Tahmini Okuma Süresi:
5 sa. 52 dk.
Sayfa Sayısı:
207
Basım Tarihi:
Ocak 2014
Yayınevi:
Dergâh Yayınları
Orijinal Dil:
Türkçe
Orijinal Ülke:
Türkiye
ISBN:
9789759954499
Ülke:
Türkiye
Dil:
Türkçe
Format:
Karton kapak
Reklam

Yorumlar ve İncelemeler

Nur - M. KUTLU /Hepimiz bir boşlukta ve o boşluğu doldurma çabasındayız!
9/10
·207 syf.··
2023 119. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 29 Ağustos 2023 10:19
Nur; hikayemizin başkahramanı, genç bir mimar. Ama öyle bir kahraman ki onunla tanıştıktan, onun iç sıkıntılarını gördükten sonra her kim olursan ve her ne işle uğraşıyorsan uğraş hepsinden sıyrılıp onun arayış yolculuğuna çıkıyorsun! Arayış yolculuğu... Eseri iki kelime ile tanımayacak olsam bu kelimeleri seçerdim. Hepimizin hayatı bir yolculuk değil mi zira? Ama çok azımız günlük hayatın telaşından başımızı kaldırıp hakikatin peşine düşebiliyoruz. Oysa ne denir: "Aramakla bulunmaz ama bulanlar ancak arayanlardır." (s. 162) Nur çok şey öğretti bize bu kitapta. Mutluluk neydi? Parası olan, hali vakti yerinde olan herkes mutlu muydu? "Mutluluk nedir?" Sorusunun peşine düştük hep birlikte. Bu sorunun cevabını aradık. O kadar güzel cevaplar geldi ki sizden, ne güzel şeylere vesile oldu bu arayış. Birkaçını burada da paylaşmak isterim. MUTLULUK: Her zaman şimdide yaşamayı başarabilirsen mutlu bir insan olursun diyor Coelho. Mehmet Bahoz ÖztürkMehmet Bahoz Öztürk Makul durumdaki istek, arzu, beklentileri aslında gücünün yetebildiğince karşılayabilme tatminkarlığıdır. Mahatma Gandhi'nin dediği gibi: "Mutluluk, düşündüğünüz, söylediğiniz ve yaptığınız şeylerin uyum içinde olmasıdır." Emre BulutEmre Bulut Mutluluğu eşyalarda, İnstagram beğenilerinde, kıyafetlerde ve vasat insanlarda aradıkça daha da dibe batacaksınız. Mutluluk bir sokak kedisine "merhaba" demekte, mutluluk kitap sayfalarında, mutluluk gökyüzünde, mutluluk hırsları bir kenara bırakıp yetinebilmekte. Demişti beni yetiştiren koca çınar. Allah gani gani rahmet eylesin üstadım. @SedatCicek
Hikaye-Öykü
NurMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20144,908 okunma
Yazmalara doymuyor du dersiniz :)))
8/10
·207 syf.··
2025 103. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 22 Aralık 2025 13:18
Nur: Sessiz Bir Arayış Mustafa Kutlu’nun Nur’u gürültülü cümleler kurmaz. Bağırmaz. İddialı olmaz. Diğer kitapları gibi ama insanın içine usulca yerleşir. Tıpkı eski Yeşilçam filmleri gibi… Bir bakarsın soba yanıyor, pencere buğulu, kalp biraz kırık ama umut hâlâ orada. Nur’un arayışı büyük laflarla anlatılmaz. O, hayatın içinde yolunu kaybedenlerden biridir. Tıpkı ben, biz gibi "Sevilmek" ister ama sevilmenin ne olduğunu da tam bilmez. Bir yere ait olma isteğiyle dolaşır durur. Ne aradığı bellidir ne de vazgeçebildiği. İşte bu yüzden çok tanıdık gelir Nur. Çünkü onun arayışı, hepimizin içinden geçen o sessiz “ben nereye aitim?” sorusudur. Kutlu, sevgiyi burada bağırarak anlatmaz. Sevgi; bir bakışta, bir bekleyişte, yarım kalan cümlelerde saklıdır. Nur’un sevilme ihtiyacı, çoğu zaman karşılık bulmaz ama umudunu da tamamen kaybetmez. Yeşilçam’daki o masum kadınlar gibi… Çok kırılır ama sertleşmez. Kaderine kızar ama kalbini kapatmaz. Kitap boyunca hissedilen şey, bir acelecilik değil; durup düşünme hâlidir. Modern hayatın hızına karşı, yavaş yavaş akan bir hikâye. Büyük şehirlerin karmaşasına karşı, iç dünyanın dinginliği. Kutlu, Nur’un hikâyesiyle şunu fısıldar sanki:" İnsan bazen kaybolarak bulur kendini." Nur, mutlu bir son vaadiyle bitmez belki ama insanın içine sıcak bir şey bırakır. Eski bir filmden çıkmış gibi hissedersin. Gözlerin dolu ama yüzünde belli belirsiz bir tebessüm vardır. Çünkü bilirsin; arayış devam ediyordur ve bazen bu, bulmaktan daha kıymetlidir. Kısacası Nur, sevginin sessizliğini, arayışın masumluğunu ve Yeşilçam tadında bir insan sıcaklığını anlatan ince bir hikâye. Okurken değil, bitirdikten sonra etkileyen türden kütüphaneniz de yer alırsa çok mutlu olurum .Gelelim bu kitabı tavsiye eden biricik yol arkadaşım KevserKevser e seninle okumak
Alıntı
NurMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20144,908 okunma
İnsan insan derler idi
Puan vermedi·207 syf.··
2024 8. kitabı
·
27 saatte okudu
·
Okunma: 29 Ocak 2024 21:11
Biz de insanız. Çekindiklerimiz, kaçtıklarımız, korktuklarımız var elbet. Dahası. Dahası ne? Sevdiklerimiz var. Bu duyguları beslediklerimiz elle tutulur, gözle görülür bir cisim olmak zorunda da değillerdir. Bir düşünüştür mesela içimizi heyecanlandıran. Bir serzeniştir şiirde duyduğumuz mısralar. Bir muhabbettir kış günlerinde soğukta yol aldırıp da yüreğimizi ısıtan. O'nun nurudur, şu köhne dünyayı çekilir kılan. Nedir insanı insan yapan? İnsan bir arşın kefene sığar da koyabilir misiniz üç beş kelimenin içine? Sığdıramayız, olduramayız. Çabalarız ancak. Mükellef olduğumuz husus da bu kadardır zaten. Sefer bizden zafer Allah’tan. İnsan eşrefi mahlukattır ve de esfeli safilin. Sırf babamdan da duymadım bu sözleri. İlk Amentüm İsmet Özel’inki değildi tabii ki. Sözlüklerde de tanımı mevcut bu kelimenin. Bilmediğim bir kavram için ben de sizler gibi sözlükleri kullanırım. Sözlük demişken sözlüklerimizin de çarşaf çarşaf kağıtlardan ibaret olmak zorunda olmadığını hatırlayalım. Bir arkadaşımın babası sözlüğüydü mesela. Arkadaşım babasına kelimeleri sorar babası der ki: “Bu kelimenin kökeni şudur, hatta şu kelimeler de bu kelimenin aslından türemiştir…” Ne âlâ sözlük ama? Siz de arayın hocam. Sözlük arayın yüreği olan, sözü size özel vardıran. Benim şu an yanımda değil yüreği olan, bana münhasır söz vardıran; kağıtlardan oluşmuş bir sözlüğüm bile yok. Sade bu satırları yazdığım tuşlara basmakla ulaştım insan’ın sözlük tanımına. Nasıl tanımlanmış bakalım: “Toplum hâlinde bir kültür çevresinde yaşayan, düşünme ve konuşma yeteneği olan, evreni bütün olarak kavrayabilen, bulguları sonucunda değiştirebilen ve biçimlendirebilen canlı; adam, âdem, âdemoğlu, insanoğlu, kişioğlu, beniâdem, benibeşer, fâni.” Yani diyorlar ki efendim, o kadar kültürel yetkinliklere sahip, düşünme
NurMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20144,908 okunma
Mimar Nur
8/10
·207 syf.··
2025 33. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 05 Ocak 2025 00:00
Nur; kendini arama yolculuğuna çıkan ve bu yolda farklı insanlarla tanışan genç bir mimar. Bu yolculuğa çıkmadan önce onun gibi genç bir mimar olan Sinan ile tanışır aralarında bir bağ oluşur fakat Sinan, Nur’un yolculuğu için ona fırsat verir. Bu kitap, hem mimar olma yolunda olan hem de kendini arayan benim için çok anlamlı. eklemek istedim..
NurMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20144,908 okunma
10/10
·207 syf.··
2017 166. kitabı
·
20 saatte okudu
·
Okunma: 09 Aralık 2017 20:14
Hakikati arayan zengin, genç bir kızın hikayesi.. Her kişinin kendine sorması gereken temel, kadim soruları sormuş ve bunların cevabını arayan bir kızın hikayesi. Tasavvufi içerik herkesin anlayabileceği bir üslupla işlenmiş, aynı zamanda tasavvuf hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak için arayışa sevk edecek bir üslup kullanılmış. Bir solukta okuyacağınız, sürükleyici bir kitap. Okuduğunuza pişman olmayacaksınız. .
Edebiyat
NurMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20144,908 okunma
Nur
8/10
·207 syf.··
2021 8. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ocak 2021 19:45
Aman Allah’ım! Yahu arkadaş dünyada bu kadar güzel bir göz, güzel bir yüz olabilir mi? İri hareli, uzun kirpikli ela gözler, hilal kaşlar; kaş dedikse hiçbir yanı alınmamış hilkatten böyle. Minik kalkık bir burun, zarif ağız ve çene. Koyu kestane gür saçlar parıl parıl o kuğu boyun üzerine dökülmüş. Ne desem boş, bu güzelliği tarife dil yetmez. Bir de beyaz dişlerini, gamzelerini göstererek gülümsemez mi. Toprak ayağımın altından kaydı, bayağı bir sallandım. Gel de düşme. Buğulu, esrarlı bir sesle konuştu. Ya Rabbi bu bir insan mı, yoksa melek mi?...” Mustafa Kutlu böyle başlıyor hikayesine. “Nur’un bir kalbi var. Ama kanıyor”. Nur, annesi ve babası hayatta olmasına rağmen, bir boşluğun içinde büyür. Ninesi büyütür kızcağızı. Gün gelip de nine de öbür tarafa göçünce Nur çıkmaza düşer.. Hakikat arayışı... Yoluna Sinan çıkar, birlikte sorulara cevaplar ararlar. Hikayede Yeşilçam havası hissediliyor... Sinan orta halli, bol çocuklu, babasız bir ailenin çocuğu. Klasik bir hikaye gibi görülüyor Nur. Ama verilmek istenilen mesajlar dikkate değer.. Nur’a yolculuğunda İbn Arabi, Mevlana, Yunus Emre, Mimar Sinan, Şeyh Galib, Mehmet Akif, Nurettin Topçu, A.Hamdi Tanpınar ve birçok sufi yoldaşlık ediyor. Kitabı hem sıkılarak okudum hem okumak istedim anlamadım bu işi. Bir şekilde okuma isteği beni sona götürdü. Hikayenin bazı bölümlerinde gerçek hayatta karşılaşmayacagimiz türden. Keyifli okumalar diliyorum.
Edebiyat
NurMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20144,908 okunma
10/10
·207 syf.·
2022 7. kitabı
Kimi insan ne aradığını bilmeden, kimi de bilerek hep bir şeyler arar durur. Bulmak mı? Nasip... Herkesin bir arayış içinde olduğu bir dünyada bir anlam arayışının öyküsü... Kalabalıklar içinde yalnız büyüyen ve hep bir arayış içinde olan Nur'un hakikati arayışını, hidayeti bulmasını konu almış. Diğer okuduğum Mustafa Kutlu hikayelerine göre daha akıcı buldum bu kitabı. Sonunda böyle bitmeseydi dedirtse de beğendim. Okumaya değer ve belki de herkese bir arayış içinde olduğunu hatırlatması bakımından da düşündürücü ve faydalı olur. Umut kalbimizde bir kuştur, sürekli öter. .(s, 90) İçinde bir ses: "Kurtulmak için kurtarmak lazım".(s, 198) — Nasip diye bir şey var, inanacaksın. "Ne lazımdır sana gezmek Semerkand'ı Buhara'yı / Sana taksim olan kısmet bulur arayı arayı. (s, 178) — Ara kızım ara. Aramakla bulunmaz ama bulanlar ancak arayanlardır..(s,162) Az uyuyor Nur. Gece namazlarını kılıyor. Sabahın seherinde bahçeye çıkıp bülbül dinlemeyi, sessizliği koklamayı, Allah'ın ayetlerinden olan Kâinat Kitabı'na bakmayı seviyor. Sanki o anlarda kalbi açılıyor.. (s, 165) Mustafa KutluMustafa Kutlu
Edebiyat
NurMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20144,908 okunma
Puan vermedi·207 syf.··
2024 5. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2024 11:38
Enfes bir hikaye daha... Buram buram anadolu kokuyor okurken dalıp dalıp gidiyorsunuz ve malesef bir solukta bitiyor. Tek solukta okumalık bir hikaye var karşınızda. Nedense Mustafa Kutlu'nun hikayelerini bir gecenin derunun da ya da seher vaktinde soluksuz okumayı seviyorum. Keyifli okumalar...
NurMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20144,908 okunma
10/10
·207 syf.··
Beğendi
·
2020 103. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2020 10:12
Bir mustafa kutlu hikayesinin daha sonuna gelmiş bulunmaktayım. Nur ismi dolayısı ile bnde değerli bir yere sahip. Bu yüzden adı bile bende kıymetlidir. Kitaba gelince 'Nur'un arayışı kitabın odak noktası. Bir genç kız, anne baba iletişimi olmayan, zenginlik içinde ama anne baba sevgisinden bi haber büyüyen sadece babaanne sevgisi ile kendini toplamaya çalışan bir çocuk. Büyüyüp içindeki huzursuzluğun peşinden gitmeyi kendisine gaye edinen bir genç. Sorular, sürekli içini kemirir duran çıkmazlar, metafizik bunalımlar hakim bolca. Fakat soruların hemen hemen hepsinin ucu açık kalmış, hani cevaplar tatmin edici değil, bir dikkat işareti var ama o kadar sanki devamı yok gibi. Kendini yardıma adayan bir kız huzurun ve gerçek aşkın peşinde... Bir arayış insanın içinde hep var ama farkedebilmek mesele. "aramakla bulunmaz ancak bulanlar arayanlardır" sözünü kendisine adeta şiar edinmiş. Velhasıl kelam rahatlıkla okuyabileceğiniz belki bir yolculuk belki de bir.... ne bileyim orasına siz karar verin bence beyin yormak istemediğinizde açıp okuyabileceğiniz tatlı bir kitap
NurMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20144,908 okunma
Puan vermedi·207 syf.··
2025 14. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 12 Temmuz 2025 09:01
Mustafa Kutlu’nun Nur adlı kitabı,modern hayatın içindeki insanların manevi boşluklarını ve anlam arayışlarını konu alır. Kitapta, şehirde yaşayan bir adamın huzursuzluğu ve bir dervişle karşılaştıktan sonra yaşadığı değişim anlatılır. Yazar, sade ve anlaşılır bir dil kullanmıştır. Okuyucuyu yormadan, derin mesajlar verir. Hikâye kısa ama düşündürücüdür. Nur, bize gerçek huzurun iç dünyamızda olduğunu hatırlatır.
NurMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 20144,908 okunma

Yazar Hakkında

Mustafa KutluYazar · 53 kitap
Mustafa Kutlu, 6 Mart 1947’de Erzincan’un Ilıç ilçesine bağlı Kuruçay nahiyesinde doğar. Babası Nurettin Bey, annesi Sulhiye Hanım’dır. Beş kardeştirler. Üç ablası ve bir de kız kardeşi vardır. Mustafa Kutlu ‘nun ailesi ilmiye sınıfındandır. Babası Nurettin Bey rüştiye tahsillidir. Nahiye Müdürlüğü yapar. Anadolu’nun pek çok yerinde bu görevi yürütmüştür. Dedeleri de çeşitli memuriyetlerden gelmedir. Soylarına Hacıyakupoğulları denir. Ailenin bilinen bütün kökleri Erzincan’dadır. Babasının görevi sebebiyle bir yerde bir iki sene kalıp başka bir yere nakilleri gerçekleşir. Babası 1953 yılında emekli olduktan sonra Erzincan’a döner, kahvelerde arzuhalcilik yapar. Babasını 1959 yılında 12 yaşındayken kaybeder. Babası ile pek fazla içli dışlı olamaz. Nurettin Bey tam bir Osmanlı Beyefendisidir. Eski harfleri çok iyi yazar. Kutlu’nun kendisi gibi Nurettin Bey de babasını 12 yaşında kaybeder. Babanne ikisi erkek, ikisi kız olan çocuklarını kendi başına yetiştirmek zorunda kalır. Mustafa Kutlu ‘nun Annesi Sulhiye Hanım ve babannesi de tam bir Osmanlı Hanımefendisidirler. Eşlerinin yokluğunu çocuklarına hissettirmemek için ellerinden gelen gayreti gösterirler. Sulhiye Hanım’ın isminin kaynağı 1923’te ilan edilen Cumhuriyet’tir. “Sulh” olduğu için ismini Sulhiye koymuşlardır. Çocukluğunda yazları annesinin köyüne gider. Eskiden şehir ve taşra hayatı birbirinden bugünkü kadar kopuk değildir. Erzincan’da mahallelerinin hemen yakınında bir köy uzun yıllar; ahırıyla, mereğiyle, davarı, nahırıyla varlığını korur. Babasının tayin edildiği bir nahiyede ev bulamadıkları için istasyon yakınlarında bir binada kalırlar. Burası Kemah Beylerinden Sağıroğulları’nın Cebesoy İstasyonu’na yaptırdıkları bir dinlenme evidir. Kısa bir süre de karakol binasında kalmışlardır. Bu günlerin hatıralarını Kupa Maçı [Gİ] ve 5492 [AKY] isimli hikâyelerinde kullanır. Burada dumanlı trenler, istasyonlar, demiryolu çalışanları, ıssız tabiat ve hayvanlarla içli dışlı olur. Beş altı yaşlarındayken okula giden ablalarının kitaplarından okuma yazmayı öğrenir. Bu kitaplardaki şiirleri ezberler. Okula gitmeden önce ikinci üçüncü sınıf talebesi kadar bir birikime sahip olur. Babasının ölümü ile birlikte (orta ikinci sınıftadır) zor günler başlar. Annesine yardımcı olmak için birçok iş yapar. Sebze halinde arabadan karpuz indirir, kahvede garsonluk, çadırlarda puantörlük yapar. Yine bu yıllarda uğraştığı iki iş vardır. Biri resim yapmak diğeri futbol oynamak. Mahalli ligde futbol oynar. Mustafa Kutlu – Tahsili Mustafa Kutlu, İlkokulu, ortaokulu ve liseyi Erzincan’da okur. Ortaokula kadar oturdukları ev deprem sonrası yapılan prefabrik evlerdendir. Buraya elektrik gelmediğinden orta ikiye kadar petrol lambası kullanmışlardır. İlkokuldan itibaren edindiği okuma alışkanlığı, ortaokul sıralarında edebî zevke dönüşür. Edebiyat okumayı düşünür; fakat edebiyatçı olmak gibi bir tasarısı yoktur. Lisede fen kolundan mezun olur. Fen koluna giriş sebebini şöyle açıklar: “Sıra arkadaşımla mahalli bir amatör kümede, aynı takımda top koşturuyoruz. Çocuk kütüphane müdürünün oğlu ve dersleri çok iyi. Ben haytayım, derslerim o kadar iyi değil. O arkadaşım babasının yönlendirmesiyle fen bölümüne giriyor. Fen, yani zor bölüm, ki üniversitede tıp kazansın, teknik üniversiteye falan gitsin. Ben de diyorum ki, “ulan orayı yapamayız oğlum, biz top oynuyoruz, edebiyata gidelim, edebiyat kolay.” O fen koluna gidince ben de onun peşi sıra fen bölümüne gittim. Yani arkadaş kurbanı oldum.” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17) Mustafa Kutlu on üç dersten bitirme imtihanına girerler. Yazılıyı vermeyeni sözlüye almamaktadırlar. Birçok öğrencinin tek dersten kalıp liseyi bıraktığı bir dönemde mezun olabilen iki öğrenciden biridir. (1963) Mustafa Kutlu , Liseyi bitirdikten sonra resme olan hevesi yüzünden Güzel Sanatlar Akademisi imtihanına girmek ister. O güne kadar Erzincan sınırlarına çıkmamış bir taşra çocuğunu Güzel Sanatların “frapan havası” iter. Böylece on yıl uğraştığı resim defterini kapatır. Buraya girmeyişinin bir başka sebebi de taştada bir kılavuzu olmayan, belli bir eğitimden geçmemiş, kendi kendini yetiştiren bir ressam adayının pek bir yere varamayacağını hesap etmesidir. Mustafa Kutlu Erzurum Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesine 1964’te kaydolur. Burada yeni ve değişik bir dünya ile karşılaşır. Orhan Okay, Kaya Bilgegil, Niyazi Akı, Selahattin Olcay gibi hocalarla tanışır. Mustafa Kutlu iki arkadaşı ile birlikte Erzurum Halkevi salonunda yağlıboya resimlerinden oluşan bir sergi açar. Burada 30-40 kadar resmi sergilenir. Üniversite üçüncü sınıfa kadar aklında yazı yazmak düşüncesi yoktur. Mustafa Kutlu bir gün Orhan Okay Hoca’nın odasında Hareket Dergisi’nin sahibi Ezel Erverdi ile karşılaşır. Bu karşılaşma hayatında bir dönüm noktası olur. Çünkü Ezel Erverdi desensiz mesensiz diye eleştirdiği Kutlu’dan desen göndermesini ister. Gönderdiği ilk desenler Hareket’in 28. sayısının kapağını süsler. Sonra bu dergide hikâyeleri de yayımlanmaya başlar. İlk hikâyesi 29 Mayıs 1968’de yayımlanan “O…”dur, hikâye ile birlikte biri kapakta olmak üzere 6-7 deseni çıkar. Üniversitenin son sınıfında Orhan Okay Hoca ile “Sait Faik’in hikâyelerinin resim ve perspektif açıdan incelenmesi” konulu tezini hazırlar. 1968’de okulu bitirir. Mustafa Kutlu – Memuriyeti 1969’da Erzincan’da görücü usulü ile, hayatımın en güzel tevafuku dediği eşi Sevgi Hanım ile evlenir. (Bu evlilikten bir erkek bir kız çocukları olmuştur. ) Evliliği ile birlikte öğretmenliğe başlar. İlk tayini Tunceli’ye çıkar. Dört yıl Tunceli Lisesi’nde çalışır. 1972 yılında İstanbul’a tayin edilir. Küçükköy Vefa Poyraz Lisesi’nde iki yıl öğretmenlik yapar. 1974 yılında çok sevdiği mesleğinden istifa ederek ayrılır. Hareket Yayınları’nı genişletmek isterler. İstifa gerekçesini şöyle açıklar: “Öğretmenliği çok seviyordum; fakat yine de dergiye ağırlık vermemiz gerektiği için istifa ettim.” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17) Mustafa Kutlu – Yayın Hayatı Mustafa Kutlu, 1968 yılında İstanbul’da çıkan Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi’nde yayımladığı hikâyelerle yayın dünyasına girdi. Adımlar (Erzurum, 1970-72), Hisar, Türk Edebiyatı, Düşünce, Yönelişler gibi dergilerde yazdı. “Üniversite yıllarında yazmaya başladım. İlk yazdığım “O” hikâyesinden itibaren bütün yazdıklarımı yayımladım. Bu işi şuurla yürüttüm. Bizim neslin bu sahada ağabey, hoca, arkadaş kabilinden mürebbisi yok sayılır. Kendimi yetiştirdim. Bu açıdan ilk hikâyelerimin yayınlanması, hatta kitap haline gelmesi hem bir şans, hem bir talihsizliktir. Okuyucunun karşısına olgun örneklerle çıkamadım, ancak zamanla kendi hikâyeme doğru yürümeye başladım. İlk iki kitabım hazırlık dönemidir.” (Yaşar Kaplan, “Mustafa Kutlu’yla Bir Söyleşi”, Aylık Dergi, Sayı 63-64-65, 1984, s:44) Hikâyeleri, desenleri ve diğer yazıları Hareket dergisinde yayımlandı. Adımlar dergisinde şiirleri de vardır. Hikâyelerini bu dönemde kitaplaştırmaya başladı. İlk hikâye kitabı “Ortadaki Adam” (1970) Hareket Yayınları tarafından basıldı. Bunu “Gönül İşi” (1974) takip eder. Bu arada iki inceleme yayımlar. Bunlar Sabahattin Ali ve Sait Faik üzerinedir. Bunların yayımlanması ona göre hem bir şans hem de bir şanssızlıktır. “Talebelik sırasında yapmış olduğum iki çalışma hemen yayımlanma şansı buldu. Bunlar erken yayının bütün acemiliklerini taşıyan kitaplardı; ama benim için büyük bir şanstı.” (Adnan Tekşen, “Mustafa Kutlu ile Mülakat”, Zaman, 16 Temmuz 1987, s. 9. Mustafa Kutlu , Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisinin (8 cilt 1976-1998) 2. ciltten itibaren yayın yönetimini üstlenir ve bu ansiklopediye geniş ölçüde madde yazar. 1974-75’ten itibaren 20 yılını verdiği bu ansiklopediyi 1973’te aldığı Smith Corona marka daktilosundan yazarak çıkarır. Ansiklopedi için şimdi profesör olan D. Mehmet Doğan ile çalışır. Fikir ve Sanatta Hareket Dergisi 1982’de kapanınca kendi tabiri ile sudan çıkmış balığa dönerler; çünkü dergi ile yaşamaya alışmışlardır. Mustafa Kutlu, 1980’lerin ortasından sonra sinemaya yönelir ve senaryolar yazmaya başlar. “TRT’de dramatik belgeseller yazdım: Divan-ı Lügati’t Türk’ün bulunuşu ile ilgili ‘Bir Kitabın Hikâyesi’; ‘Müzedeki Şiir’, Divan Edebiyatı Müzesi ile bağlantılı bir belgeseldi. Selim ileri ile beraber Pazartesi Hikâyeleri’ni hazırladık; birçoğu çekildi. Halit Refiğ’in yönettiği ‘Kurtar Beni’ ile Osman Sınav’ın çektiği ‘Kapıları Açmak’ görünür hale geldi; çünkü her ikisi de ödül aldı. TGRT’de yayınlanan Ufukta Bir Ağaç’ı yazmıştım…” (Murat Menteş, “Göründüğü Gibi Olan Adam”, Gerçek Hayat, 16-21 Mart 2001, s.17) Ömer Seyfettin’in Yalnız Efe’sini senaryolaştırır. Diyanet İşleri’nin çocuk filmleri yapması ve bu filmlerin TRT’de gösterilmesi için Turgut Özal’ın girişimi ile bir proje hazırlar. Yusufçuk diye 8 bölümlük bir dizi yazar. “İnsanlar Yaşadıkça” isimli dizisi TRT engeline takılır. Son yazdığı senaryolardan birini TRT’ye teklif etmiş, ismi Mavi Kuş olan bu senaryo şu anda sinema filmi olarak düşünülmektedir.” Mustafa Kutlu’nun Kapıları Açmak isimli senaryosunun Turizm ve Tanıtma Bakanlığı’nın açtığı yarışmada ikincilik derecesi vardır. Mustafa Kutlu, dergiciliğe uzun bir ara verdikten sonra Dergâh (1990) ile bir dönüş yapar. İlk sayısı Mart ayında yayımlanır. Dergi edebiyat-sanat dergisidir. Dergâh’ın çıkışını Sultan Ahmet’teki Derviş çay bahçesinde İsmail Kara, Mustafa Kutlu ve Ezel Erverdi kararlaştırır. Mustafa Kutlu derginin yanı sıra Kutlu, hâlen Dergâh Yayınevi’nin yönetimini de sürdürmektedir. 1986 yılından itibaren Zaman gazetesinde “Bir Demet İstanbul” başlığı altında şehir yazıları yayımlanır. Bu yazılar daha sonra Şehir Mektupları (1995) adı altında kitaplaşır. Halen Yeni Şafak’ta kültür-edebiyat yazıları yazmaya devam eden Kutlu, aynı gazetede spor yazıları yazmaktadır. 2012 yılında Osman Sınav’ın yönetmenliğinde ve Kenan İmirzalıoğlu’nun başrollüğünde “Uzun Hikâye” isimli eseri beyaz perdeye aktarılmıştır.