Yapay insandılar. Hiçbir anıyı, ılıklığı, acıyı, güveni taşımamış, organları metal bir sıvıyı pompalıyordu vücutlarına. Beyinlerindeki çizgilere, sevmeyi ve şaşmayı bilmediklerinden, yeni yeşermiş dalgalı tarlaların yeşilinden hiç renk yansımamıştı. Anadolu bozkırlarında kesmikli toprakları tepen insanları da tanımayışın getirdiği kolaylığı taşıyordu o beyinler. Kendileri yapay insanlardı ya, bu karşılarındakinin insanlığını daha kolay zedelemek yönünden varabilecekleri en başarılı uca getiriyordu onları. Çünkü elektriği bağladıklarında insan sevgisi taşıyan bu vücutları nasıl gerip dağıttıklarını biliyor, acımasızlığın en çirkin çürümüş sınırlarını aşıyorlardı. Beyinlere uzanamayan parmaklarıyla insan vücudunu ayrıştırıp aşağılamaya çalışıyorlardı. İnsan onurunun titizlikle taşındığı bölüme saldırıp, dişliyorlardı. Öyle ya, kentler, ekonomi, birlikte söylenen uzun yürüyüş türküleri, çağın yücelttiği başa çıkılmaz özgürlük bilinci, ellerine geçmiş oluyordu böylece. Bu sentetik dokunuşlu kişiler rahimde dölüt olma süresindeki insan özelliklerini neyle değişmişlerse sonuna değin yitirmişlerdi.