Kitabı okurken Bruno’nun masum gözleriyle gördüğü dünyayı düşündüm. Çocuğun gözündeki tel örgü sadece bir sınırdı, Shmuel ise sadece bir arkadaştı. Ama biz biliyoruz ki o tel örgülerin ardında insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri yaşanıyordu. İşte bu masumiyet ile gerçek arasındaki uçurum, romanın en çarpıcı tarafı. Sonra aklıma günümüz geldi. Gazze’de, Doğubeyazıt’ta, Rojava’da çocuklar hâlâ savaşın gölgesinde büyüyor. Onların da gözünde tanklar, bombalar, tel örgüler belki sadece “oyunun engeli” gibi görünüyor. Ama biz biliyoruz ki o masum bakışların ardında çok ağır bir gerçek var: çocuklukları çalınıyor. Romanın verdiği ders aslında bugün için de geçerli. Büyüklerin kurduğu ideolojiler, savaşlar, çıkar hesapları… Hepsi çocukların dünyasında anlamsız. Onlar için tek anlamlı şey dostluk, oyun, güven. Ama tarih, ne yazık ki, bu masumiyetin üzerine defalarca gölge düşürüyor.
Çizgili Pijamalı Çocuk’ta sessizlik var, düşündükçe içimiz acıyor. Ve günümüzdeki savaşlara baktığımızda görüyoruz ki bu hikâye bitmedi; sadece mekânı ve zamanı değişti.
"Ah, şimdi değil. Şimdi herkesin yakın geçmişteki dehşetin asla tekrar edilmemesi gerektiği konusunda hemfikir olduğu tatlı dönemdeyiz. Ancak kolektif düşünce kısa ömürlü olur. Bizler hafızası yetersiz ve kendi kendini yok etmek konusunda son derece hünerli, dönek yaratıklarız..."