Adı:
Huzursuz Bacak
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
164
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759951399
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
İçimde yıllar sonra memlekete dönmüş olmanın sevinci, ellerimde bavullar, havaalanının kalabalık telaşından kurtulup bir taksiye doğru yürürken azıcık terlemiş alnıma huzurun sessiz, sakin, ama garip bir şekilde ürpertici eli dokunuverdi...

Bavulları bıraktım, terimi sildim. Tam bu sırada o boz renkli kertenkele, ayaklarımın ucundan sessiz, sakin ama garip şekilde ürpertici bir bakışla süzülerek geçip gitti.
Yazar seçtiği karakterlerle alaturka ve alafranga yaşam tarzlarını kıyaslamamızı sağlıyor. Bu iki yaşam tarzını bir karakterde harmanlayarak toplum olarak iki uç arasında sıkılmışlığımızı ve denge arayışımızı ete kemiğe büründürüyor.Değişen ve değişirken içi boşalan şartlara inat inandığı değerlerden taviz vermeyen yüksek tahsilli Avrupa görmüş bir adamın iş arayışı, bocalayışları, gördükleri ve duydukları karşısında huzursuzlanan bacağı...Zamanda bir yolculuk, hüzün ve değişim...Yapılan en güzel yanlışlar... Geç kalınmış boğazda düğümlenen bir aşk... Bu kez Osmanlı dönemine ait mezar taşlarının, camilerinin, yapıların pek dikkat etmediğimiz estetik yönüne dikkat çekerek bu alandaki değişimi gözler önüne seriyor, modern şehirleşmeyi eleştiriyor. Ülkemizin yıllardır boğuştuğu sağ-sol çatışması, başörtüsü sorunu  gibi siyasi sorunları irdeliyor. Değişim, yenilik, batılılaşma gibi kavramları sorgulatıyor. Tüketim alışkanlıklarımıza, ticaret anlayışımıza ve ekonomik temellerimize el atıyor.Ülke olarak kalkınmamızın önündeki engelleri şu şekilde sıralıyor:
1-Düzensizlik
2-Hukuksuzluk
3-Özgüven eksikliği
4-Hareket eksikliği
5-Dertsizlik
Kitap daha çok sonuncu tespitle ilgili. Memleket meseleleriyle okurunun  huzurunu kaçırıp dertlendirmek istiyor adeta. Kitabın sonu ise isyan ahlakıyla harekete geçmenin bir örneğini sergiliyor. Değişen, yozlaşan, içi boşalan, özden uzak, yapay, çakma, suni ne varsa hepsine isyana davet ediyor.
İyi okumalar...Huzurunuz kaçar inşallah :)
Bu okuduğum beşinci M. Kutlu kitabıydı ve en iyilerinden birisi hatta belki de en iyisiydi. Kurgusuyla, diğer kitaplarından aşina olduğumuz temposu ve açık üslubuyla, başlangıcı ve sonuyla, en önemlisi de hikaye boyu arayan, irdeleyen niteliğiyle oldukça güzel bir eser olmuş.

Vatanından ayrı kalmış bir adamın, bir vakit sonra döndüğünde, yaşadığı hayal kırıklıkları ve şaşkınlıklar anlatılsa da hikaye boyunca bir sesli düşünme, analiz ve çözüm üretme çabası söz konusu. Hikaye bir yerde aslında arkada sönük olarak devam ediyor. Çünkü okuyucu da, ortadaki çıkmazlara ve keşmekeşlere odaklanıyor yazarla birlikte. İnsanlardaki değişme ve bozulmaların, manzaraya, silüete de sirayet etmiş olması ne yapmalı, nereden başlamalı? sorularını sordururken, ümit ve karamsarlık arasındaki o kelebek uçuşunu da yazarla beraber yapıyorsunuz.
Ve yazar umutta karar kılıyor: "Allah yeniden başlayanların yardımcısıdır." dermişçesine farklı bir yerden başlıyor.

"Tanpınar divan şiirinden hareketle söyler bu sözü. "Şiirimiz düştüğü yerden kalkacak" der. Yani "ses"ten. Sesini kaybeden, musikisini, âhengini kaybeden şehir onu yeniden bulacak. Yeter ki insan kaybolmasın, insan bozulmasın. Eşyayı, etrafı yenilersin, düzeltirsin ama bozulan insanı düzeltmek zordur; kim bilir kaç nesil alır. Fikriyatımız da öyle. Yeter ki biz, etrafımızda pervane kesilen ruhun fısıltısını duymak için kalbimizi açabilelim. Fetih bir defaya mahsus değil.
Fetih, açmak-açılmak demek.
Bu şehrin kapıları bize yeniden açılacak."

Ortada, yaşadığı ülke ve değerlerini iyi bilen birinin yaptığı yaşam kültürü analizi, medeniyet tasavvuru ve cesurca yapılmış sosyolojik tespitler var. Bunun için yazarı tebrik etmek lazım.

"Şehirlerin silueti onun hangi esasa, fikre, inanca, güce, medeniyet ve estetiğe mensup olduğunu ortaya koyar. Eski şehirler dünyanın her yerinde dini düşüncenin, inancın siluetini taşırlar. Budistlerin pagodaları, mabetleri; Hristiyanların katedral ve çan kuleleri, Müslümanların kubbe ve minareleri, paganların piramitleri..."

Hikayede, şahit olduğu her adaletsizlik, ezilmişlik, haksızlık ve sapmaya karşı tıklayan bir bacak metaforu kullanılmış. Bu huzursuzluğun ayak sesleri oluyor. Ancak başka bir yönü; okuyucuyu da huzursuz olma konusunda teşvik edici, tetikleyici bir unsur olması. Bunun için de yazara teşekkür etmek lazım. Bizi bu huzursuzluğa ortak ettiği, bizi huzursuz ettiği için.
Huzursuz bacak... Ah ne kötü bir rahatsızlıktır, yakınlarımdan bilirim. Eseri alırken acaba huzursuz bacak sendromuyla uzaktan yakından bir alakası var mıdır hikâyenin diye düşünmedim değil. Garip ama bir sendrom etrafında güzel bir hikâye kurgulamış Mustafa Kutlu. :)

Eserde yer alan baş kahramanımız yurtdışında doktorasını tamamladıktan sonra ülkesine döner ve işte o zaman hayat kariyeri başlar. Türkiye'nin acınası durumunu görünce huzursuz bacak sendromu kahramanımızın kapısını çalar ve böylece hikâyemizin ismine konuk olur bu sendrom.

Huzursuz bacak olgusu etrafında yazar ülkenin pek çok sorunundan dem vuruyor kitapta. Ülkesine hizmet etme aşkıyla yanan, kendi ülkesinde adam yerine konulmamasına veyahut torpile, ikiyüzlülüğe boyun eğerek çalışmasının söylenmesine rağmen dik duruşunu bozmayan bir kahramanın hayat hikâyesiyle tanışıyoruz eserde. Ayrıca alaturka bir yaşam ile alafranga bir yaşamı kıyaslama imkânı veriyor okuyucuya anlatılanlar.

Kitap içerisinde altı çizilebilecek çok tatlı cümleler mevcut. Bunun yanı sıra "Her zamanki bizim Mustafa Kutlu" diyebileceğiniz tarzda yine hoş bir eser. Her ne kadar bir Mavi Kuş olmasa da okunmaya değer bir hikâye olduğunu düşünüyorum. Okumayı düşünenler için şuraya bir alıntı bırakalım. :)

"Çağımızda dürüst adam kaldı mı?
Artı yanında hediye olarak bir miktar saflık. Alaturka bir hediye ama olsun.
Bütün bunlardan öte sadakat."
Okuduğum Üçüncü Mustafa Kutlu kitabı. Öyle içindesiniz ki kitabın yazarla birlikte dolaşıyorsunuz eski İstanbul sokaklarını. Sanki Hikayenin kahramanınín ailesinden bir fert siniz.
Bir derdiniz var mı? Dertsiz insan olmaz. Dert sahibi olmamak insanı yorar. Dert bir şeyler yaptırır. Bir amaca hizmet eder. Ama dert iyi bir dert olsun. "Çok para kazanmak" Bu bir dert değil, bu bir hırs. İnsanın yaradılışına ters düşen bir fikir. "Hizmet etmek, korumak, saymak, kanaatkar olmak, sevmek, ahde vefa göstermek..." Asıl dert bu işte. Asıl dert insan olmak. Birinci vazife iyi bir kul olmak. Kulluğa durmak, tövbeye durmak, Hak yoluna durmak... Dert şeytana pirim vermemek. Kırmak bacağını onun asıl dert. Hayra vesile olmak dert. Dert çok ey gönüldaş. Derman çok. Dualar çok. Söz çok sükut pek hoş. Dahası kitapta.
Okuyunuz efendim. Okuyunuz ki bir derdiniz olsun.
Mustafa Kutlu'nun okuduğum ikinci kitabı. İlk Uzun Hikaye'yi okumuştum. Ondaki gibi bu kitabın sonu beni hem duygunlandırdı hemde düşündürdü.
Dili günümüz türkçesi olduğundan rahat okunuyor. Kitabı çok beğendim ve her satırını merakla okudum diyebilirim. Ayrıca kitap çok eğlenceliydi. Yüzümde hep bir tebessüm ile okudum. :)
Kitap tipik Mustafa Kutlu kitabı. İçerik olarak baktığımız da yurt dışına doktoraya giden ve anne babasi aydın ve ayrı olan bir bireyin ilk başlarda anne babasını anlatarak daha sonra yurt dışı dönüşü karşılaştığı İstanbul'u arkadaşlarını yaşadığı mahalleyi eskisi gibi bulamamasi ve bundan rahatsızlık duymasını anlatıyor. Beni etkileyen benim bu hikayede kendimden bir şey bulduğum kısım ise, yurt dışında doktor yaparken babasının vefat etmesi ve bundan 1 yıl sonra haberi olması. Ailesinin özellikle Ömer Faruk'un doktora tezine mani olacağı için dememesi ve bunu başka birinden habersizce duyması... il dışında okuduğum ve anne babam yaşlı olduğu için hep bu korku 4 yıl boyunca içimin en gizli yerinde zamansız gelen bir telefon çalışında birden yüzeye çıkar ve ne yapacagimi bilemem...
Kutlu’nun en çok okunan ve incelenen kitaplarından biri. Üzerinde hayli konuşulmuş. O yüzden söylenecek çok şey de yok aslında. Özetlersek; kendi memleket ve din davasını da sırtına yüklenip yurt dışına eğitim için giden bir gencin eğitimi bittikten sonra babasının ölümünü de haber alması üzerine yurduna dönüşünü ve bu dönüşten sonra iş ararken başına gelenler nedeniyle yaşadığı şaşkınlığı anlatıyor kitap. Genç görüyor ki;aradan geçen yıllar içinde eski dava arkadaşları davalarını unutup “asla” dediklerinin peşinde koşuyor,bir kendisi kalmış dava diye yolundan dönmeyen. Ülke de arkadaşlarında güya kalkınmış ama bu kalkınmanın temeli yok,içi boş bir kalkınma. Bunu engelleyen ise hukuksuzluk,hareket eksikliği,özgüven eksikliği,dertsizlik gibi unsurlar. Acaba sayın Kutlu,bu kitabı ile bizi ülke dertlerine bürümek mi istemiş?
Huzursuz Bacak, uzun yıllar yurt dışında yaşamış, muhafazar gelenekten gelen Ömer Faruk'un, 12 Eylül sonrası tekrar ülkeye dönüşü sonrası eğitim,ekonomi, iş ve sanat hayatına kadar yaşanan değişimi anlatan güzelim öyküsü. Bir nevi "Eskinin mücahitleri müteahhit oldular." sloganının resmedilişi.
Muhafazakar geleneğin, bireyden hareketle yaşadığı değişimi sade ve tatlı bir üslupla bize anlatan Kutlu, hikayesinin sonunda yine buruk bir tat bırakıyor. Kapitalizm çağında "islam" kelimesinin anlamını bilmeden para ve makam uğruna yaşanan değişim sanırım bizden daha çok şey götürecek. Üzülerek ve ibretle izlemekteyim günümüz mücahitlerini(!)
Huzursuz bacak, kol, göz, yürek, kalp, mide, ciğer vb. uzuv ve organlarımın huzursuz olduğu şu zamanlarda Mustafa Kutlu'nun kahramanıyla tanışmak iyi geldi. İstanbul sokaklarını alaturka-alafranga hayat çerçevesinde dolaşmak da öyle.
Her şeyin zamanla değişime yenik düşeceğini, elimizden kaybettiklerimizi gösteren bir Mustafa Kutlu hikayesi. Mustafa Kutlu'nun okuduğum ilk kitabıydı.
Mustafa Kutlu`nun okuduğum ilk kitabı. Tavsiye üzerine okuduğum bir yazar. Pişman değilim iyi ki okumuşum. Kitap aslında hepimizin bildiği toplumsal sıkıntıları bizi hiç sıkmadan bize aktarabiliyor. Akıcı bir dile sahip. Ülkemizde yaşanan sıkıntılar hakkında çok güzel tespitler var. Okurken insanın bacağı tıklamaya başlıyor.
Dört bir yanım ezan sesi ile kaplanıyor,şükür Rabbime,şükür.
Ezan sesi semalarda yükseldikçe,elbette bir hayatımız vardır.
".....Dört bir yanımı ezan sesi kaplıyor. Şükür Rabbim'e. Ezan sesi semalara kadar yükseldikçe elbette bir hayatımız vardır. Tövbe kapısı açık,gayret kuşağı yanı başımızdadır. Gayret bizden,tevfik Allah'tan....."
"Selam" diyor annem.
Babam şöyle bir doğrulup bakıyor.
Ulan çiftliğe insan kılığında melek mi inmiş nedir?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Huzursuz Bacak
Baskı tarihi:
2013
Sayfa sayısı:
164
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759951399
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Dergah Yayınları
İçimde yıllar sonra memlekete dönmüş olmanın sevinci, ellerimde bavullar, havaalanının kalabalık telaşından kurtulup bir taksiye doğru yürürken azıcık terlemiş alnıma huzurun sessiz, sakin, ama garip bir şekilde ürpertici eli dokunuverdi...

Bavulları bıraktım, terimi sildim. Tam bu sırada o boz renkli kertenkele, ayaklarımın ucundan sessiz, sakin ama garip şekilde ürpertici bir bakışla süzülerek geçip gitti.

Kitabı okuyanlar 307 okur

  • l
  • Dünyaya meyil merkezi
  • Zeynep Aksu
  • Saniye
  • Co.
  • ismihan
  • Ülker Nur
  • Egrn
  • Safa Tülek
  • Dilhun

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5.6
14-17 Yaş
%15.7
18-24 Yaş
%21.3
25-34 Yaş
%33.3
35-44 Yaş
%16.7
45-54 Yaş
%4.6
55-64 Yaş
%1.9
65+ Yaş
%0.9

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%64
Erkek
%35.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%25.8 (25)
9
%19.6 (19)
8
%25.8 (25)
7
%12.4 (12)
6
%6.2 (6)
5
%4.1 (4)
4
%4.1 (4)
3
%1 (1)
2
%1 (1)
1
%0