Yoksulluk İçimizde

·
Okunma
·
Beğeni
·
12383
Gösterim
Adı:
Yoksulluk İçimizde
Baskı tarihi:
1 Ocak 2016
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953126
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
Bedeni ve maddi hazlara bağlı bir mutluluk düşüncesini besleyip büyütüyoruz. Dünya mahabbetini sayısız teferruat ile zenginleştiriyoruz. Nefsin ihtirasları bizi her an değişik parıltılar yayan eşyaya doğru koşturuyor. Bu vahşi koşu modern dünyanın simgesidir. "Yoksulluk İçimizde"; kalbi olanı, aşkı ve öteleri dile getirerek hayatın hakikatına işaret ediyor. İçimizdeki yoksulluğu farketmek için belki bir imkandır bu.
(Arka Kapak)
 
93 syf.
·2 günde
Ne yazmaya çalışsam boşa gidiyor sanki. Hiçbir cümlem bu kitabın bende yarattığı etkiyi anlatamayacak. Ne kadar da yerinde bir kitap ismi.. Ne kadar da mütevâzı... Keşke içimizdeki hissen yoksulluğumuz gerçekte dışımıza da yansısaymış. Herkes yoksulluğunu farketmiş bu kitapla birlikte, umarım biraz daha yön verebiliriz o halde hayatımıza.

Ben kimim, diye sormaya başladım kitap bitince; Engin miyim, Süheylâ mıyım? Yoksa ikisi bile değil miyim? Ya da hem Süheylâ hem de Enginmiyim. Mesela ben karşıma çıkan insanlara bu halin ne diye sorsalar, müslüman olduğumu söyleyebilir miyim, sevdiğim adamı terkedebilir miyim Allah yolunda -ki belki de kitaba anlamını veren sahne de bu olsa gerek- veya ne biliyim Engin gibi sahip olduğum tüm zenginliklerin farkında bile değilim belki de.

Bu kitaptan benimle gelecek bir sürü kısım var. Süheyla'nın bir gün Üsküdar sahilinde otururken birden ezan okunmaya başlıyor ve Süheyla 'hayyalelfelah' sesini duyuyor, Engin'in nişanlandığı haberini tam da o gün duyuyordu Süheyla. Sahi, umarım biz de en umutsuz olduğumuz vakitte kurtuluşa erebiliriz.
Veya Engin'in gökyüzüne baktığında bir yıldızın kaydığını görmesi.

Bizim dışımızda gerçekleşen o kadar güzel olaylar var ki hayatımızı kaplayan keşke bunların farkında olabilsek... Keşke en çaresiz olduğumuz vakitlerde yüzümüzü yaratıcıya dönebilsek. Yoksulluğumuzu farkedebilsek ve imanın zenginliğiyle hayat bulsak. İnşallah o halde.
93 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Etkisinden ömrünüz boyunca çıkamayacağınız bir kitaba yorum yapmaya nasıl başlarsınız? Hangi efsuni sözcük anlatmaya yetebilir Yoksulluk İçimizde'yi. Şuraya ne kadar yazarsam yazayım kalbime bıraktığı duyguların binde birini bile anlatamam.

Yoksulluk İçimizde, adı bile şiir. Yoksulluk da yoksunluk da bizlerin içinde değil mi? Ne diyordu bir şarkı: "Her yer dolu her dem dolu, boşluk senin yüreğinde."
İçimizde büyüyüp giden boşluğa mazeretler bulmaya çalışıyoruz, halbuki kalbimizi dinlesek, kalbin yalnızca bir kastan ibaret olmadığını, onun bize Yaratıcı'yı hatırlattığını ezel meclisinde bize üflenen nûru hatırlayacağız. Ne diyordu Ataullah İskenderî Hikem-i Ataiyyesi'nin 59. hikmetinde, "Karanlık kötü nefsin askeri olduğu gibi, nur da kalbin ordusudur."

Süheylâ... "Hayyaalelfelâh..." Haydi kurtuluşa çağrısına kulak veren Süheylâ... Öyle derin hissiyatlar bıraktı ki kalbimde bir hikâye kahramanından çok daha öte Süheylâ benim için.. Süheylâ bir Züleyha belki de ya da Leylâ'yı çölde tanımayan Mecnun... Ruhunun boşluklarını en sevgiliyle, onun emirleriyle doldurmaya çalışan bir kahraman Süheylâ... Senin kadar cesur olabilmesini ve senin kadar yürekten hissetmesini isterdim her genç kadının, "Ne oldu sana bu aralar kız?" diyen kişiye "Müslüman oldum" diye tokat gibi haklı cevaplar verebilmek...

Engin... Hepimiz Engin'iz belki de... Mevkii peşinde koşan, çok para kazanınca göreceği içi boş itibarın gözlerini kör etmesine izin veren, son model arabalarla havalar atmaya çalışan, maneviyatına hiç zaman bırakmayacak kadar çok çalışan... Süheylâ'nın cümlesiyle hayatını sorgulayan, varlığını sorgulayan, yıldızların kayışını sorgulamaya başlayan Engin... İçi bir çöl sükunetine dönen Engin...

Süheylâ'nın Engin'e olan teklifi... Bir hicret teklifi...

Kitaptaki karakterler içerisinde Münire Hanım'a da değinmek istiyorum yazarın kitapta bu durumda bir karakteri yazmasını da sevdim çünkü toplumun gerçeği. Beş vakit namaz kılan, dilinde duası olan ama sonrasında dedikodu yapan, kızına 'doğruyu' bulmasında yardımcı olacağı halde evlenemediğinden dert yanan bir anne. Babanın başlarında olmayışının da etkisi vardır elbet bu serzenişlerde ama benim demek istediğim ibadeti yerine getirirken İslâmın iç huzurunu kalbinde hissedemeyenler... Kendi kalbimizi temizlersek, yüreğimizdeki masivâ perdesini kaldırırsak birbirimize hoşgörüyle bakmayı öğrenebiliriz, ne diyordu Zarifoğlu: "Herkes kendi içine baksın." İçimizi, dilimizi temizlemek duasıyla...

Kitap bana muhteşem bir kitap da kazandırdı. Okuduktan hemen sonra Ataullah İskenderî'nin Hikem-i Ataiyye'sini aldım, parça parça okunması gereken ömürlük bir eser kesinlikle tavsiyedir hem Hikem-i Ataiyye hem de Yoksulluk İçimizde.

Yorumun subjektif bir duygu yorumu olduğunun farkındayım ama bu kitabı klasik kalıplarla anlatamazdım sanırım şu ana kadar okuduklarım arasındaki en bi sevdiğim Kutlu kitabı olacak.
104 syf.
İyi ki "Mustafa Kutlu" okumaya bu kitap ile başlamamışım.
Öyle olmuş olsaydı, bu eser "Mustafa Kutlu 'nun" okuduğum ilk ve son kitabı olurdu...

Bazı yazarların kitaplarıyla çok erken tanışmak,
Bazılarıyla ise hiç karşılaşmamak lazım...!

Bu kitapta öyle,
Bu kitap ile hiç karşılaşmamayı yeğlerdim.
Bu kitabı okumak için geçirdiğim zamana mı,
Bu kitaba verdiğim Bi tavuk döner parasına mı üzüleyim bilemedim şimdi...
Tabi emeğe saygım var ama Mustafa Kutlu sever biri olarak, beğenmedim bu kitabı.

Zevkler ve renkler tartışılmaz tabi.
Kimi fıstıklı baklava sever,
Kimi hanım göbeği,
Kimi burma kadayıf,
Ben gibiler ise tüm bu lezzetlerin hepsini:)

Bu örnekle ne anlatmak istediğimi bende anlamadım ya.. (!)
Susmak en iyisi galiba.
Hoşuma gitmeyen eserleri okuyunca Bi süre travma geçirdiğim doğrudur.
İyi Okumalar
104 syf.
Mustafa Kutlu'nun "Menekşeli Mektup" kitabını okuduktan sonra diğer kitaplarını da okuma isteği oldukça oluşmuştu bende. Anlatım tarzı biraz farklı ve insanı zorlasa da farklı bir hava veriyordu ve ben çok sevmiştim. Fakat bu kitap için aynı şeyleri söyleyemeyeceğim.

Kitapta ana karakterler olarak karşınıza Süheyla ve Engin çıkıyor. Bu iki insanın birbirine karşı olan sevgisinden yola çıkarak İslam'ın değerlerine oldukça vurgu yapılıyor. Zenginliğin mal mülkle değil, maneviyatımıza değer katmakla olacağı anlatılıyor. Konusu güzel evet, fakat izlediği yolu çok garip buldum açıkçası, hem güldürdü hem de üzdü beni.

Kitapta Süheyla, Engin ile yollarını ayırdıktan sonra eğitimini yarıda bırakıyor, işinden istifa ediyor, tesettüre giriyor, Kur'an kurslarına giderek hayatına devam ediyor. Bu durum "kurtuluşa ermek", işinden istifa etmesi de "aza kanaat etmek, fazla malda gözü olmamak" olarak aktarılmış. Fakat "maneviyatı zenginleştirmek" ne kadının işinden istifa etmesi ne de kendini geliştirmeyi, eğitimini bırakıp kendi kabuğuna çekilmesidir. Ve yazar bunu ”Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça, gerçek iyiliğe asla erişemezsiniz. Her ne harcarsanız Allah onu hakkıyla bilir." ayetiyle destekliyor. Halbuki burada bahsedilenlerin, insanın eğitiminden, işinden gücünden vazgeçmesi değil, inancına ters düşen davranışlarından vazgeçmesi gerektiğinin kastedildiğini düşünüyorum. E ama tabii herkes kendine göre çıkarım yapar.

100 sayfacık olan bu kitap Süheyla'nın Engin'e doğru yolu seçmesini teklif etmesinden sonra Engin'in içsel kavgalarının başlayıp devam etmesiyle son buluyor. Kitabın sonuna birde kıssadan hisse eklenmiş, hikayenin özeti de diyebiliriz buna. Kitapta herkesin kendinden bir şeyler bulacağını ve ders çıkarması gereken yerlerin olduğunu söylemeden edemeyeceğim, ama umarım herkes alması gerektiği kadarını alır.

Kitapla ilgili söylemek istediklerim bu kadar. Yapılan 48 incelemenin neredeyse hepsi, "çok güzel, çok sevdim.." gibi insanda bırakan etkiyi anlattığı ve bahsettiğim konuya hiçbiri değinmediği için ayrı bir parantez açmak istedim, açtım ve kapatıyorum, buraya kadardı. Objektif bakış açılı okumalar dilerim herkese.
yûsuf
yûsuf Yoksulluk İçimizde'yi inceledi.
@Yusuftahir·09 Eyl 11:12·Kitabı okumadı
Sözün güzelliği kısalığındadır.



Türk öykücülüğünde Mustafa Kutlu denilince ruha dokunan ve maneviyatla harmanlaşmış aşklar gelir hatırlara. Yazdıkları; hayattan yansımalar, yüreğimizin en derininden çıkıp gelenlerdir, maneviyatı naif bir şekilde hissettirir.

Mustafa Kutlu’nun Yoksulluk İçimizde adlı eseri etkileyiciliğini, hikâyenin, insanın içine işleyen bir dil ve özgün bir anlatım biçimiyle ortaya çıkmasından alır. Kitap, dokuz bölüm ve bu bölümlerde anlatılan hikâyeleri tamamlayan ve açan, klasik kültürümüze ait altı levhayla çerçevelenmiş bir biçimdedir.

Eser, Emin Barın’ın bir çiçeği andıran Lafza-i Celal (Levha I ) çalışmasıyla açılır. Bu başlangıç bir gelenek olarak geçmişte eserlerin besmeleyle başlamasını hatırlatır. Ataullah İskenderî’nin Hikmetler adlı kitabından mülhem olarak yazılmış Ahlak Dersi başlığını taşıyan ikinci levha, Mefruşat (Levha III), Eşrefoğlu Rumî‘nin bir şiiri (Levha IV-Aşk), es-Salâtü hayrun mine’n-nevm başlıklı beşinci levha ve sonunda hikâyeyi kapatan kıssa olarak Levha-VI, diğer levhaları oluşturur. Bu levhalar yazılan hikâyenin mahiyetini görünür kılan, onları netleştiren bir nitelik taşır. Kahramanların içinde bulunduğu durumlar verilirken sık kullanılan bilinç akışı anlatım tarzı, onların iç dünyasını daha müşahhas bir hale getirir.


Kitabın Sözün Nihayeti ve Sevdanın Bidayeti adlı son bölümünde Engin’in içinde bulunduğu hâl bu şekilde anlatılır. O, adeta Mecnun misali her yerde Süheyla’yı aramaktadır. Fakat hikâyenin sonunda ne olduğu okuyucunun muhayyilesine havale edilir. Ancak son bölümün mezkûr başlığı ve hikâyeyi kapatan Ebu Nuaym’ın Hilye’sinden alınmış son levha ile hikâye bir arada düşünüldüğünde kahramanları bekleyen hayat hakkında kuvvetli ipuçları buluruz.
93 syf.
·1 günde
Kutlu'nun üslubu yer yer anlaşılmaz kelimeler içermesine rağmen akıcı ve kendini okuyucuya aralıyor. Basit gibi görünen birçok cümle anlam derinliğine sahip olduğu için her okuyucuya farklı bir anlam sunuyor. Mesela şu cümle çok dikkatimi çekti: 'İnsan hayatı hakkında kiminle konuşabilir?' Kitabın ana karakterlerine gelecek olursak:
Süheyla- Engin. Engin- Süheyla...
Başlangıçta benzer olan iki hayat sonradan bir yol ayrımına çatıyor. Engin kendini kaybettiği zenginliğin içinde, Süheyla'yı buluyor. Engin Süheyla'yı bulmadan Süheyla kendini buluyor.
Bence kitaptaki Engin karakteri idi temsil ediyor. Zenginlik hırsı ile dünyalık biriktirirken haz ilkesine göre hareket ediyor. Süheyla'nın annesi id ve süperego arasındaki dengeyi sağladığı için insan kişiliğinin ego kısmını temsil ediyor. Süheyla ise insan-ı kamil olma yolunda vicdanına göre hareket ederek toplumun süfli arzularından rücu ettiği için süperegoyu simgeliyor.
Aldanmayın cebin zenginliğine. İmana insana dair ne taşıyorsunuz buna bakın. Kitaptan bir cümleyi bırakıyorum buraya: "Hayatım her gün kazandığım yeni yalnızlıklarla zenginleşiyor."
Nefs gafil, insan huzursuz. Cep doldukça boşalıyor gönüller. "Bu hicret nereye?"
93 syf.
·Beğendi·8/10
Engin, zenginliğiyle gıpta edilen, etrafındaki kadınların elde etmeye çalıştığı adam... Süheyla, içinde yer etmiş herşeyden, tokalarından, çantalarından, işinden, eşyadan kısacası dünyadan sıyrılmış, tüm maddi varlığına rağmen Engin'i reddeden kadın... Red cevabıyla kendini sorgulayan, içindeki putları bir bir deviren Engin'in bir tirenle harama batmamış bir beldeye hicreti... Yine bir tiren, yine sonunda kavuşmak olmayan bir sevda...
Mustafa Kutlu bu kitabıyla, kendi elimizle içimize yerleştirdiğimiz putları gözümüze sokuyor bu kez. Eşyayla sarılı, şaşaalı hayatlarımızdan sade bir hayata, özümüze davet ediyor. Hırslarımızdan, harama batmış hayatlarımızdan hicrete zorluyor.Özüne,kaybettiğin değerlerine dön diye haykırıyor adeta.Kitabın kapağında, mezar taşının yanında duran güzel kedi "dünya malı dünyada kalır." der gibi bakıyor. Dayanışmamızı, işbirliğimizi baltalayan, insanı sömüren, köleleştiren ekonomi anlayışına kafa tutuyor. Birbirimizin iyi niyetinden,umutlarından çalarak biriktirdiğimiz kirli paralar değerini yitiriyor bir anda. "Biz kimiz, neyiz, ne yapıyoruz?" sorularıyla okuruna kendini sorgulatıyor.Okura sonunda büyük bir ders bırakıyor.Bu kitabın sonunda kendime çıkardığım pay hiçte değersiz sayılmaz. Şöyle ki : bizi zenginleştiren , tüm herşeyimize yeten, kanaat bilir zengin gönüllerimiz vardı. Öylesine zengindik ki... Şimdilerde ise bizi özümüzden uzaklaştıran hırs bulaşmış, tatminsiz gönüllerimiz var. Öylesine yoksuluz ki... Zengin olmak adına içine düştüğümüz hırs içimizdeki yoksulluğu körüklemekten öte geçmiyor. Bu halimizle içimiz yoksul... Yoksulluk içimizde...
Saygılar, değerli okumalar...
104 syf.
·1 günde·Puan vermedi
“Yeryüzü devasa bir tiyatro sahnesidir” (81)

Işık...

Herkes yerini alsın, repliklerinizi unutmayın... Rolünüzü tanıtacaksınız hepsi bu. Eksik istemiyorum. Bitirelim artık şu perdeyi.

Bir, iki, üç...Sahne!

Ben DÜZENİM, her şeyi bir kalıba dökerim. Herkese yapıştıracak bir etiketim vardır. Hem de her zaman, her yerde. İnsanları yarış atı gibi koştururum. En iyi etiketi kazanmak ister hepsi de. Kim bana daha çok meyil verir ve unutursa özünü en iyisini o yaparım. Diğerleri koşmaya devam eder, hiçbir yere yetişemezler üstelik...

Ben POPÜLER KÜLTÜRÜM, bütün kalıplara şekil veren benim. Ben olmasam insanlar, ne okuyacağını, ne dönmeyeceğini bilemezler. Ben olmasam kimse neyi seveceğine karar veremez. Çok satanları yapmasam kimse ne alacağını bilemez.

Ben DÖRT DUVARIM, rezidansta bir daire, sitede dubleks, plazada ofisim. İnsanlar bana hayrandır, hele göğe en yakın olanlarıma... Kutu kutu katlar çıktıkça yükseldiklerini sanırlar. Oysa ben en dibe çekerim. Yaklaştıklarını düşündükleri gökten mahrum bırakırım onları.

Ben KAPİTALİZİMİM, ihtiyaç olmayanı ihtiyaç kılmak en büyük eğlencemdir. Paranı cebine asla bırakmam. Paran yoksa da var zannettirir. Olmayan paranı harcatırım. Haysiyet ve onurunu, güzel ve özel günlerini çalar, kendimi biriktiririm.

Ben ALIŞVERİŞİM, adımın tamamının hakkını asla “vermem”. Seni de kendime benzetirim. En büyük ödülümü vermek fiilini sözlükten sildiğim vakit aldım. “indirim, ucuzluk, marka, sezon sonu, kırmızı etiket...” seni çalıştırdığım anahtarlardır.

Ben İŞ ARKADAŞINIM, dayımın açtığı kapıdan yürürüm. İşten kaytarmak, maaş günü zam istemek yegane görevimdir. Arada bir de imza atarım birkaç kağıda. İmza attığım için üstünümdür herkesten.

Ben KOMŞUNUM, komşuluk kalmadı ama ben buradayım. Yardıma ihtiyacın olduğunda sana acımak ve açığını gördüğümde seni ayıplamak için buradayım!

Ben ESKİ SEVGİLİNİM, yüksek mevkilere gelmek, çek defterinin sıcaklığını koyun cebimde hissetmek, siyah Mercede’e binmektir amacım. “Seni çok çok seviyorum” deyip, sevgiye ihanet de ederim. Nihayetinde üç günlüktür her şeyim.

Kestiikkk!! Neden konuşmuyorsun? Hey, sana diyorum. Hadi. Nerde buluyorsunuz böylelerini. Başka adam mı yoktu getirecek. Alt tarafı, “Ben bunların hepsine uyan, uyuyan bir ahmakım. Sorarlarsa her şeyin en iyisi benim, diyenim. Çılgın gibi alışveriş yapar, sırf anneler günü diye anneme sarılırım. Doymak bilmem. Dayım olmazsa çalışamam. Dayımın açtığı kapıdan girdiğimde de asla sonuna kadar düzgün gitmem. Yan gelip yatarım. Param, hep param olsun isterim. Bir kat, bir koca, bir araba ararım bu hayatta... Ben bu çok güzel gösterilen düzenin bir parçasıyım. Koyunum. Küçük insanım. Sen, sen ve hatta sen de bendensin....hepiniz benden olmaya mahkumsunuz insanlar...” diyeceksin.

Olmaz, diyemem. Ben bu kadar basit olamam. İnsan bu olamaz. Engin olamayız, Şükran olamayız. Süheyla’ya benzemeli. En iyisi o. Kendini aradı, buldu. Eşyalarını kaybederken, benliğini buldu...mavili-pembeli mineli çiçekleri olan tokasını kaybedince döndü içine. Kalabalıktan uzaklaş sen de. “Yoksulluk içimizde” bırak kafesini doyurmayı. Onu tekrar tekrar daha da aç gözlü doğurmaktan vazgeç. Sesi duy...

“Hayyaalelfelâh”

Seni bu düzenden, güzele çağıran onca ses varken, bırak az önceki replikleri, sahiplerini...
Yoksulluğuma sarılmaya gidiyorum. Aşkı, bulmaya gidiyorum. Sese kulak verdim, Ben kendime gidiyorum. Durma orda öylece. Hadi. Sen de git.
104 syf.
·1 günde·Beğendi·Puan vermedi
Hızlı gelişen olay örgüsüne dayalı açık üslupla yazılmış kitaplarına alıştığım Kutlu, bu kitabındaki üslubuyla şaşırttığı gibi içeriğiyle de çok etkiledi. Detaylı tasvirler, karakterlerin psikolojik yansımalarının verilmesinin yanında, bir senariste nazire yaparcasına sahne sekanslarının ayrıntılandırılması, olayları bir filmi izler gibi takip edebilmenizi sağlıyor. Engin'in nasıl bir yerde nasıl bir heyûlanın içinde gezindiğini görürken, Süheylâ'yı tüm o vakarıyla takip edebiliyorsunuz. Bu bir ustanın başarısıdır işte.

[Bu kısımdan sonrası kitabı okumamış olanlar için iştah kaçırıcı detaylı bilgi içerebilir!]

İçeriğe gelecek olursak, burada da o üslubu tamamlayacak bir hikaye var. Ölmeden önce sırra vakıf olan Süheylâ'nın seyr-û sülukunu görürüz önce. Mecazi aşkı tanıyan sonrasında ise şer gibi görünen bir hayırla Mevla'sına eren Süheylâ, kesretten vahdete bir yola çıkar ve yavaş yavaş içindeki o kalabalıktan kurtulmaya başlar. İçindeki kalabalıktan kurtuldukça dışardaki kalabalık da gözüne gelmeye başlayacaktır. Böylece kendi kemalât sürecinde yol alır. Bu yolculuk esnasında bir gün karşısına mecazi aşkı Engin çıkar ve Engin'e söyledikleriyle bir hayatı temelinden sarsar. Bu andan itibaren Süheyla'yı bırakır, ikinci yolculuğa şahit oluruz. Bu yolculuk tam bir Mecnun yolculuğudur. Engin, kendi çölünde Leyla'sının, remzini bıraktığı hakikatin izini sürer. Bu herkesin talip olamayacağı bir yoldur zira. Rahatı ve mülkü terk ederek, zora talip olmayı gerektirir.

"Ne kadar sürer bu arayış, ne zaman biter bu hasret.
Arıyor Engin; bıkmak yüksünmek ne demek. Uzaktan uzağa yankılanan bir ses, nadir gecelerde görülebilir bir rüyâ, yardıma muhtaç bir el ona yol gösterebilir. Artık ilk günlerin kabaran dalgaları yok içinde. İçi bir çöl sükûneti ile mütevekkil. Bu yolculuk onu şehrin surlarından çıkarabilir; ıssız dağ başlarına, kuş uçmaz kervan geçmez yerlere götürebilir."

Hikaye, birebir benzemese de, arada dini ve kültürel kod faklılığından dolayı belli ayrışmalar olsa da, bana yıllar evvel okuduğum Andre Gide'in Dar Kapı'sını hatırlattı. Orada da kadın karakter "dar kapı"dan geçerek mecazi aşkından soyutlanıp yüzünü Tanrı'sına dönüyordu.
93 syf.
·2 günde·6/10
Kader teneffüs ettiğin her nefeste seninle..
.....
Hicret ve niyetin kimin için? Bir gece yarısı uyandığında yatağından kalk, şöyle bir yıldızlara bak. Düşün!..
Madem ki içinde bulunduğun yer, konuştuğun kimse sana feyz vermiyor; terke mâni olan ne?
93 syf.
·2 günde
Maddi yoksulluğuna karşın iç zenginliği olan Süheyla ile para kazanma hırsının içinin fakirliğine neden olan Engin'in kısa ve derin bir hikayesi. Paragraf başları, konuşmalar ve betimlemelerin biraz iç içe geçmesi kitabın başlangıcında dikkatli okumadığınız taktirde biraz anlaşılmaz kılıyor. Fakat olayı anladıktan sonra akıp gidiyor kitap. Önce Süheyla'nın sonra onun etkisiyle Engin'in yaşamını sorguladığı, iç dünyalarına giden bir yolculuğa çıktıkları bir kitap. Kitabın sonunda iki sayfalık bir kıssadan hisse var aslında o kitabın bir nevi özeti. Zenginlik dış unsurlara, eşyaya bağlanmakla değil, içimizi zenginleştirmekle olur diyor kitap bize.
93 syf.
·2 günde·7/10
Aslında Mavi Kuş okunacaklar listemde daha üst sıradaydı. Lakin kitap kapağinda dünyanin en tatliş kedilerinden birinin fotografi olmasindan mütevellit tercihimi bu kitaptan yana kullandim. Benim için asla bir uzun hikaye tadinda değildi. Bunu belirtmeliyim. Lakin uzun hikaye benim favori listemde ilk 5'te. Sorgulatici, iç huzursuzluğa neden olan bir hikaye... Ben sevdim. Ama çok çok sevdim diyemem. Kapaktaki kediyi daha çok sevdim=)
“Bir araba, bir kat ve bir koca diyordu herkes. Oysa bir araba, bir kat ve bir koca bulan arkadaşlarının şikayetlerini dinler dururdu öbürleri…”
- Peki size bir şey sormak istiyorum.
+ Buyrun.
- Haram ne demek?
+ Ben ateistim Engin Bey.
- Peki insan ateist olunca kavunun tadı değişiyor mu?

Sükût.
Kendine uzaktan bakmayı öğren. Bir dolap beygirine benziyorsun. Öyle ahmak, öyle hüzün verici.
Mustafa Kutlu
Sayfa 17 - Dergah Yayınları

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Yoksulluk İçimizde
Baskı tarihi:
1 Ocak 2016
Sayfa sayısı:
104
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759953126
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
Bedeni ve maddi hazlara bağlı bir mutluluk düşüncesini besleyip büyütüyoruz. Dünya mahabbetini sayısız teferruat ile zenginleştiriyoruz. Nefsin ihtirasları bizi her an değişik parıltılar yayan eşyaya doğru koşturuyor. Bu vahşi koşu modern dünyanın simgesidir. "Yoksulluk İçimizde"; kalbi olanı, aşkı ve öteleri dile getirerek hayatın hakikatına işaret ediyor. İçimizdeki yoksulluğu farketmek için belki bir imkandır bu.
(Arka Kapak)
 

Kitabı okuyanlar 1.780 okur

  • Esma Nur
  • Sena özkök
  • Bünyamin Önal
  • Duygu
  • Fatih AYDOĞAN
  • sevda gün
  • Ömer Aygül
  • Zehra Meryem
  • Dilara Mavi
  • Asmin firat

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.7
14-17 Yaş
%13.7
18-24 Yaş
%26.5
25-34 Yaş
%32.2
35-44 Yaş
%11.8
45-54 Yaş
%6.6
55-64 Yaş
%1.9
65+ Yaş
%1.4

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%67.9
Erkek
%31.7

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%27.9 (117)
9
%19 (80)
8
%22.9 (96)
7
%13.6 (57)
6
%8.1 (34)
5
%4.8 (20)
4
%2.4 (10)
3
%1.2 (5)
2
%0
1
%0.2 (1)

Kitabın sıralamaları