Adı:
Gömülü Şamdan
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053326168
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Begrabene Leuchter
Çeviri:
Regaip Minareci
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Süleyman'ın tapınağından çıkan, Yahudilerin kutsal emaneti yedi kollu şamdanın 455 yılında Roma'yı yağmalayan Vandalların eline geçmesi, kentin Yahudi cemaatinde şok etkisi yaratır. Cemaatin yaşlıları, olan biteni gelecek kuşaklara aktarması için o sırada yedi yaşında olan Benjamin'i de yanlarına alarak kutsal Menora'yı denizaşırı yolculuğuna uğurlarlar. Seksen yıl sonra aynı Benjamin, şamdanı Yahudilere geri vermesi için İmparator İustinianos'a yalvarmak üzere Bizans'a gider. İustinianos'un Kudüs'teki bir Hıristiyan kilisesine gönderdiği şamdan, orada kaybolmuştur. Ancak Zweig Gömülü Şamdan'da söylenceye bir gün yeniden kavuşma umudu barındıran bir final atfeder. 
(Tanıtım Bülteninde)
Kitap alamayan çocuklara kitaplar hediye edeceğim Youtube kanalımda, kitaplardaki alıntılar hakkında videolar hazırlıyorum. Destek olmak isterseniz abone olabilirsiniz: http://bit.ly/alintilarlayasiyorum

Pandora'nın Kutusu, Ahit Sandığı, eski basım Kur'an-ı Kerim'ler, gömülü şamdan...
Kimine göre iddiadan ve rivayetten ibaret, kimine göre ise hayatın ta kendisi kelimeler bunlar.

Kitabın başrol kahramanı Yahudilik inançlarının devamı için kendilerini ve dolayısıyla da kutsal nesneleri olan şamdanlarını korumaya çalışan Yahudiler değil aslında.
I. Justinianus yani namıdiğer 527-565 döneminde Doğu Roma İmparatorluğu'nun başında olan adam. Bu adamı kısaca tanımak istersek bir rivayete göre şöyle denilir; I. Justinianus 537'de İstanbul’da Aya Sofya kilisesini ibadete açarken; "Ey Süleyman senin mabedini de geçtim." diye haykırmıştır. Bu söylem ise bana Atreyu grubunun Can't Happen Here şarkısının nakaratında :
"Senin tanrın benim tanrımı biliyor mu? / İşte bu, dünyanın nasıl son bulacağıdır." sözlerini hatırlattı.

Bir gün Ankara'da Hacı Bayram Veli Camii'ni gezerken rehber bize bir şeyler anlatmaya çalışıyordu. Camiinin yanında bulunan Ogüst Mabedi kalıntılarından kalan harabe duvarlarla caminin ana aksını oluşturan duvar arasında bir açı vardı. Ve bu açı Hristiyanlara karşı şöyle bir mesaj iletmekteydi : "Sizin inanışınız ve yönelişiniz yanlış, bizim inanışımızın doğruluğunu da işte bu aramızdaki açının miktarı belirtmektedir."

Peki, neden bunları anlatıyorum? Yahudiler Gömülü Şamdan kitabında Hristiyanlarla, Haçlılar günümüze yakın bir tarihteki savaşlarda Müslümanlarla ve günümüz Müslümanları da yine birtakım Müslümanlarla dinlerini ve takvalarını kapıştırıyor iken neler bizi farklı kılıyordu bu kitaptaki şamdanın ilginç ve mistik yolculuğu kadar?

Şu anda dünyanın Doğu ülkelerinde birileri sabah kalkmış, Hint çayını içmiş, meditasyonunu yapıyor. Batı ülkelerinden birinde ise birileri sabah kalkmış, evine en yakın kilisesine gidip vaftizini yaptırıp bir güzel aklanıyor paklanıyor cillop gibi yeniden doğmuş oluyor. Doğu spiritüel açıdan Nirvana'ya (Kurt Cobain olan değil) ulaşmayı kendine amaç edinmişken Batı ise havariler, papazlar, keşişler, onların heykelleri, eski papazların tasvirleri, gravürler, freskler, Dor, İyon ve Korint nizamında sütunlar, planlamaları ve yönelimleri ile mana değil de tam bir madde felsefesi ile arayışlarını ve amaçlarını ortaya koymuş kiliselerden, bazilikalardan ve katedrallerden oluşuyor. İşte tam olarak da Şamdan'ın yolculuğuna sebep olan bu tinsel arayış çağlar boyunca gerek bu şamdana, gerek Ahit Sandığı'na gerekse eski basım Kur'an-ı Kerim'lerin günümüze kadar bir şekilde ulaşmasını sağlıyor. Belki bizden 1400 yıl önce yaşamış olan insanlar da bizim şu anki hayat tarzımızı çeşitli kutsal kitaplara göre belirlememizi sağlarken kitapta yaşanan tinsel ve kalıcı arayışın azmi gibi olaylar geçti başlarından, kendileri için değil de sanki kendilerinden sonra gelecek bir dahaki nesiller için bir zaman kapsülü niteliğinde tapınaklar, kitaplar ve madde-mana arasında gidip gelen çeşitli dinler ve tanrılar bıraktılar 21.yy insanlarına.

Gömülü Şamdan bugüne kadar Zweig'a dair okuduğum 11.kitaptı. Tinselliğin bu kadar baskın olduğu başka bir kitabını okumamıştım. Kendisi sayesinde çeşitli dinlerin maddelere ve cansız nesnelere yüklediği tinsel ve canlı anlamlara şahitlik etme fırsatı buldum. En önemlisi de Süleyman'ın Tapınağı olarak adı geçen Kudüs'teki ilk Yahudi tapınağı hakkında çeşitli bilgiler öğrenmeme fırsat sağlamış bir kitap oldu. Aynı Mısır'daki piramitler gibi bu tapınak da sadece firavunlara mezar, ya da hahamlara salt bir ziyaret merkezi olmak için tasarlanmamıştı.

--- Ömer Çelakıl mode on ----
Süleyman'ın Tapınağı hakkında küçük bir araştırmadan sonra dinler ve mimarlık tarihi açısından önem teşkil edecek şu siteyi buldum, ilgilenenler için çok keyifli bir okuma olabilir : https://saklitarih.wordpress.com/...naginin-buyuk-sirri/
---- Ömer Çelakıl mode off ----

Zweig'ın bugüne kadar okuduğum kitapları bir yana, bu kitabı bir yana. Huzuru toprağın üstünde değil de toprağın altında arayanlara selam olsun.
İlk incelememi yapacağım bu kitabı benimle başka bir Zweig kitabıyla (mürebbiye) okuyan aynı zamanda kitabın sahibi sevgili dostum Pınar Yiğitcan a ithaf ediyorum...


Aslında Yahudiler ve Müslümanlar ne kadar da benzerler...

Kitabımız; Yedi kollu şamdan'ın (Menora'nın) hikayesini anlatır. Kitabı okuyunca alışıldık Stefan Zweig den uzaklaştığınızı fark edip; daha çok yahudilik dini temalı bir hikayeyle baş başa kaldığınızı fark edeceksiniz. Pişman mıyım okuduğuma? Tabii ki de hayır:) Yedi Kollu Şamdan ı merak edip biraz araştırma yapmak istedim ve edindiğim bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum: http://www.dunyadinleri.com/...-nedir-neyi-simgeler Sizin de görmüş olduğunuz gibi Sevgili Zweig, gerçek bir olaydan, olgudan ve dini bir sembolden yararlanıp, kendi duygu ve hayal gücünü de katarak kitabını hazırlamış. Neden Yahudiler ve Müslümanlar benzer dedim? Çünkü bu kitaptan ve yine geçmişte okumuş olduğum şu kitaptaki bilgilerimden yararlanarak söylemek istiyorum; Yahudilik ve Dini Çoğulculuk Yahudilikte de sünnet olmak vardır. Tanrı inancı (Tabii ki buradaki Tanrı Allah değil:)) ve aileye bağlılık (Müslümanlardaki babaya duyulan bağlılığın aksine, Yahudilerde anne çok kutsaldır. Hatta evliliklerde erkek kadın evine iç güveysi gelir.) vardır. Aradaki tek fark; Yahudiler çoooook çalışkanlardır. (Televizyon, kozmetik, kola, temizlik ürünlerinin öncü markaları hep yahudi ürünleridir) Bu kadar bilgi verip kitaba geçmek istiyorum:


Küçük bir çocuk; o küçücük kalbiyle yedi kollu şamdanı korumak istiyor. Neden mi? Çünkü günümüzdeki manzaraya rağmen (yahudi-hristiyan dostluğu!!!) eskiden Hristiyanlar Yahudileri insandan saymazlarmış. Onların hiçbir şeyini önemsemez, Zweig in de değindiği gibi, yolda dönüp de bakmazlarmış. Bu yüzden doğal olarak, şamdanı onlardan (yahudilerden) ayırmak istemişler. Bu küçük adam da dedesinin de söylemleriyle bu şamdana hayranlık duyup onu başkalarının eline geçmeden kurtarmak istediği için, tüm hayatını verir. (Uğruna kolunu bile kırar.) Tam 88 yaşına vardığında kendi yaşam alanlarında kutsal biri olarak sayılır. Çünkü şamdan uğruna kolunu kırmıştır. Çünkü aralarında şamdana dokunan tek kişidir. Bir olup şamdanı Bizans Padişahından almak isterler. Peki başarabilecekler midir? Yoksa Tanrı onlara bunu da mı fazla görecektir? Kitap işte tam da bunu ele alıyor. Şimdi Zweig in neden yolundan çıktığını anlatabildim mi?


Kitap böyle Yahudi dini üzerinde çok durunca ben de Zweig in yaşamını merak ettim. Neden Yahudiler üzerinde bu kadar durmuş bu kitapta diye sorgulayıp araştırdım ve Zweig in aslında yahudi kökenli olduğunu öğrendim. Aksi takdirde bu kadar hakim olamayacaktı bu kitaba. http://www.yasamaugrasi.com/...rleri-1881-1942.html

Benim diyeceklerim bu kadar. Size araştırmalarla Zweig i takdim ederekten bu güzel kitabı okuyabileceğiniz bir kitap olduğunu belirtip başka kitaplarla buluşmak temennisiyle iyi okumalar:)
Yine geldik bir Zweig eserinin sonuna daha. Beklentiler her zamanki gibi karşılandı. Yazar yine konuyu işleyiş ustalığını kullanmış, sıkmadan, yormadan okuttu kendini. Genel tarzından farklı olarak bu kitabında dini ögeler üzerinden ilerlemiş. Geçmişten gelen gerçek bir konuyu ele alıp bunun üzerinden kendince bir son yaratması bana Livaneli'yi anımsattı. Bir çok bilgi de edinmiş oldum.
---- Kitabın baş unsuru olan Yedi Kollu Şamdan hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. "Menora" ya da "Menorah" olarak adlandırılan, Yahudilerin en eski dini sembollerinden olan, Kudüs Tapınağı'nda ve Çadır Tapınak(Mişkan) 'ta zeytinyağı ile yakılan bir şamdan. Musa'nın Sina Dağı'nda gördüğü Yanan Çalı'yı simgeliyormuş. Tapınağın var olduğu zamanlarda Kohen tarafından günde iki kere Tanrı'nın dünyaya ışık saçmasını dilemek için yakılırmış. Ortadaki kol sağındaki ve solundaki üçer kolu yakmak için kullanılırmış. Yedi kolun anlamı konusunda da çeşitli iddialer ileri sürülmüş. Bunlardan birisi; yedi sayısının Tanrı'nın dünyayı yedi günde yaratmasından, diğeri de Mısır'dan çıkışla Sina Dağı'nda On Emir 'in alınışı arasında geçen 7 haftayı simgelemesinden öne gelmesi.
---- Kitap içeriğine gelecek olarsak; çok eski zamanlarda Süleyman'ın yaptığı kutsal tapınağın yıkılması ve yağmalanması neticesinde Yahudiler için önemli bir dini sembol olan Menora'nın çalınması, Kudüs'ten Babil'e oradan Roma'ya götürülüşü, inançları dolayısıyla bu insanların da sürekli onunla birlikte göç hayatı yaşaması anlatılıyor. Bir gün bu kötü talihin tekrar onları bulmasıyla şamdanın Roma'dan Vandallar tarafından yine çalınması ve Kartaca'ya götürülmesiyle birlikte bir kaç yaşlının yanlarına 7 yaşındaki Benjamin'i şamdanı son gören ve olayın tanığı olarak yanlarında götürmesiyle asıl hikaye başlar. Benjamin şamdanı almaya çalşırken kolunu kaybeder ve bir şey yapamazlar, şamdan götürülür. Yıllar sonra tek tanık olarak kaIıp iyice yaşlanmıştır. Yahudiler gözünde de kutsal bir kişi olarak görülüyordur. Bir gün Bizans imparatorunun Vandalları yendiği ve onları yağmaladığını duyduklarında tekrar harekete geçerler ve Benjamin'in Menora'yı tekrar alabilme çabası içinde geçen hikaye anlatılır. Eserin en sürükleyici olduğu kısımalr burasıdır. Gerçek hayatta akıbeti bilinmeyen durum Zweig tarafından çok başka bir şekilde sonuca bağlanmıştır.
---- Yazar konu üzerinden sık sık Yahudilerin toplum tarafından hor görülüşünü, göçebe hayatını, kaçak göçek, korkak bir şekilde yaşayışlarını işlemiş. Çektikleri zorluklara rağmen inanışlarına olan kuvveti ve tanrısal sembellorinin peşinden gidişlerini sıkmadan anlatmış. Tabii ki bu işleyiş biçimine kendisinin de Nazi döneminde çektiği sıkıntılar büyük etki etmiştir.
---- İnsanların inandıkları şeyler uğruna neler yapabileceğini, umutlarının diri kalışını, yaşama tutunuşlarını görüyoruz. Bu bazen dini bir inanç biçimiyle bazen de hayata bakış açımız ve ideallerimizle kendini göstermez mi? Kimisi spesifik bir inanç üzerinden hayatını sürdürür, kimisi de bu tarz şeylere inanmaz ama idealleri, bir yaşama amacı vardır. Bu şekilde mutlu olup ayakta kalır. Belki de insanın tüm hayatını yönlendiren en büyük temel etmen bir şeylere olan inancıdır diye düşünmeden edemiyorum. İnsan dediğin ayakta kalmak için hep bir şeylere tutunmak zorunda hissetmez mi?
Kitabı açıp okumaya başladığımda, Zweig okumayı ne kadar özlemiş olduğumu fark ettim. Öyle ya Nisan ayında okuduğum, ''Yakıcı Sır'' isimli eserini okuyalı aylar geçmişti. Bu sürenin, benim gibi Stefan Zweig hayranı bir kişi için çok uzun bir zaman dilimi olduğunu bu vesileyle anlamış oldum.

Kitaba gelince Yazar, bu defa kutsal ve mistik bir konuyu bizim için kurgulamış ve o, kendine özgü, sakin ve derinlikli anlatım şekliyle bize aktarmış. Kitapta Yahudi toplumu için kutsal önem taşıyan yedi kollu şamdan' ın, Kudüs'ten ayrıldıktan sonra Roma'ya getirilip burada muhafaza edilirken, Vandal'ların Roma'ya saldırısı sırasında onlar tarafından ele geçirilmesi ve daha sonraki yolculuğu anlatılmaktadır.

Bütün Zweig kitaplarını okurken aldığım okuma zevkini, aynen bu kitapta da yaşadım. Kitap sona ermesin diye çok istiyorsunuz ama maalesef her şeyin bir sonu oluyor. Kısaca söylemek gerekirse, Zweig severlerin mutlaka okuması gereken bir kitap diyorum.
Merhabalar Gömülü Şamdan Lyon’da Düğün gibi Stefan Zweig’in beğenmediğim kitaplarından biridir.Stefan Zweig okumaya başlayacak olanların bu eserlerle kesinlikle başlamaması gerekiyor.Mesela Satranç,Olağanüstü Bir Gece,Bir Çöküşün Öyküsü’nü okuyabilirsiniz.Bu eserde dinin yoğunlukta olduğu bir kitap Yahudilerin anlatılığı bir eser.Konu olarak yahudilere emanet edilen yedi kollu şamdan olan Menora vandalların eline geçince cemaatin şamdanın peşine düşmesiyle bulunması için yapılan çabalar dile getiriliyor.
İyi Okumalar Dilerim
Yine bir Stefan Zweig eseri.. Diğer eserlerinde olduğu gibi bu da çok akıcı ve sade bir dille yazılmış. Kitapta Yahudilerin en eski sembollerinden biri olan Menora isimli 7 kollu şamdanın yolculuklarını anlatıyor. Menora, Musa'nın Sina Dağı'nda gördüğü Yanan Çalı'yı simgeliyormuş bu da internetten edindiğim bir bilgi.
Menora'yı kutsal topraklarına döndürmek için verilen çabaları çok akıcı bir dille anlatmış. Herkese tavsiye ederim. Keyifli okumalar :)
İnsan olarak insana ne çok dar ediyoruz yaşamı, ne çok umursuyoruz rengini, dilini, dinini. Ne çok sığıntı gibi hissettiyoruz bizden olmayana ve en çok bize kendini.
Ne çok bulamıyoruz yerimizi yurdumuzu, dolaşıp duruyoruz yedi kollu bir şamdan peşinde "kutsal" diye. Ne çok yaralıyoruz kendimizi, ne çok anlam yüklüyoruz.
Ne çok ölmek bilmiyoruz görevler edinip kendimize, ne çok huzurdan uzak cebelleşiyoruz yaşam içinde.

İlk kez bir masal okudum yazardan, çok da başarılıydı bence bu konuda. Kendi dolaşıp duran peşinde de koca bir topluluğu sersefil oradan oraya dolaştıran yedi kollu bir şamdanın masalı bu.

[Minik Spoiler]
Yahudiler için çok çok önemli olan Menora şehirleri her yağmalandığında haydutların hazinesine katılıyor ve dere tepe aşıyor ancak kimsenin elinde kalmıyor, durmaksızın dolaşan bu şamdanı en son bir gece uykusundan dedesi tarafından uyandırılan Benjamin görüyor, son yolculuğuna çıkmadan önce. Şamdanı son gören kişi olarak neredeyse peygamber ilan ediliyor Benjamin Yahudiler tarafından. Ardından 88 yıl boyunca başka ellerde duruyor şamdan, Benjamin yaşlanıyor üzerinde koca bir yükle. Ölmek istiyor, ölemiyor. Ve sonunda bir kolu son kez şamdanı elinde tutabilmek uğruna vandalın sırtına atladığından kırık, yollara düşüyor imparatordan kendilerine ait olanı istemek için.

Kitap boyunca çok mu anlam yükleniyor diye düşündüm eşyalara, kendimizce görünmeze inanmak için işaretlere takılıp kalıyor muyuz diye. Yahudiler diğer milletler tarafından ne yaşamak zorunda bırakılmış olursa olsun, en büyük eziyeti kendilerine yapıyorlar. Yeri yurdu belli olmayan bir şamdanın peşinde yersiz yurtsuz kalarak.

Şamdanın sonunda yerini bulduğu sıralarda kullanılan şu cümle "çünkü insanların ihtiraslarından bu dünyada yalnızca ölüler kurtulurdu." her şeyi yerine oturttu benim için.

Yaşam yaşayan için bunca kaosken, ölen için ne gereksiz.

Anlatım açısından zor ve detay bir kitap değil hatta bir yolculuk süresince bitirilebilir ama düşüncelere (özellikle insanların kendilerine biçtikleri anlam ve seçtikleri yollar hakkında) bol dalan biriyseniz epey oyalanabilirsiniz.

Keyifli okumalar!

Soru: Şamdanın "Yanan Çalı"yı temsil ettiğini okudum, bilginiz varsa benimle paylaşır mısınız?
Zweig, bu eserinde okuyucuyu diğer öykülerinden daha farklı ve kutsal bir yolculuğa çıkartıyor. Zweig'in eserlerini ilk kitabını okuduktan sonra beğendim ve diğer kitaplarını da okumaya başladım. Ancak ilk okuduğum 4 kitabı neredeyse beni bunalıma sokuyordu. Son hepsinde neredeyse aynıydı ve kitabın kahramanı hep intihar ediyordu.  Gömülü Şamdan okuduğum 6. kitabı ama bu kitap diğerlerinden daha çok etkiledi beni. Betimlemeler, anlatımlar yine Zweig tarzıydı ama hikayesi diğer okuduklarımdan çok daha farklı ve daha etkileyiciydi. 
Bu kitabı ilk başta beğenilmediği için sona bırakmıştım. Yanlış yapmışım. Kitabı elime aldığımda beni o tarihe götürdü. Yahudilerin kudretsizliğini anlatıyordu. Kudüsü işgal etmişlerdi her yeri sömürmüş Süleyman mabedini yıkıp, Menora'yı alıp götürmüşlerdi. Ellerinden gelen tek şey duaydı. Yapacak hiç bir şeyleri yoktu.
Sürükleyici bir kitaptı diğer kitaplarından farklıydı Zweig'in. Benim çok hoşuma gitti. Galiba en beğendiğim romanı bu.
Yahudilik için kutsal hazinelerden -ya da nasıl demeli- emanetlerden birisi olan yedi kollu şamdanın, Menora'nın ilginç yolculuğuna tanıklık ediyoruz Zweig'ın bu kitabında. Bu önemli şamdanın, kutsal Kudüs topraklarına geri dönmesi için çabalayan Benjamin, kitabın ana karakteri konumunda. Henüz çocukluktan, 7 yaşından beri içinde olduğu bu dini ve kutsal serüvende bakalım acılarla sınanmış Benjamin, dini ve kutsal görevinde başarılı olabilecek mi?

Zweig'ın, konusu itibariyle istemsiz olarak kitabın dörtte üç buçuğundan fazlasında "Yahudiliğe Giriş" dersi gibi, din hakkında bilgi vermesi biraz edebi yönünü kaçırmış olsa da, yine de Zweig ve onun insan, şehir, ülke tahlilleri için okumaktan üzüntü duymadığım bir eserdi. Ayrıca işin içerisinde İstanbul'un da, Bizans İmparatorluğu zamanlarında da olsa, hikayeye dahil edilişinde içimde bayrakları asan bir ben olmadı değil. :
Setefan Zweigden alışkın olmadığımız bir hikaye bir mit bu defa karşımızda.
Gömülü şamdanda alışıla gelmiş tek şey Zweig'in açık, anlaşılır, akıcı üslubu ile insanın hayal dünyasını tetikleyen betimleme ve benzetmeleri ve eşsiz mübalağaları.Yine her harf bir kelimede, her kelime bir cümlede olabileceğinin en güzeli suretinde hayat buluyor.
Kitaba dönelim yine..
Bir defa bu kitapta Yahudi inancında yedi kolunda yedi anlam yüklü binlerce yıllık bir şamdan üzerinden çile, sürgün, itilmişlik, yalnızlık, yurtsuzluk gibi Yahudilere tarih boyunca yol arkadaşı olmuş hususlara vurgu yapılmış.
Bir mit üzerinden neredeyse Yahudiye ait ne kadar rutüel varsa hepsini öğretmesi ve aktarması yönüyle ciddi bir propaganda.
Ama en önemlisi aslında bu eser tipik destan tanımı ışığı altında ( yiğitlik, aşk, dostluk, ölüm ve yurt sevgisi gibi temalar göz önünde bulundurulduğunda) ciddi bir destan özelliği taşımakta.
Zweig'in anlatımda ki başarısı ise şüphesiz sadece kendi Allah vergisi yetenekleri ile sınırlı değil.Nazi zulmü,sürgün ve kaçışı ile birlikte barışçıl tüm hayallerini yitirmenin yarattığı acıyı bütün hücrelerinde hissetmiş, en nihai tahlilde bu durum onu intihara götürmüştü. Duyguyu geçirmede sıkıntı çekmeyişi bundan.
Zweig'in daha önce okuduğum tarzı dışında yer alabilecek tarihsel bir roman okudum. Yahudilerin tanrı ve kararlarıyla ilgili çelişkileri hiç bitmeyecek sanırım. Hz. Musa'nın, kendisine tabi olanları Mısır'dan çıkarışında da benzer olaylar olmuştu. Bu kitabı okurken de bir filmi anımsadım: 2008 yapımı God on Trial (Ölümün Soluğu). Bu filmde, 2. Dünya Savaşı sırasında bir toplama kampında ölümü bekleyen bir grup Yahudinin tanrıyı yargılamaları konu ediliyordu. Zweig'in kitabı da filmi çekilebilir nitelikte.
Belki de bizim gerçek yolumuz budur:

Hüzünle geriye ve özlemle ileriye bakarak,
huzuru arayarak ama daima huzursuzluk içinde olmamızdır.
Stefan Zweig
Sayfa 36 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları 8.Basım
"Ancak Tanrı katında hiçbir şeyin olanaksız olmadığına tekrar tekrar mazhar olmak avutucu ve eşsizdir.
Stefan Zweig
Sayfa 65 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
" İnsan yüreği her zaman önce yüceltip, sonra düş kırıklığıyla kendi sıkıntısının içine fırlattığı insanlara cephe alır. "
...çocuk okuma yazma bilmiyordu henüz ,ama şunu öğrenmişti: Yeryüzünde her şeyden ve herkesten korkmak gerekirdi.
Stefan Zweig
Sayfa 18 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gömülü Şamdan
Baskı tarihi:
Aralık 2015
Sayfa sayısı:
120
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786053326168
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Der Begrabene Leuchter
Çeviri:
Regaip Minareci
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Süleyman'ın tapınağından çıkan, Yahudilerin kutsal emaneti yedi kollu şamdanın 455 yılında Roma'yı yağmalayan Vandalların eline geçmesi, kentin Yahudi cemaatinde şok etkisi yaratır. Cemaatin yaşlıları, olan biteni gelecek kuşaklara aktarması için o sırada yedi yaşında olan Benjamin'i de yanlarına alarak kutsal Menora'yı denizaşırı yolculuğuna uğurlarlar. Seksen yıl sonra aynı Benjamin, şamdanı Yahudilere geri vermesi için İmparator İustinianos'a yalvarmak üzere Bizans'a gider. İustinianos'un Kudüs'teki bir Hıristiyan kilisesine gönderdiği şamdan, orada kaybolmuştur. Ancak Zweig Gömülü Şamdan'da söylenceye bir gün yeniden kavuşma umudu barındıran bir final atfeder. 
(Tanıtım Bülteninde)

Kitabı okuyanlar 768 okur

  • Dante Quintana
  • Selma Kavurmacıoğlu
  • Meltem ks
  • Aden Amelya
  • fatih demir
  • İrem
  • Ufuk Kurt
  • Okan K.
  • İlayda
  • Bayram Kara

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6.2
14-17 Yaş
%6.2
18-24 Yaş
%26.3
25-34 Yaş
%30.1
35-44 Yaş
%23
45-54 Yaş
%5.3
55-64 Yaş
%1.4
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%61.6
Erkek
%38.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.6 (53)
9
%15.6 (50)
8
%26.3 (84)
7
%22.8 (73)
6
%10 (32)
5
%3.1 (10)
4
%3.4 (11)
3
%1.9 (6)
2
%0.3 (1)
1
%0

Kitabın sıralamaları