Adı:
Günlükler
Baskı tarihi:
1997
Sayfa sayısı:
468
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755107561
Orijinal adı:
Tagebücher
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Yüzyılımızın önde gelen düşünür ve yazarlarından Stefan Zweig'ın Türkçede ilk kez yayımlanan "Günlükler"i, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının acılarına tanık olmuş, bu acıları derinden yaşamış bu duyarlı insanın, yaşadığı dönemle ilgili düşüncelerini, iç dünyasını açıkça ortaya koyan birer belge niteliğinde. Yaşamının son yıllarını önce İngiltere'de, sonra da Brezilya'da gönüllü sürgünde geçiren, sevdiği insanlardan, alıştığı çevreden uzak düşen, dünyanın çöküşüne, inandığı, değer verdiği kavramların yıkılışına, bozuluşuna daha fazla katlanamayacağını düşünerek karısıyla birlikte 1942 yılında intihar eden Zweig, özellikle İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve savaş yıllarında, asla onaylamadığı, nefret ettiği Hitler'in ırkından gelmenin acısını taşımak yanında, dünyanın içine sürüklendiği felaket ortamına dayanamadığı için de melankoli sınırlarına dayanan bir karamsarlığa düştü...
(Arka Kapak)
468 syf.
·45 günde·8/10
31 yaşında başlayıp 59 yaşına kadar belirli dönemlerde tutulmuş bir takım notların, bilgilerin, içsel duyguların anlatıldığı dokuz adet defterin toplamıdır bu günlükler. İlk kez 1988 yılında Almanya’da yayımlandı.
Aslında Zweig ilk günlüğünü 2 yıl boyunca aralıksız tutmuş ama çalınması onun şevkini kırmış. Sonra tekrar tekrar düşünüp başlamış yazmaya. Yazmaya başlamasının nedenini şöyle belirtiyor:
“Eski günlüklerimden birini okurken, birden belleğimin ne kadar donuklaştığını, tehlikeli, hastalıklı derecede donuklaştığını hissettim.”

1918 yılında ara verdiği günlüklerine 1931 yılında kısa süreliğine geri dönmüştür.Daha sonra 2. Dünya savaşı yıllarına kadar yine uzun bir ara vermiştir. Eşi Lotte ile evlenince tekrar başlamıştır. Günlüklerin ilk kısımlarında kadınlara düşkünlüğü, ufak serüvenleri yer alıyor. Zweig geleceği belirsiz ve kaçamak ilişkileri seviyordu. İfşa etmek gibi olmasın ama sokak kadınları ve fahişelerle günübirlik aşklar yaşıyordu.

İnsanların açılmalarını sağlamalarının, bütün utanç duygularını bastıran bir içtenlikle en gizli düşüncelerini bile söyleme ihtiyacı uyandırmasının en doğal ve gizli yeteneği olduğunu düşünüyor Zweig.
Aslında Zweig’in bu kişiliği “Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu” kitabına çok güzel yansımış. Benim en sevdiğim hikayelerinden birisi bu kitap. Kitaptaki kadın karakter fark ettiyseniz hem hayat kadını rolüne bürünüyor hem de saf, masum aşık... Aslında Zweig aslolan ve olmasını istediği iki karakteri birlikte yoğurmuş. Ve kitaptaki erkek karakter Zweig’in kendisinden başkası olamaz! Bunu bu kitabı okuduktan sonra sizler de daha iyi anlayacaksınız. O erkek karaktere kitabın sonunda çok kızdık öyle değil mi? Aslında Zweig de birlikte olduğu günü birlik kadınları hatırlamıyor, “Dost” dediklerinin dışında....

|.Dünya savaşı dönemlerine bir de Viyanalı bir gazeteci gözüyle bakıyoruz.Zweig 33 yaşında askere alınıyor bu sebeple iç buhrana daha kapsamlı daha geniş bir çerçeveden bakmamıza olanak sağlıyor.

Yanına iki bavul alıp birisine dünyevi ihtiyaçları olan giysilerini koyup ikincisine ruhsal hazırlığı olan müsveddelerini koyup gezen yurtsuz bir gezginde aynı zamanda Zweig. İki tane büyük savaşı ve o kasveti yaşamış bir yazar.Günlüklerini okuyunca bu dramı çok daha iyi anlıyorsunuz.En acısı da 2. Dünya savaşı günlüğü.
Aslında sanılanın aksine Zweig dolu dolu bir insan herşeyden zevk almaya çalışıyor. Savaşın soğukluğu onu da etkisi altına alıyor sonraları. Onu intihara iten sebep 2. Dünya savaşı zamanlarında ülkesinde sevilen ve popüler bir yazar aynı zamanda sürekli bir yerlerde konferans veriyor. Yine konferans sebebiyle gittiği bir ülkede Almanya’nın Polonya’ya savaş ilan etmesinin üzerine resmen savaş başlamıştır ve Zweig orda eşiyle yaşamak için güzel bir ev satın almıştı onun tadilat işleriyle uğraşıyor ve çok pahalıya sipariş verip özel olarak yaptırdığı mobilyaları bile gümrükten geçemedi ve bunun gibi bir sürü şey bu sefer bütün şevki kırılır Zweig’in, geri dönüş bileti bile alamaz savaş süresince ülkeye giriş ve çıkışlar durdurulur. Lisanını bile bilmediği bir ülkede kitap çıkartsa kim okur ki? Ayrıca kitap yazsa bile kim düzenleyecek? Bu sebeple artık yazamaz duruma gelir.Burda ülkesindeki gibi bir itibar görememek çok zoruna gider, hiç bir ayrıcalık tanınmamıştır ona.O ülkeye hapsolup kalmıştır Zweig. Bu ülkeyi Brezilya’yı çok sevmiş ama bu sebeplerden dolayı yaşayamaz hale gelmiştir.Aslında çok çabalamıştır ama umutsuzluk bir yerden sonra ölümü kurtuluş olarak kılmıştır ona...

Ayrıca belirtmek isterim ki bu kitap: yazarı hiç okumamış yahut yazarı sevmeyen birisine hiç mi hiç hitap etmez hatta fazlasıyla sıkıcı gelir ve yarıda bırakır. Net. Yazarı merak ediyor, yazdıklarını seviyor ve ilgi duyuyorsanız okuyunuz zira içerisinde internette bile bulamayacağınız çok güzel anlatımları var ve günlükler özeldir, kişiyi en güzel anlatan aktarımlar buradadır. Ve bu günlüklerde çok güzel coğrafi bilgilerde paylaşılmış. Özellikle Brezilya...

Kitapta altı çizili çok satırım var ama şu alıntıları paylaşmak istiyorum sadece;

“Benim hayat felsefem, hiçbir şeyi tutmamak hiçbir şeyi arzulamamaktır; yalnızca bana kendiliğinden geleni, bana kalanı tutarım.”

“Savaş başladı mı, başlamadı mı?
Akılcılığımızın silahını kullanarak insanlık âlemine daha iyi bir alın yazısı çizeceğimize böyle umarsızca bekleyip bu soruyu sorduğumuz için Avrupa’ya da yazıklar olsun, bütün soyumuza da!”

“Dünya tarihi için Harika bir gün. Denizaltı ablukasının başlama günü, İtalyan parlamentosunun da. Gün gelecek okul çocukları bugünü derste öğrenecekler herhalde. Ya biz? Biz yürüyoruz, çalışıyoruz, satranç oynuyoruz, konuşuyoruz, bir şeyler yapıyoruz, dünya tarihinin yazıldığını duyumsamıyoruz.”
19 Şubat 1915-Cuma
|.Dünya Savaşı

“Erotizm beni dehşete düşürüyor çünkü ben ona hükmedemiyorum, o bana hükmediyor. Kendi ustalığım tüylerimi ürpertiyor.”

Zweig’in günlüklerinde okuduğu kitapları kendim için not aldım.
•Tolstoy-Savaş ve Barış (“Günümüzün İncil’i bu kitap, Tolstoy’un yapıtlarını şimdi okumak, her birimiz için görev sayılır.”)
•Balzac/ esrarlı bir vaka(Çok beğenmiş ve çevirisiyle uğraşmış)
•Desbordes
•Uğultulu tepeler-(Hiç mi hiç sevmemiş)
•Fielding- Andrews (“Bu kitabı okuyan bütün kitapları okumuş gibi oluyor” diye belirtmiş ve çok hoşuna gitmiş)
•Jane Austen-Gurur ve önyargı(Çok etkilenmiş.”Karakterlerden yola çıkarak ne kadar güzel düzenlenmiş, Kişiler ne kadar zengin, insanın ruhunu derinden okumuş, arka planda kalan mizah.”)
•Cicero
•Victoria Hugo-Yüzyılların Efsanesi (“Böylesine güçlü ve geniş bir hayal gücüne dayanan yapıt az bulunur, ama aynı zamanda bunakça gevezeliklerle dolu olması etkisini azaltıyor.”)

Zweig’in; Dostoyevski, Tolstoy ve Balzac’a olan hayranlığı beni bu yazarları okumaya bir adım daha yaklaştırdı.Günlüklerinde sürekli Tolstoy ve Dostoyevski okuduğunu yazmış Zweig, Raskolnikovdan da bahsetmiş.Ve el yazmaları toplamak gibi bir alışkanlığı varmış, küçük bir servet saçmış da diyebiliriz sanırım. Şimdiden okuyacaklara keyifli okumalar dilerim.

“Kendimle baş başayım. Mektuplar, kitaplar, Dostoyevski, iş, sessizlik!”
“Bugünlerde Tolstoy’un büyüklüğünü anlamayı öğrendim.”

Zweig’in intihar mektubu:

“DEKLARASYON” (Bir konunun kamuoyuna duyurulması için yapılan açıklama)

Kendi isteğimle ve bilinçli olarak hayattan ayrılmadan önce son bir görevi yerine getirmeye kendimi mecbur hissediyorum. bana ve çalışmalarıma böyle iyi ve konuksever şekilde kucak açan harikulade ülke Brezilya’ya içtenlikle teşekkür etmeliyim. Her geçen gün bu ülkeyi daha çok sevmeyi öğrendim. Benim lisanımın konuşulduğu dünya bana göre mahvolduktan ve manevi yurdum Avrupa’nın kendi kendisini yok etmesinden sonra hayatımı yeni baştan kurmayı daha fazla isteyebileceğim bir yer daha yoktu.

Ama hayata 60 yaşından sonra yeni baştan başlamak için özel güçlere ihtiyaç var. Benim gücüm ise uzun yıllar süren yurtsuzluğum sırasında tükendi. Böylece ruhsal çalışması her zaman en büyük sevinci ve bireysel özgürlüğü bu dünyanın en büyük nimeti olan bu hayatı, zamanında ve dimdik sona erdirmek bana daha doğru görünüyor.

Bütün dostlarımı selamlarım! Umarım uzun gecenin ardından gelecek olan sabah kızıllığını görebilirler! Ben, çok sabırsız olan ben, onların önünden gidiyorum...
468 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10
Stefan Zweig Dostoyevski den sonra galiba kalemini en çok beğendiğim yazar. Nedeni sanırım Zweig'in şu güzel sözünde " temiz bir vicdana sahip olmayan iyi yazı yazamaz."
Vicdan insanı insan yapan en önemli özelliktir benim için. Bir insanda vicdan yoksa insanlığı eksik bir canlıdır benim için.
Zweig'in bu kadar okunmasına karşılık Günlüklerinin bu kadar az okuması şaşırttı beni doğrusu.
Zweig'i kendi kaleminden kendi dilinden tanımak büyük bir art, en azından büyük bir hayranı olarak benim için böyle.

Gelelim kitaba; kitabı üç bölüme ayırmak doğru olur diye düşünüyorum.
1- ilk bölüm kendini anlatan neler yaptığını anlatan kısa kısa Günlükler ( beni en çok şaşırtan kadınlara olan düşkünlüğü erotizm desek daha doğru olur. ) daha fazlasını yazmak doğru olmaz.
2- Birinci Dünya Savaşı Günlükleri Zweig'in Zweig olduğu an burda başlıyor. Savaşa karşı duruşu ne düşündüğü o dönemde neler yaptığı en ince ayrıntısına kadar anlatıyor. (Yine burda yazarın gel-git yaşadığını görüyoruz. Savaşa bakış açısı bakımından )
3- Zweig'in vicdanının konuştuğu bölüm. 2.inci dünya savaşı ile beraber Zweig'in yaşının ve birinci Dünya Savaşının da verdiği deneyimle savaşa karşı bakışın nasıl değiştigini görüyoruz.
Zweig iki açıdan büyük bir kayıp içindedir ( 1- yahudi olması, 2-alman olması ) bunun içindir ki sürekli mülteci gibi bir yerden bir yere sürekli kaçar durur.
Zweig ömrüne eşiyle beraber kendi elleriyle son verir. Günlükleri okuyunca nedenini daha iyi anlıyor insan.
Kitabın içeriğini daha fazla vermeden Zweig'i yakından tanımak isteyenlerin mutlaka okuması gereken bir kitap.
Şunu da unutmadan Zweig kendi döneminde en çok tanınan yazarlardan biridir. Ve sanat çevresini dostlarını sürekli ziyaret eden sürekli iletişim halinde olan biridir. James Joyce, Herman hesse, Thomas man vb yakin dostlarının ziyaretini de ekler Günlüklerine.
Herkese keyifli okumalar...
468 syf.
·Puan vermedi
Bir yazarı tanımak istiyorsanız onun günlüklerini okuyunuz. Bunalıma girip 1942 yılında intihar eden Zweig'in iç dünyasına yolculuk yaptım.
Günlükler'i, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının acılarına tanık olmuş, bu acıları derinden yaşamış bu duyarlı insanın, yaşadığı dönemle ilgili düşüncelerini, iç dünyasını açıkça ortaya koyan birer belge niteliğinde Günlükler'in, kendisini tanımamıza ve yapıtlarını besleyen temeli değerlendirmemize yardımcı olacağına kuşku yok.
468 syf.
·Beğendi·9/10
Çok çok sevdiğim yazarın 1. Dünya Savaşı dönemini de kapsayan günlükleri. Gerçekten kaliteli bir yazar gözünden savaş dönemini okumak da mutlu etti. Kitabın kapağında da yazdığı gibi geçti kitaptaki genel ruh hali: İyiye doğru bir gidiş yok, dünyamız hızla mahvoluyor.
“Zweig’in çift kişilikli diyebileceğimiz bir özelliği vardır. Bir yandan iyi yetişmiş, bakımlı, nazik, saçının bir teli bile uçuşmayan bir Viyanalı centilmen, öte yandan da bu ağırbaşlı görünümünün altında geceleri sokakları arşınlayan şehvet düşkünü bir erkek.”
Stefan Zweig
Sayfa 14 - Can Yayınları-ÖNSÖZ
Hafızamız bazı anları rastlantısal olarak kaydederken bazı anları rastlantısal olarak kaybeden bir şey değildir, tam tersine onları bilinçli bir şekilde düzenleyen ve bilgece ayıklayan bir güce sahiptir.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Günlükler
Baskı tarihi:
1997
Sayfa sayısı:
468
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755107561
Orijinal adı:
Tagebücher
Çeviri:
İlknur Özdemir
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Can Yayınları
Yüzyılımızın önde gelen düşünür ve yazarlarından Stefan Zweig'ın Türkçede ilk kez yayımlanan "Günlükler"i, Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarının acılarına tanık olmuş, bu acıları derinden yaşamış bu duyarlı insanın, yaşadığı dönemle ilgili düşüncelerini, iç dünyasını açıkça ortaya koyan birer belge niteliğinde. Yaşamının son yıllarını önce İngiltere'de, sonra da Brezilya'da gönüllü sürgünde geçiren, sevdiği insanlardan, alıştığı çevreden uzak düşen, dünyanın çöküşüne, inandığı, değer verdiği kavramların yıkılışına, bozuluşuna daha fazla katlanamayacağını düşünerek karısıyla birlikte 1942 yılında intihar eden Zweig, özellikle İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve savaş yıllarında, asla onaylamadığı, nefret ettiği Hitler'in ırkından gelmenin acısını taşımak yanında, dünyanın içine sürüklendiği felaket ortamına dayanamadığı için de melankoli sınırlarına dayanan bir karamsarlığa düştü...
(Arka Kapak)

Kitabı okuyanlar 46 okur

  • Uygar
  • miss monte
  • Damla Sipahi
  • Türkçe öğretmeni
  • Sozdar Akdoğan
  • alev
  • Ali kaya
  • Hamza Aytel
  • Ayten Erol
  • Esas Adam

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%0
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%21.1
25-34 Yaş
%47.4
35-44 Yaş
%26.3
45-54 Yaş
%0
55-64 Yaş
%5.3
65+ Yaş
%0

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%40
Erkek
%60

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%35.3 (6)
9
%17.6 (3)
8
%35.3 (6)
7
%11.8 (2)
6
%0
5
%0
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0