içerisinde çıkmış halk insancıkların etkisinden çıkamadığı için ve bu eserin de eksik olmasından dolayı çok beğenilmemiş ve Dosto daha iyi yazabilirdim demiş.Beğenilmeyince eseri tekrar incelemiş yazarımız.”Bir çok yeri aceleye geldi, ilk yarısı ikincisinden daha iyi oldu, bazı bölümler okunası değil iç karartıcı vs. “ diye düşünüp kendine kuruntu yapmış yazarımız ve acı çekmekten dolayı hastalanmış.Bence insancıklara göre çok ve çok daha iyi bu eser.Asıl herkesi hayrete düşüren şizofreni daha yeni fark edilen bir çağ hastalığı ilken Dosto nun bunu kaleme almasıdır.Ne kadar dahiyane bir kişilik çağa bir beden fazla bir adammış.Film niteliğinde bir kitap...Herkese keyifli okumalar.

Dostoyevski,kitabın ilk çıktığı gün ağabeyine şunu yazdı; “...son ana yani 28 ine kadar benim alçak Golyadkin’i yazmaya devam ettim.Korkunç! İşte insanın yaptığı hesap ancak bu kadar tutuyor; Ağustos’a kadar bitirmeyi istemiştim,Şubata kadar yazdım.” Şöyle devam ediyor; “Golyadkin bugün çıkıyor.Daha iki gün önce yazıyordum onu oysa. Yurttan Notlarda 22 sayfa olarak yayımlanacak.Golyadkin İnsancıklardan on gömlek üstün.Bizimkiler, ölü Canlar’dan beri Rusya’da böyle bir şeyin yazılmadığını söylüyorlar, dâhiyane bir eser olmuş ve daha neler neler!.. Gerçekten de Golyadkinde iyi iş başardım.” Aslında eserinden emin ama aceleye geldiği için ve bazı yerlerinde anlama zorluğu var diye beğenilmedi bu hayal kırıklığı yerini düzeltmelerden sonra yerini hayranlığa bırakıyor.

Not: Sürekli “9. Dereceden memur “ vurgusu yapılmış o da toplulukta oluşan sınıflar ve hiyerarşiyle ilgili bir dokundurmaymış.
HAYIR İVANOVİÇ, LÜTFEN DURUN!!
NEREYE GÖTÜRÜYORSUNUZ, GOLYADKİN’İ, DURUN LÜTFEN!!

Durmazlar efendim, durmazlar! Akıllarına ne gelirse onu yapar bu insanlar. Yalvarmak yakarmak boşuna.

Hadi buyurun dönemin korku gerilim tadında, İnsancıklar’dan sonra ‘’Hıh, o da bir şey mi daha iyisini yazarım, hatta bakın yazdım’’ deyip, gözlerini çevresine deviren Dostoyevski’nin şöhret basamaklarını ayaklarıyla çıkarken bir anda kafa üstü üçer beşer düştüğü eserdir.

Eleştirirler efendim, eleştirirler! Adamlar ne bilsin insanların içinde böylesi bilmem kaç bin çeşit insan barındırdığını, çekmece çekmece ayrıldığını.

İnsan ruhunun günümüz koşullarında bile çözüme ulaştırılamadığını düşünecek olursak, o dönemde bir kuyuya taş atmış olan yazarın taşı, suyu bile bulandırmaya yetmemiştir.

‘’Tanrı’ya şükür,’’dedi Bay Golyadkin alçak sesle,’’Tanrı’ya şükür bugünkü işlerimi aksatacak bir şey görünmüyor, ya bir aksilik olsaydı, yüzümde bir sivilce çıksaydı ya da başka bir terslik olsaydı; şimdilik her şey yolunda.’’ Sayfa-2

Güne nasıl da umut dolu başlamış adamımız. Ancak içine bir şeylerin doğduğu daha bu cümleden belli. Yolu doktoruna düştüğünde ‘’Düşmanlarım var ‘’ diyor, diyor da anlayan yok. Daha doğrusu düşmanı dışarıda arıyor o zaman insanlar. Bilinmiyor ki asıl düşman Golyadkin’in içinde. İÇİMİZDE :)

Çeşit çeşit maskeler o zamanlardan moda. Takıyorsun uygun olanı hooop dışarı seni istediğin gibi gösteriyor bu maskeler. Dikkat İSTEDİĞİN gibi; OLDUĞUN gibi DEĞİL.

Peki ya tıpatıp size benzeyen ve sizin aslında olmayı arzuladığınız ama asla olamayacağınızı bildiğiniz yüzünüzü takınmış biriyle karşılaşsanız. Hayır, bir maske değil, gerçek bir yüz. Bu sivilceden daha berbat bir şey olurdu değil mi? Oldu da. Bize de okurken kasvet perdelerini çektirdi, Allah’ım benim öteki yüzüm de ya gelip beni bulursa diye endişe çanlarını çaldık ve film!!!

İnsan ruhunun çekmece çekmece olduğunu Sadık Hidayet kitapları incelemelerimde yazmıştım. İşte kitaplar kitapları kovalarken yine geldik çekmecelere. (Benim de bu çekmece takıntım nereden geliyor, hangi çekmece açıldı, ama lütfen, aklınıza bir şey gelmesin efendim, iyiyim ben iyiyim :) )

Dostoyevski karşımıza Golyadkin’i çıkardığında, ve Golyadkin karşısında öteki yüzünü gördüğünde aklıma nasıl o açılmaması gereken çekmeceler gelmesin ki? Ruh dünyası içimizde açılacak, hiç açılmayacak, yanına dahi yaklaşılamayacaklar olarak kategorileşip çekmecelere yerleştirilirken, Golyadkin’in içindeki öteki insan TIK! diye açılıveren bir çekmeceden çıkıveriyor.

Açılır efendim açılır! Anahtarı sende değil ki yalnızca. Acımazlar gelir o kilite dokunuverirler. Sonra kapat kapatabilirsen.

Golyadkin açılan bu çekmeceyi kapatmaya çalıştıkça işler iyice sarpa sarar. Derdini anlatacak ama derdi ne, onu bir bilebilse. Şimdi biz az buçuk psikoloji bildiğimizi iddia ediyoruz ya aslında bildiğimiz bir şey yok. Ateş ve kusma ile seyreden bir rahatsızlık değil ki bu psikolojik sıkıntılar, teşhisimiz bir ilaçla hemen halledilsin de vücudumuz bağışıklık kazansın.

Oldukça iyi kurgu ama yine bitirelemeyen bir son. Hayır kalemin mi bitti, alacak para mı bulamadın be Dostocu’ğum!! Şimdi Golyadkin ne yapar sen yazmazsan, diyorum ve beynimden iki farklı ok çıkıyor:
•Zaten bu kadarını biliyorum diyor yazar. Teşhisi ben koydum. Ruh dünyası bulsun tedavisini, her şeyi yazardan beklemek de nereden çıkmış :)
•Devamını diğer kitaplarındaki karakterlerin üzerinden verecek, tek bir kitap yazmıyor ki bu adam, ayrıca sonları da hiç sevmiyor.

Teşekkürler Dostoyevski, döneminde ne dendi bilemem ama buralardan sevdik, beğendik bu farklı bakış açını.

AMA HAYIR İVANOVİÇ, DURUN HİÇBİR YERE GÖTÜREMEZSİNİZ ONU.
HAYIR İZİN VERMİYORUM BUNA!
BENİ BULURLARSA NE YAPARIM, ASLA BİR DAHA KAPATILAMAM O ÇEKMECELERE ANLAMIYOR MUSUNUZ HAYIR!!
Öteki, Golyadkin,

Çekmecelerinize sahip çıkınız efendim. Bu arada unutmadan bazı çekmecelerin anahtarları olmaz. Onlar ancak içerden açılabilir dikkat ediniz.

Üzerine de SPLIT izlemediyseniz izleyiniz.

Ruhunuzu beslemeyi sakın ola ihmal etmeyiniz.

Beyaz Geceler’de görüşmek üzere :)
BU KİTABI SEÇERKEN ÇEVİRİ İLETİSİYLE YOL GÖSTEREN https://1000kitap.com/Zerdali "YA TEŞEKKÜRLER (VARLIK YAYINLARI-NİHAL YALAZA TALUY)

ÖTEKİ BEN, BEN YANİ İŞTE, AMA ÖTEKİ, ASLINDA BEN DEĞİL,İKİMİZ BİRDEN YA DA HİÇBİRİ DEĞİL

İnsan her gün,her mevsim,her sene başka biri olarak hayatını sürdüren varlık. Tabi bu sürekli değişim içinde bazen de eski benliğine rastlıyor bir yerlerde. Bazen 15 yaşında 40 yaş olgunluğu sergileyip, bazen 55 yaşında 20 yaş heyecanı yaşaması da buna dahil. Siz şimdi “insan” bilmecesini çözmeye çalışın iyisi mi..

Bugün ötekine daha yakınım, aslında ötekileşmem için çok sebep var ama kimseyi suçlayıp da kendimi aklamak istemiyorum. Bizler genellikle her hareketimize bir bahane bulmakta çok yetenekliyizdir hem. Mesela o kız ya da o adam bizi terk etmeseydi böyle olmazdık, çünkü iyilik meleği olmak istiyorduk aslında. Hep onun yüzünden, kalleş işte acımadı.

Biz aslında çocukluk yaralarımızı anlatmak istiyorduk ama sıra ona gelmedi. Öteki var ya öteki ,işte onun yüzünden hep, çünkü zayıflık yakışmazdı bize .

Öteki, bize kendimizi çok kolay unutturuyor. Çılgın,manyak,arsız,telaşlı,saldırgan,gamsız,tekinsiz biri çünkü öteki. Yakamıza öyle bir yapışıyor ki bütün saf duygularımızı geçersiz kılıyor bir anda, bunu da yaparken utanmıyor tabi ki kendine yakışır şekilde.

Kendini aynada görünce bile tanıyamayan biz, ötekini sokağa adım attığımız anda tanıyoruz nasıl oluyorsa ?

Dostoyevski kadar iyi anlatan kaç yazar var; insani çelişkileri, ikiyüzlülüğü,zaafları.. Hasta bir adam tabi ki, hasta olmasa anlatamazdı yani bunu tartışmayın benimle lütfen sizi üzmek istemiyorum, ötekiyim çünkü ve hiç acımam yani.

“-Sizin en büyük yanlışınız eve kapanıp oturmanız
-Ama ben sessizlikten hoşlanırım”

Kitap falan da okuyor bu öteki olmayan, sessizlikten hoşlanıyormuş. Ama ötekini bir yakalasa hiç bırakmıyor peşini, sessiz falan da değil yani inanmayın.

“İkiyüzlülüğe tenezzül etmem,iftiradan,dedikodudan tiksinirim. Maskeyi ancak maskeli balolara gittiğim zaman kullanırım, başka zamanlar yüzüm açıktır, olduğum gibiyim”

Bunları da öteki olmayan söylüyor, ne kadar masum görüyorsunuz işte anlatmaya gerek yok. Bütün kötülükler ötekinin eseri yani, aksini iddia etmeyin bak lütfen kalbinizi kırarım..

“Efendi benim, ahlaksız olan öteki” Bakın ben söylemiyorum kitap söylüyor.

Bir kere olsun gidip şu ötekinin yakasına yapışın ve hesap sorun, ama nerede sizde o cesaret ?

Siz ancak kitap okursunuz, bari bu kitabı da okuyun..
Kaç "Öteki" miz var bu hayatta? Veya "öteki" lerimizi görecek kadar farkında mıyız hakikatin. O kadar değişik bölünmelerin içindeyiz ki bunu çoğu zaman göremiyoruz bile. Suçlama kültürümüz bizi esir aldı. Hep başka birilerini idam etmeyi meziyet kabul ettik. Hataların sahibi olma erdemini gösteremedik maalesef.
"Öteki" ; bir çokkişilik öyküsü. Bir bölünmüşlük romanı. Bir yitik kişilik araştırması. Filmlerde gördüğümüz tarzda değil. Hepimizin çok sık olarak yaptığı gibi bir bölünmüş kişilik. Hani iyi durumların tek kahramanı biz oluruz da kötü durumlarda hiç orada olmayız ya, işte tam da bu. Çevremizde yaşanılan olayların içerisinde hep bize ait bir rol vardır. O rolün de hep Hulusi Kentmen olduğunu varsayarız. Ama Erol Taş olmak hep başkalarının işidir.

Kahramanımız Golyadkin de öyledir işte. İçine düştüğü bölünmüşlükte tüm negatif durumları, olumsuzlukları diğer Golyadkin'e atar. Başlarda basit bir dış görünüş benzerliği olarak görülse de aslında derin bir kırılmanın izleri görülür. Başarılı bir hayatı olan kahramanımızın zamanla kendi çöküntüsünü, başarısızlığını ve yanlışlarını nasıl da Öteki' sine attığına şahit olunca; kendi dünyanızda bunu sorgularsınız. Ben neleri Öteki'me yıktım diyebilecek misiniz? Bilemem. Ama okuma onun için değil mi zaten.

Bizim gibi baskın toplumlarda "Öteki"daha çoktur. Evde, işte hep bir başka" Öteki" yi yaşarız. Öteki si olmayanlar ise bizde suçlu ilan edilir. Zaten onlar da o kadar azdır ki, ya korkudan sesleri çıkmaz ya da C. MERİÇ' in aydınlar için dediği gibi "Üvey Evlat" olarak kenarda kalırlar. Maskeli balo denemez belki ama iyi insanların azlığı denebilir. Evet iyi insanlar atlara binip çekip gittiler. Geriye bir Öteki toplumu kaldı.

Dünya bir Öteki işte. İnansan da inanmasan da ölüm seni Öteki'lilik ten kurtaracak. Tek olabileceğin yer olan öbür aleme götürecek. Sen Öteki'm yok diyebilirsin. Hep başkalarında var diyebilirsin. Ama sen de bir Öteki'sin işte. Yoksa niçin başkalarının Öteki'sini vurgularsın ki? Hep kendi ötekimizi gizlemek için.

İyi okumalar
Merhaba sayın okur,

“Öteki” kitabını etkinlikler kitabı olarak nitelendiriyorum çünkü sene başında bir okurun incelemesi sayesinde Dostoyevski okumaya karar verdim. Bana önermiş olduğu sıralama doğrultusunda okumaya başladım. Nadide şehrimde bulunan sahafa gidip İnsancıklar kitabını aldım önce, okudum bitti sıra Öteki’ye geldi. Aradım taradım bulmadım kitabı sahafta. 3 hafta gittim geldim, kitap geldi mi gelecek mi diye sahafcı amcamın başını ütüledim:)
Sonra bir baktım bir “Kitap Kardeşliği” etkinliği hemen ona katıldım. Eşleştiğim kitap kardeşim bana hangi kitabı istediğimi sorduğunda ona Öteki kitabını aradığımı söyledim. O da sağ olsun bulmuş, bana gönderdi kitabı. Tabi ben sevinçten havalar uçtum kitabı alınca.
Sonra elimdeki kitabı bitirip hemen bu kitabı okumalıyım diye düşünürken bu Dostoyevski okuma etkinliği çıktı karşıma ben de dedim ki: “fırsat bu fırsat Arzu katıl bu etkinliğe de oku şu kitabı”. İşte böyle etkinliklerle dolu bir koridorun sonunda Dostoyevski’nin başköşede oturduğu yemek odasına geldim. Şimdi de “toplum mühendisi” bu adam sayesinde, masanın bir köşesine iliştirdiğim sandalyemde oturup ruhumu doyuruyorum.

Bir de bu kitabın etkinlikler kitabı olması, hediye gelmiş olması dışında bir özelliği daha var, o da şu: ben bu kitabın arasında bir çiçek kuruttum. Ve burada siz aziz okurlar huzurunda kuruttuğum bu çiçeği Dostoyevski’nin ruhuna armağan ediyorum. Neyse bu kadar gevezelik ettiğim yeter herhalde… yetmez mi? bunu bir de öteki ben’e sormalıyım. Yetermiş, yeter dedi. Aman o yeter demese de yeter demiştim ben burada kesecektim gevezeliği ve kestim.

Artık kitaba odaklı gevezelik zamanı…
Kitabın bölümleri üzerinden yazmayı planlamıştım aslında fakat bu seferde çok fazla sürpriz bozan ya da diğer adıyla spoi veririm ve henüz Dostoyevski’nin masasına oturmamış, otursa dahi Öteki’ni okumamış olanlar vardır diye bu planımı hemen suya düşürdüm. Yüzme bilmiyordu, boğuldu… belki planımın öteki’si yüzme biliyordu, tıpkı kahramanımız olmayan 2. Bay Golyadkin’in asıl kahramanımızn, öteki olmayan, gerçek, 9. Dereceden memur olan Bay Golyadkin’in yapmadığı şeyleri yaptığı, bildiği gibi. Ne çok virgül kullandın bu cümlede. Sanane sen sus bu benim incelemem, Öteki’ler dilbilgisine karışamaz. (Hayriye Ç. öğretmenimiz var burada, o karışır ama :) ) Sözde gevezeliği kesmiştim öteki gelince ben çok konuşuyorum.

Daha fazla uzatmayayım, zaten buraya kadar dayanıp da okuduysan sevgili okur hayatından 2 dakikanı çaldım ve daha fazlasını çalmaya hakkım yok. Cahit Zarifoğlu’nun şu sözünün kitabın özeti niteliğinde olduğunu düşünüyorum;

“bize ağır gelen kendimizdir. Yolda, okulda, işte başkaları ile birlikte taşıdığımız kendimiz.”

Aslında öteki sensin sevgili okur, öteki benim.. bana ağır gelen de benim, beni hafifleten de. Her şey kafamızda oluşturduklarımızın bir silületi(umarım bu kelimeyi doğru yazmışımdır, yanlışsa söyleyin)…
Sana kalbin kadar temiz bir sayfa dilerken, büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperim.

Sıra geldi teşekkür’e; Bu kitabı okumamı sağlayan Oğuz Aktürk ‘e (incelemesini okuyarak Dostoyevski okumaya karar verdim) Ce-mâ ‘ya (kitap kardeşliği etkinliğini düzenledi) https://1000kitap.com/Morhinnap ‘a (kitabı bana hediye eden kişi) Quidam ‘a (Dostoyevski etkinliğini düzenleyen kişi) teşekkür ederim.
Bir çiçek kurutmama vesile oldunuz, tüm çiçekler ruhunuzda filizlensin…
Kitapla Kalın…
V. I. Lenin der ki: "Devletin yumuşak karnı köylerdir. " İnsanın da yumuşak karnı iyi niyeti düşünceleri ve inançlarıdır. İyi niyetimin kurbanı oldum sözünü birileri tarafından aptal yerine konulup, kullanildigimizda çok duyarız. Çünkü karşınızdaki bize öyle güzel oynar, tatlı dili ve mahsun tavırlarıyla bizi öyle güzel zehirler ki... Gözümüzü açmak aklımıza bile gelmez.

Yekov Petroviç Golyedkin'i de Yakov Petroviç Golyedkin -kahramanimiz olan değil ÖTEKİ Golyedkin- öyle zehirlememis miydi? Kahramanımız iyi niyeti ve temiz kalpliliği ile açınca yüreğini diğer Golyedkin'e, kahramanımız olmayan Golyedkin bütün ipleri eline alıp kahramanımızla nasıl da oynamış ve sonunda onun yerine geçip kahramanimiza nasıl da öpücük atmıştı.
Etrafımızda bu tip insanlar çok fazla, bu türler iyi niyetimizi kullanarak siyatik bir ağrı gibi kalplerimize girip virüs gibi beynimize sıçrayıp hiç beklemediğimiz bir anda harika bir şekilde sırtımıza saplar altın saplı zehirli hançeri.

Eserde yazar kurgu olarak fiziksel görünüş benzerliği adı altında Siyam İkizleri'ne vurgu yapmış olsada bana göre bu Siyam İkiz benzerliği karşınızda ki kötü niyetli kişilerin, size benzeme çabasıyla sizi daha iyi tanıma ve ondan daha çabuk etkilenip ne kadar da bana benziyor iyi niyetinizle sizleri daha çabuk ele geçirme düşüncesidir. Bunu yaptıktan sonra zaten başarıya ulaşmış demektir. Alehinize sözler söyleme, sizi, sizin toplumunuzdan uzaklaştırmak için sizin işlerinizi daha iyi yapmaya çalışma, sizin gibi görünme ... Kısaca başarı için mükemmel taklitçi olma çabası.

Öteki bu durumu çok iyi anlatmış. Öteki iyi niyetli ötekilerin çırpınışı olmuş burda. Ötekilerin böyle bir durumu yaşadığında nasıl çaresiz kaldığını , kendini ifade etmek için, yeniden var olmak için sağır kulaklara nasıl haykırdığını anlatmış. Ötekinin psikolojisini bir nevi yaşatacak sizlere...

Son olarak dünya üzerinde inanç, din ırk olarak o kadar çok öteki var ki. Önemli olan ötekilerin ötekileştirilmediği öteki olarak yaşayabilmek.
Nazım ustanın dediği gibi; bir ağaç gibi tek ve hür ve bir orman gibi kardeşçesine
Keyifli okumalar herkese...
Karakterimiz bir memur, Yakov Petroviç Golyadkin, nasıl da dürüst, çalışkan, özü sözü bir dediğimiz insanlardan... Ama ikiyüzlü, yalancı, çıkarcı insanlar rahat vermiyorlar ki kendi dünyasında mutlu olsun.
Sisteme, adalete, riyakarlığa dayanamayan kahramanımızın dostu mu desem düşmanı mı, baskası mı desem kendisi mi biri beliriyor aniden. Sizce kendisine yardımcı mı olacak yoksa o da köstek olanların yanında mı yer alacak?
Günümüzde de gördüğümüz şeyleri daha o zamanlardan kaleme almış olan Dostoyevski'nin kahramanı kendisine yabancılaşan, çıkar çatışmasında kime ne zarar vereceğini şaşıran insanların arasında kendisinden binlerce üretiyor zihninde kimi uşağı, kimi iş arkadaşı, kimi sevgilisi kimi de patronu ama hepsinin ortak bir yanı var, isimleri, hepsi Golyadkin...
Spoi vermemek adına bu savaşı kazanıp kazanamayacağını söyleyemiyorum.
İyi okumalar dilerim.
Bay Golyadkin sevilmeyen biri.Fakat işinde başarılı ve çalışkan.Sevilmek için harcadığı çabalar,çevresinde ki soğuk insanlarıyla birleşince itici bir izlenim bırakıyor.Kötü biri değil ama onu kötülerin oyuncağı yapıyor.Genç bir bayana duyduğu aşırı ilginin kontrolden çıkmasıyla bir rezilliğin içinde buluyor kendini.

Bir gün ona tıpatıp benzeyen ikizim diyebileceği bir adam çıkagelir.Akrabası ve ya kardeşi değil.Bu öteki adam onun her şeyini çalıyor.En çok istediği iş arkadaşlarının ve patronunun ilgisini çalması memurumuzu çileden çıkarıyor.

Öyle insanlar var ki, boş yere koşuşturmayı, kendini başka türlü göstermeyi ve yağcılık yapmayı en önemlisi de kendilerine ait olmayan işlere burunlarını sokmayı sevmezler...

Bize tıpatıp benzeyen ama biz olmayan "öteki" bizim ya olmak istediğimiz ya da olmaktan korktuğumuz kişi olarak çıkar karşımıza...

Öteki, bütün Dostoyevski romanlarının anahtarı sayılabilir.


insanların ikiyüzlülüğünü, bencilliklerini, yaptıklarını hor gören bir anlatıma sahiptir.
Kime, ne şekilde kötülük edebileceğimi gayet iyi bilirim ancak ellerimi kirletmek istemem.
Dostoyevski
Sayfa 19 - Antik Batı Klasikleri
Bugünlerde maske takıp dolaşanların sayısı o kadar çoğaldı ki..
Dostoyevski
Sayfa 82 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 10.Basım
Eski terbiye almış insanlarız bizler. Sizin gibi yeni usul terbiyeye alışabilmek bizim için çok geç artık.
Entrikacı değilim, bununla da gurur duyuyorum. Saman altından su yürütmüyorum, kurnazlığa kaçmadan açık seçik hareket ediyorum ki istesem ben de onlar gibi başkalarına zarar verebilirdim, hem de ne zararlar verebilirdim, hatta kime ne yapabileceğimi de biliyorum.
Dostoyevski
Sayfa 19 - epub

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Öteki Ben
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
152
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786054840816
Kitabın türü:
Çeviri:
Leyla Şener
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Antik Kitap
Baskılar:
Öteki
Öteki Ben
İkiz
Öteki
Öteki
Öteki
Yakov Petroviç Golyadkin toplumda kendine yer edinemeyen, kendisiyle sürekli çatışan, sosyal hayatın dışına itilen bir anti kahramandır. Romanda, Golyadkin'in zihinsel tutarsızlığının insanlarla iletişimini zorlaştırması, kendisinin giderek ötekileşmesi anlatılır. Okur, Dostoyevski'nin bu romanında bir keşfe çıkar; kahramanımızın dünyasının ikiliği ve gerçeklik dediğimiz zeminin kayganlığı merkezinde psikolojik bir yolculuk yapar. Parçalanmış bir zihnin kurguladığı dünyalarda Dostoyevski'nin eşsiz psikolojik anlatımıyla, gerilimi son ana dek süren sürükleyici bir yolculuktur bu.

Dostoyevski bu romanı için şöyle demiştir: "İleride Öteki Ben'den benim başyapıtım olarak bahsedecekler."

Leyla Şener'in Rusça aslından çevirisiyle...

"Öteki Ben, Dostoyevski'nin yazdığı en güzel şeydir."
-Vladimir Nabokov-
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.211 okur

  • Ayşe Aktar
  • Kübra Uçar
  • Seyfullah Akyüz
  • Dilara
  • Zilan selki
  • Ayberk Berkay Özhallaç
  • Merve Gurbuz
  • Lottchen
  • Deniz Çağlar Ünal
  • the dark one

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%10
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%40
25-34 Yaş
%30
35-44 Yaş
%20
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%50
Erkek
%50

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%1.5 (6)
9
%1.2 (5)
8
%1 (4)
7
%0.7 (3)
6
%0.2 (1)
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0

Kitabın sıralamaları