·
Okunma
·
Beğeni
·
78,2bin
Gösterim
Adı:
Acımak
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
159
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751026569
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnkılâp Kitabevi
Baskılar:
Acımak
Acımak
Reşat Nuri Güntekin 1928 yılında yayınlanan bu eserinde; çalışkan başarılı fakat zaaf gösterenlere karşı acımasız olan Zehra Öğretmen ile babası Mürşit'in bakış açılarından dramatik yaşam öykülerini anlatıyor. 

Yazar, cumhuriyet öncesinde yeni mezun, idealist genç bir mülkiyelinin iş ve sosyal yaşamdaki çatışmalarını ve uyumsuz ilişkilerini anlatırken, dönemin memuriyet yaşamına, köhne yapısına ait önemli ipuçları da veriyor. Şehirden kasabalara sürüklenirken, ardında birer birer ilkelerini de bırakan genç adam hatalı bir evlilikle korkunç bir sona doğru sürükleniyor. 

Acı ve sefaletle dolu ortamdan tesadüfle sadece kızı Zehra'yı kurtarabiliyor. Acımak; aile içi ilişkileri ve sorumluluklarını, adeta ders verir gibi gözler önüne seriyor.
(Tanıtım Bülteninden)
 
160 syf.
·4 günde·10/10 puan
Uzun uğraşlarım sonrası sanırım arkadaşıma, okuma alışkanlığı kazandıracağım. Dile kolay liseden süre gelen tam on iki yıllık arkadaşlık. Zannediyorum ki o, en yakın arkadaşım benim. Hayatının en ince ayrıntılarını bile anlatır bana, tabi bende ona. Kendisi öğretmendir benim gibi ancak benim aksime atanmış hayatını düzene koymuş biridir. Hayatında yaptığı ve yapacağı her şey sıra içindedir. Önce lise biter, üniversite kazanılır, üniversite biter, sonra askerlik. Askerlikte tamam derken atanma sırası gelir. En nihayetinde atanma işi de tamamdır. Geriye, kafa yapısına uygun bir kız bulup evlenmek ve sonrasında müthiş bir nizam içinde olan hayatını, yapılacaklar listesinden yine sırasıyla devam ettirerek kaçınılmaz olana doğru yol almak kalıyordu.

Bu aralar kafası çok karışık arkadaşımın. Bir edebiyat öğretmeni varmış okulda; “Çok güzel bir kız, fiziği gayet iyi saçları, hele saçları öyle güzel ki onu görünce kendimi ona bakmaktan alıkoyamıyorum Anıl.” Diye çoğu zaman onun ihtişamına dem vurarak konuyu açar ve kızın davranışlarında ki tutarsızlıkları ile konuyu enine boyuna tartışarak, ondaki bu tutarsızlığın nedenlerini ve bu nedenlere nazaran bizim çocuğun, ona nasıl davranması gerektiğine dair kararlar alırız. Yine bir gün bu konular üzerine kafa yorarken; “Oğlum Anıl, ne yapacağım ben her geçen gün uzaklaşıyor benden, ne yapmak gerek? Ah bir bulabilsem keşke. Ortak bir yön bulabilsem.” Diye hayıflanırken birden aklına bir fikir geldi; “Aa bir dakika geçen İnstagramında bir kitap paylaşmıştı, onun üzerinden gitsek olmaz mı, ne dersin?” diye sevinçle bana döndü. Bende yardımcı olma arzusuyla fotoğrafı açmasını söyledim. Fotoğrafta Albert Camus’un Yabancısı ve onu tutan bir el gördüm. “Tamam. Varoluşçuluk felsefesini seviyor olmalı. Buna dayanarak varoluşçu yazarları bulup, bu kitaplar hakkında ondan fikir alır, kitabı okuduktan sonra da üzerine konuşursunuz.” Dedim. Dedim ama bu felsefe hakkında pek bir bilgim olmadığı için Hakan Hocama bu hususta yardım talebi içerikli bir mesaj attım. Sağ olsun çokça yardımcı oldu. Beyazıt Kitapevine gittik arkadaşımla. Dört tane kitap bulduk; üç tanesi varoluşçu felsefesini yansıtan kitaplar ve bir de Puslu Kıtalar Atlası. Çektik fotoğrafını, kıza instagramdan: “Hocam nasılsın? Kitapçıdayım, karar veremedim. Yardımcı olur musun?” açıklaması ile yolladık. Aradan bir on dakika geçti, arkadaşım, kızın tutarsız bir anına denk gelmiş olacak ki; “Puslu Kıtalar Atlası’nı al gidiyoruz.” dedi. “Dur!” dedim; “Puslu Kıtalar Atlası on beş lira şuradan bir tanede ikinci el bir kitap alalım düz yirmi yapar alır gideriz.” dedim. Gittim tek seferde hiç diğer kitaplara bakmadan “Acımak” adlı eseri aldım. “Kardo, sana hep oku şu kitapları bir gün işine yarar diyorum aldırmıyorsun. Geçen sene başlasaydın, bu kızla muhabbetiniz çok farklı olabilirdi.” Dedim. Bana hak mı verse yoksa kızsa mı karar veremeden çok daha sert bir karar aldı; “Başlıyorum lan kitaplarına. Ne önemli bir b.kmuş. Gidelim sizden bir sürü kitap alacağım hepsini okuyacağım. Eğer hayatımda bir b.k değişmezse senin de ağızına sıçarım, haberin olsun.” Dedi. “Sıç lan tamam.” Dedim tüm kitaplara güvenerekten!

Bu yazımı okurken; yine ne saçmalıyor bu? diyorsunuz belki de. Bilmiyorum yazmak geliyor içimden. Yazdıklarımla anlaşılmak istiyorumdur belki de. Ne yani kızdınız mı şimdi bana. Varın sizde kızın ama ben yazacağım yine de. Neyse her zamanki gibi Metro da başladım kitabı okumaya. Türk yazarlarını seviyorum. Tamam varoluşçuluk, fantastik, polisiye, akıl oyunları gibi içerikli kitapları yabancı yazarlardan okumak iyi, güzel hoşta bizim yazarların üslubu da çok tatlı geliyor bana. Sabahattin Ali, Yaşar Kemal, Yakup Kadri, Peyami Safa gibi yazarların yakın tarihi yansıtırken toplumun profilini çizmelerini ve o tatlı yazım diline de zaman zaman ihtiyaç duyuyorum. Yoksa bağımlılık mı yaptı kitaplar bende!

Metro da makinistin ani frenleri midemi kaldırıyor, çoğu zaman kitaptan kopmalara neden oluyor bu durum ama makinistin acemiliği beni alıkoyamıyor okumaktan. Bir süre okuyorum. Kitabın başlarında Mürşit Efendinin ailesine yaptıklarına karşı kanım donuyor, çocukları Feriha ve Zehra için çokça üzülüyorum. Çok geçmeden yanıma bir adam oturuyor. Elinde bir kürdan, ara sıra dişlerinin arasına sokuyor, parçayı çıkarmaya çalışıyor. Kürdan, dişinin arasındakini çıkarmaya yetmemiş olacak ki; ağzında tam olarak bir yere konumlandıramadığı tükürüğü ile dişine rahatsızlık veren o küçük yemek parçasını çıkarmak için garip sesler çıkartarak bende dahil diğer yolcuları rahatsız ediyor. Adam, yolcuların dişinin arasında kalmış bir yemek parçası olduğu izlenimi uyandırıyor bende. Aynı rahatsızlığı veren bir sürü insan tanıyorum! Ama maalesef ne kürdanım var ne de onları dışarı atacak kadar yeterli tükürüğüm. Sanırım yine konumuzdan sapıyorum.

Yolum uzun, yolcuların yüzleri değişiyor ama yolculuğun kasvetli, tedirgin atmosferi değişmiyor. Neyse ki, yanımdaki atık madde trenden ayrılıyor. Bir süre yanıma kimse oturmuyor, böylelikle kitabımı rahatça okuyabiliyorum ama içimdeki insanlara karşı olan rahatsızlık hissi gitmiyor. Bir zaman sonra bir adam daha oturuyor yanıma. “Nasılsın evlat kızıyor musun bana?” diyerekten. “Hayır yanıma oturduğunuz için neden kızayım size, lütfen buyurun, rahat rahat oturun.” Diyorum. “Ben Mürşit evlat!” demesiyle kanım beynime sıçrıyor, yakasına yapışıp hesap sormak istiyorum ama tutuyorum kendimi o kalabalıkta ve ruh halimin gelgitlerine tamamen ters bir edayla; “Neden Mürşit Efendi, yazık değil mi karına ve o kızlarına, neden böyle yapıyorsun?” diye nazikçe sitem ediyorum kendisine. “Anlatsam da anlamazsın evlat, insanlığın en büyük sorunu bu değil midir zaten; Önyargılarımız. Önyargılarımızdan kurtulduğumuz zaman acıyabilir, belki en nihayetinde insan bile olabiliriz.” Diye saçma sapan yaptıklarını haklı çıkarmaya çalışıyor. Onu ve ne dediğini anlamaya çalışmadan kitabı kapatıp iniyorum trenin ilk durduğu istasyonda.

Kitabın yarısına gelmişim yeni fark ediyorum. İndiğim istasyonun hangi istasyon olduğuna bile bakmadan dalıyorum İstanbul’un o varoş sokaklarına. Sokakları arşınlarken Feriha’yı, Zehra’yı, Mürşit Efendinin karısını düşünüyorum ve üzülüyorum. Ne kadar yürüdüğümün ne kadar zamanın geçtiğine dikkat etmeksizin tekrardan biniyorum metroya, dönüş yolunda kitabı bitirmeye kararlı bir şekilde.

Kitabın diğer yarısı beni daha çok üzüyor, kitabın sonlarına doğru gözümden bir damla yaş bile düşüyor. Daha fazlasına izin vermiyorum ama. Çünkü bir erkeğin metroda göz yaşı dökmesi yakışır bir şey miydi? Gözlerimi bir süre kapalı tutuyorum. Başka şeylere odaklanmaya çalışıyorum ki odaklanamazsam şayet ve aklıma kitabın o son sahnesi gelirse, biliyorum ki bu sefer hâkim olamayacağım göz yaşlarıma. En sonunda kafamı kaldırıyorum bu kasvetli günün kasvetli insanlarının ortasında ve dolu gözlerle Mürşit Efendiyi arıyorum. Ne yazık ki yok, daha da gelmeyecek yanıma, kaybedenlerden oldum bende. Kendimi, Zehra gibi hissediyorum!
159 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Yeni bir başöğretmen atanmış: Zehra. Amanın Allah, sormayın gitsin meziyetlerini. Disiplin, azim, çalışkanlık, özveri, doğruluk, temizlik, fedakarlık... Tüm bu kelimeler sanki Zehra’da kendini buluyor da eksikliğini gidermiş oluyor sanki. Kendine belirlediği ufuk üzerine tutturduğu yolda müstakil bir çizgide ilerliyor hatta öyle ki okulunu dahi bölge halkı “Zehra Abla Mektebi” diye anıyor.

Kitabın ilk kısmında yazar hemen hemen bu minval üzere bahsettiriyor öğretmen hanımdan. Tam bir roman kahramanı ve kamil insan heykeli... Elbette ki bir ‘ama’sı var her şeyde olduğu gibi: acımak duygusu. Hemen herbir tavize kapılarını kapatan başöğretmen kendi doğrularından bir an olsun sapmadan ilerliyor hayat yolunda.

Acımak duygusunun katili olarak babasını - ki baba demeye dahi dili varmıyor- mesul tutuyor. Günlerden bir gün gelen haberde babası - Mürşit Efendi’nin ölüm döşeğinde olduğu, onu sayıkladığı haberini alıyor ve olaylar gelişiveriyor.

Reşat Nuri’nin ince ince, ilmek ilmek işlediği bu kurmaca dünyada gerçekleşen maskeli balo izlencesine gelin siz de bir göz atın.

Önyargılar gerçekten de atom parçalamaktan zor mudur dersiniz?
  • Yaban
    8.3/10 (5,5bin Oy)5,1bin beğeni26bin okunma15,8bin alıntı84,2bin gösterim
  • Fatih Harbiye
    7.9/10 (5,9bin Oy)5,1bin beğeni28,7bin okunma13bin alıntı73,7bin gösterim
  • Sergüzeşt
    7.7/10 (4.883 Oy)4.186 beğeni25,9bin okunma12,8bin alıntı86,2bin gösterim
  • Yaprak Dökümü
    8.1/10 (3.051 Oy)2.897 beğeni18,1bin okunma4.518 alıntı55bin gösterim
  • Gün Olur Asra Bedel
    8.6/10 (6,4bin Oy)6,7bin beğeni25,6bin okunma25,4bin alıntı126bin gösterim
  • Toprak Ana
    8.9/10 (8,9bin Oy)8,5bin beğeni31,9bin okunma28,3bin alıntı110bin gösterim
  • Beyaz Gemi
    8.4/10 (9,6bin Oy)9bin beğeni38,2bin okunma28,3bin alıntı143,9bin gösterim
  • Kaşağı
    8.2/10 (1.689 Oy)1.566 beğeni13bin okunma803 alıntı34,9bin gösterim
  • Eylül
    7.6/10 (4.118 Oy)3.850 beğeni22,3bin okunma18,2bin alıntı177,5bin gösterim
  • Dokuzuncu Hariciye Koğuşu
    8.4/10 (13,3bin Oy)13bin beğeni62,8bin okunma38,4bin alıntı177,8bin gösterim
160 syf.
MERHAMET, ACIMAK DEĞİL, ACITMAMAKTIR.

Kitap hakkında pek söylenecek bir şey yok keza size içimi dökmek istiyorum. Şu hayatta yıkılası, kökü kazınası, lanet ettiğim en büyük olgu yanlış anlaşılmak... Sizi içermeyen, yapmadığınız, kalkışmadığınız durumların diyetini ödemek zorunda bırakılmak. Ah ne korkunç! Pardon filmi geliyor aklıma. Gülüyoruz gülmesine de adamlar onca sene bir hiç uğruna yatıyor ve tek bir sözcükle teselliye kalkışıyorlar: Pardon.

Devlet dairelerinde geçerli olan bir kanun vardır: her şeyi bilir görünme, her işe atlama, daima geri planda dur. Bunlar pratikte kötü ve fena olarak adlandırılabilir ancak işin aslı hiçte göründüğü gibi değil dostlar. Çalıştığınız ve özenli bir biçimde hareket etmeniz üzerinizdeki sorumluluğu artırır. İlk olumsuzlukta sizden kötüsü olmayacaktır.

SPOİLER

Dağlandım, parelendim..
Ben biliyordum böyle olacağını muallim hanım. Baban özünde iyi adamdır demek istedim sana. Yetişmedi sözcüklerim çünkü ben de babana lanetler okudum. Sayfaları çevirdikçe merhametiyle, saflığıyla selamladı beni. İnişli çıkışlı dünyasında ağırladı kendince. Sizi çok sevmiş meğer. Son nefesinde bile seni anmış muallim hanım. Babam diyemediğin adam seni son nefesine kadar zihninde taşımış ya meğer. Bu dünya acımasızdır. Kaderin pençesine bazen kendi gayretlerimizle düşeriz. Tercihlerimizi doğrularımız nezdinde belirleriz. Doğru? Kime göre neye göre? Babanın doğruları sefil bir hayatın ötesinde uğurladı onu sonsuzluğa. Seni de göremedi yazık.

SPOİLER‘SIZ YAZI SAHASI

Öldükten sonra insanın değerinin anlaşılması, sizin için ne ifade ediyor oluşunun farkına varılması çok üzücü, derinden yaralayıcı. Mustafa İnan geliyor hemen aklıma Türkiye’nin medarı iftiharı olması gerekirken bugün bile ondan haberi olan kişi sayısı oldukça az. Oğuz Atay da yaşadığı esnada çok az okunurken şimdi hatrı sayılır bir kitle tarafından benimsenmiş bir kişi. Örnekler çoğaltılabilir Van Gogh denebilir. 804 eser verip sadece birinin satılması. Şimdi ise en ünlü ressamlardan biri olması. En yakınımızdaki insanı bile tanımaktan aciziz çoğu zaman. Kaybedene dek ulaşılmışlığın o zalim hükmü çevreliyor kalbimizi. Tek saniyesine bile hükmedemediğimiz dünya için birbirimizi kırmaya değer mi hiç? Hadi çevreni boşver en yakınında olanı, seni seveni, sana değer vereni üzmeye değer mi? “Kim kimi ne kadar anlayabilir?” diyor ya Şükrü Erbaş. Öyle ya anlayamaz kimse kimseyi ancak çabalar, niyetini de temiz tutarsa gelmez mi güzellikler kaçtıkları mevsimlerden. Çok mu iyimserim. Hadi öyle olsun.

Reşat Nuri, anlaşılırlığının yanında ayrı bir gizemi de sırtında taşıyor. Daha doğrusu eserlerinin sırtına yüklüyor. Bu romanı kendi içinde ikiye ayırmak lazım. Çünkü sandıklarımız ile gerçekler arasında uçurum öyle bir haldeki iki duyguyu da en uçta yaşıyoruz. Gündüz ile gece kadar net bir ayrılık bu. Bu hayatın aşk dışında, mutlu olmanın dışında kavramlara da sahip olduğunu biraz da sert bir karasal iklim soğukluğunda tattım doğrusu. Kararlı adımlarımızla işgal ederken bu yeryüzünü aslında yanılgılarımıza o kadar çok inanırız ki gerçeğe büsbütün kör oluruz. Farklı pencerelerden bakmak, hep bir acabanın, şüphenin, sorgulamanın (gerekli oranda, dozda) koşmak gerekmez mi? Gerekir elbette. Şimdi herkes kendi evinde kendi hikayesiyle meşgul. Coşkulu bir mutluluğu düşlüyor yastığında uykuyu bekleyenler. Dünyanın bize ilgisizliğine küsmüşüz bir yandan ancak umut ölüme dek tükenmez bir limit.

İşbu kitabı okuyalı bir hayli oldu ancak arada açıp beni darmadağın eden kısmı okuyorum. Kitapla gönül bağım oluştu resmen. Okumak için aldığım arkadaşıma geri verecek olmak beni üzüyor. -Kitabı istemiyorum, yanlış anlama:)) - öyle işte. Esaslı adam doğrusu. Ruhun şad olsun Reşat Nuri. Sağcısı da sevmiş seni solcusu da. Yüreğine sağlık.
159 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Kısacık kitabı okurken dönemin içine girip, Anadolu'yu şehir şehir dolaşacak ve halkın her daim haklının değil de güçlünün yanında olmayı tercih etmesinin, idealist bir bürokratı nasıl da dibe çektiğini çok da yabancılık hissetmeden göreceksiniz...
159 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10 puan
Kitabı incelemeden önce çok sevdiğim Mevlana'nın bir sözüyle giriş yapmak istiyorum..

"Benim hayatımı yargılamadan önce, benim ayakkabılarımı giy ve benim geçtiğim yollardan, sokaklardan, dağ ve ovalardan geç. Hüznü, acıyı ve neşeyi tat. Benim geçtiğim senelerden geç, benim takıldığım taşlara takıl. Yeniden ayağa kalk ve aynı yolu tekrar git, benim gibi. Ancak ondan sonra beni yargılayabilirsin" demiş..

Mevlana'nın bu sözü kitabın konusunu hemen hemen çok güzel bir şekilde özetlemiş diyebilirim. Ve herkesin ön yargılı olmadan önce bu sözü okumasını veya aklına getirmesini çok isterdim.
Çünkü kitap tamamen ön yargılar yüzünden kayıp giden bir çöküşün hikayesini ele alıyor..

Bu kitabı okumadan önce en sevdiğim ve etkilendiğim kitap Türk edebiyatı klasiklerinden olan SERENAD idi diyebilirim ama şuan beni en çok etkileyen kitapların başında Acımak romanı geldiğini söylemeden geçmeyeceğim..
Hayatımda bir kitap için hiç bu kadar üzüldüğümü, ağladığımı görmemiştim..

Konusuna gelince, Zehra öğretmen ve Mürşit Efendi'nin bakış açılarından dramatik bir yaşam öyküsü anlatılıyor.. Romanın başında Zehra'yı ana karakter olarak görürken romanın ileri ki bölümlerinde Mürşit Efendi ve Zehra'nın ana karakter olduklarını görebilmekteyiz..
Bütün olaylar her ikisinin etrafında gelişmektedir..

Mürşit Efendi romanın başında adil, dürüst, çalışkan bir memur iken yanlış, hatalı bir evlilik yüzünden KORKUNÇ bir uçuruma sürüklenmektedir.. Acı ve sefalet dolu bir hayat yaşarken sadece kızı Zehra'yı kurtarabilmektedir.. Fakat Zehra küçüklüğünden beri babasını görmemiş, ona yabancılaşmış ve ondan nefret etmektedir..babasını işsiz, güçsüz, ailesini hor gören biri olarak bilmektedir onu hayatı boyunca hiç görmek istemez. Fakat Zehra kısa bir süre sonra babasının ölüm döşeğinde olduğu haberini alır . Her ne kadar gitmek istemesede yola koyulur fakat Zehra daha babasına yetişemeden babasının vefat haberini alır ve ondan geriye kalan tek miras babasının sandığıdır. Bu sandıktan babasına ait bir hatıra defteri bulur. İçinde babasının gerçekte kim olduğunu öğrenir. Babasına karşı duyduğu nefreti, öfkeyi tüm doğru bildiklerini unutur..ve pişman olur ama ne yazık ki son pişmanlık fayda etmez..

İnşallah bir gün öğretmen olursam bütün öğrencilerime ilk bu kitabı okuturum..
Şiddetle tavsiye ediyorum..
Okuyun, okutun..

Aile içi ilişkilerini ve sorumluluklarını adeta ders niteliğinde bizlere sunmaktadır.. herkesin kendisine bir pay çıkaracağını ümit ediyorum..

Kitaplarla kalın..
160 syf.
·10/10 puan
“Acımak...
Ben, insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş, nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının elemi de bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir...”
Hani bazı kitaplar vardır böyle okuyup bitirdiğinizde kendinizi bir boşluğa düşmüş gibi hissedersiniz ya ben bu eseri okuyup bitirdiğimde tam olarak bunları yaşadım.Türk edebiyatının klasiklerini neden şimdiye kadar neden okumadım dedim çünkü yazar kısacık bir eser olmasına rağmen o kadar güzel anlatmıştı ki okurları derinden sarsıyor.Konusundan bahsedecek olursam güzel bir kasabada öğretmenlik yapan Zehra hanım ;zaafa düşkünlüğü ve çirkinliğe acımayan biridir.Kısa zamanda öğrenciler ve kasaba halkı Zehra öğretmeni çok severler.Zehra öğretmen hiç beklemediği bir zamanda hiç bilmediği şeyleri öğrenmesiyle hayatı tekrardan sorgulaması ve kalbinde olmayan acıma duygusunu kazanacaktır.Önyargı,yalan,gerçek ve aile gibi konular üzerinde durulmuştur.Son sayfalara doğru hüznün artacağı muazzam bir eserdir.
Keyifli Okumalar Dilerim
160 syf.
·2 günde·8/10 puan
Ah şu ön yargılarımız. Her şeye ön yargılıyız. Kitaplara, dizilere, müzik türlerine, filmlere, hayvanlara; ama en çok da insanlara. Ödümüz kopuyor genel geçer düşüncelerimizi yanlışlayacak bir şey çıkacak diye karşımıza; bir şey çıkacak, bir şey olup bitiverecek de kimi yargılarımızı, düşüncelerimizi, zevklerimizi değiştireceğiz diye ödümüz kopuyor. Reşat Nuri Güntekin'in Acımak isimli bu eseri öncelikle bunları düşündürdü bana. Herhangi bir kişi, olay veya konuyla ilgili anında verdiğimiz peşin hükümlerin aslında ne kadar yanlış olduğu gerçeğinin bir kez daha farkına varmamı sağladı. Acımak, dışardan gördüğümüz şeylerin aslında çok farklı şeyler olabileceğini, yani bazı şeylerin dışardan göründüğü gibi olamayabileceğini aktarıyor okura.


Okuduğum ilk Reşat Nuri Güntekin eseri olan Acımak'ta bir köy okulunda görev yapan Zehra ile tanışıyoruz. Okulu, öğrencileri için tabiri caizse saçını süpürge eden ancak iş haylaz öğrencilere gelince değişip; empati kurma, karşısındakini anlamaya çalışma ve ona acıma gibi duygulardan tamamen sıyrılmış bir hale bürünen Zehra öğretmen, hayatının en büyük dersini alıyor belki de. Doğru bildiklerinin yanlışlığını, inandıklarının aslında birer yalandan ibaret olduğunu acı bir şekilde gösteriyor hayat bu genç öğretmene.


Acımak beğenerek okuduğum bir eser oldu. Kitabın başları biraz durağan ilerlese de ardından asıl konuya giriş yapılıyor ve bundan sonrası su gibi akıp gidiyor. Okuduğum baskıda her sayfada üçer dörder tane Osmanlıca kelime yer alsa da sayfa sonlarında bu kelimelerin günümüz karşılıkları yer alıyor ve böylece okuma sırasında herhangi bir kopma yaşanmıyor. Acımak klasik bir Türk filmi gibi gelebilir bazı okurlara ancak Reşat Nuri hikayeyi öyle güzel cümlelerle süslemiş ki bu kadar da olmaz dediğiniz bazı şeyler dahi göze batmıyor. Ayrıca verdiği "Acıma duygusunu kaybeden insanlığını da kaybeder," "Ön yargılarınızdan sıyrılın çünkü bir şey sizin dışardan gördüğünüzün tam tersi şekilde olabilir," veya "Birileri gibi olmaya çalışmayı bırakıp kendi imkanlarınız dahilinde tutunun hayata," gibi mesajlar dışında dönemin memuriyet hayatına da iğnelemeler bulunmakta. Reşat Nuri Güntekin'in  okuduğum ilk kitabı olması sebebiyle diğer kitaplarıyla bir karşılaştırma yapamayacak olsam da Acımak'ı yazarın beğendiğim kitapları kategorisine gönül rahatlığıyla dahil ediyorum.
159 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
bazen her sey göründüğü gibi olmuyor. Hayatta kimsenin ne yasadıgını hissettiğini bilemessin.İnşallah karşımıza iyi insanlar cıkar diyelim.Akıcı eski kavramları cokca bulunduran ve bolca dram barındıran bir kitap.
159 syf.
·Puan vermedi
Bu nasıl ters köşedir??? Reşat Nuri Güntekin, ortaokul yıllarından beri kalemini çok ama çok sevdiğim bir yazar. O kadar dili akıcı ki hiç sıkılmadan okutturuyor. Ayrıca kendisi UNESCO’da Türkiye’yi temsil etmiş.
.
.
Acımak, Cumhuriyet öncesi yazılmış bir kitap. İdealist bir öğretmen ve uzun zamandır babasını görmeyen, sonunda babasından bir haber alıp onu görmeye, tanımaya başlayan Zehra’nın yaşadıkları anlatılmış. O kadar ters köşe yaşadım ki neye uğradığımı şaşırdım bir an Kitap, bana hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını, işin iç yüzünü bilmeden ön yargılı olunmamasını gösterdi. Aile içi ilişkileri ve sorumlulukları ders şeklinde çok iyi anlatılmış. Çok hüzünlü bir kitaptı. Okumayan arkadaşlarım var ise şiddetle tavsiye ediyorum.
159 syf.
·2 günde·10/10 puan
Ah Zehra! Ah Mürşit Efendi! Diyerek okudum satırları. Hayat böyledir işte. Sen iyi olayım, herkesi mutlu edeyim, dersin ama insanlar seni kullanır hem de acımasızca mesajını aldığım bu kitabı büyük bir hüzünle okudum. Müthiş keyif aldım. İnsan bazen yakınında olan olayları göremeyebiliyor. Rüyalarını yaşadığını sanarken bir kabusa uyanabiliyor. İşte Mürşit Efendi de tam böyle bir hayatın ortasında bir baba. Ne acı son.
159 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Kitapta ilkokul başöğretmeninin trajik serüveni anlatılıyor. Fakat bu öğretmende doğruluk, disiplinlilik, fedakarlılık olduğu gibi bi o kadar da acıma duygusu yok. Bu acıma duygusuna yön verecek birçok olay ile karşılacaktır.
Yazara gelecek olursak ; konuyu çok güzel bir şekilde ele almış. Üslup ve biçem açısından gayet ayarında bir kitap. Dili sade ve yalın . İnsanın önyargılı olup acıma duygusunu nasıl vücudundan söküp atarak hayatına devam etmesini (!) anlatan güzel hafif bir roman .
159 syf.
·Beğendi·9/10 puan
"Göz,kendini göremediği gibi anlaşılan pek yakında olan şeyleri de göremiyor..."

İdealleri peşinde koşan,görevine bağlı,disiplinli ve yaşadığı olaylar yüzünden 'acımak' duygusunu yitirmiş Zehra öğretmenin trajik hikayesini okuyoruz bu kitapta.Aslında Zehra karakterinden çok Zehra'nın babası Mürşit'in hikayesini okuyoruz desek daha doğru olur.Her şey Zehra öğretmene babasının ölmek üzere olduğunu haber veren mektupla başlıyor ve babasını son kez görmesi için babasının yanına çağırılıyor.Babasından nefret etmesine rağmen onu görmeye gidiyor.(Spoiler vermemek amaçlı detaylara girmiyorum.) Babasına ait bir sandığın içinden babasının hatıra defterini buluyor ve okumaya başlıyor...(Hatıra defterinde yazanları okurken eminim ki çok duygulanacaksınız.)

Reşat Nuri Güntekin'in kalemi gayet sürükleyici, sıkılacağınızı düşünmüyorum.Kesinlikle okunması gereken bir kitap,hem kısa zaten ;)Vee birkaç bir şey söylemek istiyorum hiçbir şey için peşin hükümlü olmayalım,bir olayı anlamak istiyorsak tek taraftan dinlemek yerine her iki taraftan da dinlemek herkes için iyi bir netice ortaya çıkarır.Zira yanlış anlaşılmaları düzeltmek istediğimizde her şey için çok geç olabilir.Bu kitabı okuduğunuz zaman ne demek istediğimi çok iyi anlayacaksınız;) Okumayanların okuması dileğiyle.Keyifli okumalar.
Acımak... Ben insan ruhlarındaki derinliğin ancak onunla ölçülebileceğine kaniyim. Evet, dibi görünmeyen kuyulara atılan taş nasıl çıkardığı sesle onların derinliğini gösterirse başkalarının acısı da bizim yüreklerimize düştüğü zaman çıkardığı sesle bize kendimizi, insanlığımızın derecesini öğretir.
Çocukluğunun ilk seneleri oldukça güzel geçmişti. Ondan sonra acılar, ümitsizlikler, isyanlarla dolu bir istirap devresi başlıyordu.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Acımak
Baskı tarihi:
Nisan 2019
Sayfa sayısı:
159
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789751026569
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İnkılâp Kitabevi
Baskılar:
Acımak
Acımak
Reşat Nuri Güntekin 1928 yılında yayınlanan bu eserinde; çalışkan başarılı fakat zaaf gösterenlere karşı acımasız olan Zehra Öğretmen ile babası Mürşit'in bakış açılarından dramatik yaşam öykülerini anlatıyor. 

Yazar, cumhuriyet öncesinde yeni mezun, idealist genç bir mülkiyelinin iş ve sosyal yaşamdaki çatışmalarını ve uyumsuz ilişkilerini anlatırken, dönemin memuriyet yaşamına, köhne yapısına ait önemli ipuçları da veriyor. Şehirden kasabalara sürüklenirken, ardında birer birer ilkelerini de bırakan genç adam hatalı bir evlilikle korkunç bir sona doğru sürükleniyor. 

Acı ve sefaletle dolu ortamdan tesadüfle sadece kızı Zehra'yı kurtarabiliyor. Acımak; aile içi ilişkileri ve sorumluluklarını, adeta ders verir gibi gözler önüne seriyor.
(Tanıtım Bülteninden)
 

Kitabı okuyanlar 21,3bin okur

  • Berkay AN
  • MANLALOLA
  • zeynep
  • Hexe
  • MUHAMMED METE
  • Ah milena
  • Velhaslblog
  • Zeynep
  • elif taşkan
  • beyza Bekmezli

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%8
13-17 Yaş
%10.9
18-24 Yaş
%26.3
25-34 Yaş
%27.7
35-44 Yaş
%16.4
45-54 Yaş
%7.7
55-64 Yaş
%1.1
65+ Yaş
%1.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%80.3
Erkek
%19.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%36.4 (1.885)
9
%21.8 (1.126)
8
%19.3 (1.000)
7
%9 (464)
6
%3.3 (169)
5
%1.4 (74)
4
%0.5 (28)
3
%0.3 (17)
2
%0.1 (4)
1
%0.1 (7)

Kitabın sıralamaları