Yaprak Dökümü

·
Okunma
·
Beğeni
·
35498
Gösterim
Adı:
Yaprak Dökümü
Baskı tarihi:
Temmuz 2016
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751026491
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnkılâp Kitabevi
Baskılar:
Yaprak Dökümü
Yaprak Dökümü
Yaprak Dökümü
(1930 yılı) Osmanlıca baskısından birebir olarak yayıma hazırlanmıştır.

Cumhuriyetin ilanından sonra kendine batılı olarak bakmaya çalışan Türk toplumunun, batılı toplum ve kendi toplumu arasında yaşanan kültür farkını da ortaya koyan roman, bir memur ailesinin bu yeni batılı tarzla karşılaşmasından doğan sorunları, etik değerlerin kayboluşunu ve bu ailenin çöküsünü dramatik fakat gerçekçi bir şekilde ele alır.
160 syf.
·Beğendi·8/10
Ağaç bilinir ki aileyi temsil eder. Her dalı ve yaprağı aileyi oluşturur.
Yalan üzerine kurulan hayat ne oksijen verip nefes almanı sağlar ne de yaşamak için bir ortam...
Ali Rıza Bey, dört kızı, bir oğlu ve eşi Hayriye ile yaşamaktadır.

Oğlu Şevket bankada memur olarak çalışır ve çalıştığı bankada Ferhunde ile tanışıp evlenir. Ferhunde, maddiyata önem veren, çıkarları doğrultusunda hareket eden bir kadındır.
Necla ile Leyla kısa süre sonra yengelerine benzemekten kurtulamaz. Zengin eş ve para derdine düşen iki kız kardeş kısa süre sonra da birbirlerine düşerler. Necla zengin olarak gördüğü bir Suriyeli ile evlenir fakat bir kaç karısının olduğunu görür ve dönmek için sayfa sayfa mektup yazar.
Fikret ailesinin üzerine gelmesi ile daha fazla dayanamaz ve dul, üç çocuklu bir adamla evlenir.
Huzuru aradığı hiçbir yerde bulamayan Ali Rıza Bey kısa süre sonra olanlara dayanamaz. Eşi Hayriye yalan dolan ile hem evde ki huzuru hemde büyük kızı Fikret' i kaybeder. Bir süre sonra kaybettiği sadece kızları ve ailesi değil aynı zamanda kendisidir.
Leyla nefsine hakim olamamaktan kurtulamaz ve bir avukatla yerli yersiz ilişkisi olur.
Ali Rıza Bey itibarını kaybeder ve yüzünü yerden kaldıramayacak vaziyete gelir. Bir süre sonra felç geçirir bunun üzerine Leyla babasını yanına alıp bakmaya başlar.
Kızlarını zengin adamla evlendirme arzusu ile Hayriye Hanım sonunda gücünü kaybeder ve hiç bir şeye değmeyen hayatın kötü yüzünü en ağır şekilde görür.
Yazık ki insan yalan dolan üzerine kurulan yuvanın gerçekten yuva olduğunu sanar.
Aile bir yerde anne yönetimi ile şekil alır. Terbiye ve karakter anneye göre belirlenir. Kısmen de olsa ne annesi ne de babasından bağımsız çok az çocuk yetişir. Çocuk önündeki en büyük örnek anne ve babadır.
Hayriye Hanım yalanları ile önce yapraklarını daha sonra da ağacını kaybeder. Kökü kuruyan hiçbir canlı insana fayda sağlamaz.
Yalan anlık kapıyı açar ama geleceğin tüm kapılarını kapatır. Sen ömür boyu o kapıların kapanmasının ardından açılmasını beklersin ama o kapı gidenlerle kapanır.
Yalan da gider, yalana layık gördüğün insan da... Geriye sadece sen ve dökülen yapraklar kalır. Ne demişler gül dalında güzeldir. Yaprak da ancak ve ancak sonbaharda yere, ilkbaharda ağaca yakışır. İlkbaharda dökülen o yapraklar yerine gelmez. Nefsine hakim olmak çoğu şeyi haddinden fazla düşünmeye engel olur. Bir şeyler kaybetmek için bir şeyler kazanmak gerekir. Yalanla kazanıp gözyaşı ile kaybetmek pişmanlık ötesi duygulardan başka bir şey vermez. İtibar, şeref, ahlak, terbiye yeri geldiği zaman susmak ve konuşmak insanı adam yapar. En güzel hikayeleri yaşamak insanın elinde yapılması gereken şey nefsine ve kendi aklına sahip olmaktır. Başkasının aklına sahip olursan, sahip olduğun akılın sahibi giderse akılı da onunla birlikte gider ve sen sokakta kalmışlıktan başka bir şey hissetmezsin.
Huzurlu okumalar...
160 syf.
·1 günde·9/10
Uzun bir aradan sonra bir kitabı bitirmenin verdiği hazzı tekrardan hatırlamakla oldukça mutlu olduğumu ve sizlerle tekrardan düşünce alışverişinde bulunacak olmamın heyecanını yaşadığımı belirterek yazıma başlayayım istedim. Siz de hak verirsiniz ki hissiyatlar üzerinden bir girizgâh ile pek değerli yazarımız Güntekin’e de selam durmuş olacağım.

Güntekin’in okuduğum üçüncü kitabı olmasına rağmen diğer kitaplarının ardından ne hissettiysem yine şu an aynı vaziyetteyim; boğazına düğümlenmiş birkaç yumru ile ne diyeceğini bilemez halde... Peki bir aile dramı mıdır yoksa sorgulanması gereken örnek bir vaka mıdır Ali Rıza Bey’in yaşadıkları? Bu soru üzerinden hem kitabı hem de günümüz aile yapılarına dair naçizane düşüncelerimi belirtmeyi umuyorum.

Ali Rıza Bey kendi halinde kıt kanaat geçinen bir memurdur. Geç yaşında evlenmesine mukabil artarda beş çocuğu ile zor bir hayata merhaba der. Çocuklar büyüyesiye değin ciddi bir sıkıntı ile karşı karşıya kalmaz ancak bir gün bir kızcağıza yardım etmek münasebeti ile giriştiği işin gayri ahlaki nedenlerle ters tepmesi sonucu işinden istifa etmek zorunda kalır ve asıl hikâye bundan sonra başlar. Bu olayın ardından tüm ailenin yükü büyük evlat Şevket’e kalır ve musibetler silsilesi ile bir ailenin dağılışına şahit oluruz.

Paranın bir arada tuttuğu ailelerin ne kadar çabuk dağıldığına ve para olmadığında ortaya çıkan gerçek benliklere hazır hale getiriyor bizi kitap. Bir baba olarak tek derdin çalışmak, evdekilere maddi anlamda yokluk yaşatmamak amacında isen bunun büyük bir hata olduğunu anlatmaya çalışıyor kitabımız. Sevgiden, saygıdan ve değerlerden uzak büyüyen aile bireylerinin maddi gücün de ortadan kalkmasıyla nasılda farklılaştığını, söylemlerinin ne derece değiştiğini görüyoruz. Güntekin, genel anlamda sorun üstüne sorun her çıkışta bir engelle karşı karşıya kalan karakterlerin yitişini gözler önüne seriyor ve en sonunda ahlak diye direnen ana karakterimize de ahlaksız bir birey olarak veda etmemizde bir vehim görmüyor.

Bundan sonrası günümüz aile yapılarına eleştirel bir bakış açısı içermektedir. Kitapla konu bakımından ilişkili olmasına mukabil bağımsız bir konudur dileyen arkadaşım okumayı burada bırakabilir. Günümüzün en büyük hastalığı sosyal medya ile artık çoğu kavramın yapmacıklaşmaya başladığı hepimizin malumudur. Mutlu olduğuna bizleri inandırmaya çalışan insan sürüleri, annelerine babalarına sürpriz yapan sahtekarlar, can çekişen ilişkilerini gün batımında çekilmiş bir story ile uzatmaya çalışan çiftler ve daha niceleri… Keşke bu insanların fotoğrafları üzerine basılı tuttuğunda gerçeği göster diye bir özellik olsaydı. İnanın bu onlar içinde biz tiksinti içinde olan insanlar içinde en iyisi olurdu. Kitabın karakterleri Leyla ile Necla’nın misafir varken can ciğer, misafir gittiğinde ise kedi köpek oluşu gibi…

Gerçeğe gittiğimizde mutsuzluğun dibini görenleri, anne babalarının kalplerini kıranları ve birbirine küfürler savuran çiftleri görebilseydik keşke. Neden kendimizi kandırmak istiyoruz ki yoksa Prestijde ki o meşhur sahne hepten tek gerçeğimiz mi olmuştu yani biz gerçeği bilmek istemiyor da kandırılmak mı istiyoruz. Sadece aile, sevgili ya da arkadaş ilişkilerimizde değil siyasette de böyle durum. Her şeyin o kadar kötü gittiğini içten içe bildiğimiz halde bir şeylerin iyi gittiğini söyleyen haber kanalarına veyahut gazetelerine ihtiyaç duyuyoruz. Gerçek ile karamsarlık birbiri ile bağdaşmış durumda ve çıkış için hiç ışık gözükmüyor.

Joker gibi bir delinin gelip bu topluluk artık yok edilmeli deyip hepimizi yeryüzünden silmesini isteyecek kadar karamsar olmak istemiyorum ama her geçen gün yapmacık insanları görmekten, haksız hukuksuz bir dünyada nefes almaktan mustarip olduğumu itiraf etmem gerek.

Güzel günler göreceğimiz geleceği umut ediyor, karamsarlık çukurundan kurtulmak istiyorum. Okumak güzel şey aynı zamanda gerçekleri gösterdiği içinde tehlikeli. Kandırılmış bir adamın sahte mutluluğu mu? Hiçte fena durmuyor bu haliyle ama bu mutluluk için zannediyorum ki geç kalan bir adamım ben, geç kalanlara selam olsun, keyifli okumalar diliyorum.
  • Fatih Harbiye
    7.9/10 (3.380 Oy)3.061 beğeni17.684 okunma2.112 alıntı49.869 gösterim
  • Yaban
    8.3/10 (3.474 Oy)3.253 beğeni17.209 okunma3.077 alıntı49.333 gösterim
  • Kaşağı
    8.2/10 (1.290 Oy)1.150 beğeni10.073 okunma257 alıntı26.299 gösterim
  • Şu Çılgın Türkler
    8.9/10 (3.163 Oy)3.077 beğeni12.185 okunma1.681 alıntı41.495 gösterim
  • Alacakaranlık
    8.0/10 (2.436 Oy)2.028 beğeni13.626 okunma257 alıntı40.798 gösterim
  • Sergüzeşt
    7.7/10 (3.059 Oy)2.654 beğeni16.993 okunma4.186 alıntı52.877 gösterim
  • Bir Genç Kızın Gizli Defteri
    7.8/10 (1.577 Oy)1.428 beğeni10.359 okunma128 alıntı39.253 gösterim
  • Acımak
    8.7/10 (3.244 Oy)3.165 beğeni13.722 okunma2.158 alıntı49.709 gösterim
  • En Son Yürekler Ölür
    7.6/10 (1.787 Oy)1.735 beğeni12.008 okunma904 alıntı26.899 gösterim
  • Eylül
    7.6/10 (2.575 Oy)2.479 beğeni14.483 okunma5.402 alıntı128.355 gösterim
160 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Eser, konusu, anlatımı ve kurgusu itibariyle belki de edebiyatımızın en önemli aile içi yaşam ile dış dünya arasındaki etkileşimi anlatan romanıdır. Açmazları, yıkımları, arayışları ve verdiği dersleriyle okunması gereken yoğun duygusallık ihtiva eden bir roman.
160 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Öncelikle bana bu kitabı hediye eden değerli arkadaşıma teşekkür ederim:)

"Yaprak Dökümü dizinin birkaç bölümünü izlemiştim. Hemen hemen, kitapla aynı olaylar anlatılmakta Reşat Nuri Güntekin'in okuduğum ilk eseri. Bir ailenin dramını ele alıyor. Romanın kahramanı Ali Rıza Bey çocuklarının birer birer, kendisinden ayrılmalarını ise bir ağacın savrulan yapraklarına benzetiyor. Okurken bazı yerlerde sıkılmaya başladım. Lakin kitabı elimden düşüremedim. Ali Rıza Bey'in Leyla, Necla, Ayşe, Fikret, ve Şefket adında beş çocuğunun yok oluşlarına çaresizlikle seyirci oluyordu. Hayatları hep fakirlikle sefalatle geçiren bir ailenin romanını yazmış. Reşat Nuri Güntekin'in okumadığım eserleri şimdiden merak uyandırdı. Tavsiye ederim, keyifli okumalar."
160 syf.
·Beğendi·8/10
Kitabın hikâyesine aslında çoğumuz vakifiz.
Yıllar gecede bile unutamayacağım üzüleceğim ender kitaplardan biri benim için.Depresyona hakikatten sokuyor :)

Hikayenin bu kadar sevılmesi aslinda Hemen hemen her karakterin hayatımızın içinden olması anne,baba,yenge,müdür,eş...
Dizinin çekilmesi de etkili tabiki.Blu tv üzerinden eski/yeni versiyonunu izlemeyi çok seviyorum.Durduk yerde dert sahibi olup kafaya takiyorum gözlerim doluyor insanın içine öküz oturuyor:)Tabiki dizi ve kitabın uyuşmadığı yerler de var.
Eski versiyon Aslinda daha iyi kitaba daha yakin şimdiki daha çok entrikayla dolu edepsizlik silsilesi gibi ve karakterler biraz daha abartılmış şimdiki Ali rıza bey
ailesi sanki palu ailesine benziyor:)ama yine de oyunculukları hepsinin bugün bu değerli kitap sayesinde parladı görüyoruz:)

Türk televizyon tarihinin en ders verici dizisidir efendim izlenmesi kesinlikle popüler kültür etkisi vs desekte birçok insanı bu sayede kitabı okuduğunu biliyorum..Ferhunde'nin şevket'i levent tuncel ile aldatıp evi terk ettikten sonra; anne ve babasının şevket'le konuşmasında, kitaba tamamen bağlı kalınmıştı oysa 134 sayfalık kitaptan kaç bölüm çıkardılar, hatırlamıyorum bile...5 sezon Ali rıza bey ağzımızın tadı kaçmasınla geçti sanırım:))
oğuz denen herifin tuttuğunu öpmesi şerefsizligi
zavalli fikret ve manyak cevriye kaynanasi...
necla denen kadının genç yaşta ölen kocasi cem..
ferhunde diye isimlendirilen şeytan..:)

Neyse kitaba gidelim;

Aile olmayı gerçekten iyi anlatır.Hemen herkesin temel de suçlu olduğu tek bir karaktere bağlı olmadığı hikayedir benim için.sonucta aile degişimin girdabinda bir agacin sonbaharda yapraklarini dokmesi gibi, herkesin farkli yerlere savrularak dagilmasini anlatir..Bu aile de yaprak gibi her birinin dökülmesine insanın kalbi dayanamıyor.

şimdi kitaptan edindiğim sonuçları sizinle paylasacam analiz edicem karakterleri ;

Reşat nuri güntekin'in adeta bizlere "siz hayat için planlar yaparken hayatın da sizin için bir planı vardır." sözünü kanıtlamak için voltaire'in candide'i kadar klasik bir tarzda yazdığı bu degerli kitapta ;

Allafrangalaşmış Osmanlı son dönemi istanbul’un da, beş çocuğu ve karısı ile yoksul ve namussuz duruma düşmüş devlet memuru ali rıza efendi’nin ve bes çocuğunun hayatlarını anlatıyor.Bir memur ailesinin batılı yaşantıya yanlış yönden girmesiyle etik değerlerini yitirerek kayboluşunu, ailenin çöküşünü dramatik fakat gerçekçi bir şekilde ele almış

Aile fertleri arasında parasızlık ile başlayan çekişme ve kavgalar her birinin ayrı ayrı felaketleri ile son buluyor. bana kazandırdığı en önemli fikir, iktidar sahibi olmak için güçlü, güçlü olmak içinse imkanları bulunan bir birey olmaktır. eğer bu özelliklere haiz değil iseniz başınıza her türlü bela gelebilir ve siz sadece bunları kabullenir hale gelirsiniz.Ayrica Kınadığını yaşamadan ölmezsen hadisi çok önemli Alı rıza bey uzerinden bu sonuca ulaştım.
Ayrıca bir çok sorgulama yaptım bu dünya da fikret gibi mi olmak kaybetmek lazım yoksa ferhunde'njn yaptığı gibi mi olmak lazım?

Roman Cumhuriyetin ilanından önce batılı bir yaşam özlemi içinde olan ve batılılar gibi yaşamaya çalışan İstanbullu bir ailenin, batılı bir yaşam sürmek adına girdiği bir yolda karşılaştığı çıkmazlarla kaçınılmaz sonunu anlatıyor(Trabzondan Istanbula gelmeleri).  Batılılar gibi yaşamaya kalkışan aile fertlerinin kendi toplumuna yabancı kalışı ve kendi kültürü ve muhitleri ile çatışmalara girmeleri sonucu batılı kültür ile geleneksel kültür arasında bocalamalar karşısında dağılmasını konu edinmiş.ülkemizde Batılılaşma ile gelen hızlı değişimin ve bu değişimin sebep olduğu çözülüşün sosyal kurumlarda ve özellikle aile kurumu üzerindeki yansıması işleniyor.
Roman geleneksel kültürün değer yargıları ile batılı kültürün değer yargılarını vurgularken geleneksel kökenden gelen bir ailedeki eski ve yeni kuşak çatışmasını da başarı ile ele almış kesinlikle.

naif, ahlaklı ve muhafazakar ali rıza bey; aklımda hep dizideki bazı halil ergün sahnelerinden kalan parçalarla birlikte konuştu, ağladı.

hikaye; sona doğru necla ve şevket karakterlerinin akıbetlerinin geçilmesi, ferhunde'nin pek konuşturulmaması gibi pürüzler dışında agatha christie romanı kadar akıcıydı.

ali rıza bey'in kendi tasarıları ve ahlak anlayışına karşın çocuklarının kendi istediği gibi hayat akışına girmemesi, bir yaprak dökümü gibi dağılmaları sarsıcıydı. koşullara adapte olmanın önemini kavratıyor.

hayriye karakteriyse ; rahatına düşkün, huysuz, çıkarcı ve cahil bir kadın..

Fikret , dizidekinden çok daha acı bir tablo çiziyor kitapta, babasıyla daima dargın. bu tavrı da babasına en çok onun benzemesinden, onu gözünde kahramanlaştırıp evdeki çürümeye karşı bir kaya gibi dimdik bulamayışından kaynaklanmış.

fikret'ten sonra şevket babasına en çok benzeyen aile üyesiydi. yumuşak tavırları nedeniyle hayat tarafından yutuldu. zaaflarına yenildi.

ali rıza bey, son zamanlarda eve ve içe kapanmaya başlamış, insanlardan ve zamandan soğuyup kaderciliğe başlamış olan şahsıma çok yakın gelmiştir. ete kemiğe bürünse de karşılıklı çay içsek dedirten biri ama çok bağnaz:)
kabullenmenin zorluğu, tüm tutunduğu dalların kırılması... hayat ona çok acı bir ders vermiş. erdemler ve teoriler hayatı tamamen karşılamaz, bunu öğrendi sonunda.

ilk tavizini namusu için veren namus kavramına sıkı sıkıya bağlı yaşlı bir mutasarrıf ve ailesinin çevresinde, cumhuriyetin ilk yıllarında toplumun namus ve ahlak kavramlarını sorguladığı
ve sınırları gitgide parçalanan ali rıza bey kınadığını yaşar hale gelmişti sonunda.Elalem grubundan ötürü çocuklara hatasından ötürü destek olmaması da sonunu getirmişti.

sonunda pazar gezmesine çıkarsa arada bir veyahut bir papağana lisan öğretirse de hayatı cömert, kendini bahtiyar sayacaktı. kahvedeki dostlarıyla ah bir karşılaşmasaydı gözleri arada bir...

ali rıza amcam bu çocuklara temiz isminden başka hiçbir şey bırakmadın ama bunlar nankör senin evlatlar evlat olsa sevilmez..
dağ gibi adamı bitirdiler..

kitapta dizidekinden daha ustalıklı ve duygu dolu, aileye odaklı bir olay örgüsü vardı ancak dizideki oyunculuklar bu farkı örtüyordu ve tabii ki 2000'li yıllar uyarlaması bir yapım için umut vericiydi.
Kitapta Reşat Nuri güntekinin dil işçiliğini ayrıca unutmamak lazım.

Toygar Işıklı'nın şarkıları da çok başarılı bence hala dinlerim bence romanı özetler nitelikte..

gün geceye varmadaaan..
rarariiiii rararaaaa..

Hadi beraber dinleyelim:)

https://youtu.be/5oE66Ke2_NA
https://youtu.be/XlJCe2ne3aI

Tavsiye eder iyi okumalar dilerim:)
160 syf.
Düşmez kalkmaz bir Allah'tı.

Bir koca ağaç ve üzerinde bahar tazeliği ile açan yapraklar. İyi aile terbiyesinin vermiş olduğu o halet-i ruhiye. Bu halet-i ruhiye de açan güneşin önüne zamanla geçen bulutlar. Ali Rıza Bey’in etrafında açan bu yaprakların sırat-i mustakim’den bir an olsun ayrılmayacağı düşüncesi. Ve insan dargınlığından gelen ilk buz. Pervane de aya sahip olmayı isterdi. Ne yazık ki uzak bir diyardır o geçmiş günlerin hatrı. Korkunç pişmanlıkların anavatanıdır şimdi Bağlarbaşı! Habire dizini döven bedbin bir babaya semt olmuştur.

Travenian Katya’nın Ölümü’nde ‘’Beden ölüme ve işkenceye dayandı, ruh dayanamadı.’’ der. Yaşanan olaylar ve ardı arkası kesilmeyen korkunç gelişmelerin peşi sıra Ali Rıza Bey’in yaşamsal fonksiyonlarının nefes almakla ve yürümekle gerçekleştiği görülüyor. Namus ve şeref ile anılarak dünyadan gitmekten öte modern bir ölüm var mıdır? Sonsuz bir zamanın içinde bulunduğumuzu düşünerek yaşayıp doldurduğumuz vade ile uzandığımız ölümün içinde barındırdığı sonsuzluk var ile yok bağının şekilsizliğinin göz kamaştırdığı bir yerde bizi karşılar. Hayat ile hayal arasında tek kelime oynar. Hayat bir süre gözümüzde hayalden bir sahnedir. Sonraları gerçeği tanır, anlar, yaşanamamış şeylerin ahı üzerinden yaşanacak şimdiyi de mahvederiz. - Oysa hayat duyabileceğimiz tonun dışında söylenen bir şarkı gibi. - (Katya’nın yazı – diyalog)

Öyle değerli mesajlar, dersler taşıyor ki Yaprak Dökümü, belki de sahip olduğumuz tek şey olan umutlarımızın, hayallerimizin yeri gelip karşımıza dikilip celladımız olacağını bilemiyoruz. Büyük kötülüklerden bazen büyük iyiliklerin doğacağı veyahut ölümle eşdeğer tuttuğumuz yargılarımızın birer birer hayatımıza sızması, ardından bu sızıntıları büyük bir nezaketle suskunluğumuzda boğarak yürürlüğe koymamız. Bana göre bir insanın cenneti de cehennemi de kendisidir. Kadere suç bulmanın kolaylığından başka sığınacak ruhi köşesi olmayanlar için bu dünya çoktan bitmiştir. Yine bir ayette söz edildiği gibi apaçık ziyanın ta kendisidir onlar. Peyami Safa’nın da dediği gibi ‘’kaderinin şoförü sensin, Emin ol. Onu dram istikametinde sürme.’’ Tercihlerimiz ve sonuçlarından ibaret yaşamımızda dram istikametinde ilerlemek ya da ilerlememek yine bizim inisiyatifimizdedir. Yine şoförü olduğun kaderini iyi idame ettir ki uçurum anlarında sağlam tercihlerde bulun ki yok oluş sürecine girme. Diyeceklerim bu kadar.
160 syf.
·3 günde·Beğendi·7/10
Bu kitabı ilk lisedeyken okumustum. O zamanlar ne yalan soylim cokda fazla kitap okuyan bir insan değildim. Ama hiç kaçırmadan dizisini izlemisligim vardır :) sırf meraktan okumuştum.Bugün tekrar baktığımda daha farklı bir gözle okudum. Öncelikle şunu söylemeliyim Reşat Nuri Güntekin gerçekten iyi bir yazar.kalemi kuvvetli kelimeleri nasıl isleyecegini iyi biliyor .Kitap okuyucuyu hiç sıkmadan ilerliyor.Karekterler disinda diziyle alakası bile yok ben çok oturtamadim kafamda.Son olarak şu sozude eklemeden geçemeyeceğim "Bir babanın çocuklarına birakacagi en kıymetli miras temiz bir isimdir".
160 syf.
·9 günde·8/10
Yıllardır söylenen, günümüze kadar etkisini yitirmeden gelen etkili bir baş yapıt. Kitabından önce dizisiyle kendinden söz ettiren eser desek daha doğru olur. Yaprak Dökümü’nü çok beğendim. Yapacağım değerlendirmede spoiler olacaktır. Reşat Nuri’nin dilini yorumlama imkânı bulduğum ilk eseri diyebilirim. Ali Rıza Bey’in çaresizliğini, sinir harbini; Hayriye Hanım’ın garanticiliğini; Fikret’in suya sabuna dokunmamazlığını; Necla ile Leyla’nın eğlenceseverliklerini içimde hissettim. Bazı yerlerde vurgulanan tekrarlamalar insanı sıkabiliyor. Ayrıca yayınevinden kaynaklanan bazı sıkıntılar kitabın değerini etkiliyor bence. Böyle klasik eserler daha iş bilen yayınevlerinden çıkmalı diye düşünüyorum. Ama Yaprak Dökümü’nün yeri bende sebepsizce farklı olacak hep.
160 syf.
·Beğendi·6/10
Bir ağacın dallarının kırılıp yapraklarının dökülmesi daha ne kadar güzel anlatılabilir?

Eser konusu anlatımı ve kurgusuyla birlikte aile içi yaşam ile dış dünya arasındaki etkileşimi anlatan duygusallık ön planda olan bir roman.

Dizisini izledikten sonra kitabını okuma fırsatı buldum. Kitaplar her zaman için dizilerden daha güzel ve daha sürükleyici olmuştur. Dizinin 174 bölüm kitabın 160 sayfa olması beni çok şaşırttı.

Olaylar biraz oldu bittiye getirilmiş, yazarın kalemi tabiki çok güzel ama biraz ayrıntıya girilseydi kitap 400-500 sayfa olabilirdi.

Bir sürü ders çıkartılması gereken ve bir yolculuk esnasında okunulabilecek bir kitap :)))

Keyifli okumalar...
160 syf.
·1 günde·8/10
Reşat Nuri Güntekin'in kaleme aldığı ve 2005 yılında diziye de uyarlanmış kitabın ilk baskısı 1930 yılında yapılan bir eseridir. Her okurun yaş farketmeksizin anlayabileceği sade tarzda yazılan kitabın ana fikiri aşırı eğlence, moda ve zenginlik düşkünü olmanın ve gereksiz yere para harcamanın bir aileye yarattığı güçlüklerdir. Kitabı ilk sayfalardan beri konunun içinde bulduğunuzdan kaynaklı sıkıcı olmayıp bir iki saatte bitirebileceğiniz bu klasikleşmiş kitapta genel olarak Ali Rıza Bey'n yaşadığı dram anlatılsa da bir ailenin yanlış batılılaşma yüzünden nasıl kötü hale geldiğini görürken insana ders veren olaylar da mevcuttur.
160 syf.
·Beğendi·Puan vermedi·
Yıllardır söylenen, günümüze kadar etkisini yitirmeden gelen etkili bir baş yapıt. Kitabından önce dizisiyle kendinden söz ettiren eser desek daha doğru olur. Yaprak Dökümü’nü çok beğendim. Yapacağım değerlendirmede spoiler olacaktır. Reşat Nuri’nin dilini yorumlama imkânı bulduğum ilk eseri diyebilirim. Ali Rıza Bey’in çaresizliğini, sinir harbini; Hayriye Hanım’ın garanticiliğini; Fikret’in suya sabuna dokunmamazlığını; Necla ile Leyla’nın eğlenceseverliklerini içimde hissettim. Bazı yerlerde vurgulanan tekrarlamalar insanı sıkabiliyor. Ayrıca yayınevinden kaynaklanan bazı sıkıntılar kitabın değerini etkiliyor bence. Böyle klasik eserler daha iş bilen yayınevlerinden çıkmalı diye düşünüyorum. Ama Yaprak Dökümü’nün yeri bende sebepsizce farklı olacak hep.
.


Şimdi insanlar, artık sizin zamanınızın insanları değil.
Gözlerinin açılması emelleri, hırsları artırdı. Kimse artık kendi halinden memnun olmuyor.


.
.

Bütün hayatını çocuklarına iyi fikirler ve iyi bir ahlâk vermeye sarf etmişti. Acaba yeni zamanların bu havası onları da sarsacak, ihtiyar babaya son deminde bir yaprak dökümü seyrettirecekti ?

.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yaprak Dökümü
Baskı tarihi:
Temmuz 2016
Sayfa sayısı:
160
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751026491
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnkılâp Kitabevi
Baskılar:
Yaprak Dökümü
Yaprak Dökümü
Yaprak Dökümü
(1930 yılı) Osmanlıca baskısından birebir olarak yayıma hazırlanmıştır.

Cumhuriyetin ilanından sonra kendine batılı olarak bakmaya çalışan Türk toplumunun, batılı toplum ve kendi toplumu arasında yaşanan kültür farkını da ortaya koyan roman, bir memur ailesinin bu yeni batılı tarzla karşılaşmasından doğan sorunları, etik değerlerin kayboluşunu ve bu ailenin çöküsünü dramatik fakat gerçekçi bir şekilde ele alır.

Kitabı okuyanlar 13.199 okur

  • r.oner
  • Tarık
  • Rıdvan Genç
  • Kafiye yılmaz
  • Burçin Cengiz
  • Umut
  • Nuran Yabacı
  • Hasret Aydın
  • Mutlu olmak istiyorum.
  • Aleyna İnam

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%7
14-17 Yaş
%7.5
18-24 Yaş
%21.7
25-34 Yaş
%32.6
35-44 Yaş
%20.1
45-54 Yaş
%8.4
55-64 Yaş
%1.3
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%80.8
Erkek
%19.2

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%21.9 (465)
9
%17.1 (363)
8
%25.8 (547)
7
%16.6 (352)
6
%6.5 (138)
5
%4.1 (87)
4
%1.3 (27)
3
%0.4 (9)
2
%0.3 (7)
1
%0.3 (6)

Kitabın sıralamaları