Adı:
Clarissa
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750711961
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Clarissa
Çeviri:
Gülperi Sert
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Clarissa
Clarissa
Zweig hayatının son dönemlerinde başladığı, taslağı 1981’de gün ışığına çıkarılan ve yayıncısı tarafından tamamlanan Clarissa’da, 1902 yılından Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesine kadar geçen dönemde, dünyanın halini genç bir kadının gözünden anlatır. Avusturyalı bir subayın kızı olan Clarissa bir manastır okulunda büyümüş, eğitimini tamamladıktan sonra Viyanalı ünlü bir sinir hastalıkları uzmanının yanında çalışmaya başlamıştır. Lozan’daki bir kongrede barışsever Fransız öğretmen Léonard’la tanışır. Birbirlerine âşık olurlar. Savaş yüzünden ayrılmak zorunda kaldıklarında Clarissa hamiledir. Üstelik karnındaki bebeğin babası aynı zamanda düşmanıdır da. Milliyetçi bir histerinin kol gezdiği parçalanmış Avrupa’da bu bebeği doğurmak yalnızca kişisel bir karar değildir artık.

(Tanıtım Bülteninden)
184 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Sadece yazık olmuş diyorum. Gerçekten yazık olmuş. Böyle muhteşem bir kitabın yarım kalmasına bir kitapsever olarak üzülmemek elde değil. Eğer yazar intihar etmeyip de kitabını tamamlayabilseydi, bana göre Clarissa, Dünya Edebiyat tarihinin savaş karşıtı eserlerinin en büyüğü ve en önemlisi olurdu.

Başta da söylediğim gibi Stefan Zweig'in intiharı sebebiyle yarım kalmış bu roman da, yazar bize savaşın insanlara verdiği acıları, değiştirdiği veya yok ettiği hayatları, ortadan kaldırdığı mutlulukları, kişilerin değişen veya değiştirmek zorunda oldukları ruh hallerini, kısaca bir savaşın tüm olumsuzluklarını anlatmaya çalışıyor. Ama kitap yarım kaldığı için maalesef ki tüm anlatmak istediklerini alamıyoruz.

Kitap, başlangıçta yaklaşık ilk yüz sayfada Clarissa'nın ve ailesinin tanıtımını yaptıktan sonra esas konu olan Birinci Dünya Savaşının başlamasıyla tamamen farklılaşıyor ve dramların anlatımı başlıyor. Ama maalesef ki yaklaşık elli sayfalık bölüm henüz geçmişken sanırım yazarın intiharı geliyor ve bundan sonra roman, yayıncı tarafından adeta apar topar tamamlanarak baskısı yapılıyor.

Sanırım yazar bu kitabı yüzlerce sayfa olarak planlamıştı fakat ömrü vefa etmedi. Edebiyat dünyası da bu sebeple büyük bir eserden mahrum kaldı.

Peki kitap okunmalı mı? Kesinlikle ve mutlaka okunmalı. Yazılan bölümler bile, savaşın kötülükleri ve savaş döneminde yaşanabilecekler hakkında bize bir çok mesaj vermektedir.

Her zaman söylüyorum Zweig okumak benim için çok farklı, ayrıcalıklı ve büyük keyif alarak yaptığım bir şeydir. Bu kitabını da büyük beğeniyle okudum. Ama itiraf etmeliyim ki, kitap bittiğinde büyük bir okuma açlığı hissettim. Keşke, keşke devam edebilseydi diye çok üzüldüm.

Ben beğenerek okudum ve okunmasını da tavsiye ederim.
184 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
“Stefan Zweig’in yarım kalan romanı”
Herkesin bildiği gibi sonunu yayımcı tamamlamış Zweig bitirmeden intihar etmiş.

*(Sanırım sayfa 155’ten sonrası tamamlanmış 176 sayfa kitap, detaylı olarak gitmiş hikaye bence Zweig bunu daha da uzun olarak yazacaktı çünkü başları ve ortaları yavaşça detaylı bir şekilde akıp giderken sonları birden apar topar sonuca varıp bitti.)


Zweig deyince aklıma artık korku,intihar,savaş,umutsuzluk ve aşk geliyor..
Ve psikolojik analizleri en kuvvetli yazarlardan birisi de bana göre kuşkusuz Zweig..

Yazarımız savaş dönemini birebir yaşadığı İçin yaşadığı duyguları kitaptaki karakterlerine o kadar güzel aktarıyor ki sizde aynı heyecanı, savaşın getirdiği dehşeti,onun doğurduğu korkuyu hepsini okurken yaşıyorsunuz.
Clarisse; bu kitapta tam olarak savaşın sürüklediği çıkmazı anlatıyor yazarımız..
Yazar hayatta olup günümüzü de kaleme alsa nasıl eserler çıkardı çok merak ediyorum.

Ne kadar çok “Zweig” yazmışım..
184 syf.
·9 günde·Beğendi·9/10
Zweig hayranlığım Clarissa kitabı sayesinde devam ediyor..

Yazar, bu kitabında bir kadının gözünden savaşı ve o dönemki dünyayı anlatmış. Duygular o kadar netti ki... Yazarın kadınları da gayet iyi anlayıp yorumladığını bu kitapla iyice anlamış oldum. Bundan önce okuduğum kitapları da çok sevmiştim çünkü.

Kitap Clarissa'nın çocukluğu ile başlayıp, savaş dönemlerine doğru ilerliyor. Hayatın zorlukları, insanların takınmak zorunda kaldıkları davranışları ele alınmış. Ayrıca bir nevi yaşam mücadelesini de görüyor insan. Bir kadının nelere katlanabileceğini...

Kesinlikle tavsiye edilir.
177 syf.
·8 günde·Beğendi·7/10
Stefan Zweig’in yaşamına son verdiği için yarım kalan kitabıdır. Bu kitapta geleneksel Zweig kitaplarında olduğundan daha farklı bir hikâye okuyacağınız kesin. Kitap bana göre esas yarısından sonra başlıyor diyebilirim. Kitabın bir kısmı Clarissa’nın manastırdaki yaşamını anlatıyor. Sonra manastırdan ayrılıyor ve Profesör Silberstein’ın seminerlerine katılarak hasta bakıcı oluyor. Manastır ve doktor süreçleri biraz durgun ilerlediği için bu yüzden yarısına kadar kitap elimde biraz süründü diyebilirim. Ama yarısından sonra kitap elimden resmen akıp gitti. Özellikle son 75 sayfalık kısım desem sanırım daha doğru bir ifade olur. Kitabı tamamlayan yazarın yayıncısı olduğu için en son bölümüne bir paragraf yazıp bırakmış, bu da sanırım yazara olan bir saygının ifadesi olabilir. Ya da bu kitabın aslında yarım kalmış olmasını bir işaretle vurgulamak istemiştir diye düşünüyorum. Bu yüzden kitabın belirgin bir sonunun olmadığını rahatça söyleyebilirim. Bazı olayların biraz havada kaldığını söylemek sanırım yanlış olmaz. Bu olayları kitabı okuduğunuzda anlayacaksınız. Yayıncının kitaba bir son yazmak istememesi yine yazara olan saygıdan ileri geliyor olabilir. Ben kitabı genel olarak beğendim, ancak Zweig’in diğer Örn: Satranç, Yakıcı Sır, Korku, Olağanüstü Bir Gece vs. kitaplarında olduğu gibi sürekli yüksek tansiyonda giden bir kitap değil. Yazarı severek okuyan bir okursanız bu eserini de koleksiyona katmanızı tavsiye ederim.
184 syf.
·5 günde·7/10
Zweig'nın hayatı gibi Clarissa'nın hayatı da yarım kaldı. Yaşanması gerekirken yaşanmamış onca şey, savaş psikolojisinin hayat üzerindeki etkisi. Kitabı okurken, Zweig kendi yaşamının kaygılarını Clarissa'ya bürünerek anlatmayı seçmiş hissine kapıldım. Sanırım bunu binlerce kez söyledim ve söylemeye devam edeceğim. Zweig erkek olmasına rağmen kadın duygularını ve hislerini kağıda dökmesini çok iyi biliyor.
184 syf.
·9 günde·9/10
Bu sefer farklı bir düşünce ile girdim kütüphaneye. İlk gördüğüm kitabı alacaktım. Nasıl olacaktı bu? Kitaplarla dolu raflara bakmamaya çalışarak, adeta çocuksu bir heyecan içinde salonu bir süre dolaştım. Sonra gözümü çevirdim bir baktım ki bu güzel eseri gördüm: Clarissa. Clarissa, Zweig'in yaşamında yazdığı son eser olma özelliğini taşıyor. İnsanlar olarak genel bir algımız vardır, bir şeyin son olması o şeyi değerli kılar bizim için. Çünkü o son zamansal olarak bize daima diğerlerinden daha yakın bulunacaktır. Bu yakınlığa düşkünlüğümüz neticesinde belki de bu algıyı yaşarız. Bu algı kimi zaman bizi yanıltır. Fakat Clarissa beni bu yanılgıya çok da fazla düşürmedi.

Dikkat ettim de incelememin girişi fazlasıyla olumsuz gözükmüş, Clarissa kötü bir kitapmış gibi anlaşılmasın bu yüzden. Demeye çalıştığım şey Clarissa'nın Zweig'in diğer eserlerine nazaran sönük kalmasıdır. Bunun nedeni eserin yazarın intiharı dolayısıyla yarım kalmasıdır. Kimi eserler vardır bir hayat gibidir, o kitaplar yarım kalmış olsa bile alacağınız edebi zevk azalmayacaktır. Ama kimi eserlerde bu durum tam tersidir, kitap boyunca bir merak unsurudur alır götürür sizi. İşte bu tür eserlerde kitabın yarım kalmış olması sizi alt üst edebilir. Clarissa'da bu durum mevcut. Fakat her ne kadar yarım kalmış bir eser de olsa Zweig'in kalemi bu yarım kalmışlığı adeta tamamlıyor.

Clarissa, Birinci Dünya Savaşı döneminde yaşamış olan bir kadındır. Çocukluğunu manastır okulunda geçiren Clarissa bir insanın şahit olabileceği en kötü şeye şahit olacaktır; savaşa... Savaş sırasında savaş hemşiresi olarak çalışan Clarissa'nın yaşam öyküsünün anlatıldığı romanda Zweig yine kendi usta kalemini belli etmiş diyebilirim. Zweig'in okuduğum diğer bir eseri olan Satranç'ta hikayedeki olaylardan hareketle, bazı şeylerin sembolize edilmesi hedeflenmişti. Clarissa'da da Zweig aynı yöntemi kullanarak savaşın kötülüğünü gözler önüne sermiş.

Savaşın insanlar üzerindeki etkisi çok büyüktür. Bu vesileyle insanlar vurulup veya bir göçük altında kalarak ölmese bile çeşitli şekillerde ölebilir. Savaş, kimi insanlardaki kin duygusunu açığa çıkartır. Bu kin bireyin kendi vatanı hariç tüm milletleri kapsar. Söz konusu kin, vatanı savunma gibi bir anlam da taşımaz. İnsanlık kavramını yok eden bir duygudur bu kin. İşte bu 'kin gribini' anlatmış Zweig. İnsanların savaş ortamında şehirde veya cephelerde ne denli zorluk çektikleri, imkanların olağanüstü derecede azalması, doktorların ve hemşirelerin de en az askerler kadar emek harcaması gibi savaşın açığa çıkardığı durumlar anlatılmış. İnsanlık kavramından bahsedenlerin birer vatan haini ilan edildiği bir çağdan söz ediyoruz. Burada şahsi düşüncem, insan elbette ki kendi vatanına gönülden bağlı olmalıdır fakat bu, diğer milletleri ezerek, aşağılarak, laf ederek olmaz. Eğer böyle olmasaydı Atatürk önüne basması için konulan Yunan bayrağını yerden kaldırmalarını emreder miydi?

Bu 'savaş yansımalarının' dışında elbette Clarissa'nın hayatına da mercek tutulmuş. Zaten Clarissa'nın hayatı, 'savaş yansımalarını' yansıtan bir ayna görevi görüyor. Tüm bu olanlar elbette ki Clarissa'yı da etkiliyor. O da "savaş sonrası" insanlarının yaşadığı boşluk duygusuna düşüyor. Öyle ki, bu boşluk duygusunu siz de yüreğinizde hissediyorsunuz: Çaresizlik duygusu olarak. Kendi hayatının ipleri kimi zaman Clarissa'nın elinde oluyor kimi zaman da kendi hayatını kendisi dahi yönetemez hale geliyor. Öyle bir duruma geliyor ki, yalnızlıktan korktuğu için istemediği, sevmediği kişilerle birlikte olmanın yaşattığı boğukluk duygusunu dahi yaşıyor. Bu durumun çaresizliğini siz de Clarissa ile tanıştığınızda emin olun benim anlattığımda kat be kat daha iyi anlayacak ve yüreğinizde hissedeceksiniz. Çünkü Clarissa'yı ben değil, Zweig anlatıyor olacak.

Fakat Clarissa öyle bir yerde yarım kalmış ki kitap bittikten sonra uzun süre zihnimi meşgul etti. Acaba Clarissa'nın hayatı nasıl şekillenirdi diye uzun bir süre düşündüm. Yarım kalması elbette ki Zweig'in suçu değil, imkanlar dahilinde bu eser yarım kalmış yapacak bir şey de yok elbette fakat insan üzülmeden de duramıyor. Zweig'in usta kalemi ile nasıl şekillenirdi bu güzel eser diye kendi kendine söyleniyor. Edebiyatın bir güzel yanı da bu değil mi? Bir yazar Clarissa diye bir karakter oluşturur, eseri yarım kalsa dahi siz Clarissa'yı gerçek bir insanmış gibi hayal edersiniz; yıllarca karşılaşılmayan bir arkadaş gibi, ne yaptığını tahmin etmeye çalışırsınız. Bunun için aslında eserin yarım kalmasına da gerek yok, teknik olarak tamamlanmış bir eserde de bu durum böyle değil midir? Hikaye bittikten sonra dahi karakterlerin gelecek zamanda ne halde olacağını merak etmekten kendinizi alamazsınız. Bu açıdan bakıldığında aslında tüm kitaplar da 'yarım' değil midir? Kitap bitse dahi o ortam ve karakterler hayal dünyanızda var olmaya devam eder. İşte edebiyatın bir büyülü tarafı daha.

Clarissa'nın yarım kaldığına bakmamalı, gerçekten çok güzel bir roman. Bir kitabı tamamlayan asıl kişi okuyan kişi olduktan sonra o kitabın yarım kalmasının pek de bir önemi yoktur açıkçası. Benim düştüğüm hataya düşmeyin, kitap yarım kalmış diye diğer eserlerinden onu ayırmayın. Şimdi, yani bu incelemeyi bitirirken anlıyorum ki gerçekten de ne de güzel bir esermiş Clarissa. İnsanın kendi kendiyle çelişmesi onun iyiye doğru gittiğinin bir emaresi bana göre; bendeniz de azıcık dahi olsa iyiye doğru yol alabildiysem ne mutlu bana...
184 syf.
·11 günde·7/10
İncecik bir kitap olmasına rağmen okumam çok uzun sürdü. Çünkü araya başka kitaplar girdi ve onları okudum.
Kitabın konusundan bahsetmem gerekirse, Avusturyalı bir subayın kızı olan Clarissa'nın çocukluğu ve sonraki savaş yıllarında yaşadığı zorluklar anlatılıyor.
Okuduğum Zweig kitapları arasında en farklı olan bu kitaptı. Bazı kısımlarda gereksiz detaylara inildiğini düşünüyorum ayrıca diyaloglar genellikle yan yana yazıldığından çok karışıklık yaratıyor ve okumayı zorlaştırıyordu.
Yine de her şeye rağmen kitaptaki psikolojik tahliller çok başarılı ve okuduğunuz karakterin ruh halini anlayabiliyorsunuz. Zaten Zweig'ın bu konuda usta olduğunu bilmeyen yoktur.
Genel olarak muhteşem diyemem ama güzel bir kitaptı.
184 syf.
·2 günde·9/10
Stefan Zweig birçok okurun bildiği ve sevdiği bir yazar olmakla birlikte ben de bu topluluğa dahilim. Psikolojik betimlemeleri tüyler ürpertici derecede muhteşem. Şahsen okurken “bunları ben de hissetmiştim, ne kadar da güzel anlatmış” dediğim oluyor. Bazen hissettiklerini kelimelere dökemeyen bizler için, hisleri muhteşem anlatıp okuyucuya yansıtan bir cevher Stefan Zweig.

Clarissa adlı kitap hakkında görüşlerim ise gayet olumlu. Normalde klasikler bayar, sıkar lakin bu kitap hiç de sıkmadı. Konusu itibariyle ve yazarın kalemi sayesinde o dünyada sürüklenip gidiyor okur. Clarissa tam anlamıyla yalnız bir hayat süren, içe kapanık bir kızımız. Hiç kimseyle birlikte olmamış, kalbini açmamış kendi halinde yaşamaya çalışan ve bir anda hayatında süprizler ile karmaşık, hüzünlü, korkulu döneme giriyor. İş maksadıysa gittiği İsviçre’de Fransız bir adamla tanışır ve aşık olur. Birinci Dünya Savaşının çıkmasıyla birlikte iki düşman ülkenin vatandaşları ve aşıkları olarak Clarissa’yı oldukça zor bir dönem bekler. Ben bayıldım bu kitaba! Tabii sonu pek tatmin etmese de gayet hoş bir kitaptı. Savaşın zalimliğine gene tanık olduğumuz, kavuşulmayan aşkın derin hüznü ile okuduğumuz güzel bir eser. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Okuyunuz.
184 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Kitabı henüz bitirdim. Ve şöyle söyleyebilirim ki Zweig'in okuduğum kitapları arasından, en beğendiğim kitaplarından biri oldu. Hem içeriğinin genişçe anlatılması hemde karakterlerin hayatındaki uzun bir dönemin yansıtılması hoşuma gitti. Ama kitabın bir sebepten dolayı yarım kaldığını da düşünmüyor değilim. Çünkü devam ettirmek isteseniz en az bir o kadar daha yazabilirdiniz. Her neyse yine de teşekkür ediyoruz Sevgili Stefan'a, bizi böyle bir kitapla buluşturduğu için.

Zweig'in kitaplarının içeriklerinden bahsetmeyi sevmiyorum. O yüzden bahsetmeyeceğim. Bu kararım da hem onun çok okunan bir yazar olması sebebiyle kitaplarının zaten bilinen kitaplar olduğu gerçeği hem de kitapların kısa olması dolayısıyla anlatılacak olayların az olmasına yol açtığının tarafımca fark edilmesi etkili oldu. Bir de bu olaylardan bahsedip kitaptan alınabilecek zevki düşürmek istemediğimden.

Diğer yandan, Zweig'in okuduğum diğer kitaplarına göre farklı bir şey fark ettim. Yazar antagonist bir yaklaşım belirleyerek karakterlerin anatomilerini çizmiş.Küçük insanların, büyük resmi tamamlayanlar olduğu bir çok kez vurgulanmış. Başta Marion, Clarissa'nın babası, kendisi olmak üzere tüm karakterler acılarını başka bir avuntuyla bastırmaya çalışmış.

Tüm bunları topladığınızda kesinlikle okunması gereken bir kitap olduğunu düşünüyorum, Zweig severler için. Şöyle nacizane bir tavsiyem var ilk defa okuyacaklar için. Bu kitabı okumadan diğer kısa eserlerini okursanız, bu kitaptaki farkları görüp daha çok zevk alabilirsiniz diye düşünüyorum. Karar sizin. İyi okumalar..
184 syf.
·Beğendi·7/10
Zweig’dan seriye devam ettiğinizde Clarissa’yı okumak kaçınılmaz olur çünkü intiharından önce üzerinde çalıştığı ve ölümüyle yarım kalan ve yayıncısı tarafından tamamlanan 1.dünya savaşı yıllarını bir kadının yaşam kesitiyle anlatmaya çalışan bir romandır. Hal böyle olunca insanı bir merak sarar. Yaşamına son vermenin deminde bir zihnin içerisinden sayfalara ne dökülebilir, ne anlatabilir diye? O kararı verirken yaşadığı ruhsal durum satır aralarından yakalanabilir mi diye?

Nitekim sadece konusu ile bile bu görülebilir. Savaşın hem bir ülke hem de kişiler üzerindeki etkilerini irdelemeye çalışır. Aynı şekilde savaşın her ne sebeple olursa olsun bir aptallık ve suç olduğunu gözümüze sokar hele işin içerisinde halkların, ırkların, devletlerin üstünlük yarışı bulunursa.

Kitaptan aldığım diğer bir olgu da ‘yalnızlık’ oldu. Hemen hemen her karakterin kendine ait bir yalnızlığı vardı. Zweig’ın da bu yalnızlığı kendinde hissettiği duygusuna kapıldım, savaşın yarattığı kaos atmosferinde kabuğuna çekilen bir ruh ve sonsuz yalnızlığa atılan bir adım.

Zweig’ın okuduğum önceki kitaplarına göre üslubu biraz tutarsızdı sanki, kitabın yarım kalması ve yayımcısı tarafından tamamlanması nedeniyle olabilir. Çünkü bir paragraf okuduğumda ‘işte bu Zweig’ın tarzı ve üslubu, düşüncesi’ derken sonlara doğru 3-4 kelimelik cümleler ve yavan kalan sayfalarla Knut’ın işin içerisine girdiğini hissettirdi. Öyle ki hızlı hızlı cümleleri anlamsızca tüketirken buldum kendimi.
Yine de Zweig’in son romanı olması nedeniyle merakı ve ilgiyi hak ettirir, aynı şekilde sırf bu sebepten boğazda bir düğüm, kalpte bir sancı bırakır.
184 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Avusturya'nın edebiyattaki medarıiftiharlarından Stefan Zweig'ın intihar etmeden önce yazdığı son romanı Clarissa, oldukça beğenimi kazanan hoş bir kitap oldu. Clarissa deyince benim aklıma nedense, bir ara Trt1'de bile çıkan, Sabrina rolüyle tanıdığımız Melissa Joan Hart'ın ergen haliyle oynadığı Nickelodeon kanalındaki gençlik dizisi geliyor. Böyle pencereden odasına erkek alıp Pearl Jam ve Nirvana muhabbeti yapardı değişik bir kafası vardı, naaa naaa naalarla bezenmiş çok saçma bir açılış şarkısı vardı hem. Saçma bir yere geldi konu ama ben baş kahraman olan Clarissa'yı güzel bir kız olarak hayal ettim. Clarissa isimli bir kız çirkin olamaz gibi geldi okurken. Her neyse, yazar psikolojik analizlerini gerçekten güzel yapmış bu kitabında. Karakterlerle ilgili verdiği belirgin detaylar aklınıza güzel bir şekilde kazınmasını sağlıyor. Zweig birçok kitabında olduğu gibi kısa ve öz cümlelerle çok şey anlatma yoluna gitmiş. Bir kızın gözünden Birinci Dünya Savaşı dönemini oldukça kısa denebilecek bir sayfa sayısıyla anlatması takdir edilmeli bence. Yazar hikayeyi anlatmanın yanında bizlere savaşla ilgili düşüncelerini de aktarıyor bir şekilde. Hikaye demişken kısaca bahsetmek gerekirse; Clarissa babası Avusturya ordusunda subay olan bir kızdır ve annesini erken yaşta kaybettikten sonra uzun bir süre manastırda eğitim almak zorunda kalır. Ağabeyi askeri okula yazılan Clarissa artık kendini geçindirmek zorundadır bu nedenle bir sinir hastalıkları uzmanı olan bir doktorun asistanı olur. Fakat patronunun bir iş gezisi için Luzern'e göndermesiyle Léonard adında bir Fransız öğretmenle tanışan hanım kızımızın hayatı 180 derece değişmiştir, çünkü artık çocuk belasına bulaşmıştır. Birinci Dünya Savaşı patlak verince Léonard'dan ayrılmak zorunda kalan Clarissa oldukça genç yaşta büyük dert sahibi olmuştur, keza en önemlisi düşman bir ülke vatandaşının çocuğunu doğurmalı mıdır? Aslında kendisi macera peşinde koşan, aşırı sosyal, herkese mavi boncuk dağıtan bir kişiliğe sahip değildir fakat onun bu çekingenliği nedense hayatın bazı gerçekleriyle tanışmasına engel olamaz. Şimdi böyle bakınca bir genç kızın özel aşk macerası gibi gelse de anlatılanlar çok daha derin aslında. Stefan Zweig bizlere bir genç kız üzerinden o yıllardaki Avrupa'nın durumunu özetliyor. Titanic filminin aslında bir aşk öyküsü olmamasına benzetebilirim. Kitap bölüm olarak yıllara ayrılıyor ve savaşı az çok bilerek okunduğunda daha keyifli olmakta. Dikkatimi bir başka olay ara sıra Türkiye adı geçmesi. O yıllarda henüz Osmanlı olan devlet nedense Türkiye olarak belirtilmiş, belki yazarın yazdığı dönemin bir etkisi olabilir. Avusturya da o dönemdeki gibi Avusturya - Macaristan olarak geçmiyor zira. Oldukça merak uyandıran kitabın maalesef sonu yok yani yarım kalmış durumda. Stefan Zweig beyefendi niçin kitabı tamamlamadan intihar ediyorsunuz yakıştı mı bu yarım bırakmak size şimdi, bir roman yazıyorsun hepsini bitir öyle intihar et arkandan atlı mı kovalıyor bu acelen nedir gerçekten bir tuhafsın. Etkinlik için okumuş olduğum kitap yarım kalması dışında beni memnun etti diyebilirim. Kitabı öneren İlgen Aktürk 'e teşekkür ediyorum.
177 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Artık bir yerde sıkılırım da Stefan Zweig hevesim azalır diyerek okuduğum kitaplardan birini daha derinden etkilenmiş bir şekilde bitirdim. Hikayeyle ilgili en beğendiğim şey ise başından sonuna duygu değişiminin muazzam ayarlanmış olmasıydı. Ve tabi yazarın "o da artık huydur" bende diyebileceği "basit görünen hikayeleri sansasyonelleştirme" özelliğinden hiç bahsetmiyorum. Okumak isteyenler için nokta atışı olacaktır.
Herkes kendi başının çaresine bakmalı.
Düzene ayak uyduramayan yapayalınız kalır.
Stefan Zweig
Sayfa 97 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 8.Basım
Evet, insanın sinirlerine hâkim olması şu günlerde çok zor.
Stefan Zweig
Sayfa 102 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 8.Basım
Bir şey yaptığımız ya da yapmadığımız için
kendisinden utanacağımız birilerinin olması iyidir.
Stefan Zweig
Sayfa 98 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 8.Basım
''Basit insanlar'' diye düşündü.

''Oradalar işte tanınmayanlar.
Bunlar bizleriz işte - yeryüzüne yayılmış sayısız varlık;
Basit, sakin hayatımız dışında hiçbir şey istemeyen
bizler şurada, burada, ve her yerde.''
Stefan Zweig
Sayfa 67 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 8.Basım
Hayatım boyunca kendimi çok ender böylesine mutlu hissetmişimdir.

Her gün birisiyle konuşabilmek!
Stefan Zweig
Sayfa 78 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 8.Basım

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Clarissa
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789750711961
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Clarissa
Çeviri:
Gülperi Sert
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Baskılar:
Clarissa
Clarissa
Zweig hayatının son dönemlerinde başladığı, taslağı 1981’de gün ışığına çıkarılan ve yayıncısı tarafından tamamlanan Clarissa’da, 1902 yılından Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesine kadar geçen dönemde, dünyanın halini genç bir kadının gözünden anlatır. Avusturyalı bir subayın kızı olan Clarissa bir manastır okulunda büyümüş, eğitimini tamamladıktan sonra Viyanalı ünlü bir sinir hastalıkları uzmanının yanında çalışmaya başlamıştır. Lozan’daki bir kongrede barışsever Fransız öğretmen Léonard’la tanışır. Birbirlerine âşık olurlar. Savaş yüzünden ayrılmak zorunda kaldıklarında Clarissa hamiledir. Üstelik karnındaki bebeğin babası aynı zamanda düşmanıdır da. Milliyetçi bir histerinin kol gezdiği parçalanmış Avrupa’da bu bebeği doğurmak yalnızca kişisel bir karar değildir artık.

(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 1.206 okur

  • Başak
  • Lepistess
  • Pelin Aygün
  • Kitap Mağarası
  • Ayşe beyhan
  • Esma Varlık
  • Sena
  • Dilber Demir
  • Şeyma Demirhan
  • Mehmet goş

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%3.9
14-17 Yaş
%12.2
18-24 Yaş
%29.8
25-34 Yaş
%29.3
35-44 Yaş
%16.6
45-54 Yaş
%5.9
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%1.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%76.4
Erkek
%23.4

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%18.7 (82)
9
%24.2 (106)
8
%28.3 (124)
7
%15.8 (69)
6
%5.7 (25)
5
%1.6 (7)
4
%1.4 (6)
3
%0.2 (1)
2
%0
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları