Huzursuz Bacak

·
Okunma
·
Beğeni
·
6,6bin
Gösterim
Adı:
Huzursuz Bacak
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
164
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759951399
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
İçimde yıllar sonra memlekete dönmüş olmanın sevinci, ellerimde bavullar, havaalanının kalabalık telaşından kurtulup bir taksiye doğru yürürken azıcık terlemiş alnıma huzurun sessiz, sakin, ama garip bir şekilde ürpertici eli dokunuverdi...

Bavulları bıraktım, terimi sildim. Tam bu sırada o boz renkli kertenkele, ayaklarımın ucundan sessiz, sakin ama garip şekilde ürpertici bir bakışla süzülerek geçip gitti.
164 syf.
Huysuzum, kavgacıyım, aksiyim tamam da, bu huzursuz bacak neyin nesi doktor?

Milyon kere sağa, milyon kere sola dönüyorum, memnun edemiyorum zat-ı alilerini. Değil atlas yorgan, buluttan yatak olsa, tahtadan tabut gibi sıktıkça sıkıyor. Sığamıyorum artık.

Sanki belden aşağım benim değilmiş gibi. Tutmuşlar, sonradan dikmişler vücuduma. O ayrı isyanlarda, ben ayrı isyanlarda. Utanmasam hüngür hüngür ağlayacağım iyi mi..

Öğrendiğim bir şey varsa hayattan; zorlamayacaksın. Direnemediğin yerde sen sağ, ben selamet. Öyle kalkıp evin içerisinde yüzlerce adım atmakla, dizden aşağısını soğuk suyla yıkamakla olacak şey değil.

Ama inat değil mi; gözlerim kan çanağına dönene kadar yatağa girmek yok. Kaç bakalım uyku, nereye kaçacaksın?
............

Huzursuz bacak sendromu. Bir sinir sistemi hastalığı. Öyle tarif edilebilir bir şey de değil; nam-ı diğer, yaşayana sor beni türünün gözdesi.

Özellikle geceleri evin içinde dört döndürür, sürekli hareket etme isteğiyle beraber yüksek dozda huzursuzluk içerir.

Uyku mu, Hak getire. "Dopamin! Dopamin!" diye diye inleyen değerleriniz, düşmanıdır şöyle yumuşacık bir uykunun.

Peki ne yapmalı?
Tecrübelerime dayanarak ufak bir listem var tabi kendi çapımda.
Birinci kural; asla uyumak için kendini zorlamayacaksın.
Ikinci kural; bacaklarını soğuk suyla yıkayabilirsin, bir nebze işe yarar.
Üçüncü kural; evin içerisinde yorulana kadar yürüyebilirsin. Ev biraz büyükse ne mutlu sana.
Dördüncü ve en önemli kural; mutlaka bir uzmana görünmelisin. O, seni rahatlatacak bir tedaviye başlayacak. Ilacını düzenli olarak alman gerekiyor. Yan etki olarak biraz, kontrol edilemez kumar oynama dürtüsüne maruz kalabilirsin, ama olsun o kadar, değil mi?:))

Asıl önemli olan sebebi tabi ki. Burada sevgili Vüs'at Bener devreye giriyor ve açıklıyor;

"İçlilik efendim!
Bu da bir meslek işte. Hokkabazlık, bakkallık gibi falan.."

Işin kimyası bir tarafa, merkezinde tam da bu var; içlilik..

Kahramanımız Ömer Faruk da böyle. Ülkesine döndüğünde tabiri caizse bıraktığı hiçbir şeyi, bıraktığı yerde bulamaz.
Ülkesinden tutun da, ailesi ve arkadaşlarına kadar her şey tamamen değişmiştir. Içlendikçe içlenir. Maneviyat çökmüş, maddiyat zirveye ulaşmıştır. Bu yüzden sıkı sıkı tutunduğu bütün değerlerin yıkılışına şahit olur.

Çareyi yalnızlıkta, yalnızlaşmakta bulur. Bazen kendimizden bile kaçmak isteriz ya, öyle bir kaçıştır onunki de.

"Kahrolsun kapitalizm!" diyerek direnen bir benlikle huzuru aramaya koyulur.

Kitapta yoğun bir şekilde sosyolojik göndermelerle rastlamak münkün. Hatta biraz da politik söylemler söz konusu. Kendi inandığı değerlerin penceresinden gözlemlediklerini inanılmaz sıcak bir üslupla ifade etmiş.

Davasından vazgeçip huzura kavuşan(!) insanları çok başarılı bir ironiyle kelimelere döküyor.

Yazarın, okuduğum, üçüncü kitabı sanırım. Dilindeki o sıcaklık ve üslubundaki dinlendirici etki, ilk defa bu kitapla bana ulaşmayı başardı. Fikirlerine katılmak ya da katılmamak ayrı şeyler ama kesinlikle hiç sıkılmadan büyük bir zevkle okudum diyebilirim.

"Bana ülkemin hatırası.." dediği huzursuz bacak sendromu, ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi..:)




Keyifli okumalar :)
164 syf.
·3 günde·8/10 puan
Huzursuz Bacak, Mustafa Kutlu'nun okunması gereken hikayelerinden biri. (Spoiler izleri taşıdığını belirtmek isterim öncelikle.)

Başkahraman Ömer Faruk yurtdışına gider ve eğitimini orada tamamlar. Döndüğünde ise beklediğinden çok daha farklı durumlarla karşılaşır. Ülke beklediğinden daha fazla değişmiştir ve bu durum onda derin izler oluşmasına neden olur. Huzursuz bacak sendromunu bilenler bilir, ben bizzat yaşayan biri olduğum için eser benim daha çok dikkatimi çekmişti. Kahraman da düşünceli olduğu durumlarda esere adını veren bu sendrom ortaya çıkar.

Gördüklerinden sonra başka şeylere adama ihtiyacı hisseder kendisini. Aydın bir kişiliktir ama bazı şeylerden öylesine soğumuştur ki oldukça farklı, insanların doğasına döndüğü, huzur bulduğu bir alana yönelir.

Bir değişimin, maneviyattan maddiyata gidişin seyrinin hikayesi Huzursuz Bacak. Diğer eserlerinden daha farklı Mustafa Kutlu'nun. Okunmaya değer olduğunu düşünüyorum.
164 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10 puan
Bu okuduğum beşinci M. Kutlu kitabıydı ve en iyilerinden birisi hatta belki de en iyisiydi. Kurgusuyla, diğer kitaplarından aşina olduğumuz temposu ve açık üslubuyla, başlangıcı ve sonuyla, en önemlisi de hikaye boyu arayan, irdeleyen niteliğiyle oldukça güzel bir eser olmuş.

Vatanından ayrı kalmış bir adamın, bir vakit sonra döndüğünde, yaşadığı hayal kırıklıkları ve şaşkınlıklar anlatılsa da hikaye boyunca bir sesli düşünme, analiz ve çözüm üretme çabası söz konusu. Hikaye bir yerde aslında arkada sönük olarak devam ediyor. Çünkü okuyucu da, ortadaki çıkmazlara ve keşmekeşlere odaklanıyor yazarla birlikte. İnsanlardaki değişme ve bozulmaların, manzaraya, silüete de sirayet etmiş olması ne yapmalı, nereden başlamalı? sorularını sordururken, ümit ve karamsarlık arasındaki o kelebek uçuşunu da yazarla beraber yapıyorsunuz.
Ve yazar umutta karar kılıyor: "Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır." dermişçesine farklı bir yerden başlıyor.

"Tanpınar divan şiirinden hareketle söyler bu sözü. "Şiirimiz düştüğü yerden kalkacak" der. Yani "ses"ten. Sesini kaybeden, musikisini, âhengini kaybeden şehir onu yeniden bulacak. Yeter ki insan kaybolmasın, insan bozulmasın. Eşyayı, etrafı yenilersin, düzeltirsin ama bozulan insanı düzeltmek zordur; kim bilir kaç nesil alır. Fikriyatımız da öyle. Yeter ki biz, etrafımızda pervane kesilen ruhun fısıltısını duymak için kalbimizi açabilelim. Fetih bir defaya mahsus değil.
Fetih, açmak-açılmak demek.
Bu şehrin kapıları bize yeniden açılacak."

Ortada, yaşadığı ülke ve değerlerini iyi bilen birinin yaptığı yaşam kültürü analizi, medeniyet tasavvuru ve cesurca yapılmış sosyolojik tespitler var. Bunun için yazarı tebrik etmek lazım.

"Şehirlerin silueti onun hangi esasa, fikre, inanca, güce, medeniyet ve estetiğe mensup olduğunu ortaya koyar. Eski şehirler dünyanın her yerinde dini düşüncenin, inancın siluetini taşırlar. Budistlerin pagodaları, mabetleri; Hristiyanların katedral ve çan kuleleri, Müslümanların kubbe ve minareleri, paganların piramitleri..."

Hikayede, şahit olduğu her adaletsizlik, ezilmişlik, haksızlık ve sapmaya karşı tıklayan bir bacak metaforu kullanılmış. Bu huzursuzluğun ayak sesleri oluyor. Ancak başka bir yönü; okuyucuyu da huzursuz olma konusunda teşvik edici, tetikleyici bir unsur olması. Bunun için de yazara teşekkür etmek lazım. Bizi bu huzursuzluğa ortak ettiği, bizi huzursuz ettiği için.
164 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Yazar seçtiği karakterlerle alaturka ve alafranga yaşam tarzlarını kıyaslamamızı sağlıyor. Bu iki yaşam tarzını bir karakterde harmanlayarak toplum olarak iki uç arasında sıkılmışlığımızı ve denge arayışımızı ete kemiğe büründürüyor.Değişen ve değişirken içi boşalan şartlara inat inandığı değerlerden taviz vermeyen yüksek tahsilli Avrupa görmüş bir adamın iş arayışı, bocalayışları, gördükleri ve duydukları karşısında huzursuzlanan bacağı...Zamanda bir yolculuk, hüzün ve değişim...Yapılan en güzel yanlışlar... Geç kalınmış boğazda düğümlenen bir aşk... Bu kez Osmanlı dönemine ait mezar taşlarının, camilerinin, yapıların pek dikkat etmediğimiz estetik yönüne dikkat çekerek bu alandaki değişimi gözler önüne seriyor, modern şehirleşmeyi eleştiriyor. Ülkemizin yıllardır boğuştuğu sağ-sol çatışması, başörtüsü sorunu  gibi siyasi sorunları irdeliyor. Değişim, yenilik, batılılaşma gibi kavramları sorgulatıyor. Tüketim alışkanlıklarımıza, ticaret anlayışımıza ve ekonomik temellerimize el atıyor.Ülke olarak kalkınmamızın önündeki engelleri şu şekilde sıralıyor:
1-Düzensizlik
2-Hukuksuzluk
3-Özgüven eksikliği
4-Hareket eksikliği
5-Dertsizlik
Kitap daha çok sonuncu tespitle ilgili. Memleket meseleleriyle okurunun  huzurunu kaçırıp dertlendirmek istiyor adeta. Kitabın sonu ise isyan ahlakıyla harekete geçmenin bir örneğini sergiliyor. Değişen, yozlaşan, içi boşalan, özden uzak, yapay, çakma, suni ne varsa hepsine isyana davet ediyor.
İyi okumalar...Huzurunuz kaçar inşallah :)
164 syf.
·2 günde·7/10 puan
Huzursuz bacak... Ah ne kötü bir rahatsızlıktır, yakınlarımdan bilirim. Eseri alırken acaba huzursuz bacak sendromuyla uzaktan yakından bir alakası var mıdır hikâyenin diye düşünmedim değil. Garip ama bir sendrom etrafında güzel bir hikâye kurgulamış Mustafa Kutlu. :)

Eserde yer alan baş kahramanımız yurtdışında doktorasını tamamladıktan sonra ülkesine döner ve işte o zaman hayat kariyeri başlar. Türkiye'nin acınası durumunu görünce huzursuz bacak sendromu kahramanımızın kapısını çalar ve böylece hikâyemizin ismine konuk olur bu sendrom.

Huzursuz bacak olgusu etrafında yazar ülkenin pek çok sorunundan dem vuruyor kitapta. Ülkesine hizmet etme aşkıyla yanan, kendi ülkesinde adam yerine konulmamasına veyahut torpile, ikiyüzlülüğe boyun eğerek çalışmasının söylenmesine rağmen dik duruşunu bozmayan bir kahramanın hayat hikâyesiyle tanışıyoruz eserde. Ayrıca alaturka bir yaşam ile alafranga bir yaşamı kıyaslama imkânı veriyor okuyucuya anlatılanlar.

Kitap içerisinde altı çizilebilecek çok tatlı cümleler mevcut. Bunun yanı sıra "Her zamanki bizim Mustafa Kutlu" diyebileceğiniz tarzda yine hoş bir eser. Her ne kadar bir Mavi Kuş olmasa da okunmaya değer bir hikâye olduğunu düşünüyorum. Okumayı düşünenler için şuraya bir alıntı bırakalım. :)

"Çağımızda dürüst adam kaldı mı?
Artı yanında hediye olarak bir miktar saflık. Alaturka bir hediye ama olsun.
Bütün bunlardan öte sadakat."
164 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Dünya kurulalı beri hep aynı mıydı yoksa aynı olduğuna mı inandık? Bir şeylerin farklı olduğu zamanlar vardı. Develerin tellal, pirelerin berber olduğu; Kaf Dağı' nın ardında bir zamanlar. Öyle uzak ama bir o kadar yakın. Öyle muhtemel, öyle imkansız. Öyle zamanlarda yaşayan böyle insanlar vardı: Memleket sevdalısı, "bu işin sonu nereye varacak abi" cisi. Mabede girer gibi derse giren Muallim' i. Bir zamanlar biz vardık. Mahalleden bir arkadaş, üniversiteden bir hoca, mahalleden bir kahveci, kaşarlı tost ısmarlayan baba dostu olarak. Bir zamanlar paltosunun kokusuna saklandığımız babalarımız vardı. Fizikini alıp, mizacına zaman zaman ters düştüğümüz babalarımız.

Memlekette hep dert vardı. Derdin olduğu yerde, derdin dostu bir tıkırdayan bacak. Huzursuz, uyumsuz, laf dinlemez, sözden anlamaz, bildiğinden şaşmaz bir bacak. Severiz bu bacağı. Gece uyutmaz, gündüz yürütmez ama düşündürür.  Derman aratır, geceleri damda dolaştırır.

İtiraz ediyorum Hakim Bey. Yaşanan tüm adaletsizliğe itiraz ediyorum. Gırtlak kanserinden sesi çıkmayan, devlete sesi ulaşmayan o gariban adam için itiraz ediyorum. Çiçekleri mi çocukları mı görmüş o zavallı kadın için itiraz ediyorum, müteahhit olmuş mücahitlere itiraz ediyorum, yağmurun altında okul kapısında bekleyen başörtülü genç kızlar için itiraz ediyorum, siyasetin olmayan fikrine, içi boşalmış "memleket haline" itiraz ediyorum.

-İtiraz reddedildi.

Yapmayın Hakim Bey. Ben ekonomi okudum. Yurt dışında master yapıp, işin ilmini öğrendim. Tersine beyin göçü ile memleketime döndüm. Babamın hastane kokan paltosunun artık olmadığını bir yıl sonra öğrendim. Mezarının başından artık eskimiş bir ölümün hüznünde üç ihlas bir fatiha okudum. Eski dostun birini siyasette, diğerini barda, berkini basket sahası büyüklüğünde bir odada zar zor buldum. Döndüm döndüm, sandım ki kayboldum. Bu da hayat mı be deyip, yerdeki kola şişesine tekme atıp bir kediyi ürkütecekken birden patlayan ezanları duydum. Ezanlar semalara yükseldikçe, artık işimin bittiği bu şehirden ufka doğru yürüdüm.  Bizim çiftlik derman oldu derdime, şu huzursuz bacağıma. Birkaç kök çilekten bir "kanaatt ekonomisi" neticesi çıkardım ben. Hem bir kitap da yazdım. Şeytanın teslim olduğu yerden hayrı, ahşap kokulu odada bir uyku sonrası sevincimi buldum.

Bu arada o denizden çıkan kitabın sahibi benim. Üzgünüm zihinleri değil de denizleri fikirlerimle kirlettiğim için.
164 syf.
Marka ve imza çatışmaları, insanoğlunun tatmin olmayan nefsi...
Elimizdekinin kıymetini bilmeyerek sürekli bir dışa dönüklük ve sürekli bir hakim olma çabası...
Sonucunda neredeyse kendini kaybetmiş kişilikler ve bu kişiler arasında kaybolan bireylerin kimlik arayışı...
Alaturka yaşamdan alafranga yaşama sürükleniş ve bu sürüklenişe kapılmak istemeyenlerin çözüm üretme çabası...

Ve kelimelere sığmayacak duygular. Üstadın kullandığı sade ve okuması kolay cümleler üzerine düşünüldüğünde sadece göründüğü kadar olmadığı anlaşılıyor.
164 syf.
·3 günde·Puan vermedi
Kutlu’nun en çok okunan ve incelenen kitaplarından biri. Üzerinde hayli konuşulmuş. O yüzden söylenecek çok şey de yok aslında. Özetlersek; kendi memleket ve din davasını da sırtına yüklenip yurt dışına eğitim için giden bir gencin eğitimi bittikten sonra babasının ölümünü de haber alması üzerine yurduna dönüşünü ve bu dönüşten sonra iş ararken başına gelenler nedeniyle yaşadığı şaşkınlığı anlatıyor kitap. Genç görüyor ki;aradan geçen yıllar içinde eski dava arkadaşları davalarını unutup “asla” dediklerinin peşinde koşuyor,bir kendisi kalmış dava diye yolundan dönmeyen. Ülke de arkadaşlarında güya kalkınmış ama bu kalkınmanın temeli yok,içi boş bir kalkınma. Bunu engelleyen ise hukuksuzluk,hareket eksikliği,özgüven eksikliği,dertsizlik gibi unsurlar. Acaba sayın Kutlu,bu kitabı ile bizi ülke dertlerine bürümek mi istemiş?
164 syf.
·3 günde·Puan vermedi·Ne Okusam'dan
Ne zaman zihin yorgunluğu yaşasam Mustafa Kutlu’nun kitaplarına sarılıyorum. Yazar hikaye tarzında anlatacaklarını insanın ruhuna işliyor. Betimlemeleri harika. Her kitabında olduğu gibi hangi mekanda anlatılıyorsa hikaye, bir çay söyleyip oturup dinledim. Kitap “Siz daha önce bu hikayeyi okumuştunuz” diye başlıyor. Karşımıza çıkan her karakter memleketin bozulmuş ayrı bir yanını gösteriyor.Her kuşak tarafından bilinen konuları anlatıyor. Düşündüren, düşünürken dert sahibi yapan bir hikaye olmuş.Ülkede yaşayan herkesin bir “Huzursuz Bacağı” olması gerektiğini düşünüyorum.Kesinlikle okumalısınız.
164 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Uzun zamandır okumak istiyordum nasip bayram gecesineymiş. Gece sıcağı sıcağına yazmak istemiştim ama gücüm yetmedi. Bu toprakların hikayesini bir de Mustafa Kutlu'dan dinliyorsanız kendinizi o hikayede bulmamanız mümkün değildir; bazı karakterlerde kendinizi özdeşleştirmeniz onunla yaşamanız bir solukta okumanız kaçınılmazdır. Bu toprakların insanını bizim hikayemizi bizim açmazlarımızı ve acılarımızı anlatır her seferinde adeta yaralarımıza birer merhem sürercesine yaralarımıza birer reçete çıkarırcasına.... Huzursuz oluşumuz belki de huzurumuza sebeptir. Vefat yıl dönümü olması sebebiyle okurken Ömer Faruk'la beraber gözümün önüne merhum Akif Emre geldi durdu. Okunası kitaplardandır....
164 syf.
·8 günde·Beğendi·8/10 puan
Okuduğum Üçüncü Mustafa Kutlu kitabı. Öyle içindesiniz ki kitabın yazarla birlikte dolaşıyorsunuz eski İstanbul sokaklarını. Sanki Hikayenin kahramanınín ailesinden bir fert siniz.
164 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10 puan
Mustafa Kutlu’nun bilmem okuduğum kaçıncı kitabı. Mustafa Kutlu okumanın sanırım en güzel yanı okuduğum her kitabında aynı tadı almakla beraber farklı bir ortama, aleme konuk olma hissi... Her okuduğum kitabı bir öncekinin üstüne eklene eklene bir bütün halini alıyor gibi.

Her kitapta farklı bir karakterin derdiyle dertlenip o derdin asıl kendi derdimiz olduğunu fark ediyorum. Hepimizin dillendirdiği o eski bayramlar, çocukluklar, gelenekler, yapılar... Hepimizin dile getirdiği ama üstünde çok da durmadığı konuları alıp bize sunuyor yazar.

Huzursuz Bacak Avrupa’da eğitim görmüş Ömer Faruk’un ülkesine geri dönüşü, değişime uğrayan şehir, kültür ve insan karşısında yaşadığı bocalamayı konu alıyor. Bu eksende de bizlere de eski ile yeni arasındaki çatışmayı, değişimi ve bu değişimin hiç de olumlu yönde olmadığını sunuyor.

Sanatı, inceliği, öz varlığını, ruhunu yitirmiş bir şehir; değerlerine bağlılığını, en önemlisi de davasını unutmuş, dertleri başkalaşmış insanlar.

Avrupa’dan gelip kendi ülkesinde yabancılık hisseden Ömer Faruk kitabın sonunda çiftlikteki Adem ve eşiyle birlikte tarım yapmaya karar veriyor.
Bu anektod güzel ve düşündürücü. Belki de kendimizi bulmak adına en başa dönmek en iyisidir.
Dört bir yanım ezan sesi ile kaplanıyor,şükür Rabbime,şükür.
Ezan sesi semalarda yükseldikçe,elbette bir hayatımız vardır.
Yeterki ki insan kaybolmasın,insan bozulmasın. Eşyayı, etrafı yenilersin,düzeltirsin ama bozulan insanı düzeltmek zordur; kim bilir kaç nesil alır.
Fikriyatımız da öyle. Yeter ki biz, etrafımızda pervane kesilen ruhun fısıltısını duymak için kalbimizi açabilelim. Fetih bir defaya mahsus değil.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Huzursuz Bacak
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
164
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759951399
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
İçimde yıllar sonra memlekete dönmüş olmanın sevinci, ellerimde bavullar, havaalanının kalabalık telaşından kurtulup bir taksiye doğru yürürken azıcık terlemiş alnıma huzurun sessiz, sakin, ama garip bir şekilde ürpertici eli dokunuverdi...

Bavulları bıraktım, terimi sildim. Tam bu sırada o boz renkli kertenkele, ayaklarımın ucundan sessiz, sakin ama garip şekilde ürpertici bir bakışla süzülerek geçip gitti.

Kitabı okuyanlar 1.658 okur

  • Hanife Gül
  • Ftm PLT
  • Müslüm
  • M. G.
  • Goncagül Ayvaoğlu
  • betül
  • Fatma Günaydın Doğru
  • Berna yılmaz
  • Fatmanur
  • ENES ATEŞ

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-12 Yaş
%5.6
13-17 Yaş
%15.7
18-24 Yaş
%21.3
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%16.7
45-54 Yaş
%4.6
55-64 Yaş
%1.9
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64
Erkek
%35.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.2 (133)
9
%18.4 (76)
8
%24.5 (101)
7
%15.5 (64)
6
%3.6 (15)
5
%2.7 (11)
4
%1.5 (6)
3
%1 (4)
2
%0.5 (2)
1
%0.2 (1)