Kitabın konusu annenin babası olmadan çocuğunu kendi imkânlarıyla yetiştirme mücadelesini anlatıyor yazarın anlatımı sade bir dilde okurken okuyucuyu yormuyor du Beni en çok etkileyen karakter clarissa saydı disiplinli ve çok iyi insanları, iyi anlayan bir yapısı vardı kitabın beğenmediğim tek tarafı Çocuk anne ilişkisinin son sayfalarda anlatmaya başlamasıydı.
Kitaba çok önyargılı bakmıştım. O yüzden en son okumaya karar vermiştim. Ama okumaya başlayinca bırakasım gelmedi. Hep okumak istedim. Olaylar sürükleyici. Aslında sıkıcı gibi gözükse bile Clarissa'nın yaşadığı şeyler insani bağlıyor. Bazo konularda Clarissa'ya kızsam da aşkına bağli olmayi seçti takii bir yere kadar. Ben olsam bunu yapardım ya da bunu yapmazdım derken kitap bitti. Bittiği için üzüldügüm ama Clarissa ile tanistigim icin de mutlu oldugum bir kitap.
Kitabı içim biraz buruk sekilde bitirdim . Clarissa konusunu çok merak ederek başladığım , okudukça merakımin arttığı bir roman oldu.
Birbiriyle savaşan ülkeden iki kişinin aşkını anlatması ve daha sonra yaşanan zorlu yilları bizlere sunması sebebiyle hüzünlü bir kitap.Adindan da anlaşılacağı üzere Clarıssa nin ozelinden aktarılmış biz okuyucuya. Clarıssa nin yasadiğı çaresizlik , yanlizlik, hasret, korku , güvensizligi içimizde hissettirmis lakin sonu tüm okuyucularinda yaşadığı yarım kalmıslik/eksiklik tadıyla bitirilmek zorunda bırakılmış.
Ama herkesin genede okuması gereken bir yapıt.
"Milyonlarca lüleli peruk da taksan, arşınlarca yüksekteki kaideye de çıksan, neysen osundur."
Çok farklı bir kitap, okurken insanı bir sürü düşünceye sürüklüyor ben beğendim
Çok akıcı ve merak uyandırıcı bir kitaptı.Savaş arka planda anlatılıyor olsa da kitabın en büyük gerçekliğiydi.
Bu kitapta,savaşın olduğu bir dünyanın insanın hayatından neler alabileceğini görüyorsunuz.Bir kadının çaresizliğini görüyorsunuz.
Mutlulukların bölündüğü,ailelerin ayrıldığı ve ülkelere düşman gözüyle bakıldığı bir dünya şüphesiz en kötü dünyadır ve hayattır.
Her zaman barışın ve mutluluğun olduğu bir dünya dileğiyle...
Zweig'ın kalemini öyle özlemişim ki kitap aktı gitti. Ah kelimelerim boğazımda düğüm düğüm. Clarıssa ile hayatını mı birleştirdin ki onu da yarım bırakıp gittin Stefan.
Eğer bu kitabı sen tamamlamış olsaydın savaş konulu en kült eserler arasına girecek bir kitap olacakmış. Karakter analizleri, psikolojilerini işleyişleri öyle güzel harmanlanmış ki yazılan korkuyu, acıyı, ızdırabı, ikilemi birebir hissedebiliyorsunuz.
Clarıssa disiplinli, mükemmeliyetçi ve mesleğine aşık bir askerin kızı. Yanlış yapma gibi bir lüksü olmayan, babasının sevgisine her daim aç ve kendi kararlarını veremeyen bir kız çocuğu. Tabi bir süre sonra işler değişiyor babası görevden alınıyor ve Clarıssa hayatını kurmak zorunda kalıyor. Bu arada bir Fransıza aşık olup hamile kalıyor. Kalıyor kalmasına fakat bu sırada savaş başlayınca ayrı düşüyorlar. Artık bundan sonrası Clarıssa için hep bir ikilem...
İntihar etmeseydin nasıl bir kitap olacaktı acaba? Clarıssa'ya ne olacaktı. Bebeğine, Fransıza, eşine ne olacaktı? Kendin gibi Clarıssa'yı da yarım bıraktın.
Mutlaka okuyun. Mutlaka.
Kitap çok güzel giderken bir yerden sonra anlamsızlaşıyor. Bunun sebebi de yazarın intihar etmesi ve kalan kısmı yayıncı(emin değilim) tarafından yazılması. Bunu rahat bir şekilde hissediyorsunuz bir seyler farklılasıyor anlatım şekli biraz kayıyor ve bastaki haliyle sondaki hali karakterin böyle davranmaz diyorsunuz. Keşke zweigin kendi fikirleriyle okuyabilseydik sonları da. Benim için yetersizdi belki yarım kalsa daha iyi olurdu. Daha öncesinde de okurken yarım bırakmıştım , farkında değildim ama simdi düşünüyorum da sanırım o değişimden sonrasını okuyamamıştim. Kötü demeyeceğim ama sonları tatmin edici değildi
Sonu çok aceleye gelmiş ve hemen bir günde yazılmış gibi duruyor. Yine de bu kitaptan almam gerekenden fazlasını aldım ve yazarla savaş, devlet, toplum gibi konularda hemfikir olduğumuzu düşündüm. Zweig ' her gün binlerce insan katledilirken yasalar kimin umrunda?' diye soruyor.
Gerçekten kimin umrunda?
Zweig' in şimdiye kadar okuduğum en güzel kitabıydı. Düşüncelerini karakterler üzerinden belirtmiş ve ne kadar net olduğu da kesin. Bu adam da sonuçta gönüllü olarak orduya katılmış birisi. Daha sonra düşüncelerini bu denli değiştirecek şeyler gördü ve yaşadıysa, yazdıklarında vardır bir bildiği. Yine de kitabın sonu böyle bitmemeliydi sayın yazar. Keşke biraz daha güzel bitirseydin. Saygılar... :)
Clarissa, Zweig' in maalesef ki tamamlayamadığı bir kitap. Çok sürükleyici okudukça okuyasim geliyor. Taa ki sona yaklaşana kadar kim tamamlamışsa artık böyle bir son beklemiyordum. Kafamda soru işaretleri bıraktı. Zweig in böyle bitireceğini de sanmıyorum. Genel olarak güzel kitaptı. Sonunu boşver başı güzeldi... Tavsiye ederim.
Tüm okurlar gibi bende yarım kalan hikâye için üzgünüm tabi...
Savaşın insanlar üzerinde oluşturduğu yıkımı ve bir kadının çocukluğundan itibaren versiği yaşam mücadelesini ve zorluklarını gözler önüne seriyor yazar... Ve bu okuduklarımızın yaşanmış olması muhtemel...
Sadece kadının hayatı ve savaşın zorluklarından ziyade, savaşın ne kadar gereksiz olduğuna vurgular var. Ve toplumları devletleri ayakta tutan asıl değerlerin toplumun alt kademesinde yaşayan ismi anılmayan insanlar olduğuna önemle vurgu yapılıyor...
Keyifle okudum ve haliyle sonuca ulaşmayan bir hikâye olması bendede burukluk oluşturdu... Yinede okumaktan keyif aldım...
Stefan Zweig, Avusturyalı yazar ve gazeteciydi. Edebi kariyerinin zirvesinde olduğu 1920'li ve 1930'lu yıllarda, dünyanın en çok çevrilen ve en popüler yazarlarından biriydi.
Zweig, Viyana, Avusturya-Macaristan'da büyüdü. Honoré de Balzac, Charles Dickens ve Fyodor Dostoyevski gibi ünlü edebiyatçılar hakkında Üç Büyük Usta (1920) ve belirleyici tarihsel olaylar hakkında Yıldızın Parladığı Anlar (1927) adlı tarihsel incelemeler yazdı. Ayrıca Joseph Fouché (1929), Mary Stuart (1935) ve Marie Antoinette'nin biyografilerini yazdı. Zweig'ın en bilinen kurgu eserleri arasında Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu (1922), Amok Koşucusu (1922), Korku (1925), Karışık Duygular (1927), Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat (1927), psikolojik roman Sabırsız Yürek (1939) ve Satranç (1941) yer almaktadır.
1934 yılında Almanya'da Nazi Partisi'nin yükselişi ve Avusturya'da Ständestaat rejiminin kurulmasının bir sonucu olarak Zweig, İngiltere'ye göç etti ve 1940 yılında kısa bir süre New York'a ve daha sonra yerleştiği Brezilya'ya taşındı. Son yıllarında bu ülkeye aşık olduğunu ilan edecek ve Brezilya, Geleceğin Ülkesi adlı kitabında bu ülke hakkında yazacaktı. Yıllar geçtikçe Zweig, Avrupa'nın geleceği konusunda giderek daha fazla hayal kırıklığına uğradı ve umutsuzluğa kapıldı. 23 Şubat 1942'de Petrópolis'teki evlerinde eşi Lotte ile birlikte aşırı dozda barbitürattan ölü bulundu. Eserleri birçok film uyarlamasına temel oldu. Zweig'ın anı kitabı Dünün Dünyası (1942), I. Franz Joseph yönetimindeki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun çöküş yıllarındaki yaşamı betimlemesiyle dikkat çeker ve Habsburg İmparatorluğu hakkındaki en ünlü kitap olarak anılır.